Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-056-4
13x19.5 cm, 116 s.
Liste fiyatı: 13,50 TL
İndirimli fiyatı: 10,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
küre
Poetika Yazıları / Mavi Kitap
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2016
2. Basım: Ekim 2016

"Şiir sanatı üzerine görüşlerimi içeren poetik kitapçıklar dizisinin ilk kitabı… Şiirin tükenmez kıvılcım ocağından aklımın payına düşenleri paylaşmak istedim. Bunun için de birçok düşünce ve deneme kitabının vazgeçilmezi olan 'fragman'lar biçiminde ilerleyen bir tarzı tercih ettim." — Murathan Mungan

OKUMA PARÇASI

Açılış bölümünden, s. 7-8

Şiiri diğer söylediklerimizden ayıran nedir?

Onu şiir yapan?

Daha sonra onu bizim, yani “birinin”, altındaki imza sahibinin şiiri yapacak olan? Onun hem “şiir” olduğunu, hem de imza sahibinin “şiiri” olduğunu gösterecek olan nedir? Yalnızca bir türe adını veren “kurallar bütünü” ve bir şiire kişisel yankısı vuran “ses” mi?

Bu basitmiş gibi görünen sorulara verilecek yanıtları “sahiden” idrak etmenin aslında yıllar aldığını az kişi bilir. Bazı şairler bir-iki kitapla, bazı şairlerse daha fazla kitabın sahibi olduktan sonra ancak ulaşabilir bu konunun dillendirilebildiği, biraz daha rahat konuşulabildiği serin yere.

Ayrıca ilkini, yani yazılan şeyin şiir olması için türün kurallarıyla uyumunu halledebilenlerin çoğunun, ikincisini yani kendi sesini bulamadığı bilinir. Şiiri, şiirin ne olduğunu, nasıl yazıldığını öğrenmiş, ama kendi şiirini, imzasını görünür kılan kişisel dilini, söylemini kuramamış olabilir bir şair. Bunu anlamak da bazı durumlarda yıllar alabilir. Hem unutmamak gerek: İnsanların geç öğrendikleri konuların önemli bir bölümü kendileri hakkındadır. Yolla ölçülür bazı şeyler, yaşla değil. Ayrıca ne yol sabit bir şeydir, ne insanın kendisi... Yol dedikleri, yalnızca çok yıl yaşamış olmakla alınacak ya da geçen zamanın alınmasını giderek kolaylaştıracağı bir şey değildir.

Onca yaşa karşın, yolun yarısına bile gelemeyenlere ne demeli?

Bazı uzaklıklar yıllarla kapatılmaz. Uzaklık, içi doldurulması gereken bir bilgi çeşididir.

Şiir üzerine, sonra da kendi şiirimiz üzerine düşüncelerimiz de kolay oluşmaz. Herhangi bir konuda düşünce oluşturmaktan çok daha uzun ve zahmetli bir süreçtir bu. Şiirin çoğu kez sahibine bile yabancı, uzak, ele geçirilmez evreninde sezgi, içgörü, bilgi, deneyim, zevk, görgü, incelik, fikir, buluş, keşif ve benzeri belirleyenler, kendi fizik yasaları içinde yer değiştirip dururlar. Şiirin kendi iç takvimi vardır; gündelik dünyanın kullandığı takvimle bazen örtüşür, bazen örtüşmez. Bu nedenle, hiçbir zaman o güne kadar öğrendiklerinizle yetinip, artık kendinizi gönül rahatlığıyla kendiliğinden çalışan bir düzeneğe bağlayamazsınız, sürekli uyanık ve diri, dahası “tedirgin” olmanız gerekir. Dünyanın belki de en eski sanatının hâlâ sürdürülüyor, sürdürülebiliyor olmasında şu saydıklarımın toplamından oluşan tedirginliğin payı vardır. Şiir tereddütleri olanların sanatıdır.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Feridun Andaç , "Anlamın, imgenin tutkulu anlatıcısı", Gazete Duvar, 20 Ekim 2016

Murathan Mungan’ı her okuyuşta yazıdaki hayat imgesi belirir karşımda. Öyle ki; onun öyküden şiire akan anlatı yolunun en belirgin öğesi olan anlatı/cı imgelemi yer yer kendi anlatı yatağında, birçok anlam yordamı çıkarır karşımıza.

