Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-638-1
13x19.5 cm, 408 s.
Liste fiyatı: 38,00 TL
İndirimli fiyatı: 30,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Kara Üçleme
Hayat Berbat / Güneş Bize Haram / Ecel Terleri
Çeviri: Haldun Bayrı
Kapak Resmi: Tardi
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2007
3. Basım: Aralık 2017

Fransız kara romanının en büyük ustası olarak kabul edilen Leo Malet'nin bu üçlemesinde, klasik polisiyenin o seyreltilmiş, hijyenik ve rasyonel kurgusundan hiç iz yoktur. Çaresiz bir tanık, bir izleyici, eli kolu bağlı bir seyirci olmaktan başka şansı yoktur okurun: Sadece bakar ve dehşete düşer...

Bütün o çapraşık, şiddetli, heyecanlı, sır dolu ya da gerilimli bir dizi olayın ardından her şeyi halleden kahramanlar gibi okurun da ellerini hemen hiç kirletmeden çıktığı polisiye romanlar, suç'u ceza'landırmak suretiyle sembolik olarak kurulu düzeni rasyonalize eder. Kara roman ise suç cezalandırılıp, suçlu ortadan kaldırıldığında bile sağlanan düzenin ne kadar gelip geçici, beyhude ve kırılgan olduğu üzerinedir.

Öte yandan Malet, hırsız, katil ya da sadist olan kahramanlarıyla, şiddete yönelmede toplumsal etki kadar bireysel eksikliğin yol açtığı etkinin de önemli olduğunu göstermiştir.

Üçleme’yi oluşturan kitaplar, edebiyat açısından birbiriyle yakın bağlar taşıyor, ancak öyküsel anlamda her biri bağımsız bir kitap; dolayısıyla tek başlarına ve farklı bir sıralamayla okunmaları mümkün. Bu nedenle üç kitabı tek bir cilt halinde toplayarak "Kara Üçleme" adıyla yayımladık.

İÇİNDEKİLER
Hayat Berbat
Güneş Bize Haram
Ecel Terleri
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emine Bora, "Kara karadır!", Virgül, Sayı 5, Şubat 1998

Daha çok klasik polisiye kalıplarında yazılmış Nestor Burma'nın Maceraları adlı dizinin yazarı olarak tanınan Léo Malet, Hayat Berbat, Güneş Bize Haram ve Ecel Terleri adlarıyla Türkçeye çevrilen Kara Üçleme'yi, klasik polisiye romanlarda iletemediği bazı takıntı ve saplantılarını ifade etmek için yazdığını söylüyor. Fransız kara romanının atası olarak kabul edilen Malet'nin üçlemesinde, artık okuyucunun peşine takılıp macera yaşayabileceği bir detektif, polis, ajan ya da o her kimse yok. Çözülecek bir sır, aralanacak bir esrar perdesi de yok. Zeki polisin aydınlatacağı bir cinayet, sıkı detektifin kıskıvrak yakalayabileceği bir hırsız da öyle. Ortada aslında polisin ya da diğerlerinin çözeceği hiçbir şey yok. Ne suçun ne failin ne onu yakalayıp 'adalete' teslim edecek olanın ve ne de başlı başına adaletin tanımı konusunda hiçbir şüpheye düşülmeyen polisiye romanların o seyreltilmiş, hijyenik ve rasyonel kurgusundan eser yok. Çaresiz bir tanık, bir izleyici, eli kolu bağlı bir seyirci olmaktan başka bir şansı yoktur okurun: Sadece bakar ve dehşete düşer...

Bütün o çapraşık, şiddetli, heyecanlı, sır dolu ya da gerilimli bir dizi olayın ardından her şeyi halleden kahramanlar gibi okurun da ellerini hemen hiç kirletmeden çıktığı polisiye romanlar, suç'u ceza'landırmak suretiyle sembolik olarak kurulu düzeni rasyonalize eder. Kara roman ise sadece dinamitleri buraya mı yoksa şuraya mı koymak gerektiği konusunda bir tereddüt geçirir -hoş, buna fazla da kafa yormaz.
(...)

