Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-085-4
13x19.5 cm, 376 s.
Liste fiyatı: 35,00 TL
İndirimli fiyatı: 28,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Yıkarak Yapmak
Anarşist Bir Mimarlık Kuramı İçin Altlık
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2017

"Yıkarak yapmaktan söz ediyorum, çünkü genelde ‘ilerici’, ‘öncü’, ‘avangart’ gibi sıfatlarla anılan pek çok kişi ve yönelim, eskileri gözden çıkaramayan, hatta onları çağdaş olanı gerekçelendirmek için hikmet deposu gibi kullanan argümanlar dile getirdiler. Sonuçta bunların tümü bir tür zombi üretimi. Bu kitap işte o zombileri, o yaşayan ölüleri teşhis etmeye ve tartışmaya yönelik bir çaba.

"Anarşi terimini kullanıyorum, çünkü mimarlık bilgi alanında egemen iktidar yapılarını –söylemleri, önyargıları, stereotipleri, inançları– sorunlaştırmak istiyorum. Onların çok zayıf düşünce konstrüksiyonları oluşturduğuna inanıyorum. İktidarlarını da paradoksal olarak o zafiyetlerine borçlular. Bunlara inanılır, ikna olunur ve söylemsel ve/veya tasarımsal pratiklerde bulunmaya fütursuzca devam edilir. İman edilmekten vazgeçilseydi tüm bir düşünsel konstrüksiyonun altı oyulacak, zeminsiz kalınacaktı.

"Çok daha önemli hedefim ise mimarlık söylemlerinde gizli totalitarizm. Mimarlık düşüncesinin çoğu metninde dünyanın mimarın kişisel becerisiyle cennet kılınabileceği gibi totalitaryen bir beklentiden söz edilir ve çoğu zaman bundan hiç rahatsızlık duyulmaz. Böyle bir inanç aslında, tasarlayan öznenin vehmedilmiş iktidarından çok, siyasal otoritenin denetimsiz gerçek iktidarına uzanan kanala su taşıyor. Diktatoryel iddiaların meşrulaştırılması imkânlarını ortaya koyuyor. Şöyle de diyebilirim: Mimarın tasarımsal iktidarı ile siyasal yöneticinin toplum mühendisliği yapma iktidarı arasındaki mesafe çok kısa. Her ikisi de toplumsallık üzerinde kurulması amaçlanan bir diktaya özlem duyuyor." — Uğur Tanyeli

İÇİNDEKİLER
Önsöz Yerine:
Neden Anarşist ve Yıkıcı?

I Giriş Yerine:
Mimarlık Düşüncesinin Altmetni Olarak Totalitarizm
II Yeni Bir İcat Olarak Mimarlık
III Mesleği Yeniden Tarif Etmek:
Metropolleşen Dünyada Mimarın Rolleri

Kurucu Efsaneler
IV Mimarlığın Özü, Esasları, Ana Bileşenleri
V Modernlik ve Modernist Düşünce
VI İşlev-Biçim Paradigması
VII Mimarlığın Maddeselliği
VIII Yenilik, İcat, Yaratıcılık ve Diğer Mimarlık Mucizeleri

Mimarlık Kelepçeleri
IX Taklit
X  Unutulamayan Oryantalizm
XI Gölge Boksu Olarak Oksidentalizm
XII Yer
XIII Kutsallık İllüzyonları

İmkânlar
XIV Kamusallık ve Kaos
XV Biçimi Değil Süreci Tasarlamak
XVI Konuttan Konuşmak
XVII Çelişme ve Yerinden Olmuşluk

Sonuç Yerine
Özgürlük ve Mimarlık ve Yıkarak Yapmak
Görseller
OKUMA PARÇASI

Önsöz Yerine, Neden Anarşist ve Yıkıcı?, s. 9-11

Başlığı Yıkarak Yapmak: Anarşist Bir Mimarlık Kuramı İçin Altlık olan bir kitabın daha en baştan bazı açıklamalara ihtiyacı var. Örneğin şöyle sorulara yanıt vermek gerekecek: Yıkmakla yapmanın içsel bir bağlantısı mı var ki, başlıkta “yıkarak yapmak” gibi bir ifade kullanılıyor? “Anarşist bir mimarlık kuramı” ne demek? Ve nihayet, kitap neden bir mimarlık kuramı inşa etmek yerine, mimarlık kuramı için sadece bir “altlık” oluşturma iddiasında.