Yaşayan ve yazan olmakla birlikte; düşleyen ve yazan, düşünen ve anlatan anlatıcı figürü görürüz orada.

Harita Metod Defteri, onun bu yanını tümüyle gösteren/açımlayan/anlatan bir yazı adasıdır bu anlamda.

Bu kitabın kuruluşuna yansıyan her başlık/söz, yazı/anlatım Mungan’ın anlatıcı kimliklerini gösterir bize.

Sürekli “giden” biriyle karşılaşırız ilkten. Çocukluğuna, hatırladıklarına… Düşlerine ve okuduklarına. Sonra biriktirerek yazdıklarına giden bir anlatıcı.

Ondaki soran/sorgulayan yan işte bu söz labirentlerinden geçerek bulur bizi

“Yükünü hafifletmeyi bilmiş, kalbini ovup yeniden parlatmayı becerebilmiş bir erişkinlik hali anlatmaya çalıştığım.” Bu sözlerine dönerken, ondaki yazma arzusunun yaşama tutkusundan geçen bir bakışla kuşanmış olma halini de anlama yordamını da verir bize.

Yazı/n dünyasının her evresinde kendi olabilmiş, ama her geçiş zamanında da sözünü kıvandırabilmiş bir anlatıcıdır o.

Nereye, ne yana; hangi duruma, olaya, olguya bakarsa baksın oradan bir duygu yumağı çıkarmaya, yaşama bağlanmak/tutunmak nedeni yaratmaya adanmış bir yüreklilik buluruz onda.

Nice zaman önce yazdığı Paranın Cinleri (1997) içe ve yaşam(ın)a tutulan bir aynaydı. Kendini ele vermek, anlatmak değil; anlamak için yazılan bir anlatıydı bu.

Bu kez Harita Metod Defteri’ni bir araya getiren metinlerde karşımıza çıkan ise; orada başlayanın nasıl sürdürülerek, hatırlanarak, yaşamalardan devşirilerek kurulduğunu göstermektedir. Yani, Mungan’ın kendini anlama yolculuğu sürmekte.

Hep Giden Sözün Ardında

“Hayat yaşarken olduğu gibi, yazarken de bir ‘zamanlama’ işidir. İnsan hayatı gibi yoğun ve karmaşık bir malzemenin yazıda içini gösterecek kadar durulup saydamlaşması, yazın sanatının fiyakalarına sığınmadan yalınlığın sakin gücüne erişebilmesi için, gönül terbiyesiyle dinlendirilmiş zamanın, size ve kaleminize kazandıracaklarına ihtiyacınız vardır. Olayların içinde yaşarken gösterilen sabrın yerini bu kez de yazarken gösterilen sabır alacaktır.”

O, yaşanan zamana; hayatının evrelerine yazısının ucuyla dönerken; “hep gurbette” olmayı yazar.

İşte bu kitabı o gidişin/bakışın/hatırlayışın, dile getirişin aynasıdır.

Mungan, hep, giden sözün ardındadır. Yazarak, kendi gurbetini yaratan anlatıcıdır bu yüzden.

Size bir yerde olmayı sürekli hatırlattığı gibi; unutmayı da gösterir. Bunca bellek havuzlarında gezinmesini unutma ve hatırlama biçimlerine bağlılığına verebiliriz.

Gene de, onun anlatı evreninde karşımıza çıkan türsel zenginliğin; parçalanan dünyanın dilini yeniden kurma isteminden kaynaklandığını söylemek gerekir. Ama bunu gerçekleştirirken de; her biri için yeni söz/yeni biçim bulmak gerektiğinin bilincindedir o.

Mungan’ın yazısının/anlatısının suretleri de işte o farklılıklarda kendini gösterir.

Yitirileni ve ele geçirileni anlatan anlatıcının ikinci hayatı YAZI HAYATI ‘dır. Bunun altını belirgince çizer. Anlamın ardında olması da bu yüzdendir.

“Kaçıncı ben” diye sormasa da; her anlattığında “başka ben”(ler)in öyküsü vardır. Bu anlamda yerdeş olduğu kadar evrenseldir Mungan. Anlatılarını bezediği imgelemi, kurduğu dil ve söyleyiş yordamıyla insanlık halleri/durumlarını anlatır. Bu nedenledir ki; çağcıldır sesi.