John Berger bir 'insan türü' olarak köylülüğün ortadan kalkışını anlattığı 'Onların Emeklerine' üçlemesinin son kitabı olan Leylak ve Bayrak'ta artık şehre yerleşen köylüyü anlatır. Kentin itip kaktığı, dışarı attığı bu insanlar geldikleri yerle yani geçmişleriyle tüm bağlarını da artık çoktan kaybetmişlerdir. "Bizler yasaların dışında doğduk ve ne yaparsak yapalım yasaları çiğniyoruz ... Onlar içinde doğmuşlar ve ne yaparlarsa yapsınlar korunuyorlar... Elmaları alalım. Onlar sağlıklarını korumak için yerler elmayı. Biz ise, bizlerden biri çaldı diye yeriz elmayı. Arabaları alalım. Onlar, randevuları var diye binerler arabaya. Biz kaçmak için bineriz. Ev yaptırmak! Onlar yatırım yapmak ve çocuklarına bırakmak için ev yaparlar. Biz bir damımız olsun diye ev yaparız ..." (Leylak ve Bayrak, s. 109-110).

Berger'ın tür olarak hiç de, polisiye ya da kara roman olarak tasarlamadığı Leylak ve Bayrak'ın kahramanları ile Malet'nin üçlemesinin kahramanlarının akrabalık dereceleri ihmâl edilebilir gibi değil. Akrabalık her şeyden önce ve belki de sadece yasaların aynı tarafında doğmuş olmalarından kaynaklanıyor. Berger, köylülerinin son durakları olan kentteki hikâyelerini anlatıyor, öykünün tümüne sinmiş şiddet, karamsarlık ve tabii ki çaresizlik duygusundan sonra, sonunda eliniz böğrünüzde kalakaldığınızda bu duygu hiç de yabancı gelmiyor. John Berger sarsıntının şiddetini hafifletmek için cennete kalkan beyaz vapurlu bir final bölümü yazmış. Şehre gelenler hâlâ -Malet'nin 'şehirli' kahramanlarının aksine- mitik bir 'güzel gelecek' ve 'iyilik' olanağını hatırlıyorlardır çünkü. Bu kimsenin acısını hafifletmiyor gerçi ama, kara roman yazarlarının aksine John Berger'ın hâlâ bir tür iyimserlik, adalet duygusunu gözettiğine işaret ediyor. Berger, bütün çirkefe rağmen hâlâ iyi, temiz ve adil bir şeyler olabileceği inancını taşıyor. Kahramanları gerçi anlık talihsizliklerle kılpayı kaçırsalar da, böyle bir dünyanın işaretleri var romanda.

Güneş Bize Haram'da bir köprüaltında yakalanıp serserilik suçundan hapse konulan -deliğe tıkılan demeliydik- on altı yaşındaki André Arnal'a, cezaevi müdürünün söylediği kehânet benzeri sözler şunlardı: "Serserilikten gözaltına alındınız. Pek ciddi bir şey değil. Ne çaldınız, ne de öldürdünüz. Sadece meteliksizdiniz. Pek ciddi bir şey değil, eğer inişin neresinde duracağınızı biliyorsanız....” Malet'nin ve onun bütün serserilerinin -asla kahramanlarının değil!- çok iyi bildiği, cezaevi müdürünün bilmediği yegâne şey ise, inişe geçildiği zaman bir daha asla durmanın mümkün olamayacağıdır. Sürüklenmeye devam, ümitsizlik içinde en dibe vurana kadar... Kitap zaten şu alıntıyla başlar: "İnsan bir kuyuya düştüğünde, itenin ne önemi vardır ki. Onu en çabuk şekilde dibe götüren, kendi ağırlığıdır."
(...)

Üçlemenin ilk kitabı olan Hayat Berbat'ın kahramanının polis kurşunları ile son bulan trajik yaşamının sergilediği olağanüstü acımasızlık ve şiddet, tüm kara roman yazarlarının kahramanlarına duydukları genel sevgisizliğe de işaret ediyor. Yazar sanki onda -onlarda- hiç iyi bir şey görmeye çalışmamış gibidir.

