Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
 
"Bir gün, Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı."
       Aldur'un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş'ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur'un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi.
Belgariad, Torak'ın Aldur Taşı'nı ele geçirip dünyaya hâkim olmak için verdiği son mücadelenin hikâyesidir." Fantazi bir yolculuktur: Frodo ile birlikte Orta Dünya'da, Ged ile birlikte Yerdeniz Adaları'nda... Metis Edebiyat'ta fantazi devam ediyor. Önce Le Guin, sonra Tolkien, derken Eddings. Beş kitaplık, toplam 1480 sayfalık bir serüven. Üstelik serüvene doymayanlar için Eddings'den yeni bir beşleme daha var, Malloryon ile devam ediyoruz.
ISBN13 978-975-342-259-8
13x19.5 cm, 256 s.
 
Kehanetin Oyuncağı
Belgariad I
Özgün adı: Pawn of Prophecy
Çeviri: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Emine Bora, Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 1999
Yeni Edisyon İlk Basım: Eylül 2016

Bir gün Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, kür eşeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.

Aldur’un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş’ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur’un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak’ın Aldur Taşı’nı ele geçirip dünyaya hâkim olmak için verdiği son mücadelenin hikâyesidir.

Kehanetin Oyuncağı’nda, küçük bir çiftlikte büyüyen Garion’un, Pol Teyzesi, ihtiyar masalcı “Bay Kurt”, Çerek savaşçısı Barak ve casus, hırsız ve akrobat İpek ile birlikte, Torak’ın müridi Zedar tarafından çalınan Taş’ın peşine düşmesinin hikâyesi anlatılır. Garion bu arayışı boyunca, dünyanın sandığı gibi düzenli, mantık kurallarına göre işleyen bir yer olmadığını, büyünün gücünü ve en yakınındaki insanların bile aslında onun sandığı kişiler olmadıklarını öğrenecektir.

ISBN13 978-975-342-262-8
13x19.5 cm, 312 s.
 
Büyücüler Kraliçesi
Belgariad II
Özgün adı: Queen of Sorcery
Çeviri: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Aralık 1999
Yeni Edisyon İlk Basım: Eylül 2016

Bir gün Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, kür eşeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.

Aldur’un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş’ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur’un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak’ın Aldur Taşı’nı ele geçirip dünyaya hâkim olmak için verdiği son mücadelenin hikâyesidir.

Büyücüler Kraliçesi’nde, Garion'un, yol arkadaşları İpek, Barak, Pol Teyze ve Büyücü Belgarath ile birlikte, kendindeki büyü gücünü tanımasının, intikamın sandığı kadar kolay ve mutluluk veren bir şey olmadığını öğrenmesinin, Batı dünyasının en büyük şövalyesi Mandorallen ile tanışmasının ve doğduğundan beri içinde olan sesin yol göstericiliğiyle, bir kraliçeye ve bir tanrıya kafa tutmasının hikâyesi anlatılıyor.

ISBN13 978-975-342-281-9
13x19.5 cm, 280 s.
 
Sihirbazın Tuzağı
Belgariad III
Özgün adı: The Magician's Gambit
Çeviri: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2000
Yeni Edisyon İlk Basım: Eylül 2016

Bir gün Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, kür eşeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.

Aldur’un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş’ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur’un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak’ın Aldur Taşı’nı ele geçirip dünyaya hâkim olmak için verdiği son mücadelenin hikâyesidir.

Sihirbazın Tuzağı’nda Garion'un Tanrı Aldur ve Tanrı UL ile tanışmasının, ölümün duvarının ötesine geçerek bir taya hayat vermesinin, Belgarath önderliğinde Cthol Murgos'a yapılan tehlike dolu yolculuğun, Kehanetin öngördüğü herkesin en nihayet bir araya gelmesinin ve sonunda da Taş'ın Sihirbaz Ctuchik'in elinden alınmasının öyküsü anlatılıyor.

ISBN13 978-975-342-306-9
13x19.5 cm, 328 s.
 
