|
|
|
|
Fethiye Çetin, Ayşe Gül Altınay
|
|
|
|
Torunlar
|
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen Kapak Tasarımı: Emine Bora
|
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ekim 2009
|
|
|
|
|
|
Bu kitapta, 1915'te ya da öncesinde müslümanlaştırılarak, asimile edilerek Anadolu'da kalmış Ermeni çocuklarının hikâyelerini, torunlarının ağzından dinleyeceksiniz. Şimdilerde orta yaşlarını sürmekte olan bu torunlar Ermeni dedelerini, ninelerini, kendilerini anlatırken yüzleşmesi güç soruları da gündeme getiriyorlar. Bugün Türkiye'de yaşayanlar kendi hikâyelerini ne kadar biliyor, nelerin üstü örtülüyor, bu sırlar bizi nasıl etkiliyor? Neredeyse yüz yıl sonra 1915'te yaşananlar "torunlar" için ne ifade ediyor? Neden yüz yıl sonra bugün ninelerin, dedelerin Ermeni olduğunu söylemek bu kadar zor, bu kadar sancılı? Bu acının ve suskunluğun üzerine gitmek başka acıları ve suskunlukları görmemize, konuşmamıza, aşmamıza yardımcı olabilir mi? Veya başka acıların ve suskunlukların daha oluşmadan önlenmesine katkı sağlayabilir mi? Burada hikâyesini okuyacağınız kişiler bizi kendimizle, ailemizle, komşularımızla, arkadaşlarımızla tanışmaya, birbirimizin hikâyelerine kulak kabartmaya davet ediyorlar. Yalanlardan, gerçek korkusundan kurtulup geçmişimizle yüzleşmeden barışçıl bir geleceğe varamayacağımızı hatırlatıyorlar bize...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Teşekkür Önsöz, Ayşe Gül Altınay, Fethiye Çetin Hikâyelerden Köprüler Kurmak, Fethiye Çetin | | Anlatılar Barış: İnsan bağırmak istiyor Deniz: Benim dünyama ait şeylerin saklanması Arif: Bu gizleme güvensizliği körüklüyor Rüya: Talan eden konumunda olsalardı Gülçin: Binlerce kadının hikâyesi aynı Nükhet: Babamın neden halası, amcası, kuzeni yoktu? Naz: Basında Ermeni olmak küfür gibi Qesra Kişo Özlemi: "Öteki kimliğinizin" bilinmesi Mehmet: Askerde öğrendim Bedrettin Aykın: Gâvur kızı Bedriye'nin oğlu Zerdüşt: Bir sabah uyanıyorsun Ayça: İnsanın kendi gerçeği Gülşad: Suçmuş gibi konuşulmadan Vecibe: Büyükannenin ismi Vartanuş Halide: Ermeniler'in yumurta dağıttıkları gün Murat: Dağda bir ağacın dibinde Henaramın: İki satır bir şey kalsın Şima: Neden herkes tek başına? Salih: Niye yalan söylesin ki? Melek: O vicdanla yaşamak Aslı: Tarihten çocuklarımız ders almalı Ali: Barış adına, kardeşlik adına Berke Baş: Büyükannemin hikâyesi üzerinden Elif: Geçmişi gelecek için kurcalıyoruz | | Sonsöz: Suskunluk Katmanları Aralanırken: Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Nerede? Ayşe Gül Altınay
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önsöz, Ayşe Gül Altınay, Fethiye Çetin, s. 11-15. | | Torunlar okuması kolay bir kitap değil. Burada okuyacağınız hikâyelerin ne dillenmeleri kolay oldu, ne dinlenmeleri, ne de yazıya dökülmeleri. Tanıştığımız "torun"ların çok azı hikâyesini bu kitap çerçevesinde dillendirmek istedi. Dillendirmek isteyenlerin çoğu bunu yaparken (en azından duygusal olarak) çok zorlandı, biri ise kitap yayın aşamasına geldiği noktada hikâyesini paylaşmaktan vazgeçti. Bize bu kararını açıklarken sesinde derin bir korku ve kaygı vardı. Bunun "anonim" bir paylaşım olacak olması, yani kimsenin onun ismini bilmeyecek olması, çocukluğunu ve gençliğini çatışmaların ortasında geçirmiş, genç yaşta zorunlu göçe tabi tutulmuş, şehirde yeni bir hayat kurmaya çalışan bu "torun"un korku ve kaygılarını dindirmiyordu. Ermeni dedesinin acısı "geçmiş" bir acı değildi onun için, üç nesil sonra bugünü ve geleceği şekillendirmeye devam ediyordu....