Malet'nin kahramanları sefaletin dışında hiçbir şeyin işaretlerine inanmazlar. İnanmaları da zaten olanaksızdır. Ne olursa olsun hayat zaten berbattır ve tepelerindeki güneş bile sahici değildir. (Zengin semtlerde ışıyıp parlaklığını yitirmiş, posası çıkmış bir güneştir onlarınki.) Dostluk, iyilik, yardımlaşma, erdem ya da ahlâk gibi şeyler anlamlarını yitirmiş ve başka bir dünyaya ait kavramlar haline gelmiştir. Ahlâklı yaşamanın imkânsız olduğu bu yerde ilişkiler olsa olsa en dipte buluşanların (kendilerini orada bulanların) doğal refleksleridir. Birbirlerinin tepesine basıp kurtulmak isterken hep birlikte daha derinlere yuvarlanırlar sadece.

Aşka olan inançları, tüm Malet kahramanlarının ortak özelliği. Aşkı hâlâ tutunabilecekleri, inanabilecekleri bir şey olarak görüyorlar. Ancak, bir kadının sıcaklığında yakaladıkları bu en ilkel duygu, şüpheler, kuşkular, ihanetler ya da hayal kırıklıkları ile sona erer. Kimisinin gerçekten yıkımı da gene aşk yüzünden olur.

Ecel Terleri'ndeki Paul Blondel'in, 'zararsız dandik mücevher sahtekârlığından' bir numaralı 'halk düşmanı' oluşuna kadar geçen sürecin hiç de bir orijinalliği yok aslında. Jeanne'nin kollarında bulduğuna inandığı 'baharı' sadece kışa biraz daha yaklaştırdı onu, o kadar.

Klasik polisiye romanlardaki suçlu ile adalet temsilcisi arasındaki o şansların eşitliği duygusu Malet'nin romanlarında -genel olarak kara romanda da denebilir- gerçekten zedelenmiştir. Orijinal olmayan, orijinal bulunmayan hayatların ürettiği sıradan suçlar vardır. Neden, nasıl, niye işlendiklerini ortaya çıkartmak için zekâya ihtiyaç yoktur. Polisiyenin, o hep polisin bir adım önünden giden ve yakayı ele vermesi çoğunlukla kendi yeteneksizliğinden değil, karşısındakinin zekâsından kaynaklanan seçkin suçlunun tam karşıtıdır buradaki. Kendilerini eninde sonunda ipe götürecek cinayetlerde herhangi bir tasarım ya da özgünlük yok. Bunalım, köşeye sıkışmışlık, güvensizlik, korku, nefret ya da kendinden nefret; canları yanıyor -bazen de sadece canları istiyor- ve tetiğe basıyorlar, hepsi bu kadar. Zeki, hassas, yetenekli olmaları bir şeyi değiştirmez. En sonunda polisin kurşunlarının bedenlerini bulacağından hiçbir şüpheleri yoktur. Zarif kaçma, kovalamacalar değil, enselerinde hissettikleri soluğun daha da yakınlaşmasını engellemek için ümitsiz çırpınışlar vardır sadece. Tuzağa düşmüş yaralı hayvanlar gibi.

Devamını görmek için bkz.

