Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-477-6
13x19.5 cm, 280 s.
Liste fiyatı: 27,00 TL
İndirimli fiyatı: 21,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hazırlayan: Murathan Mungan
Kadınlığın 21 Hikâyesi
Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle
Kapak Resmi: Jack Vettriano
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ağustos 2004
6. Basım: Mart 2015

Kadınların çocukluklarından yaşlılıklarına ömürleri boyunca içinde yer aldıkları çeşitli durumları gösteren öyküler bunlar; yaşam boyu verdikleri var olma savaşı; anne, eş, kız çocuğu, sevgili, metres olarak sürekli kendilerini bir erkek üzerinden tarif etmenin ağır, uzun yolu; bu uğurda onları çoğu kez karşı karşıya getiren ilişkilerin eşitsiz aritmetiği?

Durumların bir aradalıklarından, öykülerin art arda dizilişlerinden bir üst cümle kurmak istedim. Dönüp tek tek hikâyeleri, durumları yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak olan bir üst cümle? Edebiyatın asıl gücünün burada saklı olduğunu düşünüyorum. Akıp gideni durup görmemizi sağlayacak olan bir atmosfer yaratmak, bir dünya kurmak. Öğrenmiş

gözlerle bize hayatı yeniden iade etmek. Yazdıklarım bir yana okuduklarımı okurla paylaşma isteğim de bu yüzden.. – Murathan Mungan

İÇİNDEKİLER
Önsöz, Murathan Mungan
Son Perde, Roald Dahl
Tokalar, Margaret Atwood
Kırmızı Mercanlar, Judith Hermann
Saf, Temiz Köylüler, Flannery O'Connor
Böceklerin Dünyası, Jean Rhys
Kız, Hanif Kureishi
Resimler, Katherine Mansfield
271 No.'lu Çağdaş Azize, Tama Janowitz
Çatal ve Bıçakla, Doris Dörrie
Büyük Sarışın, Dorothy Parker
Kasabanın En Güzel Kızı, Charles Bukowski
Gomore'ye Bir Adım, Ingeborg Bachmann
Evli Bir Kadının Serüveni, Italo Calvino
Bir Aile Babası, V. S. Pritchett
Latin Âşık, Marta Lynch
Vanda, Vasco Pratolini
Señora Forbes'in Mutlu Yazı, G. G. Marquez
O, Doris Lessing
Kürtaj, Alice Walker
Gerçek Bir Kapıcı, Jhumpa Lahiri
Nine, Elsa Morante
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 7-10

Yıllar önce üzerinde çalıştığım bir müzikal oyun nedeniyle yazdığım bir şarkıda geçen "kadınlık durumu" sözü, bir kadın arkadaşımı çok ilgilendirmiş, bu söz benim amaçlamadığım kadar konuya dikkatini diriltmişti onun. Kadın sorunlarının daha mahçup bir tonda, alçak sesle ve daha çok sosyalizm ve devrim sorunlarının yedeğinde tartışıldığı, bazı feminist metinlerinse dilimize yeni yeni çevrilmeye başladığı günlerdi. Arkadaşım, bu söze bizim edebiyatımızda ilk kez rastladığını, bu sözle birlikte birçok şeyi birdenbire farklı görmeye, adlandırmaya başladığını söylemişti. Onun bunu bana yıllar sonra bir kez daha tekrarlamış olması, o etkinin genç yaşların ilk keşiflerinin coşkusuyla ya da dönem duyarlığıyla açıklanamayacak derinlikte olduğunu gösteriyordu. Benim de başta Kate Millett olmak üzere bazı feminist yazarları keşfedip onların benim için zihin açıcı olmuş kitaplarını, metinlerini büyük bir coşkuyla okuduğum yıllardı. Yeni öğrenmeler, yeni bilgilenmeler, yeni adlandırmalarla tanıdık dünya, gözlerimizin önünde başkalaşıyor, daha öncesinde bilmediğimiz farklı bir derinlik kazanıyordu. Şimdi bir şey ifade eder mi bilmem ama, o yıllarda biz "bilinçlenmek" diyorduk buna.

