Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-096-0
13x19.5 cm, 176 s.
Liste fiyatı: 18,50 TL
İndirimli fiyatı: 14,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Benedict Anderson diğer kitapları
Hayali Cemaatler, 1993
Üç Bayrak Altında, 2007
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Sınırları Aşarak Yaşamak
Bir Sosyal Bilimcinin Yaşamından Anılar
Özgün adı: A Life Beyond Boundaries
Çeviri: Ayet Aram Tekin
Yayına Hazırlayan: Savaş Kılıç
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2017

Siyasetçi ve sanatçıların yaşamöyküleriyle sık karşılaşırız ama araştırmacıların hikâyelerini pek bilmeyiz. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geniş ilgi uyandıran ve sosyal bilimlerdeki birçok araştırmayı etkileyen Hayali Cemaatler ve Üç Bayrak Altında’nın yazarı Benedict Anderson bize kendi yaşamını anlatıyor. Bu sınırları aşan yaşamdan iyi bir yazarın nasıl yetiştiğini, bir saha araştırmacısının ne gibi sorunlarla karşılaştığını, bunların üstesinden nasıl geldiğini anlıyoruz. Ve en önemlisi 20. yüzyılın kendini tüm dünyadan sorumlu gören evrenselci solcu kuşaklarının dünyaya nasıl baktığını hatırlıyoruz.

Çin’de doğmuş, çocukluğunu Kaliforniya ve İrlanda’da geçirmiş, eğitimini büyük ölçüde İngiltere’de tamamlamış, 1965 askeri darbesinden sonra Suharto yönetimindeki Endonezya'dan kovulunca araştırmalarına Tayland ve Filipinler'de devam etmek zorunda kalmış ve ABD’de Cornell Üniversitesi’nde Güneydoğu Asya çalışmalarını yürütmüş olan Anderson’ın hikâyesi sadece kendisine ve kitaplarına değil, aynı zamanda Avrupa eğitimi ile Amerikan eğitimi arasındaki farklara, yeni bir araştırma alanı kurulurken yaşanan zorluklara, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana üniversite kurumunun geçirdiği değişime ve Yeni Sol'un küresel düşünce üzerindeki etkilerine de ışık tutuyor.

Siyaset bilimi ve etnografiye ilgi duyan okurlarımız için, ama özellikle de iktidarın ağır ekonomik ve siyasi baskısı altında kendilerine bir sosyal bilimci olarak yol arayan bugünün genç akademisyen kuşağı için yayımlıyoruz bu kitabı.

İÇİNDEKİLER
Önsöz

Birinci Bölüm
Konar Göçer Gençlik

İkinci Bölüm
Bölge Çalışmaları

Üçüncü Bölüm
Saha Araştırması

Dördüncü Bölüm
Karşılaştırma Çerçeveleri

Beşinci Bölüm
Disiplinlerarasılık

Altıncı Bölüm
Emeklilik ve Kurtuluş

Sonsöz
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 9-11

Bu kitap, 2003 dolaylarında başlayan ve İngilizce metni okuyanlara ilginç geleceğini umduğum epeyce sıradışı bir hikâyeye dayanıyor. Japonya’daki NTT Yayınevi’nin harikulade editörü Bayan Endo Chiho bir vesileyle –başta Hayali Cemaatler olmak üzere– kitaplarımın Japonca çevirilerini okumaya başlar. Okumaları sırasında bir şeyin farkına varır: Genç Japon öğrenciler, Anglosakson biliminsanlarının ne gibi toplumsal, siyasal, kültürel ve dönemsel bağlamlarda doğduğu, eğitim gördüğü ve olgunlaştığıyla ilgili çok az şey bilmektedir. Bayan Chiho bu bilgisizliği Batılı biliminsanlarıyla ilgili biyografi ve otobiyografi kitaplarının az oluşuna bağlar. Oysa “Batılı” siyasetçi, sanatçı, komutan ve işadamlarını konu alan bu tarz kitaplar çokça bulunmaktadır. Bu noktadan yola çıkarak kısa bir kitap yayımlamaya karar verir. Kitap, benim İrlanda ve Britanya’da aldığım eğitimi, ABD’de yaşadığım akademik tecrübeyi, ayrıca Endonezya, Siyam (Tayland) ve Filipinler’de gerçekleştirdiğim saha araştırmalarını konu alacak, en çok ilgi uyandıran kitaplarıma ve Batı’daki üniversitelere ilişkin yorumlara yer verecektir. Bayan Chiho Japonca bilmediğimi göz önünde bulundurur ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini düşünmeye başlar. Sonunda, basit bir İngilizceyle bir metin kaleme almam için ikna edilmem gerektiğine karar verir. İngilizceye hâkim, çeviri konusunda çalışmaya hazır, üstelik yakın arkadaşım olan seçkin bir Japon biliminsanına ulaşması ise kitap için dönüm noktası olur.