Ahmet Ümit, "Kara Üçleme", Yeni Binyıl, 23 Haziran 2000

Malet'nin "Kara Üçleme"sinin hiçbirinde umutsuz da olsa dedektif yoktur. Kahramanları hep başarısızlığa, ölüme yazgılıdır. Çünkü hayat berbattır. Çünkü güneş haramdır. Çünkü insan ecel terleri dökmek zorundadır. O bizlere, katili, hırsızı, sapığı, manyağı anlatır. Ama bunu yaparken, suçluyu yaratan çevreyi de çok iyi çizer. Suçluyla toplumun, etle tırnak gibi birbirinden ayrılamayacağını gösterir. Katil, hırsız, sapık olan kahramanlarımız romanın sonunda yaşamını yitirirken derinlerde bir yerlerde çok daha büyük bir suçun varlığını hissederiz. Katilin ölümüyle yeniden sağlanmış gibi görünen denge aslında çok daha büyük bir kaosa işaret etmektedir. Malet kahramanlarını "kötü" kişilerden seçer ama onlara duyduğu derin şefkat satır aralarında hemen kendini hissettirir. Banka soyan, zararsız insanları kurşunlayan bu kişiler bir şair duyarlılığı içinde gösterilir. Kişilikleri parçalanmıştır, cinsellikleri yaralıdır, girdikleri sokağın çıkmaz olduğunu bile bile bir geçit umut etmekten kendilerini alamazlar. Bazen dünyanın en masum insanıdırlar, bazen bir canavar gibi davranırlar. Böylece Malet toplumsal olandan bireysel olana, psikolojik olana geçer. Hayat Berbat'taki Jean Fraiger'in, kadınları tatmin edememekten duyduğu korku, silahıyla penisini özdeşleştirmesi; Ecel Terleri'ndeki Paul Blondel'in sevgilisinin elinden alınmasına tepki olarak suçsuz bir memuru öldürmesi, şiddete yönelmede toplumsal etki kadar bireysel eksikliğin yol açtığı etkinin de önemli olduğunu gösterir. Bu anlamda Malet'ye psikolojiyi polisiye romanda ilk kullanan yazar dersek sanırım abartmamış oluruz.

Devamını görmek için bkz.

Abidin Parıltı, "Hayat berbat, gel bu eli saymayalım*", Radikal Kitap Eki, 21 Aralık 2007

Hayat berbat, ölüme yazgılı, sefil ve çaresiz. Güneş başkalarının üzerinde parlarken onlara haram ve duraksız ecel terleri döken antikahramanlar... Leo Malet, bilinen polisiye klişelerinin dışındadır ve budur. Öteki ve acımasız hayatları anlatır. Onların uzağında ve mesafeli durarak değil tam da onların içinden ve onların öfkesini kuşanarak. Genel olarak bilinen toplumsal değerleri ve ahlak anlayışlarını bir tarafa bırakarak en dipte olanın peşine düşer. Suçun en acımasız biçimini anlatırken bile antikahramanlarına şefkatle yaklaşır ve onlarla empati kurmamızı sağlar.

Malet, okuyucuyu oyalayan bir düş dünyanın kurucusu değildir. Aksine düşmüş dünyaların kurucusudur. Onun Ecel Terleri kitabına aldığı John Webster'e ait alıntı bu anlamda önemlidir. "İnsan bir kuyuya düştüğünde, itenin ne önemi vardır ki. Onu en çabuk şekilde dibe götüren, kendi ağırlığıdır." Özellikle Hayat Berbat, kuyuya düşen ve düştükten sonra olabildiğince hızlı bir şekilde en dibe vuran insanların makûs talihlerini anlatır.

Andre Gide'le yapılan bir söyleşide, İsviçre'de neden büyük romanın olmadığı sorulur. Gide, çünkü orada cinayet yok, der. Bu cevap, genelde sanatın özelde ise edebiyatın neyin üzerine temellerini kurduğunu ve yükseldiğinin de işaretidir. Cinayetin, kötülüğün ve haksızlığın olduğu yerde edebiyat çoğunlukla bütün görkemiyle ortaya çıkar. Salt iyiliğin işlendiği, her hareketin iyilikle karşılık bulduğu bir edebiyat düşünülebilir mi? Sanki düşünülemez gibi! Nasıl ki mutlu aşkın yazılı tarihi yoksa salt iyiliğin de sanırım yazılı bir tarihi yoktur. Yaratıcı olan kötülük kavramıdır.

Leo Malet, Kara Üçleme'de genel olarak kötülüğü ve o kavramın üzerinde yükseldiği hayatları anlatır. Özellikle Hayat Berbat, temellerini bunun üzerine kurmuştur. Bu dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, ümitsiz ve bir o kadar da öfkeli antikahraman Jean'ın liderlik ettiği çete, bir fabrikanın grevdeki işçilerine destek olmak için soygun yapar. Ancak soygun planladıkları gibi işlemez ve birkaç kişiyi vururlar. Jean buna üzülmez bile. Olmuştur bir kere. O kadar. Bu soygunda vurulanlardan biri ölümüne sevdiği ve başkasıyla evlenen Gloria'nın babasıdır. İşte bunun için sevinir. Bu soygunla birlikte çete giderek adi birer soyguncuya dönüşür. Kendini topluma kabul ettirme gereği duymazlar. Çünkü zaten ümitsizdirler ve onları zaten yasaların ve toplumsal kuralların dışında bırakmış bu topluma karşı öfkeli ve acımasızdırlar. Her şeyi sukünetle ve biraz daha alkol tüketerek karşılarlar.