Bazen bir olayı ya da bir durumu kavramsallaştıran bir tek sözcük bile, insan zihninde sanıldığından çok daha derin bir etki yaratabiliyor. Üzerinde hiç düşünmeden öylesine yaşadığımız nice gündelik olay, birdenbire bir kavramın, bir nitelemenin etrafında bambaşka bir anlam kazanabiliyor. Her gün içinden geçtiğimiz nice durumun dışına çıkıp, ona dışarıdan bakmamızı sağlayan çoğu kez bir tek kavram olabiliyor. İçimizde neredeyse bizden habersiz birikmiş onca şeyin adını bir tek söz koyabiliyor. Tıpkı "kadınlık durumu" gibi hayli sıradan görünüşlü sade bir sözün bile bir durumun adını koyabildiği gibi.

"Kadınlık durumu" dediğinizde, bunun herhangi bir şey değil, bir "durum" olduğunu, ortada "sorunsal"laştırılmış bir "durum"un bulunduğunu söylemiş olursunuz. Her sorunsal, kendi içinde kutupsallık taşır. Yolunda gitmeyen bir şeylerin varlığına, bütünlük sandığımız şeyin çelişik yapısına işaret eder. İncelenmeyi, konuşulmayı, tartışılmayı gereksinir. Belki de yıllar önce arkadaşıma olan buydu. Benim sözüm yalnızca bir anahtardı. Bu nedenle kitabın adı, ele aldığı durumlara sayısal olarak tam karşılık düşmese de 21 tanesinin hikâyesi diye okunabilir. Bir ömre denk düşen zamandizisel bir sıralama olmamakla birlikte, kadınların çocukluklarından yaşlılıklarına ömürleri boyunca içinde yer aldıkları çeşitli durumları gösteren öyküler bunlar; yaşam boyu verdikleri var olma savaşı; anne, eş, kız çocuğu, sevgili, metres olarak sürekli kendilerini bir erkek üzerinden tarif etmenin ağır, uzun yolu; bu uğurda onları çoğu kez karşı karşıya getiren ilişkilerin eşitsiz aritmetiği... Hepimizin bildiği hikâyeler işte!

Bildiğiniz gibi: Dünya sözcüklerlerle politikleşir. Dünya halinin doğal bir parçası sanılan durumlar, sözcüklerle politik anlamlarına kavuşur. Politika, bir anlamda terimlendirilmiş dildir. Kavramlar, terimler, adlandırmalar bunun içindir. Bütün bu söylediklerimden çıkarak ateşli feminist bir kitapla karşı karşıya olduğunuz düşüncesine kapılmanızı istemem; bundan olumsuz bir şeymiş gibi söz etmiyorum, kuşkusuz öyle bir seçki de yapılabilir, ben sadece yanlış anlaşılmamak, kitabı doğru anlatmak istiyorum. Bunlar yalnızca hikâye, tıpkı yaşarken olduğu gibi, bu hikâyelerin içinden geçerken olduğu gibi... Birçok şeyin farkında olmadan, adını koymadan, anlamını bilmeden yaşayıp gittiğimiz anlar gibi... Bugüne dek hazırladığım bütün seçkilerde gözettiğim temel bir ilke gereği, ben yalnızca durumların bir aradalıklarından, öykülerin art arda dizilişlerinden bir üst cümle kurmak istedim. Dönüp tek tek hikâyeleri, durumları yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak olan bir üst cümle... Edebiyatın asıl gücünün burada saklı olduğunu düşünüyorum. Akıp gideni durup görmemizi sağlayacak olan bir atmosfer yaratmak, bir dünya kurmak. Öğrenmiş gözlerle bize hayatı yeniden iade etmek.

Bu kitabın ilk esini, Roald Dahl'ın "Son Perde" adlı öyküsünden geldi. Kadınları ilerleyen yaşlarında bekleyen sorunlardan biri olan "kuruma sorununun" bir "erkek yazar" tarafından bu duyarlılık ve derinlikte yazılması, has edebiyat söz konusu olduğunda, cinsiyetçi yaklaşımların sahte gündemlerinin nasıl ortadan kalktığına iyi bir örnek oluşturduğu için ayrıca heyecanlandırmıştı beni. Seçkiye başlarken, elimde iki, aklımdaysa onlarca öykü vardı. Elimdeki iki öyküyü başta ve sonda olmak üzere kullandım: "Son Perde" ve "Nine". Aradaki öyküler konusunda tercih yapmakta çok zorlandığımı söylemeliyim. Bu çeşit toplamlar yaparken, elinizde bir değil, birden fazla ölçüt vardır çünkü. Yalnızca iyi yazarları, nitelikli öyküleri bilmeniz, onlara ait bir dolu ayrıntıyı capcanlı hatırlamanız yetmez. Asıl sorun, farklı yazarların farklı dünyalarını içeren parçaları bir araya getirmek ve onlardan bütünlüğü olan bir kitap yapmanızdır. Çünkü, yazarken olduğu gibi, yaparken de kitap bir kurgudur.