Büyülü Şato
Belgariad IV
Özgün adı: Castle of Wizardry
Çeviri: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2001
Yeni Edisyon İlk Basım: Eylül 2016

Bir gün Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, kür eşeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.

Aldur’un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş’ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur’un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak’ın Aldur Taşı’nı ele geçirip dünyaya hâkim olmak için verdiği son mücadelenin hikâyesidir.

Büyülü Şato’da, Ctuchik'in elinden Taş'ı almayı başaran Garion, Polgara ve Belgarath'ın Batı'ya, Riva adasına dönüşlerinin, Garion'un sonunda soyunun mirasına kavuşarak "Belgarion" olmasının ve Batı ordularının Tolnedra İmparatorluğunun Çiçeği, Borune Hanedanının Mücevheri, İmparatorluk Prensesi ve Batı'nın Hükümdarı Ce'Nedra yönetiminde Torak'ın ordularına karşı büyük bir savaşa girişmesinin öyküsü anlatılıyor.

ISBN13 978-975-342-320-5
13x19.5 cm, 320 s.
 
Efsuncunun Son Oyunu
Belgariad V
Özgün adı: Enchanters' End Game
Çeviri: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2001
Yeni Edisyon İlk Basım: Eylül 2016

Bir gün Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, kür eşeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.

Aldur’un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş’ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur’un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak’ın Aldur Taşı’nı ele geçirip dünyaya hâkim olmak için verdiği son mücadelenin hikâyesidir.

Efsuncunun Son Oyunu’nda, bir yandan Riva Kraliçesi Ce'Nedra'nın ordusunun Angarak ordularına karşı verdiği ümitsiz savaşın, bir yandan da Garion'un Aldur Taşı ile birlikte, Torak ile nihai karşılaşmasına doğru yolculuğunun hikâyesi anlatılıyor. İki Kehanet en sonunda karşı karşıya geliyorlar ve dünyanın kaderi yeniden çiziliyor.

Yazarın Metis Yayınları'ndaki diğer kitapları
Batının Muhafızları, 2002
Murgoların Kralı, 2003
Karanda’nın İfrit Beyi, 2003
Darshiva Büyücüsü, 2003
Kell Kâhinesi, 2004
Belgariad, 5 Cilt Takım, 2016
Malloryon, 5 Cilt Takım, 2016
 
OKUMA PARÇASI

Açılış bölümü, Efsuncunun Son Oyunu, s. 11-16

Başlangıcın –ve sonun– hikâyesi.

Torak Kitabı'ndan parçalar

Dinleyin beni Angaraklar, ben ki Tanrılar Tanrısı ve Krallar Kralı Torak'ım; secde edin Adıma, dualarınızı ve kurbanlarınızı eksik etmeyin, çünkü ben sizin tanrınızım ve Angarak ülkelerinin efendisiyim. Beni memnun etmezseniz gazabım büyük olur.

Dünya yaratılmadan önce de vardım, dağlar düz olup denizler kuruyunca, dünya yok olunca da var olacağım. Çünkü ben zamandan önce vardım ve zamandan sonra da olacağım.

Sınırsızlığın zamansız boşluğu içinden geleceğe baktım ve gördüm ki, iki Yazgı vardı ve Ebediyetin sonsuz koridorlarında birbirlerine doğru ilerliyorlardı. Her Yazgı Mutlaktı ve bunların nihai karşılaşmasında bölünmüş olan her şey bir olacaktı. O anda, olmuş olan, olmakta olan ve olacak olan her şey, bir tek Amaçta birleşecekti.

Bunu görür görmez, altı kardeşimi de yanıma aldım ve Yazgıların isteğini gerçekleştirmek için el ele tutuştuk. Ayı ve güneşi yörüngelerine sokup, bu dünyayı yarattık. Dünyayı ormanlar ve çayırlarla kaplayıp, yarattığımız toprakları, gökleri ve suları, hayvanlar, kuşlar ve balıklarla doldurduk.

