Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-060-1
13x19.5 cm, 176 s.
Liste fiyatı: 18,50 TL
İndirimli fiyatı: 14,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Mihail Mihailoviç Bahtin diğer kitapları
Dostoyevski Poetikasının Sorunları, 2004
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Söylem Türleri
ve Başka Yazılar
Özgün adı: Speech Genres and Other Late Essays
Çeviri: Okan N. Çiftci
Yayına Hazırlayan: Savaş Kılıç
Kapak Tasarımı: Emine Bora, Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Aralık 2016

Mihail M. Bahtin’in son yazılarının toplandığı bu kitapta, dilbilim alanında çığır açmış, bir araştırma programı kurmuş "Söylem Türleri" yazısının yanı sıra, beşeri bilimlerde metnin yerini saptamaya çalışan, "yazar imgesi"ni kurcalayan, yeni bir yöntem arayan önemli not ve makaleleri ile Bildungsroman ve edebiyat eleştirisinin durumu üzerine iki yazı yer alıyor.

Hayatı boyunca dil ve edebiyat üstüne kafa yormuş, kafasında biriktirdiği binlerce olguyu analiz ederek düşüncesini geliştirmeye çalışmış büyük bir düşünürün, son büyük filologlardan birinin "evrak-ı metrukesi" Türkçede.

İÇİNDEKİLER
Novıy Mir Dergisinin Yönelttiği
Soruya Cevap

Bildungsroman ve Gerçekçiliğin Tarihindeki
Önemi: Romanın Tarihsel olarak
Tiplendirilmesine Doğru

Söylem Türleri Meselesi

Dilbilim, Filoloji ve Beşeri Bilimlerde
Metin Meselesi: Bir Felsefi Çözümleme Deneyi

1970-71 Yıllarında Tutulmuş Notlardan

Beşeri Bilimlerin Yöntembilimine Doğru
OKUMA PARÇASI

Novıy Mir Dergisinin Yönelttiği Soruya Cevap'tan, s. 7-10

Novıy Mir Dergisi bana edebiyat araştırmalarının günümüzdeki durumunu nasıl bulduğumu sordu.

Böyle bir soruya kesin ve güvenilir bir cevap vermek güç. Kendi dönemini, kendi çağını değerlendirirken insanlar her zaman bir yana meyledip yanılmaya yatkındır. Bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Yine de bir cevap vermeye çalışacağım.

Edebiyat araştırmalarımız büyük bir potansiyele sahip: Geçmişte (Potebnya, Veselovski) ve Sovyet döneminde (Tınyanov, Tomaşevski, Eikhenbaum, Gukovski ve diğerleri) yetişmiş –gençler de dahil– birçok ciddi ve yetenekli edebiyat araştırmacımız var; birçok yetkin bilimsel geleneğimiz mevcut ve doğal olarak bu geleneğin gelişmesi için gerekli dış koşullar da (araştırma kuramları, fakülteler, finans ve basım olanakları, vb.). Fakat, bütün bunlara rağmen, bana öyle geliyor ki yakın zamanların edebiyat araştırmaları (aslında son on yıldakilerin neredeyse hepsi) genelde bu olanakları ne tam anlamıyla kullanabiliyor ne de bizim haklı beklentilerimizi karşılayabiliyorlar. Ortak sorunlar cesurca ortaya konmuyor, edebiyatın uçsuz bucaksız dünyasında ne yeni alanların keşfi söz konusu ne de özgün ve önemli bir gelişme; akademik eğilimler arasında hakiki ve sağlıklı bir çekişme yok; araştırma riskine yönelik belirli bir çekingenlik, varsayım oluşturma korkusu hâkim. Edebiyat araştırmaları asıl olarak genç bir bilim dalı, yöntemleri doğa bilimlerinde olduğu gibi deneyler aracılığıyla oluşturulup test edilmedi; bu yüzden eğilimler arasında çekişmelerin yokluğu ve cesur varsayımlardan duyulan korku kaçınılmaz olarak edebiyat araştırmalarımızı beylik ve basmakalıp sözlerin hâkimiyetine soktu. Ne yazık ki, bu açıdan herhangi bir eksiğimiz yok.