Edebiyatta kadın yazısının varlığını, gücünü kanıtlamış geçtiğimiz yüzyılın önemli adları olan Flannery O'Connor, Katherine Mansfield, Jean Rhys, Doris Lessing ve ne yazık ki dilimizde pek az öyküsü bulunan Dorothy Parker mutlaka bu seçkinin içinde yer alsınlar istiyordum. Öte yandan çok istediğim halde Carson McCullers, Virginia Woolf'tan birer öykü koyamadım. Bu gibi durumlarda, bazen öykülerin uzunluğu, bazen de kitabın geneli içinde yarattıkları tempo sorunu, onları üzülerek dışarıda bırakmanıza neden olabilir. Ama zaten bilirsiniz ki, her zaman bir şeyler dışarıda kalır. Her seferinde bir sonraki için çalışma isteğini veren de budur belki.

"Dişil mizah" diyebileceğim ayrı ve özel bir şeyin varlığına her zaman inandığım için, bunun parlak birer temsilcisi olduğunu düşündüğüm Tama Janowitz'e, Doris Dörrie'ye elimden geldiğince seçkilerimde yer vermek isterim. Bu kez de öyle oldu.

Türkçede daha çok romanlarından tanıdığımız, aynı zamanda çok iyi bir hikâyeci ve denemeci olan Margaret Atwood'un malzeme zenginliği karşısında ondan bir öykü seçmekte güçlük çektiğim gibi, hikâyelerine özel bir hayranlık duyduğum Ingeborg Bachmann'ın birbirinden güzel öyküleri arasından birini seçmekte de hayli zorlandım. Sonuçta, ele aldığı konunun ve sorunun farklılığı nedeniyle onun "Gomore'ye Bir Adım"ında karar kıldım.

Almanya'nın günümüz yazarlarının önde gelenlerinden biri olan Judith Hermann, bu seçkide yer alan öyküsüyle birlikte Türkçede ilk kez yayımlanmış oluyor. Umarım arkası gelir.

Hanif Kureishi, Jhumpa Lahiri gibi günümüz edebiyatının hem parlak, hem popüler sayılabilecek yazarlarının yanı sıra, böyle bir toplamda akla ilk gelecek adlar olamayacakları düşünülebilecek olan Bukowski, Marquez gibi yazarlara özellikle yer verdim. Bu "erkek yazarlar"ın kendi kitaplarından sökülmüş öyküleri, bu kitabın ışığında sanırım başka türlü görünecek, başka türlü okunacaklardır. Edebiyatın gücü, sahibinin hikâyesini aşar.

Öykü sanatını sevdirmede, okurları farklı yazarlara, farklı dünyalara göndermede, yeni tartışma ve sorgulama alanları yaratmada bu seçkilerin önemli ölçüde işlevi olduğuna inandığım için, önümüzdeki zamanlarda da farklı bağlamlar ve izlekler çevresinde, yeni biçimler altında bu seçkileri sürdüreceğimin bilinmesini isterim. Yalnız yazdıklarımı değil, okuduklarımı da paylaşarak okura daha çok yaklaştığımı duyumsuyorum.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Balçiçek Pamir, "Kadınları en iyi anlayan yazar", Sabah Gazetesi Cumartesi Eki, 11 Eylül 2004

Bir kadını en iyi kim anlayabilir? Sevgilisi mi? Annesi mi? Kız arkadaşı mı yoksa kardeşi mi? En iyi kim bilebilir ne hissettiğini? Nelere kızdığını, nelerden gerçekten hoşlandığını... Biz kadınlar ne zaman rol yapmaya ihtiyaç duymayız? En çok sinirlendiğim haberlerden bir tanesi geçen gün gazetemdeydi. Başlık, "Kadınlar aslında ne demek isterler?" Habere göre örneğin "Çöpü dök" diyen bir kadın aslında "Çöpü hemen dökmezsen canına okurum, biraz sonra seyretmeyi düşündüğün maçı sana zehir ederim" demek istiyormuş. Gülmemek elde değil. Siz hayatınızda bundan daha abuk bir haber daha okudunuz mu? Erkeklere de şaşıyorum. Öyle kolay mı kadınları çözmek... Yani aklınız alıyor mu, elinizde bir rehber olacak orada kadının söylediği her şeyin gerçekte ne anlama geldiği yazacak... Erkeklerin hayali bu değil mi? Şöyle örneğin kadına "İyi misin?" diye soran bir erkek "İyiyim" cevabı alınca tatmin olmayacak ve inatla arkasındaki fikri araştırmaya çabalayacak. Sonunda kavga çıkacak. Ya da erkek kadını sürekli kafasının içinde tilkiler dolaşan bir canlı olarak kabul edecek ve ödü patlayacak... Hepsi birbirinden komik. Ayrıca kim kadınları, erkeklerin son derece düz ve oldukları gibi göründüğüne ikna edebilir? Baştan söyleyeyim, ben ikna olmam. Niye olayım ki? Kim ister dümdüz bir adamla ömrünü geçirmeyi?