Ancak benim önayak olduğum bu yaradılış, Babamızı mutlu etmedi. Bizim emeklerimizden yüz çevirip Mutlak'ın tefekkürüne daldı. Tek başıma Korim yükseltilerine gittim, ki artık yok öyle bir yer, ve yarattığım şeyi kabul etmesi için ona seslendim. Ama önayak olduğum işi reddedip benden yüz çevirdi. O zaman yüreğimi ondan soğutup geri döndüm ve ebediyen babasız kaldım.

Tekrar kardeşlerime gidip akıl verdim ve el ele tutuşup irademizin aracı olacak olan insanı yarattık. İnsanı birçok halk halinde yarattık ve her halka tanrısının aramızdan kim olacağını seçme hakkı tanıdık. Halklar kendilerine birer tanrı seçtiler, ama hiçbir halk, ona üstümüzde efendilik etme hakkı tanımadığımız için hep muhalif ve tatminsiz olan Aldur'u seçmedi. O zaman Aldur kendisini bizden ayırdı ve efsunlarla hizmetkârlarımızı elimizden almaya çalıştı. Ama çok az kişi kapıldı onun efsunlarına.

Benim olan halk kendine Angaraklar diyordu. Onlardan hoşnuttum, onları alıp Korim yükseltilerine götürdüm, ki artık yok öyle bir yer, ve onlara dünyanın yaratılmasına önayak olmama sebep olan Amacı anlattım.

Onlar da bana taptılar ve dualar edip kurbanlar yaktılar. Onları kutsadım ve çoğaldılar ve bereketli oldular. Şükranlarını dile getirmek için bana bir sunak hazırlayıp en güzel bakireleriyle en yürekli gençlerini bana kurban ettiler. Onlardan hoşnut kaldım ve tekrar kutsadım onları, böylece bereketleri arttı ve bütün halklardan fazla çoğaldılar.

Aldur'un kalbi bana böyle tapılmasından dolayı kıskançlıkla, bana karşı hınçla dolmuştu. Ruhunun gizli köşelerinde bana karşı kendi kendine komplolar kurdu ve eline bir taş alıp ona can verdi, ki Amacımdan beni saptırabilsin. Bu taşla benim üzerimde hâkimiyet kurmayı amaçladı. Cthrag Yaska böylece hayat buldu. Cthrag Yaska'nın içi, bana karşı düşmanlıkla doluydu. Ve Aldur müridim dediği kişilerle kardeşlerinden ayrı durdu ve bu taşla üzerimde hâkimiyet kuracağını hayal etti.

Bu lanetli taşın Aldur'u benden ve diğer kardeşlerimizden ayırdığını gördüm. Ve gidip Aldur'la konuştum ve ona yalvararak bu taşa yaptığı habis efsunu çözmesini, verdiği canı geri almasını istedim. Bunu yaptım ki, Aldur kardeşlerinden ayrı kalmasın. Hatta onun önünde ağlayıp kendimi aşağıladım.

Ama habis taş Aldur'un ruhunu ele geçirmişti bile; kalbini bana karşı taşa çevirmişti. Ve ben Aldur'un ebediyen kendi yarattığı bu taşın kölesi olacağını gördüm. Aldur beni küçümseyerek konuştu ve başından savmaya çalıştı.

Sonra, onu sevdiğim için ve Hayalimde gördüğüm şer yoluna sapmasını engellemek amacıyla, kardeşim Aldur'a vurup lanetli taşı elinden aldım. Ve Cthrag Yaska'yı götürüp irademi ona hâkim kılmaya, içindeki kötülüğü dindirip uğruna yaratıldığı habaseti durdurmaya çalıştım. Böylece Aldur'un yarattığı kötülüğün yükü benim omuzlarımda kaldı.

Aldur bana çok öfkelendi. Kardeşlerime gidip hakkımda yalanlar söyledi. Her biri bana gelip aşağılayarak konuştu; benden Aldur'un ruhunu karartan ve büyüsünden kurtulsun diye elinden aldığım o taşı geri vermemi istediler. Ama ben direndim.

