|
|
|
|
Ayşegül Devecioğlu
|
|
|
|
Ağlayan Dağ Susan Nehir
|
Kapak İllüstrasyonu: Ali Fuat Devecioğlu
|
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Mart 2007
3. Basım: Ağustos 2008
|
INFO IN ENGLISH
|
|
|
|
|
|
2008 Orhan Kemal Roman Armağanı | | "Yol yorgunudur Çingeneler, yerleşikliğin imkânsız olduğunu bilir, yerleşik hayatı kekeleyerek yaşarlar." Kuş Diline Öykünen kitabının yazarı Ayşegül Devecioğlu’ndan bu kez Çingenelere dair bir roman… ...ağaçların toplantı yaptığı kasvetli kırda kocaman bir gökkuşağı belirdi. Öylesine güzeldi ki onu ancak yalan yaratabilirdi. İsmi ve yüzü olanlar adsız ve yüzsüz olana dönüştüğünde cesetlerin ardında, yakılmış yıkılmış evlerin, ölü çocukların, boğazlanmış hayvanların ardında yalnızca dokunsan kırılacak bu yalan kalırdı. Yaşanmış iyi şeylere, başka türlü de yaşanmış olduğuna, başka türlü de yaşanabilecek olduğuna dair... Öylesine arsız bir yalandı bu. Yüzü bile kızarmayan bir yalan... Zayıf bacaklarının üstünde titreyerek duruyor, narin kanatlarını gizliyor, kuvvetli bir esintide uçup gitmemek için direniyordu. Öylesine hazin bir yalandı bu.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Açılış bölümü, s. 13-18. | | Güzleri gün akşama döndüğünde Balkan göğü kana boyanıyor, bulutların etekleri tutuşuyor ve göğü saran yangın kapı önlerinde süpürge bağlayan kadınların yüzüne kızıl gölgeler halinde düşüyor. Keman, darbuka, gırnata sesleri, kapatıldıkları yerden kaçmış çocuklar gibi ansızın ortaya çıkıveriyor. İncecik duman, yanık tahta kokusu teneke damlı evleri kucaklıyor, Roman gaydası başladığında yaşlılar unutulmuş töreleri yansılarcasına ateşin başına çömeliyor. Çingene, böyle anlarda bütün dünyayı içinde –tam şuracığında– hissediyor. Tahta arabaların üstündeki rengârenk boyaların anlattığı masallar, hep esrarlı işlerin çevrildiği kabak tarlası, evlerin önünde tetik duran siyahlı beyazlı köpekler, çocukları sebepsizce kovalayan kazlar, tanıdığı, tanımadığı insanların sesleri; sanki bir bohçaya sığıverip içine saklanıyor. Baharda, yoncalarla ebegümeçlerinin arasına gizlenmiş körpe kuzukulaklarını ararken de oluyor bu. İsmini bilmediği mor çiçekler, kadınların ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
A. Ömer Türkeş, “En zoru Çingene olmak”, Radikal Kitap Eki, 16 Mart 2007 | | "Bu bir Çingene'nin öyküsü; ömrü boyunca kendi kimliğinden göçmeye çalışmış bir Çingene'nin..." cümlesiyle başlayan Ağlayan Dağ Susan Nehir'de, Çingenelerin dünyasına bakıyor Ayşegül Devecioğlu. 'Bakıyor' kelimesini özellikle vurguluyorum. Çünkü görmek için bakmak, bakmak için seçmek gerekir. Aynı resme ya da aynı topluma bakan iki insan aynı şeyleri görmezler. Düşünceleri, inançları ya da önyargılarıyla baktıkları manzaradan farklı insanlara veya nesnelere odaklanır, onlar arasındaki ilişkileri farklı kurar, onların gerçekliğini bir yönüyle kavrar ya da o gerçekliğin kapısını bir türlü aralayamazlar. Gerçeklik insanlar ve ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Asım Kahveci, “Yalanın kalbindeki gerçek”, Bugün, 2 Nisan 2007 | | Ayşegül Devecioğlu, yurtsuzluğu yurt edinen Çingeneler’in öykülerini anlattığı son kitabı Ağlayan Dağ Susan Nehir adlı romanında “yalanın yüreğindeki hakikatin” peşine düşüyor “Bir Çingene’nin öyküsü bu; ömrü boyunca kendi kimliğinden göçmeye çalışmış bir Çingene’nin...” Daha romanın ilk cümlesinde okuyucuyu belirsiz bir yolculuğa davet ediyor yazar. Yolların, bütün insanlar tarafından yüründüğü, ama yolculuğun bütün insanlar tarafından dışlanmış bir topluluğa, Çingeneler’e ait olduğu ve masala öykünen öykülerle dolu bir yolculuk....