Uzun zamandır okuduğumda beni bu kadar çarpan bu kadar sarsılmama sebep olan bir hikayeyle karşılaşmamıştım. Hikâye Roald Dahl'ın. İsmi "Son Perde". Konusu hayli ilginç. İlerleyen yaşlarda kadınların kabusu olan "kuruma" sorununu anlatıyor. Büyük aşkla bağlı olduğu kocasını aniden kaybeden bir kadının bir başkasıyla kurmaya çalıştığı cinsel ilişkinin hikâyesi bu aslında. Neresi mi çarpıcı? Bütün cümleleri, hikâyenin başlayışı, bitişi. Ama asıl çarpıcı olan bu hikayenin bir erkek yazarın kaleminden çıkıyor olması. Hikâye, Metis Yayınları’ndan çıkan Kadınlığın 21 Hikâyesi isimli kitaptan. İşin hoş tarafı hikâyeleri Murathan Mungan seçmiş, sıralamayı o yapmış. "Yalnız yazdıklarımı değil, okuduklarımı da paylaşarak okura daha çok yaklaştığımı duyumsuyorum" diye yazmış başına. Ne kadar doğru bir tespit. Murathan Mungan'ı keyifle okuyan biri olarak onun okuduklarını paylaşmak, ona çok yakın hissetmek gibi, güzel. Harika bir duygu. Mungan'ın da etkilendiği "Son Perde" hikâyesinin yazarının bir erkek olması "Aslında kadınları en iyi kim anlar?" sorusunun cevabını daha karmaşık hale getiriyor. Kim bir kadının ileriki yaşlarda yaşadığı kuruma sorununu kendisinden daha iyi bilebilir? Kim kocasını kaybettikten sonra bir başka erkeğin önünde soyunmayı bile düşünememesini anlayabilir? Yani "Erkek çekip gittiğinde yatakta tek başına kalan kadın ne hisseder?" sorusunun cevabını en iyi kim verebilir?
(...)

Bir kadını en iyi kim anlayabilir? Sevgilisi mi, annesi mi? Kız arkadaşı mı yoksa kardeşi mi? Bir kadını en iyi kadın mı anlar yoksa erkek mi? Bir kadını en iyi kim anlar biliyor musunuz? Anlamak isteyen. Kadın, erkek fark etmez. İstemek önemli, kendini onun yerine koymak, onun gibi düşünmeyi denemek önemli. Yoksa biz, erkekleri nasıl anlıyoruz sanıyorsunuz?

Devamını görmek için bkz.

