Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-077-8
13x19.5 cm, 384 s.
BASKISI YOK
BASILACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Kate Millett diğer kitapları
Zulüm Politikaları, 1998
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Tımarhane Yolculuğu
Özgün adı: The Loony Bin Trip
Çeviri: Nesrin Kasap
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Mücellit Örnek Mücellithanesi
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 1995

Tımarhane Yolculuğu, kadın özgürlüğü hareketinin öncülerinden Kate Millett'in , "deliliği", "normalliği" ve "özgürlüğü" tartıştığı otobiyografik bir kitap.

Millett, "oraya gidip dönenler"e adadığı bu cesur kitabında herkesi toplumda "delilik" denen olgu üzerine ve "özgürlüğün kimin hakkı olduğu" konusunda düşünmeye çağırıyor:

"Kendi başımdan geçenleri anlatacağım size. Çünkü anlatmak, olanları yeni baştan yaşayarak bir çeşit cin kovma, benliği –zihni– onarma ve doğrulama işlevini görüyor benim için. Çoğumuzun çıktığı bir yolculuk bu. Kimilerimiz bu yolculuktan sağ salim dönüyor; kimilerimiz ise suç ortaklığı yapmamız, 'hasta' olma mesleğine katılmamız için yapılan çağrılar ve teslim olmamız için yapılan baskılarla bize verilen zarar yüzünden gücünü yitirmiş olarak dönüyor... 'Akıl hastalığı' denen o yaygın batıl inancı, hapsedilip zorla ilaç kullanma biçimindeki o fiziksel olguyu, sonunda bir yere konup sonsuza değin kapalı tutulma ya da serbest kalınsa bile yaşamının geri kalan yıllarını damgalanmış olarak yaşama tehdidini içeren bir sistem bu. Ne de olsa, yaşamımız boyunca hepimizin karşısında bir gözdağı olarak duran bir yazgı bu 'aklını yitirme' kavramı. Bir zamanlar saçma, olanaksız, benim değil, bir başkasının başına gelebilecek bir şey olarak niteleyeceğim bir olasılıktı bu.

...Tımarhane Yolculuğu'nu 1982-1985 yılları arasında yazdım. Pişmanlığın ve kendini yadsımanın, hoşnutsuz toplumla yapılan o suç ortaklığının, yani depresyonun izlerini taşıyan bir ruh hali içinde, ilk önce son bölümü yazdım. Şimdi, bu bölümü yeniden okuduğumda bana yanlış gelen bir şeyler buluyorum. Doğru, depresyonu betimliyor bu bölüm: teslim olmayı, boyun eğmeyi, yanlış bir bilinç oluşturacak kadar büyük bir yadsımayı. Ama bu bölümü daktiloya çekerken, Dur biraz, niye buna depresyon diyorsun? demek geliyor içimden – niye üzüntü demiyorsun buna? Üzüntünün, hatta öfkenin bir hastalığa dönüşmesine izin verdin sen. Sana yapılan şeylerin –içeri tıkılmanın sarsıntısı ve utancının– yarattığı o bunaltıcı ve açıklanması olanaksız görünen üzüntünün gizemli bir psikoza dönüşmesine izin verdin. Nasıl yapabildin bunu?"

OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 7-8

Bu, delilik olarak tanımlanan o karabasana, o toplumsal duruma, o dışlanıp bir yere kapatılma deneyimine yapılan bir yolculuğun öyküsüdür. Kendi başımdan geçenleri anlatacağım size. Çünkü anlatmak, olanları yeni baştan yaşayarak bir çeşit cin kovma, benliği –zihni– onarma ve doğrulama işlevini görüyor benim için. Çoğumuzun çıktığı bir yolculuk bu. Kimilerimiz bu yolculuktan sağ salim dönüyor, kimilerimiz ise bir şeyler yitirerek, suç ortaklığı yapmamız, "hasta" olma mesleğine katılmamız için yapılan çağrılar ve teslim olmamız için yapılan baskılarla bize verilen zarar yüzünden gücünü yitirmiş olarak dönüyor. Bunları anlatmamın bir amacı da, aynı gemiye daha önce binmiş ya da binmek üzere olan bütün insanlara, bu garip inanç sisteminin ele geçirip altüst ettiği kişilere yardımcı olmak. "Akıl hastalığı" denen o yaygın batıl inancı, hapsedilip zorla ilaç kullanma biçimindeki o fiziksel olguyu, sonunda bir yere konup sonsuza değin kapalı tutulma ya da serbest kalınsa bile yaşamının geri kalan yıllarını damgalanmış olarak yaşama tehdidini içeren bir sistem bu. Ne de olsa, yaşamımız boyunca hepimizin karşısında bir gözdağı olarak duran bir yazgı bu "aklını yitirme" kavramı. Bir zamanlar saçma, olanaksız, benim değil bir başkasının başına gelebilecek bir şey olarak niteleyeceğim bir olasılıktı bu.