O zaman bana savaş açtılar. Halklarının Angaraklarımın kanını dökmek amacıyla demirden silahlar yaptıkları ocakların dumanı, gökyüzünü kararttı. Yıl döndüğünde, orduları Angarak topraklarına yürüdü. Kardeşlerim uzun boylarıyla ordularının önünden yürüyorlardı.

Onlara elimi kaldırmayı hiç istemiyordum. Ama halkımın topraklarını harap edip bana tapanların kanını dökmelerine de izin veremezdim. Kardeşlerimle benim aramdaki bir savaştan ancak şer çıkabileceğini biliyordum. Böyle bir mücadelede Yazgılar henüz vakti gelmemişken karşılaşabilir, bu karşılaşma kâinatı parçalayabilirdi.

Bu yüzden beni çok korkutan, ama öngördüğüm tehlikeden daha zararsız olan yolu seçtim. Lanetli Cthrag Yaska'yı toprağa karşı kaldırdım. Bir Yazgının Amacı benim içimdeydi; diğer Yazgının Amacı ise, Aldur'un yarattığı taşın içinde. Olmuş olan ve olacak olan her şeyin ağırlığı üstümüzdeydi ve toprak bu ağırlığa dayanamadı. Yerin kabuğu önümde parçalandı ve deniz bu çatlağa hücum edip kuru toprağı örttü. Böylece halklar birbirlerinden ayrıldı ki savaşıp birbirlerinin kanını dökemesinler.

Ama Aldur'un bu taşa işlediği habaset o kadar büyüktü ki, dünyayı ikiye bölüp kan dökülmesini önlemek için onu kaldırdığımda beni ateşe boğdu. Daha ben ona emir verirken, beni yakarak yere devirdi. Onu tuttuğum elim yanıp kül oldu ve ona bakan gözüm kör oldu. Yüzümün bir yanı ateşiyle karardı. Kardeşlerim arasında en güzeli olan ben, o kadar iğrenç bir yüze sahip oldum ki, kimse görmesin diye çelikten canlı bir maskeyle dolaşmak zorunda kaldım.

Bana yapılan bu kötülük içimi büyük bir azapla, bu habis taş içindeki kötülükten kurtarılıp arındırılana kadar dinmeyecek bir acıyla doldurdu.

Ama artık halkımla onlara saldıranlar arasında karanlık bir deniz vardı ve düşmanlarım yaptığım şeyden korkup dehşet içinde kaçmışlardı. Evet, kardeşlerim bile yarattığımız bu dünyadan kaçtılar, çünkü karşıma çıkmaya cesaretleri kalmamıştı. Ama gene de ruhları, izleyicileriyle birlikte arkamdan komplolar çevirmeye devam etti.

Sonra, halkımı Mallorya'nın çorak topraklarına götürüp, korunaklı bir yerde muhteşem bir şehir kurdurdum. Bu şehre onlar uğruna çektiğim acının anısına Cthol Mishrak dediler. Ben de şehri ebediyen üstünde duracak bir bulutla gizledim.

Sonra demirden bir sandık yaptırıp, gücünü bir daha mahvetmek için kullanamasın diye habis Cthrag Yaska'yı içine hapsettim. Bin yıl ve ardından bir bin yıl daha, taşı Aldur'un habis lanetinden kurtarmak için çabaladım durdum. Büyük efsunlar ve güçlü kelimelerle inatçı taşı etkilemeye çalıştımsa da, ne zaman yanına gitsem şer ateşiyle tutuştu ve laneti dünyanın üzerinden kalkmadı.

Derken kardeşlerimin en genci ve en pervasızı olan Belar, ruhu bana karşı hâlâ kin ve kıskançlıkla dolu olan Aldur ile birlikte aleyhime bir komplo kurdu. Belar'ın ruhu, halkı olan yontulmamış Alornlarla konuşup aleyhime kışkırttı. Aldur da bana karşı hıncını içine yerleştirdiği müridi Belgarath'ı onlara katılmaya yolladı. Belgarath Alornların şefi Çerek ile üç oğlunun aklını çeldi.