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Demet Bilge Ergün, “Torunlara kalan sır”, Radikal Kitap Eki, 30 Ekim 2009 | | Türkiye ile Ermenistan arasında son günlerde ısınan ilişkiler herkesin malumu. İki Cumhurbaşkanı maç için karşılıklı birbirlerinin ülkelerini ziyaret etti. Dışişleri Bakanları ise bundan sonraki ilişkilerin yönünü belirleyecek, protokollere imza attı. Yıllarca ‘en uzak iki komşu’ diye nitelenen Ermenistan ve Türkiye, yeni yürümeye başlayan bir bebeğin tedirgin adımlarını anımsatan adımlarla birbirlerine yaklaşıyor. Kimi zaman dengeyi kurmak için yolun ortasında bir süre dinleniyor, destek için ara sıra arkaya bakıyorlar. Kimi zamansa bir kaç adım hızlı hızlı atılıveriyor... Aslında bu tedirginlik hali iki ülke halklarına da yabancı değil. Türk-Ermeni ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Necmiye Alpay, “Tamamen korku”, Radikal, 29 Eylül 2009 | | ‘Torunlar’ sözcüğü, yeni, trajik bir anlam kazandı ve bir kitaba ad oldu. Sözcük bu yeni kullanımıyla, soylarında kendilerinden iki ya da üç kuşak öncesine denk gelen bir Ermeni atanın bulunduğunu insanın içini acıtan bir gecikmeyle öğrenen yurttaşlarımız anlamına geliyor. Kitabı hazırlayanlar, Ayşe Gül Altınay ve Fethiye Çetin. Çetin, bu anlamıyla kamu önüne çıkan ilk “torun”du. 2004 yılında yayımlanan “Anneannem” adlı kitabında, anneannesinin Ermeni olduğunu nasıl geç bir zamanda öğrendiğini, öğrenince yaşadığı derin duygusal çalkantıyı, anneannesiyle azar azar konuşmalarını, onun anlattıklarını, büyük bir yazar inceliğiyle dile getirdi. Pek çok insan, kitabı ağlayarak okudu....
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Ragıp Zarakolu, “Torunlara devrolan travma”, Agos kitap/Kirk, Aralık 2009 | | ak yürekli karaşın kadınım özledim seni oğul gibi annem de esmer ve ermeni’ydi yıkık bir bahçede gül büyütürdü niksar’da geldi geçti o gülü yalan gibi kurtaramadı adını o soykırımdan Bedrettin Aykın Fethiye Çetin’in Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Sibel Özbudun, “O Suskun, Yalnız Kadınlar...”, İvme Dergisi, www.ivmedergisi.com, 9 Ocak 2010 | | “Konuşmaların en önemlisi kendi kendimize olanıdır. Ama bunu çoğu zaman ihmal ederiz.”(1) Ne kadar çokmuşlar... Ve ne kadar suskunmuşlar ki, o kadar çok olduklarını hiç ama hiç anlamamışız... Görmemişiz onları. Adlarını, ama gerçek adlarını ve o geçirimsiz suskunlukları ardında yatan yaşam öykülerini öğrenme gereğini duymamışız......
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Ertuğrul Meşe, “Bir arada yaşa-yama-manın acı öyküleri”, Bireylikler, Ocak 2010 | | Bazı kitaplar okurken insana acı verir, vicdanınızın keskin bir bıçakla sürekli olarak kesildiğini hissedersiniz. Okuyup bitirdiğinizde de o acı ve vicdan kesiği ile kendinize ve etrafınıza bakarsınız. Torunlar böyle bir kitap. Kitabın okunması zor olduğu gibi yazılması daha da zor olmuştur. Bu, kitabın yazarlarının, yazılara konu olanların ifadeleri. “Torunlar okuması kolay bir kitap değil. Burada okuyacağınız hikâyelerin ne dillenmeleri kolay oldu, ne dinlenmeleri, ne de yazıya dökülmeleri. Tanıştığımız "torun"ların çok azı hikâyesini bu ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|
|
|
Elif Kalaycıoğlu, “Türkiye’nin haritasını torunlar çizerse”, Agos Kitap/Kirk, 17 Mart 2010 | | Verdiği ‘cevaplar’ aslında koca birer soru işareti olan resmi tarih ve ideoloji, bu soruların kendisine sorulmasına da izin vermiyor; sıkıştığı noktalarda ‘kaynak eksikliği’ne sığınıyor. Bu tablo karşısında, bizler de, uzun süredir yaşananların kanıtı olacak alternatif tarihleri bulmak için insan hikâyelerine döndük. Bir yandan da, siyasetin yapamadığını insani olanın yapabileceği umuduyla... Dolayısıyla, Osmanlı ve daha yakın dönemin tarihine ışık tutabilecek, bir türlü bulunamayan, örneğin nüfus dairelerinin ya da jandarmanın çeşitli arşivlerine ve kayıtlarına dayalı tarih çalışmalarının yerini yavaş yavaş sözlü tarih projeleri almaya ...
Devamını okumak için bkz.
|
|
|
|