Hayat Berbat, Jean'ın ağzından ve Jean temel alınarak anlatılır. Jean bize sokakları ve acımasızlıkları sakin ama öfkesi her kelimesinden sızan şiirsel bir vahşilikle anlatır. Yaranmaya çalışmaz aksine yaralamaya çalışır. Ümitsizlikleri, kuyuya atılmışlıkları onları hırçınlaştırır. Mutlu değillerdir. "Sen mutlusun' dedim ıslık gibi. 'Bizim işlerde mutlu insanlara yer yoktur..." Bu anlamda Sartre'nin Baudlaire için söylediğini aslında Jean için de söyleyebiliriz. "Kendini mahkûm etmeyen insan kendini sonuna kadar sevemez de" Jean kendini mahkûm etmesine rağmen kendini hiçbir zaman tam olarak sevmez. Bu onun için düşünülecek bir şey değildir. Denilebilir ki Jean bir yerden sonra kötülük olsun diye kötülük yapar. İyilik olarak görülenin tam tersidir bu. Toplum tarafından istenmeyeni ister ve yapar. Bunun için ise acı duymaz. Vicdan azabı çekmez. Sadece gülümser. Burada kötülük konusunda çok önemli bir eser vermiş olan Georges Bataille'yi anmak yerinde olacaktır. Bataille kötülük kavramının tanımını yaparken der ki: "Kötülük, aslında bir tür meydan okuma olan ölümün cazibesini yansıttığı sürece-erotizmin bütün biçimlerinde olduğu gibi-, olsa olsa gizli bir yenilginin nesnesi sayılabilir. Bu Kötülük, muzaffer edayla taşınan Kötülük'tür." Bu durum Jean öznesi üzerinde de geçerliliğini aynen korur.

Öfkeli bir şiir gibi

Malet, Güneş Bize Haram'da on altı yaşındaki Andre adındaki bir yetim çocuğun serserilik yüzünden ıslahevine tıkılması ve ısıtmayan güneşin sıcaklığını kenar köşe dilberi Gina'da bulmasının hikâyesini anlatılır. Malet yine sokağa yaslanır ve sokağın es geçilen, steril olmaktan uzak, çaresizlikleri içinde tükenmiş insanlarını anlatır. Daha doğumundan itibaren toplumdışı ilan edilen hayatlardan söz eder. Serseri, dipten beslenen, sokağın diline hâkim, sokaktan geçip giden değil, orada olan ve orada kalan gayri meşru hayatları keskin ve öfkeli bir şiir olarak anlatır Malet. Andre ıslahevine atıldıktan sonraki zamanlarda çaresizce çırpınır ve serserilikle başladığı kariyerine hırsızlığı, cinayet işlemeyi ve kundakçılık yapmayı da ekler.

Ecel Terleri'nde ise yine kuyuya düşen ve kendi ağırlığıyla hızla dibe vurmaya yüz tutan bir anti-kahramanın hikâyesi anlatılır. Küçük çapta sahte mücevher işi yaparak kazasız belasız geçinen Paul Blondel'in kaderi sokak kızı Jeanne ile karşılaşmasıyla değişir. Tatlı birkaç ayın ardından sevgilisini elinde tutabilmek için daha büyük işlere girişmesi gerekecektir. Sınır bir kez aşıldığında ise artık durmak imkânsızdır. Küçük sahtekârdan bir numaralı halk düşmanına evrilir Paul. Ve Malet'in diğer karakterleri gibi bir kez başlandı mı bir daha durdurulamaz. Kendini olayların akışına bırakır ve bunun için vicdani bir merhaleden geçmez.