Habis büyülerle benim yarattığım deniz engelini aşıp, gece vakti hırsız gibi Cthol Mishrak şehrine girdiler. Kurnazca saklanarak demir kuleme sızıp, habis taşı hapsettiğim sandığa ulaştılar.

İnsanların Demirpençe Riva dedikleri Çerek'in en küçük oğlu, öyle tılsımlarla ve efsunlarla bağlanmıştı ki, lanetli taşı eline aldığında yokolup gitmedi. Taşı alıp batıya kaçtılar.

Halkımın savaşçılarıyla birlikte peşlerine düştüm Cthrag Yaska'nın laneti yeniden dünyanın üzerine olmasın diye, ama Riva dedikleri adam taşı kaldırıp habis ateşini halkımın üzerine saldı. Hırsızlar kaçıp, taşın şerrini batı ülkelerine götürdüler.

O zaman muhteşem Cthol Mishrak şehrini yıkıp, halkıma da onun yıkıntılarından kaçmalarını söyledim. Angarakları aşiretlere böldüm. Nadrakları hırsızların geldiği yolda nöbet tutsunlar diye kuzeye yolladım. Geniş omuzlarıyla iyi yük taşıyan Thulları ortadaki topraklara yerleştirdim. Halkımın en savaşçıları olan Murgoları da güneye yolladım. En kalabalık kısmını bana hizmet etsinler ve batıya savaş açtığımda asker olsunlar diye Mallorya'da tuttum.

Bütün bu halkların üstüne Grolimleri yerleştirip onlara büyü ve sihir öğrettim ki benim rahiplerim olsunlar ve diğerlerini kontrol etsinler. Onlara verdiğim talimatlarla kurban taşlarımın ateşinin sönmemesini ve kurbanların durmamasını sağladım.

Melun Belgarath Riva'yı lanetli taşla birlikte Rüzgârlar Denizi'ndeki bir adanın başına geçirdi. Belar gökten iki yıldız düşürdü ve Riva bu ikisinden bir kılıç yapıp kabzasına Cthrag Yaska'yı yerleştirdi.

Ve Riva bu kılıcı eline alınca çevremde kâinat sarsıldı ve haykırdım, çünkü gözümün önünde bir Hayal belirmişti ve daha önce göremediğim şeyleri görür olmuştum. Zamanı gelince Belgarath'ın büyücü kızının karım olacağını görerek sevindim. Ama Riva'nın sulbünden Işığın Çocuğunun doğacağını ve onun bana Amacımı veren Yazgının düşmanı olan Yazgının aleti olacağını da gördüm. Bir gün uzun bir uykudan uyanıp, Işığın Çocuğunun kılıcıyla karşılaşmam gerekecekti. Ve o gün iki Yazgı çarpışacak ve sadece bir Yazgı hayatta kalacaktı. Ancak hangi Yazgının hayatta kalacağı bana bildirilmedi.

Bu Hayal üzerine çok düşündümse de daha fazlasını göremedim. Ve bin yıldan fazla zaman geçti.

Derken Aldur'un öğretisinin habasetinden kaçıp benim hizmetime giren Zedar adlı bilge ve adil kişiyi çağırdım yanıma. Onu batıdaki bataklıklarda yaşayan Yılan İnsanların sarayına yolladım. Bu insanların tanrısı İssa idi, ancak tembelin biri olan İssa durmadan uyuyarak, kendilerine Ny-issalılar diyen halkını kraliçelerinin eline bırakmıştı. Zedar bu kraliçeye bazı tekliflerde bulundu; kraliçe bunlardan hoşlanarak, Riva'nın soyundan gelenlerin sarayına elçi kılığında suikastçılar yolladı. Bunlar da o soydan gelen herkesi öldürdüler, sağ kalan tek çocuk da denize atlayıp boğuldu.

Demek ki Hayalim yanılmıştı, çünkü onu doğuracak kimse kalmadığına göre, bu Işığın Çocuğu nereden çıkacaktı?

Böylece Amacımın gerçekleşmesini garantiye almış ve Aldur ile kardeşlerinin şerrinin yarattığım dünyayı mahvetmesini engellemiş oldum.