Haydar Ergülen, “İtina İle…”, Radikral Kitap, 1 Ekim 2004

Şu eylülün yaptığına bakın, yine geldi ve önce şiir esnafının yazıhanesine uğradı: Hoşgeldin hüzün! Murathan Mungan "Yaz geçer/yine gelir" dizelerini eylülde yazmış olmalı. Eylül sanki hep bir 'geçmiş zaman' duygusudur, o yüzden de eski zamanların şiirleri gelir, insanın içine oturur. Turgut Uyar ve Edip Cansever uzun uzun okunur, sanki bahara kadar ikisinin okunması uygundur. Yeni bir şiir yazılamaz çünkü, yeni bir şiir de okunmaz, eylülün şairleri onlardır. Kışlıkları çıkarma vakti de gelmiştir bir bakıma, şiirin kışlıklarıysa eskilerdir. Yalnız şiirin mi, hikâyenin de elbet! Elimde Murathan Mungan'ın seçtikleriyle iki kitap var, ikisi de Metis'ten, Kadınlığın 21 Hikâyesi ile Erkeklerin Hikâyeleri. Haftaiçi yalnızca geceleri okuyabilsem de, içimde hep bir akşamüstü duygusu, gri, biraz üşüyerek, kedilerin ilgi ve şefkat bekleyen bakışlarının hep üzerimde olduğunu unutmadan ve saati hep unutarak... Akşamı beklemek. Eylülü beklemek akşamı beklemek mi biraz da? Uzaklar bu kadar yakın mıydı diye küçük hayretler içinde sessiz şaşkınlıklara düşmek ve geri dönebilecek kadar kaybolmak arzusu. Murathan Mungan'ın seçtiği hikâyeleri okurken, ortaokul, lise yıllarımda okuduğum, Varlık'tan çıkmış Amerikan Hikâyeleri Antolojisini hatırladım. Hikâyeler, uzun şiirlerdir. Bir ucu çocuklukta, bir ucu bugünde. Eskiden büyümek için okurdum, şimdi hatırlamak için okuyorum. Hikâye hatırlatır, kendisini değil, okunduğu, sevildiği zamanları. O zamanlar bizim de kendimizi sevdiğimiz zamanlardır. İyi bir şiir de hikâyenin yaptığını yapar: Aklınızda bazen bir dizesi bile kalmaz, fakat onun sizde açtığı yaralar, kapattığı yaralar, yarısını giderebildiği yalnızlıklar, sizden bile gizleyemediği düş kırıklıkları kalır. Duygusu kalır derler ki, aslında bu şiir kalır demeye de gelir. Ben de bazı şiirleri böyle hatırlarım, şairini, adını, dizelerini filan değil, bana hatırlattığı başka şeyleri hatırlayarak. İyi ki seçmiş Mungan o hikâyeleri, kimbilir benim gibi kaç kişiyi bu eylülden alıp eski eylüllere, ikindilere, akşamüstlerine, pazar öğle sonlarına götürdü. Işıklarını yakmayı unutmuş bir geminin güz yordamıyla karanlık sularda sessizce yol almasına benzer bir duygu... Bazen sayfaları çevirmeyi unutarak, fakat ne tuhaf hikâyeyi ben sürdürüyormuşum duygusuyla okuyorum, kimbilir belki de sayfalar geriye doğru çevriliyordur.

Devamını görmek için bkz.

Şükran Yücel, “Kadınları ve erkekleri anlama kılavuzları”, İzmir Life, Eylül 2004

Bir süredir her tür konu ve sorun için yeni kılavuzlar yazılmaya başladı. Kadınlar ve erkekler üzerine de böyle kılavuz kitaplar eksik olmuyor. Aslında kadınlarla erkeklerin birbirlerini anlamak için “kılavuz”a gerekleri olabilir ama bu tür kılavuz kitapların bir yarar sağlayacağını sanmam. Medyada gün geçmiyor ki, erkeklerle kadınlar için yeni modeller, sihirli formüller çıkmasın. Her tür tüketime yönelik bu yayınlar ve reklamlar kadınlarla erkekleri etkiliyor ki, iki cinse hitap eden yeni ve farklı ürünler çıkıyor devamlı. Televizyonda reklamı yapılan pek çok ürün kadınların erkekleri etkilemesi veya erkeklerin kadınları etkilemesi üzerine mesajlarla satışı garantiliyor. Filanca şampuanla erkekleri mıknatıs gibi çekersiniz, falanca kokuyla hayalinizdeki kıza kavuşursunuz, şu marka arabayla muradınıza erersiniz gibi sloganlar o ürünü satın almasak bile beynimizin kıvrımları arasında bir yerde saklı kalıyor. Kadınla erkek arasındaki bu gizemli birliktelik ve farklılık durumları insanlık tarihinin başından beri en çekici konu olmayı sürdürüyor olmalı ki, popüler kültür de sürekli kadınlar ve erkekler üzerinden yeni söylemler üretmeye çalışıyor. Tabii bu söylemlerin ne kadar yeni olduğu tartışılır.

Kadınlarla erkeklerin ilişkilerinin ince ve gizemli noktalarını anlamak için bence en iyi başvuru kaynağı edebiyat. Metis Yayınları’nın arka arkaya çıkardığı Erkeklerin Hikâyeleri ve Kadınlığın 21 Hikâyesi de kadınlarla erkekler üzerine çarpıcı öykülerle dolu. Murathan Mungan’ın seçtiği hikâyeler, bu hikâyelerin dizilişi, birbirini tamamlayışı veya bir önceki hikâyenin tam tersi bir durumu ortaya koyuşuyla çok özel birer seçki oluşturuyor. Mungan’ın bundan önce hazırladığı seçkilerde olduğu gibi bir bütünlük söz konusu. Öyküleri üst üste okuduğunuzda erkeklerin ruh halini ve kadınlık durumunu çok daha iyi algılayabiliyorsunuz.