Bir “ırmak anlatıcı” olmasını buna bağlarım. Bileşik kaplar gibidir onun anlatısı. Birinden diğerine geçişlerdeki tını/parıltı, duyum, sözü/nü söyleyenin söyleme iksirini taşır bize.

Yaşam(a) kalıntılarına bakan/irdeleyen bir söz arkeoloğudur o.

Hayatın gölgesinde yazmaz, hayatın içinden ağıp gelenlerle dolup taşarak yazar. Onun hissediş biçimi yazınımızda yeni bir duyarlılık alanı yaratmıştır kuşkusuz.

Onun yazılan, yazdığı üzerine düşünen/sorgulayan biri olması yazılı bir zaman yaratmanın ne olduğu/olması gerektiği düşüncesini de verir bize.

Mungan, burada, Harita Metod Defteri’nde kendi hikâyesini anlatan biri olmanın sırlarını da yansıtır bize. Onun, bir geyik avcısı gibi giden sözün ardına takılması da şundandır: etkileyecek hikâyen varsa, anlat.

Sıklıkla bunu ima eder aslında.

Neredeysen orada yazarsın, ama hatırladıklarınlasındır hep. İnsan, yaşadığı gibi yazar. Ondaki yazı yoğunluğu buralardan geçerek gelir.

Ne yanıyla bakarsak bakalım, Mungan; bize, kendi olma yolculuğunu anlatır.

Güne Söylediklerimden'den Küre’ye

Harita Metod Defteri’ni izleyen iki kitabı Güne Söylediklerim (2015) ve Küre’de (2016) bu kez de yaşamında kendisine “iş”/ “uğraş” edindiği YAZI YORDAMI’nın yönlerini anlatır.

Şiir/öykü/anlatı/lar yazan biridir. Ama, o, bütün sanat disiplinlerine de gidendir. Gören, okuyan, hissedendir. Bakışsız, görüsüz yaşanamayacağını her dem hatırlatandır üstelik.

Bu nedenledir ki; giderek yazan biri olmanın bakışı/bilinci/duyumu yazılarına yansır.

Bu kez; ilgisini/bakışını evrenini daha da genişleterek kültür coğrafyasında yolculuklara çıkar.

Mungan’ın sözü/nü getirdiği yer: yazısız yaşam, yaşamsız yazının olamayacağıdır.

Ve bizlere bunları taşıyan/bağlayan/gösterenlerin neler olduğunu anlatmaktadır.

Mungan’ı şiirde eyleyen/buluşturup sürdürenin ne olduğunu anlatan Küre’yi (Poetika Yazıları/Mavi Kitap) nasıl okunmalı?

Eğer Aristoteles’in Poetika’sını, Platon’un Diyaloglar’ını okumuşsanız; şiir sanatının ne olduğunu öğrenme yolunun kuramdan değil yaşamdan, sezgi ve bilgiden geçtiğini bilirsiniz.

Peki, bir şairin “poetik” yolculuğunu anlatmak derdi nereden doğar?

Şiirini anlatmak/açıklamak derdi olamayacağına göre… Şiir üzerine, şiir yolculuğu üzerine düşündüğünü söylemek istemidir bu olsa olsa, diyebiliriz.

Mungan, daha çok, şiirin ne olduğuna dair bakışı/yorumunu yansıtır bu poetik yazılarına.

Kuşkusuz oradan şiirine bir ayna tutabiliriz. Ama daha çok da hayatın içindekilerin nasıl şiire dönüştürülebildiğini göstermesi öne çıkar diyebilirim. Hem şairin, hem şiir okurunun, hem de dilseverlerin elinden düşürmeyecekleri bir kitaptır Küre.

Devamını görmek için bkz.

Özkan Ali Bozdemir, "Kristali görme arzusu", Cumhuriyet Kitap, 27 Ekim 2016

Murathan Mungan’ın Küre ismini taşıyan yeni kitabında; şiir üstüne düşünen, şiiri yaşamının merkezine alan, türler arasında gezindiği halde her seferinde şiiri eserlerinin çekirdeğine yerleştiren bir edebiyatçının notlarına tanıklık ediyor okur.