Şer tanrılarının ve büyücülerin aklına kanan Batı Krallıkları, böylece yerle bir edilecek. Beni inkâra ve bana meydan okumaya kalkanları mahvedip acılarını bin kat artıracağım. Önümde diz çöküp yerlere kapanacaklar ve sunaklarımda kurban edilecekler.

Bir gün gelecek bütün dünyanın Efendisi olacağım ve bütün halklar benim olacak.

Dinleyin beni halklar, korkun benden. Önümde eğilin ve tapın bana, çünkü ben Torak'ım. Ebediyete kadar Kralların Kralı, Efendilerin Efendisi ve yarattığım bu dünyanın tek Tanrısıyım.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Sevin Okyay, “Belgariad diyarına yolculuk”, Virgül, Sayı 25, Aralık 1999

David Eddings, bilimkurguya itibar etmeyen bir yazar. Teknolojinin onu pek de fazla ilgilendirmediğini söylüyor. Daha doğrusu, bir teknoloji manyağı olmadığını. O, zamanda ileri doğru gideceğine geri gitmeyi, geçmişe bakmayı tercih edenlerden. Ama bu "fantastik" yazarların da en az bilimkurgucular kadar hayal gücüne ihtiyaç duydukları kesin. Eddings'in hayal gücü yönünden hiçbir eksiği yok. Hobisi, dünyalar yaratmak. Kahramanlarını da, devirleri, mekânları içine büyük bir rahatlıkla yerleştiriyor. Onun için öncekiler eskiyince yeni dünyalar yaratmayı tercih ediyor. Dil ailelerinin temelindeki ana dillerle de çok ilgileniyor. Sanskritçe ile Kuzey Amerika yerlilerinin dilleri arasındaki bazı tuhaf benzerlikler onu heyecanlandırıyor. Birçok dilin izini, bir "ana" dile kadar sürebilmek de.

Gene de, bu dil işinde Tolkien'le aşık atması mümkün değil tabii. Tolkien'in şahsen beni ilgilendirmesinin en büyük nedenlerinden biri de bu. Tolkien, Ortaçağ dillerini konuşuyor ve okuyor. Ayrıca, eksiksiz diller yaratıyor. Eksiksiz kavimler de. Buna karşılık Eddings'in de iki erdemi var. Birincisi, Tolkien'den çok daha rahat okunabilmesi. Bunu bizim gibi Tolkien manyakları dışındaki genel okuyucu için söylüyorum, ama kesinlikle gerçek. İkincisi de, kadınları. Tolkien kadınlarına cinsellik yüklemez ve onları ön plana çıkarmazken, Eddings'in fevkalade güçlü kadın karakterleri var. Burada da, yazarın, son döneme kadar ilan edilmemiş bir özelliği ortaya çıkıyor, tabii. David Eddings'in kitapları 1962 yılında evlendiği Judith Leigh Schall'la birlikte yazdığı, dizinin sonlarına doğru açıklandı. Eddings'e göre, daha önce bunun gizli tutulması, yayıncısının endişelerinden kaynaklanmış. Lester del Rey, birden çok yazarı olan kitapların sorun çıkaracağına inanıyormuş. Ama yıllar sonra bu uygulamasını değiştirmiş. Yani, Eddings ve Leigh, baştan beri birlikte çalışıyorlar. Ortak çalışmalarının tarihi çeyrek yüzyıla yaklaşıyor. Eddings sabah ikide masasına oturup güneş doğana kadar yazıyor. Müsveddelerini Leigh'e veriyor. O da notlar alıyor. Sadece ikisinin anlayabildiği özel bir stenoları var. Uzun uzun tartışıyorlar. Kitaplardaki kadınlar, Leigh'e ait. Kadınların konuşmalarından sadece o sorumlu. Böylece de ortaya, kadınlığının bilincinde, erkeklerden hiç aşağı kalmayan çok güçlü kadınlar çıkıyor: Polgara ve Prenses Ce'Nedra gibi. Eh, bunun kötü bir şey olduğunu iddia edecek halimiz yok. Tam tersine, denge sağlıyor.