Genel olarak bakıldığında Malet bütün edebiyatın ve okurun ezberini bozacak bir şekilde davranır. Bu anlamda akla hemen Jean Jenet ve Boris Vian gelir. Kötülük kavramını muzaffer bir edayla işleyen ve olmazsa dünya edebiyatının muhakkak eksik kalacağı yazarların yanında yer alır Leo Malet. Jean Genet, Açık Düşman adlı kitabında "Kötülüğü o şekilde yaşayacaksınız ki iyiliği simgeleyen toplumsal güçler sizi ele geçirmesin"der. Malet'in karakterleri de adeta bu güzergâhta yokuş aşağı giderler. Hayat Berbat'taki Jean hayatının sonuna kadar iktidara ve toplumun saygın değerlerine karşı bir mücadele biçimi olarak kötülüğü, kötü olmayı seçer. Onların iyiliklerle dolu dünyasında, bir ihanetçi, bir alçak olmayı yeğler. ihaneti sever; ihanette, kendisine ait olan 'en iyiyi' ve 'en kötüyü' bulur. Ancak buna rağmen Jean bir nihilist olduğunu ve bu dünyada nasıl davranması gerektiğini bilmediğini söyler. Bu anlamda Jean sürekli bir çelişki içinde yaşasa da kuyunun dibine doğru inişe geçtiğinde çırpınmaz, bedenini usulca olan bitene bırakır.

Kara, kapkara dünyanın kapıları

Diğer yandan Malet'in karakterleri genel olarak aşka karşı zaafı olan ve onun için çırpınan kişiler olabilmektedirler. Jean'ın hayatındaki tek masum kişi ölesiye âşık olduğu Gloria'dır. Onunla cinselliğe dayanmayan, daha çok ruhani ve rüyalarda buluşulan bir aşk yaşar. Ancak diğer yandan da bütün kadınları birer fahişe olarak görmekten de çekinmez. Cinselliğini silahıyla örtmüştür ve onu bir penis olarak düşünür. Ona bakıp gülümseyen ama alay ettiğini düşündüğü bir fahişeyi usulca belinden çıkardığı (önünden mi desek) silahla vurmaktan geri kalmaz. Güneş Bize Haram ve Ecel Terleri'ndeki karakterler de aynı minvalde aşk için her şeye yeltenirler.

Malet bu şahane üçlemesinde bir polisiyeden öte kara, kapkara bir dünyanın kapılarını okuyucusuna açar. Onun dehşetle açılmış gözleriyle anlatılana tutsak eder. Bu adına polisiye denilmiş Kara Üçleme'de katili takip eden polisler olsa da sadece onların salaklıklarını görürüz. Dedektif yok. Cinayet mahalindeki araştırmalara tanık olmak yok. DNA, kıl tüy örnekleri yok. Bilinen polisiye klişeleri yok. Peki ne var? Güzel kadınların geçtiği, parfümlü bir seyirci topluluğu önünde gösteriye çıkan soyguncular var. Katiller, hırsızlar, düşmüşler, kenar mahalleye bile ait olamamış insanlar, toplumdışı olanlar, gece insanlarının vahşi ama buruk hikâyeleri var. "Sen biz, kardeşiz bebek. Hepimiz ailemizin yüzkarasıyız.", "iyi bir cani olmak için, uzun zaman boyunca namuslu bir vatandaş olmuş olmak lazım". Hayat berbat.

Malet, dilini bu dünyaların insanlarına uyarlamıştır. (Haldun Bayrı'nın çok iyi çevirisini unutmamak lazım.) Steril bir dille anlatmaz hikâyeyi. Her kelimenin altından dizginlenemez bir öfke ve bu öfkenin yarattığı dünya hemen ilk cümlelerden itibaren dikkati çeker. Argoyu kullanır ama bu sokağın şiirine denk gelecek bir kullanım biçimidir. Bu anlamda üstüne üstlük okuyucuya bir dilsel şöleni de bütün cömertliğiyle armağan eder. Daha ne olsun? Hayat berbat olsa da onu güzelleştiren kelimelerdir.

* Ahmet Güntan tarafından sözleri yazılmış ve Müslüm Gürses tarafından söylenmiş şarkı.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.