Amerikalı eleştirmen Michael Riffaterre metinlerarası ilişkiyi “bir metnin parçasının okunmasıyla ilgili olarak bellekte olan, gönderimde bulunan metinlerin tamamı” şeklinde yorumluyor. Bu ifade, farklı sanat disiplinlerinin birbiri üzerindeki etkisini ve temelde aynı kaynaktan beslendiği düşüncesini açıklıkla işaret ediyor aslında. Metinlerarasılığın izlerine, yalnızca edebiyat içerisinde değil, sanatın öteki verimlerinde de rastlarız. Bir tablonun karşısında yaşadığımız tarifsiz duygu, bazen bir öykünün ilk cümlesine dönüşür; bir sinema filminde gördüğümüz sahneyi geçmişte okuduğumuz bir şiirin güçlü imgeleriyle ilişkilendiririz. Türler arasındaki bu geçiş, sanatın sonsuz anlatım olanakları içerisinde tek bir merkezin yer almadığını işaret etmesi ve etkileşimlerle çoğalan bu duygu evreninin gücünü ortaya koyması bakımından da ayrıca önemli.

Şair Olmanın Yükü

Metinler arasında dolaşmayı seven ve yazdığı hemen her eserde bu geçişi büyük bir ustalıkla kurgulayan Murathan Mungan, yeni kitabı Küre’de bu kez şiire odaklanıyor. Küre, şiirin tanımını, etki alanını, yazılış süreçlerini ve ifade zenginliğini küçük notlar ve çeşitli alıntılar dâhilinde ele alan kısa ama yoğun bir kitap. Mungan bu kitabı, zaman içinde biriktirdiği deneyimlerden süzülüp gelmiş ve şiir sanatı üzerine görüşlerini içeren poetik kitapçıklar dizisinin ilki olarak tanımlıyor. Bu tanımı yaptıktan sonra ise onlarca yıldan bu yana şiir yazdığı halde kendi poetikasını neden açıklamadığını ifade ediyor ve böylesi bir anlayışın şaire ve şiirine katkı sağlayıp sağlamadığı konusu üzerinde duruyor. Mungan burada şiiri tanımsal olarak şiir yapan, onun sınırlarını belirleyen, genişleten bir duruma dikkat çekiyor. Artık “şiir sayılabilecek” bir şiirin, onu yazan şaire ait olup olmadığını belirtecek unsurlara değiniyor ve bu kavramları tıpkı birbirini iten iki zıt kutup gibi ele alıyor. Şairin ifade ettiği bu durum, üslup ve anlama denk düştüğü gibi şiir yazmak ile şair olmak arasındaki bağıntıyı da açıkça gösteriyor. Şiir ile şairin ilişkisi, sanatın öteki verimlerinde karşılaşmadığımız bir durum çünkü. Roman yazana romancı, senaryo yazana senarist, heykel yontana heykeltıraş demenin rahatlığı, şiir yazana şair demenin zorluğunda düğümleniyor. Şair sözcüğünü bir sıfat, hatta bir mevki, makam anlamında düşününce bu ilişki daha da karışır, zorlaşır. Murathan Mungan da derdinin şiir yazmak olduğunu söyleyenlerden. Şair olarak anılmayı, bu yükü ağır bulduğundan, pek kabullenmez.

Kitabın ele aldığı başka bir konu da şiirin “yapılan bir şey” olup olmadığı sorusu. Elbette hislerin, inceliklerin, merakın ve birikimin şiire katkısı oldukça fazla. Fakat işin teknik kısmı, yani formüle dökülmüş hali öğrenilebilir bir süreç Mungan’a göre. Şiiri “yapmanın” tam anlamıyla mümkün olmadığını belirten Mungan, burada etkilenme konusunu ortaya atarak şiir yazma sürecine farklı bir katkı sağlıyor. Etkilenmek, taklit etmenin dışında bir durum çünkü. Okuduğu şairlerden, şiirlerden etkilenmeyi kısa vadede uygun buluyor ve yolun başındaki şaire, en azından kendi sesini, rengini bulana kadar bilincini ve tercihlerini dış etkilere açık bırakması konusunda önemli bir ipucu veriyor. Üstelik kendini etkilenmeye kapatmış birinin bilinçdışında yetersizlik ve özgüven yoksunluğu yer alıyor Mungan’a göre. Şöyle diyor şair: “Etkilenmek bir ‘öğrenme’ yoludur; etkilerden kurtulmak, kendi sesini bulmak ise bir ‘olma’ yolu.”

Şiirde Belirsizlik ve Anlam

Şiirin öteki yazınsal verimlerden farkı nelerdir peki?