Devamını görmek için bkz.

Sevin Okyay, “Zamanın gerisine yapılan yolculuklar”, Radikal Kitap Eki, 25 Mayıs 2001

Beş bölümlük Belgariad'ın dizisinin dördüncü kitabı Büyülü Şato, finale bir adım kala tiryakilerin heyecanını büsbütün artırdı. Tanrı Aldur'un çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklindeki taşını çalan tanrı Torak'ın ve bu taşı ondan geri almaya çalışanların çatışmalarını anlatan dizi, erbabı tarafından sadakatle izleniyor. 1982'de ilk kitabı basılıp yazarına büyük şöhret getiren The Belgariad, Eddings imzalı iki fantazi dünyasından biri. Yazar, The Malloreon dizisinde de, aynı kahramanların başka maceralarını izlemiş. Burada da beş kitap var. Sonra onlara Büyücü Polgara (Polgara The Sorceress) eklenmiş. Orada da kalacak herhalde. Çünkü Eddings artık Garion ya da Sparhawk hakkında satır yazmak istemiyor: "Bitti. Tamam. Kaput. Finito." Dizinin sonunda Polgara'nın ikizlerinin adının açıklanmamasının tek nedeni de bu: Açık kapı bırakmamak.

Tanrıların en güzeli Torak, hırsına yenilerek Taş'ı kardeşinden alıp kaçınca, insan kavimleri ayaklanıp onun kavmi Angaraklarla savaşa tutuştu. Torak da Taş'tan, yeryüzünü ikiye ayırmasını istedi. Taş uyanınca kutsal alevi Torak'ın yüzünün sol yanını yaktı, sol gözünü ve sol elini eritti. Aldur'un müridi Büyücü Belgarath, Alorn kralı Ayıcüsseli Çerek'in oğulları ile Torak'ın kendine inşa ettiği Gece Şehri'ne gitti. Tanrı Kral'ın demir kulesinden Taş'ı aldılar. Ona elini süren en küçük oğul Demirpençe Riva'nın masumiyeti, Taş'ın onu yakmamasını sağladı. Riva'nın ardından gelenler da taşı taşıma görevini üstlendi. Torak, binlerce yıl boyunca Taş'ı eline geçirmeye çalıştı. İki kişi, Büyücü Belgarath ile kızı (gene büyücü) Polgara ona engel olmaya çalıştılar. Belgariad, Torak'ın Aldur Taşı'nı ele geçirmek için (maksat dünyaya hakim olmak) verdiği son mücadelenin hikâyesi. Küçük bir çiftlikte büyüyen Garion, Pol Teyze'si, ihtiyar masalcı 'Bay Kurt', Çerek savaşçı Barak ve casus, hırsız ve akrobat İpek'le birlikte (Eddings'in favori karakteri), Torak'ın müridi Zedar tarafından çalınan Taş'ın peşine düşüyorlar. Böylece Garion, küçük çiftliğinde bildiğinden çok farklı bir dünya ile tanışıyor.

David Eddings, zamanda ileri doğru gideceğine geri gitmeyi, geçmişe bakmayı tercih edenlerden. Ama hayalgücü yönünden hiçbir eksiği yok. Hobisi, dünyalar yaratmak. Kahramanlarını devirleri, mekânları içine büyük bir rahatlıkla yerleştiriyor. Dil ailelerinin temelindeki ana dillerle de çok ilgileniyor. Gerçi bu dil işinde Tolkien'le yarışması mümkün değil ama, Tolkien kadınlarına cinsellik yüklemez ve onları ön plana çıkarmazken, Eddings'in fevkalade güçlü kadın karakterleri var. Burada da, yazarın, son döneme kadar ilan edilmemiş bir özelliği ortaya çıkıyor. David Eddings'in 1962 yılında evlendiği Judith Leigh Schall'ın da kitapları onunla birlikte yazdığı, dizinin sonlarına doğru açıklandı. Kitaplardaki kadınlar, Leigh'e ait. Kadınların konuşmasından sadece o sorumlu. Böylece de ortaya, kadınlığının bilincinde, erkeklerden hiç aşağı kalmayan çok güçlü kadınlar çıkıyor: Polgara ve Prenses Ce'Nedra gibi.