Yıkmakla yapmanın içsel bir bağlantısı kuşkusuz var. Ama yıkmakla yapmak yalın bir karşıtlık da tanımlamıyor. Olsa olsa her yeninin eskinin yıkılmasını zorunlu kıldığını söylemek yanlış olmaz. Bu ifade, yeninin eskinin boşalttığı alanda, bir epistemik vakumda inşa edildiği anlamına gelmiyor. Tam aksine, yeni daima eskinin varettiği bağlamlarda inşa edilir. O yüzden “mutlak yeni” diye bir kavram yok. Her yeninin eskilerle koşullandırılmış olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ne var ki yine de yeni kendisini vareden eskiyi giderek tasfiye eder. Copernicusçu evren kuramı tabii ki Batlamyus kuramıyla mücadele ederek kurulmuştur; onunla bir iddialaşmanın sonucudur, ama bugün bu mücadeleyi sadece bilim tarihçileri anımsıyor. O artık astronomik bir güncel araştırmanın zeminini tanımlar.

Kitabın yıkma-yapma dikotomisini ısrarla vurgulamasıysa, sadece mimarlıkla sınırlı kalmayan bir ölçüde, fakat mimarlıkta sıklıkla, eskiyi feda etmeksizin yeni imal etme beklentisinin sürekli gündemde tutuluşundan ötürü. Anglosakson dünyası dışında neredeyse unutulmuş bir erken 20. yüzyıl İngiliz mimarının, Edwin Lutyens’ın (1869-1944) dediği gibi, “tarihi öldürsek de cesedinden kurtulmayı başaramayız”. Gerçekten de yaşamadıklarını, çoktan öldürülmüş olduklarını bilmek bile eskilerden kurtulmayı kolay kolay mümkün kılmıyor. Üstelik Lutyens’ın bu çok sağduyulu gibi görünen cümlesi o kadar kolay onay görür ki, sonunda mimarlık alanı ısrarla öldüğü kabul edilmek istenmeyen zombilerden geçilmez olur. Genelde her muhafazakâr kültür tahayyülü Lutyens’ın önermesini temel alır. Türkiye’deyse buna “yaşadığımız” tarihsel kopukluğu ve nesiller arası yabancılaşmayı gidermek gibi en azından kısmen yerli ideolojik misyon önerileri de eklenir. Mimarlıkta önermenin inanılırlığı muhafazakâr damarla da sınırlı kalmaz. Dünya genelinde “ilerici”, “öncü”, “avangard” gibi sıfatlarla anılan pek çok kişi ve yönelim, eskileri gözden çıkarmayan, hatta onları çağdaş olanı gerekçelendirmek için hikmet deposu gibi kullanan argümanlar dile getirirler. Buna esinlenme, tarihsel sürece katılım, geleneğe eklemlenme veya gelenekten öğrenme gibi olumlayıcı başlıklar yakıştırılır. Adları ne konursa konsun, sonuçta hepsi de zombi üretiminden pek az farklıdır. Bu kitap işte o zombileri, o yaşayan ölüleri teşhis etmeye ve tartışmaya yönelik bir çaba olarak görülmeli.