Murathan Mungan şiirin ele aldığı, yorumladığı ve ifade ettiği tüm durumları hep ayrı tutar. Şiirin vuruculuğu ve etkisindeki gizilgüç hep daha fazladır ona göre. Şair burada açığa vurma ile saklama/saklanma arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Hemen her şair biraz anlaşılmak biraz da saklanmak ister çünkü. Aradaki tartımın değeri, şiirin duygusuna önemli bir katkı sağlıyor. Mungan şöyle diyor bir notunda: “Şiir, saklı olanla açığa vurulan arasındaki ifade geriliminin cisimleştiği en güçlü alandır.” Buradaki gerilimi “tedirgin olma” haliyle bir tutarak “Şiir tereddütleri olanların sanatıdır” diyor örneğin. Bu cümleyi biraz açtığımızda şiirin oluşum ve gelişim süreçlerine katkı sağlayan öteki unsurlara da açıklık getiririz. Şiir serüveni için “yolda olma” halinden söz ediyor Mungan. Bu serüven boyunca yalnız kazandıklarımız değil, yitirdiklerimiz de önemli. Vazgeçilenler, unutulanlar, itilen/bastırılanlar, kısaca hafızamızın arkalarına attığımız tüm o yabancı, oysa bize en yakın, duyguların şiire büyük hizmet ettiğini söylüyor. İşte tedirginliği var eden, şiire ivme katan duygu da tam olarak bu kayıplardan geçiyor. Dolayısıyla şiiri kesinliklerin değil, belirsizliklerin sanatı şeklinde yorumlamak mümkün.

Şiirin yapıtaşlarını genel bir tanımlama dâhilinde; ses, ahenk, ton, bakış, yorum, birikim, bilgi, sezgi gibi başlıklarla özetleyebiliriz. İyi bir şiirde tüm bunların yanında belki de en çok aranan, istenen bir yapı daha var ki o da anlam. Yani başka bir deyişle hikâye. Tıpkı romanı özetlerken istenen o ana düşünce gibi, bir sinema filminin kırılma noktasını tespit etmek ister gibi şiirin de ne anlatmak istediği veya niçin yazıldığını hep merak eder okur. Üstelik bu durum en çok da şiirde böyledir. Kapalı imgelerin, kırık dizelerin, ses boşluklarının veya sıklıkla karşılaşmadığımız ünlemelerin, sembollerin anlamı merak edilir. Şiirin kendisini bir bütün olarak düşündüğümüzde böylesi bir arayışın anlamsızlığı da netleşir. Çünkü şiir, bütün halinde bir yapı. Dolayısıyla bu yapıyı ayakta tutan her bir taşı ayrı ayrı anlamaya, çözmeye çalışmak gereksiz. Murathan Mungan bu ayrım için “Şiirin anlamı yapıtın yalnızca bir ögesidir; varoluş nedeninin tamamı değildir” diyor bir notunda. Şiirin kendisini bir varoluş durumuna eşitlersek anlamın da tıpkı bir hece veya ton kadar yer kapladığını kabul etmiş oluruz. Bu durum, edebiyat türü içerisindeki verimlerle yaptığımız sınıflandırma çabasını getiriyor akla. Şiir ile haiku, roman ile novella arasında yapılan tür tanımlamaları da o eserin niteliği ve gücünün gölgesinde kalan bir tartışma konusu değil mi?

Son olarak kitaba adını veren “küre” sözcüğünün ne anlama geldiğini merak edenler için şu kısa notu paylaşmak gerek. “Küreye benzer şiir. Kendi yasaları içinde ışıyan kristal. Belki de şiir için ilk kamaşma. Kristali görme arzusudur şiir. Işığın yasalarını, aydınlattıklarını anlama arzusu.”

Murathan Mungan’ın Küre’sinde şiir üstüne düşünen, şiiri yaşamının merkezine alan, türler arasında gezindiği halde her seferinde şiiri eserlerinin çekirdeğine yerleştiren bir edebiyatçının notlarına tanıklık ediyoruz. Küre, şairin ışıltılarla dolu kaleminin lezzetine bir kez daha varmak için iyi bir kaynak.

Devamını görmek için bkz.