Kadınlığın 21 hikâyesi

Bütün ilerlemelere karşın kadının durumunda fazla bir değişiklik yok. Kadınlar konusunda yüzyıllardır değişen onca şeye, kağıt üzerinde elde edilen onca hakka karşılık hâlâ kadının bedeni üzerinde devletin söz sahibi olabileceği politikalar ve yasalar üretilme girişiminde bulunulmasını anlamak mümkün değil. Kadınlığın 21 Hikâyesi, kadınların hayatlarının her evresinde içinde var oldukları durumları ve onların nasıl davrandıklarını anlatıyor. Çocukluklarında ve gençliklerinde yaşadıkları sorunlar yaşlandıklarında şekil değiştiriyor. Çok daha ezici ve acı verici hal alıyor ama özünde hep aynı. İşe yaradıkları sürece el üstünde tutulup sonra bir kenara atılan, kendi kaderlerine sahip çıkamayan, kendi kimliklerini hep bir erkek üzerinden tarif eden kadınların evrensel hikayeleri bunlar. Hangi coğrafyada olursa olsun kimliklerini bir türlü özgürce oluşturamayan, sürekli engellenen ve nasıl başa çıkacağını bilemediği düşman bir dünyaya uyum sağlamaya ve kendilerinin yaratmadığı koşullarda var olmaya çalışan kadınlar... Ana, bacı, kız evlat, eş veya sevgili, hangi konumda olursa olsun, birkaç adım arkadan gelmesi gereken, sevilmek için genç, sayılmak için yaşlı olması beklenen, saçı uzun aklı kısa olması istenen, örtülere, evlere sakladığımız kadınlar.

Bu seçkide yer alan öykülerin hepsi kadınların yazdığı öyküler değil. Erkeklerin anlattığı ve kadınlık durumunu çok iyi gözleyen hikâyeler de var aralarında. Hepsi de yüreğinize dokunan öyküler, bir yerlerde yaşayan kadınlara dair. Kendimizden bir şeyler bulduğumuz, değiştiremediğimiz durumların öyküleri.

İçlerinde kara mizahla ve keskin bir hicivle insanı gülümsetenleri de var. Çoğu da kadınlarla erkeklerin hayata bakışlarındaki farklılığın altını çiziyor.

Nerede buluşuyoruz, nerede ayrılıyoruz, bunların üstüne düşündürüyor bizi. Kadınlığın 21 Hikâyesi hikaye sanatının seçkin örneklerine yer veriyor. Kısacık bir öyküde bir insanlık durumunun ne denli etkileyici bir biçimde verilebileceğini görüyoruz. Edebiyatın gücü de burada.

Erkeklerin hikâyeleri

Erkeklerin Hikâyeleri, madalyonun öteki yüzünü gösteriyor bize. Bu dünyada yaşamanın erkekler için de hiç kolay olmadığını görüyoruz. Erkeklerin içlerinde sakladıkları duygular, güçlü görünme zorunluluğu, özgürlük tutkuları, bağlanma korkuları, sahiplenme arzuları, imkansız hayalleri, etraflarına ördükleri kozalar hayatı onlar için zorlaştırıyor. Aslında erkeklerin hikâyeleri aynı zamanda kadınların da hikâyeleri. Bu hikayelerde de kadınlar var. Bazıları, erkeklerin istediği gibi olmaya çalışırken kaybeden kadınlar. Sahi, erkekler ve kadınlar gerçekte birbirlerinden ne istediklerini biliyorlar mı? Yoksa bu kör dövüşü hep devam edecek mi? Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten deyip geçecek miyiz? Bu kadar basit olmamalı her şey. Paylaştığımız yeryüzünü güzelleştirmek için birbirimizi anlamanın yollarını bulmalıyız. Hikâyeleri okumak da bunun bir yolu. Erkek veya kadın sonuçta hepsi insanı anlatıyor. İnsanın ruhunun gizli labirentlerine girerek can evimize kocaman bir ayna tutuyor, kendimizi ve başkalarını tanımamız için.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.