Kato Tsuyoshi (namı diğer Yoshi) 1967’de sosyoloji ve antropoloji okumak üzere Cornell Üniversitesi’ne gelmişti. Doktora çalışmamı (İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın Cava’yı işgali ve peşi sıra gelen Endonezya Ulusal Devrimi üzerine) tamamlayıp oldukça genç bir siyaset bilimi hocası olduğum seneydi. Yoshi saha araştırması için Endonezya’daki Sumatra adasının batı kısmında karar kıldığında, danışmanlığını üstlenen üç kişiden biri oldum. Özellikle, sahip olduğu sevimli ve muzip mizah anlayışı sayesinde çok kısa sürede yakın arkadaş olduk. Akademik İngilizceyi ve Endonezya ulusal dilini çok çabuk öğrenen biriydi. Son derece özgün bir doktora tezi yazdıktan sonra Japonya’ya dönüp Tokyo’da Cizvitlere ait “uluslararası” üniversitede dersler verdi. Bir süre sonra Japonların Güneydoğu Asya bilimsel çalışmalarının merkezi olan Kyoto Üniversitesi’ne geçerek harika bir hoca oldu. Orada bulunduğu süre içinde sık sık görüşerek dostluğumuzu ilerlettik.

Yoshi, Bayan Endo’ya ait fikri genel anlamda iyi bulduğunu ve bu fikir doğrultusunda sistematik bir plan çıkardığını söyledi. Sonra, bu teklifi kabul etmem durumunda çok sevineceğini ifade etti. Japonya’da öğrenci ve hocaların birçoğunun İngilizce, Fransızca, Çince gibi dillerde yetersiz olmaları nedeniyle yurtdışındaki bilimsel faaliyetleri takip edemediklerinden söz etti. Dahası, akademisyenlerin öğrencilere karşı pederşahi bir tutum takındığını, bunun da gençleri gereksiz bir çekingenliğe ittiğini anlattı.

İlk tepkim, bu teklifi mahcubiyetle reddetmek oldu. Aslına bakılırsa, Batı’da bir akademisyenin hayatı pek ilginç bulunabilecek bir hayat değildir. Akademisyenler nesnellik, ciddiyet, resmiyet ve –hiç değilse resmiyette– kişisel olarak öne çıkmama gibi değerlere bağlı yaşarlar. Yoshi benim İrlanda, Britanya ve Amerika’da eğitim gördüğümü, dahası yaptığım saha araştırmalarının Endonezya, Siyam ve Filipinler’i kapsadığını vurgulayarak cevap verdi. Amerika’da ders vermiş olmakla birlikte, Amerikalı sosyal bilimcilerin birçoğundan tamamen farklı bir bakış açısına sahip olduğumu söyledi. Ona göre tüm bunlar Japon öğrencilerin yararlı karşılaştırmalar yapabilmelerini sağlayacak şeylerdi. Birlikte çalışacağımızı umuyordu. Bayan Endo ile birlikte belirledikleri çerçevede bir taslak metin yazmamı istedi. O ise yazdıklarımı çevirecekti. Bir aylığına yanıma gelecek, anlaşılması güç pasajlarla ilgili sorular soracak, muhtemel hataları düzeltecek, daha düzgün paragraflar önerecek, ayrıca Japonya’da verilen eğitimi anlatacaktı.

Sonunda razı oldum çünkü Yoshi en iyi arkadaşlarımdan biriydi, çok çalışmıştı ve bu planı hayata geçirebilecek yegâne Japon akademisyendi. “En azından, çıkacak kitabı hiç okumayacağım” diye düşünüp kendimi teselli ettim. Üstelik bu vesileyle Japon öğrencilerle uzaktan uzağa sohbet ediyor olacaktım. Kitap 2009’da gayet şık bir biçimde yayımlandı. Bayan Endo ve Yoshi mutluydu.

Kardeşim, kitabın İngilizce çevirisini de yayımlamamı başından beri ısrarla istemiş ama ben her seferinde bu isteği geri çevirmiştim. 2015 yılına geldiğimizde çeşitli nedenlerle fikrimi değiştirdim. En önemli nedenlerden biri önümüzdeki yıl seksen yaşına girecek olmamdı. Emekli olduğum 2009 yılından bu yana yaptığım çalışmalar zaten pek de “kariyerimle” alakalı sayılmazdı: Bunlar arasında Taylandlı muhteşem film yapımcıları üzerine bir çalışma, The Decay of Rural Hell in Siam (Siyam’da Taşra Cehenneminin Tükenişi), Filipin Devrimi’nde folklorün rolü, reklamların değişen anlamı ve benzer çalışmalar yanında, yaptığım çeşitli çeviriler ve Çinli-Endonezyalı usta bir gazeteci-tarihçiyi konu alan bir biyografi projesi bulunuyor. Bunlar Japonya’da eğitimle pek ilgili çalışmalar değil. Olsa olsa Amerika, Avrupa ve başka yerlerde üniversitenin çaptan düşüşüne bakılarak eğitimle ilgili sayılabilir. Dünya genelindeki içler acısı durumdan bahsetmiyorum bile.