Seval Şahin, "Bir zettel: Küre", Sabitfikir Dergisi, 9 Kasım 2016

Murathan Mungan 1980’lerden sonra edebiyat dünyasına girmiş ve bu dünyada kendine has bir yer edinmiş, edebiyatın neredeyse her türünde eser vermiş bir isim. Edebiyata yaklaşımında ve onu ortaya koyuş biçiminde sadece metin değil metnin sunumu, kitabın bir nesne olarak metinle bütünleşmesi de onun için önemli bir etken. Eserlerinin kitap olarak farklı seriler halinde ancak ayırt edici niteliklerle ya da ressamların onun kitapları için yaptığı özel kapak resimleriyle yayımlanması, onun metinlerinde görüntü ve dış dünyayla kurduğu bağlantıyı da beraberinde getiriyor. Nitekim Mungan’ın metinlerine baktığımızda aynı zamanda iyi bir okur olduğunu ve resimden de oldukça bahsettiğini görebiliriz. (Tabii müzikten söz etmeye hiç gerek yok. Müzik, onun uzmanlık alanlarından...)

Küre, “Poetika Yazıları” ve “Mavi Kitap” alt başlığıyla yakın bir zaman önce yayımlandı. Yine Mungan’ın kitabı bir nesne olarak metinle buluşturduğu bir eserle karşı karşıyayız. Daha önce yayımlanmış yazılarından ve bazı notlardan oluşan bu kitap, onun şiir üzerine yazılarını bir araya getirdiği ilk kitabı… Kitaba adını veren “küre” de eserde şu şekilde yer alıyor: “KÜREYE BENZER ŞİİR. Kendi yasaları içinde ışıyan bir kristal. Belki de şiir için ilk kamaşma. Kristali görme arzusudur şiir. Işığın yasalarını, aydınlattıklarını anlama arzusu. Bu yüzden belki de küreye benzer şiir. Öte yandan: Sizin yazdığınız, okurun küresinde nasıl görünür?” Bu satırların, aslında kitapta Mungan’ın anlatmak istediklerinin bir özeti olduğunu düşünüyorum. Nitekim kitabın kapağındaki, içinde bir kürenin ışıdığı çiçek de bununla paralel. Her ışıdığında giderek çiçeklenerek, dallanarak kök salan bir imge ile bütünleşiyor bu küre. Bu noktada kitap boyunca şiirin ortaya konulması, ortaya konulurken çekilen sıkıntılar, şiirde sakil duran unsurlar, şiirin seslendirilmesi gibi birçok boyut, yine yukarıdaki alıntıda yer alan “kristal” sözcüğünde karşılığını buluyor. “Kendi yasaları içinde ışıyan kristal.” Kristalin ışığı çok yönlü ve boyutlu yansıtma özelliği ile kürenin bir arada düşünülmesi Mungan’ın eserinde şiirin kendi kendine dönüklüğü göndermesine de paralel. Çünkü ona göre şiirin, hatta burada sadece bütün olarak şiir sanatından değil tek tek yazılan her şiirden bahsettiğinde bu şiiri oluşturan yapıya ait tüm unsurların her seferinde onun kendi bünyesinde, kendi kurallarıyla oluşmasından söz etmesi de bundan. Her şiir kendi yasalarını kendisi belirliyor. Ancak bu demek değil ki bir şairi diğer şairlerden ayırt edici unsurlar yok. Tabii ki var. Orada önemli olan ise işte şiirin bu kendi içindeki kendine has bünyeyi kurabilen, yaratabilen şairde. Eğer şair bunu yaratamıyor ya da şiirin kendine haslığını fark edemiyorsa zaten ortaya çıkan da mekanik bir anlatıdan başka bir şey olmuyor. Bu noktada aklıma Tanpınar’ın avize benzetmesi geliyor. Birçok kez şiiri ve Boğaz’ı anlatmak için “avize” kavramını “billurlaştırmak” ile birlikte kullanan Tanpınar’ın “küre”yi neden kullanmadığını düşünmek bu bağlamda ipucu olabilir. Avize, her ne olursa olsun birçok ışığı bünyesinde barındırır ama ışık hiçbir zaman her yerde aynı şekilde ışımaz. Kürede ise ışık, kürenin her bir kesimine yayılır. Avize ışıkla bir dağılma ilişkisi kurar, küre ise yayılma ilişkisi. Mungan’ın şiir sanatı hakkındaki yazılarına küre adını vermesini bu avize ve küre benzetmelerinden yola çıkarak anlatma girişimimin temelini de bu oluşturuyor. Gerek Tanpınar’ın gerekse Mungan’ın benzetmelerinde bir nesnenin ışık ve geçirgenliğini kullanmalarında sanırım her ikisinin de sadece şiir değil edebiyatın birçok türünde eser vermeleri kadar resimle, görme ve anlatma ilişkisi arasında kurdukları ilişki de önemli. Işık ve nesne arasında kurulan ilişki başlı başına şiirsel bir ilişki iken, bunun anlatıyla birleşmesi de ikisi arasıdaki önemli bir akrabalık. Neden bundan bahsediyorum? Mungan’ın poetika yazılarında kurduğu bu ilişkiyle, belki uzun yıllardır poetikasını oluşturma noktasında bir şairin bıraktığı yerden poetikasına devam ettiğini, poetika kavramına yıllar sonra benzer bir zenginlik getirdiğini düşünüyorum.