Başlıktaki “anarşist bir mimarlık kuramı” ifadesinin anlamıysa, siyasal bir pozisyon olarak anarşizmle fazlaca ilişkili değil. Burada anarşi terimi mimarlık bilgi alanında egemen iktidar yapılarını –söylemleri, önyargıları, stereotipleri, inançları– sorunlaştırmak isteyişime göndermede bulunuyor. Onların çok zayıf düşünce konstrüksiyonları oluşturduğuna inanıyorum. İktidarlarını da paradoksal olarak o düşünsel zafiyetlerine borçlular. O kadar kolay çürütülebilir, minimal bir çabayla o kadar kolay süpürülebilirler ki, onlar üzerinde hiç düşünülmemesi neredeyse bir zorunluluk olup çıkar. Credo sud absurdum (İnanıyorum çünkü saçma) deyişi sanki mimarlık için söylenmiş gibi görünüyor. Onun söylemlerine, doğruluk tanımlarına, gündelik dilinin kalıplarına inanmayı sağlayan tek şey, üzerinde bir an düşünülse saçmalığının bir çırpıda fark edilebilecek olması. Belki de sadece o yüzden düşünmekten kaçınılır. İnanılır, ikna olunur ve söylemsel ve / veya tasarımsal pratiklerde bulunmaya fütursuzca devam edilir. İman edilmekten vazgeçilseydi tüm bir düşünsel konstrüksiyonun altı oyulacak, zeminsiz kalınacaktı. Çoğunluk bundan ölümüne korkar. Birinci eleştirel hedefimi bu saçmalığın ortaya konması olarak tanımlayabilirim.

İkinci ve çok daha önemli hedefim ise mimarlık söylemlerinde gizli totalitarizm. Onun açığa çıkarılması ve yıkılmasının gerekliliğine inanıyorum. Örneğin, mimarlık düşüncesinin çoğu metninde dünyanın kişisel bir beceriyle cennet kılınabileceği gibi totalitaryen bir beklentiden söz edilir ve çoğu zaman bundan hiç rahatsızlık da duyulmaz. Pek çok metin bunu becerebileceğini iddia eden bir özne tarafından kaleme alınmıştır. Tam şu sözlerle açık açık ifade edilmese de, toplumdan ona sadece susup katlanması talep edilir. Mimara fırsat verilirse, o tüm sorunlarımızı rasyonel mesleki kavrayışı ve plancılık yetenekleriyle çözüverecektir. Sanki toplum mimarın hem meslek enstrümanlarından biri, hem de eylemlerinin nesnesidir. Bu beş yüzyıllık –ve olsa olsa son birkaç onyılda yavaş yavaş aşınan– çelişkili ideolojik pozisyonun mimarlığı da aşan olumsuz uzanımları olduğunu söyleyebilirim. Böyle bir inanç aslında, tasarlayan öznenin çoğunlukla vehmedilmiş iktidarından fazla, siyasal otoritenin denetimsiz gerçek iktidarına uzanan kanala su taşıyor. Diktatoryel iddiaların meşrulaştırılması imkânlarını ortaya koyuyor. Şöyle de diyebilirim: Mimarın tasarımsal iktidarı ile siyasal yöneticinin toplum mühendisliği yapma iktidarı arasındaki mesafe çok kısa. Her ikisi de toplumsallık üzerinde kurulması amaçlanan bir diktaya işaret ediyor.

Bu kitabın neden bir mimarlık kuramı ortaya koymayıp sadece kuramsal bir “altlık” oluşturduğunun açıklaması tevazu değil. Mimarlık alanında olup biten her şeyi açıklayan ve yönlendiren kapsamlı, hatta sistemli kuramsal ürünler yerine, mikro-kuram denebilecek metinler yazmak gerektiği kanısındayım. Yıkılması zor olması için uğraşılmış düşünce ürünleri değil, kolay harcanabilir, do- layısıyla, yenilere varoluş imkânı tanıyan küçük ölçekli düşünce ürünleri yazmak daha verimli olacaktır. Bu kitapta onu yapmaya çalışıyorum. Her bölümü karşıt ya da açımlayıcı ya da revize edici yeni metinlere altlık oluşturursa, ancak o zaman işe yaradığı söylenebilir.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ömer Erdem, "Mimarlar anonimleşemiyorsa...", Hürriyet Kitap Sanat, 4 Mayıs 2017