Günümüz edebiyat araştırmasının genel karakteri, bence, böyle. Yalnız hiçbir genelleme de tamamen adil değildir. Günümüzde, tabii ki, gayet iyi ve yararlı kitaplar yayımlanıyor (özellikle edebiyat tarihi alanında), ilginç ve yetkin makaleler çıkıyor ve bu genel tanımımı aşan geniş bir olgular topluluğu var. Diyelim ki Nikolay Konrad’ın kitabı Doğu ve Batı, Dimitri Lihaçev’in Eski Rus Edebiyatının Poetikası ve şimdiye dek 4 fasikül halinde çıkmış Gösterge Sistemleri Üzerine Çalışmalar (Yuri Lotman önderliğindeki genç araştırmacılar okulu). Son zamanlarda ortaya çıkan en sevindirici gelişmeler bunlar. Tartışmamızın ilerleyen bölümlerinde bu çalışmalara değinirim belki.

Temel amacım edebiyat araştırmalarının karşılaştığı sorunlar olduğundan, kendimi burada yalnızca geçmiş dönemlerin edebiyatlarıyla ilişkili iki sorunla sınırlayacağım, sonrasında daha genel konulara geçeceğim. Her ne kadar en önemli ve en acil tartışmaları tam olarak çağdaş edebiyat çalışmalarında ve eleştirilerinde bulsak da bu konulara değinmeyi bir yana bırakacağım. Özellikle iki sorunu tartışmayı düşünüyorum, çünkü bence belirli bir olgunluğa sahipler; üretken gelişimleri çoktan başlamış ve bundan böyle de sürecek.

İlk olarak, edebiyat araştırmaları kültür tarihiyle yakın ilişkiler kurmalıdır. Edebiyat kültürün ayrılmaz bir parçasıdır, belli bir dönemin kültürünün bütün bağlamı dışında anlaşılamaz. Kültürün geri kalanından koparılamaz; sık sık yapılageldiği gibi sanki kültürün arkasında sosyoekonomik etmenler varmış gibi onlarla dolaysız olarak bağlantılandırılamaz da. Sosyoekonomik etmenler kültüre bir bütün olarak etki eder ve edebiyatı ancak kültür aracılığıyla ve dolayımıyla etkilerler. Uzun bir süre edebiyatın özgül niteliklerine hatırı sayılır bir ilgi gösterdik. Bir süre için bu elbette gerekli ve yararlıydı. Yalnız denebilir ki dar bir alanda uzmanlaşma bizim geleneklerimize yabancıdır. Potebnya’nın ve özellikle Veselovski’nin araştırmalarının kültürel ufuklarının ne kadar geniş olduğunu hatırlayın. Uzmanlaşma hevesi uğruna kültürün farklı alanlarının birbirleriyle bağlantılarını ve bağlaşıklıklarını ihmal ettik; bu alanlar arasındaki sınırların mutlak olmadığını sık sık unuttuk; söz konusu alanlar değişik çağlarda değişik biçimlerde bir araya getirildi ve kültürün bu çok yoğun ve yaratıcı yaşamının, bu alanların kendi özgüllüklerine kapatılmış oldukları yerlerde değil, kültürün münferit alanlarının sınırlarında cereyan ettiğini görmezden geldik. Tarihsel edebiyat eleştirisi araştırmalarımız genellikle araştırılan edebiyat olgularının ait oldukları çağların özgünlüklerinin açığa çıkarılmasına yöneliktir, ama bu araştırmaların çoğunda durum genel tarih anlatılarından pek farklı değildir. Kültürün değişik alanlarının farklılaşmış bir çözümlemesini ve bunun edebiyatla ilişkisini içermiyorlar. Üstelik bu çözümlemelerin yöntembilimleri yeteri kadar gelişkin değil. Kültürün derinlikli çözümlemesinden ayrı ele alındığı için çağın edebi süreci denen şey, edebi eğilimlerin yüzeysel çekişmelerine indirgenir ve modern zamanlarda (özellikle 19. yüzyıl) çağın büyük ve gerçek edebiyatına esaslı bir şekilde etkide bulunmamış, gazete ve dergilerdeki bir şamataya dönüşür esasen. Yazarların yaratıcılıklarına önemli katkıda bulunan kültürün güçlü dip akıntıları (özellikle aşağı kültüre, halk kültürüne ait olanlar) keşfedilmemiş halde kalır ve bazen araştırmacıların bunlardan hiç haberleri bile olmaz. Bu tür bir yaklaşım büyük eserlere derinlemesine nüfuz etmeyi engeller ve böylece edebiyatı ciddi bir uğraş yerine gereksiz bir etkinlik alanına dönüştürür.