"Kıvılcımlar, çakımlar, şiire uç veren söz parçaları"

Poetika kavramına ve bu türün yazımına katkıda bulunan Mungan’ın eserini ortaya koyarken seçtiği biçimin fragman olması da önemli. Bu sayede kürenin içindeki ışığın görünürlüğü gibi çağrışımlarla hareket eden bir metin çıkıyor karşımıza. Hareket ediyor diyorum, çünkü fragman ona bir hareket alanı veriyor; metin kürenin içinde devinen bir zaman parçacığını da taşıyor. Bu zaman parçacığı ışıkla birleşerek farklı görünüm ve geçirgenliklerle çağrışımlara dönüşüyor.

Yazının başlığında kullandığım “Zettel” sözcüğü de bu bağlamda anlam kazanıyor. “‘Zettel’ üstüne not yazılmış kâğıt parçası anlamına geliyor Almancada. Wittgenstein, içine notlarını attığı kutu-klasörüne bu adı verip etiketlemiş. Ben de şiir sanatı üzerine bir çeşit ‘zettel’ sayılabilecek kısa notlarımı, zihinsel eskizlerimi bir dizi kitap olarak toplamak niyetindeyim ömrüm ve sözüm oldukça… kıvılcımlar, çakımlar, şiire uç veren söz parçaları… Gerisi size kalmış.” (s. 109)

Kendi adıma, Murathan Mungan’ın bir bilge olduğunu düşünmüşümdür. Bizzat kendi sanatının bir parçası olan şiirine dair yazdıklarını ortaya koyuş biçiminde de bunu görmek mümkün. Mungan, hiçbir zaman okurunu salt bir şey okuma düşüncesiyle baş başa bırakmaz. Aynı zamanda hissetmek de onda her zaman bulunur. Türkçede “duymak” kelimesinin kazandığı geniş ve zengin anlam birikimini bir arada taşıyan bazı şair ve yazarlar vardır. Onların eserlerinde duymak sadece düşünmek, hatırlamak, özlemek değil aynı zamanda hissetmek anlamını da taşır. Küre, bunların hepsini içinde barındıran bir bilgenin elinden çıkmış, bize hem unuttuğumuz hem de hiç bilmediğimiz yepyeni “duymaları” gösterecek bir eser...

Devamını görmek için bkz.

Şule Tüzül, "Şiirden hayata hayattan şiire 'Küre'", Edebiyat Haber, 19 Ocak 2017

Murathan Mungan’ın hangi kitabını okusam, çok özel bir yolculuğa gideceğimin bilinci ile başlarım okumaya ve heyecanlanırım. Hiç hayal kırıklığına uğramam bu yolculukta. Ve hiç şaşırmayacağımı sanırım; yine de her seferinde şaşırtır beni Mungan. Bu yolculuk özeldir; roman, öykü, şiir, deneme, tiyatro oyunu, hangi kitabı olursa olsun, kendimle ve kitapla baş başa kalacağım, kendimle karşılaşacağım, yüzleşeceğim, aradığım cevapları bulacağım, sorularıma yeni sorular, arayışlarıma yeni arayışlar eklediğim, ufkumun, bilincimin, algımın, yüreğimin açıldığı, berraklaştığı, uçsuz bucaksızlaştığı bir yolculuk… Sanki bana özel yazılmış gibi yol alırım sayfalarda, binlerce okurun da aynı yoldan geçtiğini bilerek…