Belgariad dizisi, ilk kitabı Kehanetin Oyuncağı ile bize uzun bir beraberlik, heyecanlı bir yolculuk, iyi çizilmiş bazı karakterler vadetmişti. Bu vaat boşa çıkmadı. Dördüncü Kitap Büyülü Şato Garion ve beraberindekilerin yürek hoplatan yeni maceraları dışında, kitaptan alınan zevki ikiye katlayan kusursuz bir çevirinin de avantajına sahip. Dördüncü maceranın İngilizcesini de okumuş biri olarak, sabık Radikal yazarı Bülent Somay'ın çevirisinin neredeyse Eddings orijinalinden daha iyi olduğunu iddia edebilirim. Takipçileri zaten okur ama Eddings'i, özellikle Tolkien'i okuyup ağır bulanlara tavsiye ederiz.

Devamını görmek için bkz.

Celal Yahşi, "Belgariad", Kayıp Dünya.com

Belgariad, anne ve babası hiç tanımadığı düşmanlarınca öldürülmüş ve çok çok eskiden ona miras kalan bir göreve mecbur bırakılmış Garion'un öyküsünü anlatıyor.

Garion, karizmatik teyzesi Polgara (gerçekten çok karizmatik), İhtiyar masalcı Belgarath, Barak ve İpek'le, evi olarak bildiği Sendarya'dan ayrılıyor ve kendisini bir maceranın ortasında buluyor. Teyzesi olarak bildiği Polgara ve yaşlı bir ayyaş olarak bildiği Belgarath'ı ve onların gizli güçlerini daha yakından tanıyor. İçindeki Sesle birlikte kendisinin içindeki gücü buluyor. Bulaşık yıkamak dışında idman yapmamış olmasına rağmen kılıç kullanmayı öğreniyor, acı bir şekilde ailesinin intikamının peşinden koşuyor ve bütün bunların üstüne dünyanın en kaprisli ve çilli kızına âşık oluyor.

Ce'Nedra kesin yenilgiyi kabullenemeyecek kadar prensesti-kadındı. Sanki işkence görüyormuş gibi gerçek bir acıçekmesine rağmen,takınabildiği en haşmetli Prenses Hazretleri edasıyla dimdik durdu. Içindeki bütün unvanları tekrarlayarak, kim olduğunu kendine hatırlatmaya, gücünü toplamaya çalışıyordu. İmparatorluk Prensesi ağlamaz. Ran Borune'nin kızıi sızlanmaz. Tolnedra'nın çiçeği salak bir bulaşıkçı oğlan başkasına âşık oldu diye asla acı çekmez."özür dilerim Leydi Polgara," dedi sonunda, titreyen elini alnına götürerek. "Ama bir anda şiddetli bir baş ağrısı saplandı. Izninizle." Cevap beklemeden dönüp Gorim'in evine doğru yürümeye başladı. Tam Garion'un yanindan geçerken bir an duraklayarak "Umarım çok mutlu olursun," dedi. Garion hiç anlamadan bakiyordu.

Artık bu kadarı da olmazdi. Duygularını Adara'dan gizlemesi kesinlikle şarttı, ama bu Garion'du ve ne hissettiğini ona bildirmeliydi."Senden tiksiniyorum Garion," diye fısıldadı şiddetle. "Bir daha yüzünü bile görmek istemiyorum." Garion gözlerini kırpıştırdı. "Senden ne kadar iğrendiğimi bile tahmin edemezsin." Sonra gene dimdik, başını eğmeden Gorim'in evine dogru yürümesine devam etti.

Belgariad FK'dan nefret ettiğini söyleyenlerin bile okumaktan zevk alacağına inandığım bir seri. Kitap bittikten sonra o dünyaya turistik gezi yapası geliyor insanın. Kesinlikle vereceğiniz paraya değer ve bence yazılmış en güzel fantastik kurgu roman!

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.