Daha gençliğimde bu karanlık dünyanın ölüler diyarını ya da en azından ilk bölümünü şöyle bir görmüştüm. On sekiz yaşındayken, bir yaz, güney Minnesota'daki St. Peter Akıl Hastanesi'nde çalışmıştım. Böyle yerlerin ne berbat olduğunu genç yaşta öğrendiğim için, yetişkin bir kişi, bağımsız, kabullenilmiş bir kişi, kitapları yayımlanmış bir yazar olarak böyle yerlerden birine gönderileceğim aklımın köşesinden bile geçmezdi. 1973'te, bu iş başıma geldiğinde, aklım karışmış, bunu bir rastlantı, utanç verici bir olay, aile bireylerinin bir hatası ve yanılgısı, bir safdillik ürünü olarak görmüştüm. Serbest bırakıldıktan sonra, derin bir üzüntüye kapılmış, bu hapsedilme yüzünden kendime güvenim sarsılmıştı; yurttaşlık hakları konusuyla ilgilenen avukatların yalvarmaları ve bir mahkeme –görülmemiş bir şeydi– sonucunda özgürlüğümü kazanmış olduğum halde, çevremdeki insanlar benim "kaçık" olduğuma inanıyorlardı, öyleyse pekâlâ kaçık olabilirdim. Dahası, ortada o uğursuz manik depresyon tanısı, profesyonellerin bilimsel akıl hastalığı yargısı vardı. Korku ve yalnızlık içinde çökmeye başlamıştım. Kendimi öldürmemek için umarsızca çabalarken –mantık bakımından bir sonraki aşama, koşulların beni zorladığı bir infazdı bu– çılgıncasına yaşamımı, hiç değilse bedenimi kurtarmak için, tek seçeneğimmiş gibi görünen öbür seçeneğe başvurdum ve aklımı, ruhumu, benliğimi teslim ettim: "yardım" istedim, bir lityum hastası oldum ve o günden sonra da ölçülü bir yaşam sürdürdüm. Benimki gibi sağlam olmayan bir aklın bir ilaçla yatıştırılıp bastırılması gerekiyordu; kendi başına bırakıldığında bozuktu, tutarsızdı aklım.

Yedi yıl boyunca, el titremesi, ishal, böbrek yetmezliği olasılığı ve lityumun bütün öbür yan etkileriyle birlikte yaşadım. Sonra, 1980 yazında, lityumu bırakmaya, böylece hiçbir zaman tam olarak inanmadığım ve kızmakta da haklı olduğum bir otoritenin denetiminden çıkmaya karar verdim. Kendi başıma böyle bir şeye kalkışma kararı, kendi mantığım açısından bir kumardı. Çünkü lityumu konulan tanının ve hapsedilmenin yol açtığı depresyona karşı bir çare olarak kabullenirken, hem tanının hem de hapsedilmenin doğruluğunu kabul ettiğim gibi, yetersizliğimin ve yozlaştırıcı akıl hastalığımın açıkça ilan edilmesini de kabul etmiş oluyordum; insanı bir yere kapatma biçimindeki öbür tedavi yollarıyla kişinin özgürlüğünü ve onurunu yitirmesine yol açan bir hastalığın varlığını itiraf etmiş oluyordum. Kaybım geçici olduğu için ben şanslıydım. Ama kaybı kalıcı olan binlerce insan görmüştüm. Ben bu damgayı reddetme, bu yakıştırmaya karşı çıkma cesaretini gösterdim. Bu düşüncemi kendime saklasaydım, verdiğim karar hiçbir soruna yol açmayacaktı belki de. Ama kendimi güvenlikte sanıyordum. İşte olanlar.

Devamını görmek için bkz.

Nesrin Kasap, "Çevirmenin Sonsözü", s. 382-83

Kate Millett, Sokak Kadınları adlı kitabında bir "dolap" kavramından söz eder. Kafalarımızın içinde çözümlenememiş bir karabasan halinde duran, bastırılan ve kolayca dile getirilemeyen konuları birer dolaba benzetir Millett; "Herkesin kafasında içini açıp bakmaya korktuğu bu çeşit dolaplar vardır," der. İşte Tımarhane Yolculuğu da bu dolapların en karanlıklarından birini aralama çabasıdır bir bakıma.

Kişiliği "dengede tutma" denen yetiyi yitirip genelgeçer davranış kalıplarının dışına çıkma korkusu, neredeyse her insanın zihninin bir köşesinde gizliden gizliye varlığını sürdürür. Aklın sapması, baş edilmesi en güç karabasanlardan biridir çoğumuz için. Aklın sapmasının getirebileceği sonuçları, kimi örneklerde şu ya da bu biçimde gözlemlediğimiz damgalanma, indirgenme, giderek dışlanma olgularını göğüslemek, hele yalnızlığa göğüs germek hiç de kolay değildir çünkü. Tıp biliminde zihinsel sorunların kökeni üzerine henüz açık ve kesin yanıtlara ulaşılamamış olmasının bu durumu daha korkutucu kıldığı da su götürmez.