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
Filiz Koçali, “Ağlayan Dağ Susan Nehir”, Bianet, 5 Mayıs 2007 Ayşegül arkadaşım. Romanını adadığı Atiye Abla'yı da tanımıştım. Hatta kitabın kapak resminin yaratıcısının, Ayşegül'ün oğlu, tasarımcı Ali Fuat Devecioğlu'nun çocukluğunu bile biliyorum. Yani kitap benim için o kadar tanıdık. Ama romandaki kahramanlar, masallar, nehirler, "içi ve dışı kireçlenen, yeri sıvalanan evler", gelenekler, küfürler, "yalan"lar o kadar yabancı. Üstelik yanı başımda, gözümün önünde olduğu halde. ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Metin Celal, “Ağlayan Dağ Susan Nehir”, Cumhuriyet Kitap Eki, 3 Mayıs 2007 | | Naciye Abla'nın hikâyesi aynı zamanda göçerlikten yerleşikliğe evrilen Çingenelerin de hikâyesi. Anlatıcı bu hikâyeyi, adı eskiden "Ağlayan Dağ" anlamına gelen bir Balkan kasabasından anlatıyor. Yani Naciye Abla'nın hikâyesini ikinci elden, bir dış göz yardımıyla okuyoruz. Yazarın bir aktarıcı olarak konumlanması yabancılaşma duygusu yaratıyor. Aynı zamanda da yazara bir kolaylık sağlıyor, klasik roman yapısına sadık kalmadan, anlatımda bir doğrusallık izlemeden bir anlatı kuruyor. Çünkü Naciye Abla tüm hikâyeleri yalanla gerçeği birlikte yoğurarak anlatıyor. Bu Çingelenelerin kendilerini savunma mekanizmaları, hiçbir zaman tam anlamıyla doğruyu söylemiyorlar. Gerçeği anlatmak yerine dinleyicileri ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Hande Öğüt, “Söylenemeyeni Söyleyebilme Erdemi”, Mesele, Haziran 2007. | | “Gördüğüm ama asla görmediğim şeyin öyküsü... Görmediğim o şeyi, bütün yaşamım boyunca gördüm ve kendi kendime ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
laL. Doğan Tılıç, “Aynı devrimci yolda yürüdük”, info@ayrintilihaber.com, Haziran 2008 | | “Güney’de benim gibi sosyalisttir, yine de ona göre dünyadaki hiçbir sistem Çingeneleri içine alacak kadar ikiyüzlülükten kurtulmuş değildir.” Gazetelere göz atarken, gece bitirdiğim romanın bu cümlesi kafamın içinde dolanıp duruyordu. “İkiyüzlülükten kurtulmuş bir sistem için” çocukluktan beri birlikte yürüdüklerimin, kimisi artık toprak olmuş, yüzleri uçuşuyordu gözümün önünde. Gazete “Tiyatro festivalinin kortej yürüyüşüne Romanların dansözle katılması krize yol açtı” yazıyordu. Kullansam da, hiç ısınamadım “Roman” lafına. Çingeneyi sevdim ben....
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Mustafa Aslan, “Ağlayan Dağ Susan Nehir”, Gaziantep Hâkimiyet gâzetesi, 20 Haziran 2008 | | Ayşegül Devecioğlu’nun 2008 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan Ağlayan Dağ Susan Nehir adlı romanında Çingeneleri anlatmakla birlikte günümüzün çok konuşulan, tartışılan “kimlik” konusuyla bağlantılı olarak özellikle yakın tarihimizle ilgili kimi sorgulamalara da girmiş. Ağırlıklı olarak Türkiye’deki ve Bulgaristan’daki Çingeneler üzerinde durduğu yapıtında okura yeni bir gizili çözmede ip uçları veriyor. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine de yeri geldikçe değinilen kitapta, Kahramanmaraş kıyımının anlatıldığı zaman dilimine kadar uzanır yolculuğuna Ayşegül Devecioğlu, Çingenelerle ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|