Tartıştığım durum ve ona ilişkin sorunlar (bir kültürel varlık olarak bir çağın sınırları sorunu, kültürlerin tiplendirilmesi sorunu, vb.) şu sorun düşünüldüğünde gözümüzde büyür: Slav ülkelerinde barok edebiyat, özellikle de Rönesans hakkında bugüne değin süren tartışmalar ve Doğu ülkelerinde Hümanizm tartışmaları. Bir çağın edebiyatı ile kültürü arasındaki ayrılmaz bağa ilişkin daha derinlemesine bir çalışma için duyulan ihtiyaç apaçık ortaya konmuştur.

Yakın zamanların edebiyat araştırmalarının sözünü ettiğim seçkin eserlerinin (Konrad, Lihaçev, Lotman ve okulu) yöntembilimlerinin tüm çeşitliliğine karşın ortak yanları edebiyatı kültürden koparmamalarıdır; edebiyat olgusunu dönemin tüm kültürünün farklılaşmış bütünlüğü içinde anlamaya çalışmalarıdır. Burada şunu vurgulamakta yarar var: Edebiyat karmaşık ve çokyüzlü bir olgudur; edebiyat araştırmaları ise tek bir “bakma” yönteminden söz edeme yecek kadar genç hâlâ. Çeşitli yaklaşımların gerekçeleri var ve ciddi oldukları, edebi olgu hakkında yeni bir şeyler açığa çıkardıkları ve daha derin bir anlayışa ön ayak oldukları sürece oldukça gerekliler de.

Bir dönemin bütüncül kültüründen bağımsız olarak yapılan edebiyat araştırmaları ne kadar olanaksızsa, bir edebiyat olgusunu yaratıldığı döneme ve çağdaşlığına mahkûm etmek de bir o kadar ölümcüldür. Biz genellikle bir yazarı ve eserini, zamanı ve en yakın geçmiş zamanıyla (daha çok –anladığımız biçimiyle– o dönemin içersinde) açıklamaya çalışırız. İncelediğimiz olgunun döneminden kendimizi ayırmaktan korkarız. Yalnız, sanat eserlerinin kökleri uzak geçmişe uzanır. Büyük edebiyat eserleri yüzyıllar boyunca büyürler; yaratılma dönemlerinde yapılan, sadece uzun ve karmaşık olgunlaşma sürecinin ardından olgun meyveyi dalından koparmaktır. Bir eseri yalnızca döneminin koşulları açısından, yalnızca en yakın zamanın koşulları bakımından anlamaya ve açıklamaya çalışmak, eserin anlamsal derinliklerine inebilmemizi engeller. Bir döneme hapsetmek eserin sonraki yüzyıllarda gelecek yaşamını anlamayı da olanaksızlaştır, bu yaşam bir tür paradoks görünümünü alır. Eserler kendi dönemlerinin koyduğu sınırları aşar, yüzyıllar içinde, yani engin zamanda yaşarlar ve bu yaşamları çoğu zaman (büyük eserler için, her zaman) kendi zamanlarındakinden daha yoğun ve eksiksizdir. Basit ve kabaca anlatmak gerekirse, bir eserin önemi (ortaokullarımızda yapıldığı gibi) onun toprak köleliğine karşı mücadeledeki rolüyle ilişkilendirilirse, köleliğin ve kalıntılarının ortadan kalkmış olduğu bir dönemde eser tüm önemini yitirir. Sık sık karşılaşılan durumsa eserin zaman içinde önem kazanması, engin zaman'a girmesidir. Ama geçmiş yüzyılları da bünyelerine katmadıkları sürece eserler gelecek yüzyıllarda yaşayamaz. Bütünüyle bu çağa ait olsalardı (yani, yalnızca kendi zamanlarının ürünü olsalardı) ve geçmişin devamı olmasalardı ya da özünde onunla ilişkisiz olsalardı, gelecekte yaşayamazlardı. Yalnızca şimdiye ait olan her şey şimdiyle birlikte ölür...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.