Bu belirsizliğin acısını yoğun biçimde yaşayan insanlardan biridir Millett. Yaşamının erken bir döneminde kendisine manik depresif tanısı konmuş, böylece aşırılıklarla dolu bir kişilik yapısı olan insanlar kategorisine yerleştirilip damgalanmıştır. Her şeyin kusursuz olmasını düşleyen Amerikan toplumunda aykırı bir kişilik oluşturmuştur çünkü Millett. Seçtiği ya da belki sürüklendiği yaşam biçimi, içinde yaşadığı toplumun çoğunluğunun değer yargılarıyla pek çakışmamaktadır. Zihninin düşünce hızı, normal sayılan ölçülerin çok ötesindedir. Ve bir şeyleri değiştirmek için savaşım vermeye kalkışacak derecede de gözüpektir. Bütün bu özellikleri, tedavi edilmesi gereken bir akıl hastası konumuna getirir onu sonunda. Böylece yazar kendini yeğin bir var kalma savaşımı içinde bulur. Gelgitlerle yürür bu savaşımı. Sevgilerinin yıkıcı da olabileceğinin ayrımına varamayan yakınlarına ve katı bir tutum alan nesnellik iddiasındaki psikiyatri kurumuna kimileyin boyun eğer, kimileyin de başkaldırır. Tımarhane Yolculuğu'nda bu savaşımı son derece güçlü bir kalemle öyküler Millett. Kitabın üç ana bölümünün ilkinde, "manik dönem" diye tanımlanan döneminin coşku ve dinamizminin yansısını buluruz; cümleleri ivecen bir akış içindedir. Bu coşkun ruh halinin zararlı görülüp engellenmesinin ve isteği dışında bir akıl hastanesine kapatılmasının öyküsünü anlattığı ikinci bölümde ise, karamsarlık ile umut arasında gidip gelen kırık dökük ve karmaşık cümlelerinde, yaşadığı bu karabasanın öyküsünü buluruz. Son bölümde de, acınası bir kalıntı haline gelmiş bir insanın kırılgan bir umutla yaşama sarılma ve yeniden üretken bir kişi olabilme çabasının öyküsü anlatılır.

Yazar, temelde böyle bir zamandizinsel çizgiye oturttuğu anlatısını yer yer anılar ve çağrışımlar yoluyla tekdüzelikten uzaklaştırır. Öyle ki, kimi zaman bugün ve geçmiş iç içe akmaya başlar ve kendimizi neredeyse yazarın zihninin akışına katılmış gibi hissederiz. Bir yandan usta anlatım tekniğiyle bizi kendi zihninin içine sürüklerken, bir yandan da açıksözlülüğüyle ve zaman zaman acımasızlığa varan özeleştirileriyle alabildiğine sarsar bizi Millett. İnsanların genelde kusurlarını, ayıplarını gizleme eğiliminde olduğu göz önüne alınırsa, Tımarhane Yolculuğu'nun bize ender rastlanan bir davranış örneği sunduğunu söylemek pek yanlış olmaz sanırım. Gerçekten de, Millett, sanki günah çıkarıyormuş gibi, çevresini sorgulamanın yanı sıra, kendisiyle de sıkı bir hesaplaşmaya girer. Büyük bir doğruculukla, zihninin en karanlık köşelerini bile açık seçik gözlerimizin önüne serer. Ve anlatısının son sayfasında yanlışlarla doğrular konusunda pek çok soruyla baş başa bırakır bizi.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Dosya, “Çılgın kalabalıkta tek başına”, Radikal Kitap Eki, 6 Temmuz 2001

Kate Millett, akıl hastalığını, ancak kapatarak müşahede altında tutabilen sisteme karşı sivri bir eleştiri getiriyor Tımarhane Yolculuğu'nda. Toplumu, McDonald'laştırarak manipüle eden ve kusursuzluğu hedefleyen Amerikan hükümetine, aşırılıklarla dolu kişilik yapısı ve siyasi görüşlerinden dolayı ters düşen Millet, tedavi edilmesi gereken bir akıl hastası konumuna ge(tiri)lir. Delilik olarak tanımlanan karabasana, dışlanıp bir yere kapatılma deneyimine yapılan bu yedi yıllık yolculuğu kaleme almasının bir nedeni, olanları yeniden yaşayarak benliği onarma işlevi sağlamaksa, bir nedeni de aynı 'gemiye' binmiş ya da binmek üzere olan kişilere yardımcı olmaktır. Kitabının ilk bölümünde 'manik dönem' diye tanımlanan döneminin coşku ve dinamizminin yansımasını, ikinci bölümde bu ruh halinin zararlı görülüp engellemesinin ve isteği dışında kapatılmasının öyküsünü, son bölümde ise acınası bir kalıntı haline gelmiş insanın hayatla zorlu mücadelesini anlatan Millett; arkadan kilitlenen kapıların ardındaki hastane odalarını Dante'nin cehennemindeki döngülere benzetirken ve hastalığın bir suç olarak görülmesinden dem vururken gerçekten de son derece gerçekçi ve tüyler ürpertici bir manzara çiziyor. Bir insanı istemeksizin içeri tıkıp sonsuza değin özgürlüğünden yoksun kılmanın, elektroşok gibi gerçekte işkence olan 'tedavi'lere teslim etmenin faşistlikten başka bir şey olmadığını idrak eden Millett'e hak vermemek elde değil doğrusu.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.