Bir Uğur Tanyeli kitabıyla karşılaşmanın her zaman heyecan verici tarafları var. Önünüzde hep yepyeni düşünme yolları açılır, mimarlık bir uzmanlık alanı olmaktan çıkar, kültür tarihi, edebiyat ve felsefe gibi pek çok konuyla birleşen özgün yorumlara kavuşur. Yeni kitabı Yıkarak Yapmak da mimarlık ekseninde ilerlese de aslında çağdaş düşünce tarihi eleştirisi. Ve ‘yıkarak yapmak’ nitelemesini ‘eleştirerek ilerlemek’ diye anlamak da pek ala mümkün. Bütün çalışmalarının ana karakteri eleştirellik aslında Tanyeli’nin. Mesleğini, meşrebini, yöntemini, egosunu parlatıp yüceltmeden ilerleyen ve toplumsallaşan, bilgi, belge ve yorumla genişleyen soğukkanlı bir eleştirellik bu. Verili olanı sorgulayıp karşı çıkmak ana şiarı.

Madem ki “Mimarın dünyayı mimari araçlarla değiştirmeye muktedir olduğu fikri, toplum geneline yaygın bazen gizli, bazen açık bir totalitarizm beklentisinden başka bir şeye işaret edemez” ve bu düşünce mimar denilen kişiliğin modern zamanlarda uğradığı onca mutasyona rağmen bir şekilde güncelliğini sürdürür o zaman ilkin mimarı sorgulamak gereklidir. Mimarlık söylemlerinde ‘gizli bir totalitarizm’ olduğu fikrindedir Tanyeli. “Mimarın tasarımsal iktidarı ile siyasal yöneticinin toplum mühendisliği yapma iktidarı arasındaki mesafe çok kısa” olduğu için de totalitarizm tehlikesi büyür. Tanyeli, bir adım ileri çıkar ve bir düşünür kimliğiyle ‘çok zayıf düşünce konstrüksiyonları oluşturduğuna’ inandığı mimarlık söylemine baş kaldırır. Mimarı ve mimarlık düşüncesini tarihin içinden yorumlayarak bu güne taşır.

Amacı bir kuram kitabı yazmak değildir. Olup biteni mimari bilgelikle idrak etmenin önünü açmak. Hele modern dünyada ‘mimarın adı her şey gibi bir metaya dönüşmüş’, ‘mesleki sınır erimiş’ ise daha dikkatli olmak, yüceltişin iğvasına kapılamamak gerekir. Özellikle son yüzyılda oluşan algılara ve yorumlara karşı daha dikkatli olunmalıdır. ‘Son yüzyıllık dönemde üretilmiş mimarlık düşüncesiyle yıkıcı yüzleşmeler yapmak’ şarttır. Hele ‘hiçbir çağda olmadığı kadar kentleşmiş bir dünyada yaşanıyor’ olma gerçeği göz önünde tutulduğunda mimarın kritik kişiliği daha bir önem kazanmaktadır. ‘Dünya kentleştikçe mimarlığa ve mimarlara ihtiyaç artmaktadır’.

‘Dünya ekonomisinin artık metropoliten bir ekonomiye’ dönüştüğü bir çağda, mimarlığın da yapılamayacağı görüşündedir Uğur Tanyeli. Geçmişe nazaran daha karmaşık rollere bürünmek zorundadır mimar. Türkiye’de yaklaşık 45 bin mimar ve her yıl buna eklenen binler düşünüldüğünde ve dünyada on binlerce yeni mimarın mesleğe katıldığı göz önünde tutulduğunda mimarlık öğretimi de eski ‘seçkinci, yetenek merkezli, elitist’ söylemini ironik şekilde sürdürmektedir. Daha da ilginç olan bugün mimarlığın ‘yaratıcılık kavramıyla içsel bağlantısı kalmadığı halde’ o söylemin dilden düşmemesidir. İşte bu eleştirilmelidir.

Mimarlar vasıtasıyla bir kölelik zinciri kurulurcasına yeryüzü yapılarla şişip ve onlardan olsa olsa birisi önemli oluyor, milyonlarca mimar yetişmesine rağmen onlardan binde biri anonimliğin ötesine geçemiyorsa, mimarlık, asıl böyle bir ‘mucizeyi’ gerçekleştirmektedir dünyada. Özgürlük, yıkmakla gelecekse, Tanyeli’nin ustalığına güvenebiliriz çoktan.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.