Küre. Mungan’ın şair olmak ve şiir üzerine yazdığı kısa kısa notlarından derlediği bir kitap. Evet kısa kısa notlar… Ama Mungan’ın hangi cümlesi kitaplarının arasında, sayfalarda öylece kalıyor ki? Şiir üzerine, şair olmak/olabilmek üzerine söylenen her bir kelam, üzerine belki saatlerce konuşulacak, sayfalarca yazılabilecek kadar yoğun, zengin, derin. Her bir cümle taşıyor sayfalardan… Üstelik, her cümlede şiirin yerine hayatı koyun, aşkı koyun, yaşamınızın merkezine oturan herhangi başka bir şeyi koyun, tutkularınızı, çıkmazlarınızı, düşlerinizi koyun, Mungan’ın cümleleri hepsine uyuyor, hepsine ulaşıyor, hepsine bulaşıyor. Şiir de böyle bir şey değil mi zaten?

“Açıklarken sakladıklarımızdır şiir.”

Şamanlarla akrabalığı olmayanların şair olamayacağına inanan bir şairin, şiire ve şairliğe dair cümlelerini okuyoruz Küre’de. Öyle bir şairle karşı karşıyayız ki, şair olmanın “makamı” ile değil, şiir yazmanın kendisi ile ilgili olduğunu, şair sıfatını telaffuz etmekten mahcubiyet duyduğunu söylüyor. Bu mahcubiyetin alçakgönüllülük olmadığını açıklarken şu sözleri ile hayat dersi vermiyor mu:

“Kasmadım kendimi, sınırlamadım. Bu, beni diri tuttu, açık tuttu; incinebilir, kırılabilir, dağılabilir tuttu. İyi de oldu. Açık yara gibi olmak iyidir. Ya kendi sınırlarınıza çekilirsiniz, ya kendinizi sağaltma gücünü keşfedersiniz.”

“Kendimizi olduğumuz kadarı ile sevmek, olduğumuz kadarını sırtlayıp taşımak edinilebilir bir erdemdir.”

Kitabın her cümlesi zaten hayat dersi yerine de okunabilir. Şiirde sadelikten bahsederken, son zamanlarda bir moda gibi sadeleşmeye çabalayan herkese, sanatın ve hayatın her alanına sesleniyor aslında:

“Sadelik sıfırdan sahip olunan, piyangodan çıkan, öykünerek kazanılan değil, çalışarak, üzerine düşünerek, süzülüp incelerek, damıtarak elde edilen bir şeydir. Haddeden, imbikten, zamanın içinden geçer.”

Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de meydanı boş bulup, şairlerin tevekkülünden cesaret alıp, şiire ve şairliğe soyunanlara “hele siz orda bi durum bakalım”vari bölümleri. Hem de bayağı ağır cümleler…

“Perisi tarafından terk edilmiş nicesinin yazmayı aynı ısrarla sürdürdüğüne bakılırsa, belki de edebiyat türleri içinde en çok karşılıksız aşk barındıranı şiirdir. Ortalıkta bu kadar çok şair ve bu kadar az şiirin başka bir açıklaması olabilir mi?”

Okumayan bir toplum olmanın yanı sıra, şiirle de arasına çok çok uzun mesafeler koyan bir toplumuz aynı zamanda. Oysa okumanın en güzel, en önemli, en etkin eylem biçimlerinden biri olduğuna inanıyorum. Şiir okumaksa bu eylemin gücünü kat be kat arttıran bir şey. Şiir demek direnişin ta kendisi demek değil mi zaten?

Küre; en çok da şiir sevmem, şiirle aram pek iyi değildir, şiirden anlamam diyenler için, şiirle aralarındaki mesafeyi azaltmak için, diye düşünüyorum.

“Şiir hayata razı olmayanların ihtiyacıdır” çünkü… Küre, o ihtiyacı ta içimizde hissettiriyor.

Ah en güzeli de bu işte;

“İnsan dediğin bir dil hayvanıdır. Şiirle uğraşanların hiç unutmaması gereken bir doğrudur bu. Varlığın mucizeleri dil’le dillenir. Bu anlamda ne kadar iyi bir ‘hayvansanız”, o kadar iyi bir şair olursunuz.”

Ne kadar iyi bir hayvansak o kadar iyi bir insan değil miyiz aynı zamanda?

Daha da güzeli; Küre’nin, Mungan’ın şiir sanatı üzerine yazdığı notlarını toplamak istediği bir dizi kitabın ilki olması…

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.