“İngilizce” sorunlarına gelince, peşinen belirtmeliyim ki muhtemel tüm yanlışlık, yavanlık, unutkanlık, budalalık ve ara sıra karşılaşılabilecek kötü esprilerin sorumluluğu bana ait.

Konudan konuya geçen bu kitap sonuç itibariyle iki ana tema etrafında dönüyor. Bunlardan ilki, çevirinin bireyler ve toplumlar için taşıdığı önemdir. İkincisi ise kibirli taşra hamasetine saplanma tehlikesidir – yani, ciddi bir milliyetçiliğin daima enternasyonalizme bağlı olduğunu unutma tehlikesi.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emre Tansu Keten, "Dünyanın bütün kurbağaları birleşin!", Gazete Karınca, 5 Ekim 2017

Sanatçıların oto/biyografilerinin, eserlerinin arka planındakileri görme konusunda okura birçok ipucu vermesi gibi, akademisyenlerin yaşam öyküleri de, bilimsel eserlerinin arkasındaki saikleri anlamak konusunda oldukça yararlıdır. Örneğin, (beni en çok etkileyen) Edward Said’in Yersiz Yurtsuz ve Howard Zinn’in Hareket Halindeki Bir Trende Tarafsız Olamazsınız başlıklı otobiyografileri, onları çalışmalarına götüren motivasyonları ve içerisinde bulundukları sosyal koşulları anlamamıza yardımcı olurken, bir yandan da kritik dönemlerde aldıkları tavırlarla entelektüel sorumluluğa nasıl bir anlam yüklediklerini de gösteriyor (Bilindiği gibi Said Filistin, Zinn ise Siyah mücadelesinin kararlı savunucuları olmuştur). Hayali Cemaatler kitabıyla tanıdığımız Benedict Anderson’ın otobiyografisi Sınırları Aşarak Yaşamak: Bir Sosyal Bilimcinin Yaşamından Anılar da bu nitelikte bir eser.

Ailesi sömürge kurumlarında çalıştığından dolayı, Çin’de doğup, birçok farklı kültürün etkisiyle büyüyen Anderson, İngiltere ve ABD’de tamamladığı eğitimi hakkında şunları söylüyor: “Eski bir dünyanın sona ermekte olduğu bir çağda büyüdüm. Aldığım eski tarz iyi eğitimin önemini anlamaktan uzaktım. Bu eğitimden yararlanan neredeyse son kuşağa mensup olduğumun farkında bile değildim. Bu eğitim son derece muhafazakâr bir biçimde, deyim yerindeyse üst-orta sınıf geleneğinin taşıyıcılarını yeniden üretmek üzere tasarlanmıştı.” Düzenin devamını sağlamak için eğitilen bu gençlerin içinden düzenin temellerini sarsan entelektüellerin çıkması, eğitimin yapısının değiştirilmesini beraberinde getiriyor. Piyasalaştırılan yeni üniversite sisteminde entelektüel birikim gözden düşerken, piyasaya nitelikli işgücü hazırlamak temel amaç olarak öne çıkıyor. Anderson’ın bütün çalışmalarına damgasını vuran disiplinlerarasılık, yerini kör bir uzmanlaşmaya bırakıyor.

Anderson, çocukluk anılarından da etkilenerek, üniversitede Asya üzerine çalışmayı seçiyor. Endenozya ve Cava dillerinin yanı sıra Filipin ve Tayland’ın baskın dillerini de öğreniyor. Bir halkın dilini öğrenmenin, aynı zamanda o halkın düşünüş ve hissediş biçimlerini de anlamak olduğunu söylüyor ve çalışmalarında edebi eserlere özel bir önem veriyor. Bunun yanı sıra, araştırma nesnesi olarak belirlediği ülkelerin insanlarıyla kurulacak (gerçek) sosyal bağların gücünün, kütüphaneler dolusu kitaptan çok daha değerli olduğunu savunuyor. Bu dönemde kendisi gibi birçok genç akademisyenin Asya ve Ortadoğu üzerine çalışmayı seçtiğini, bunun başat nedeninin, gençlerin kendilerini yeni topraklar keşfeden gezginler olarak görmesi olduğunu ifade ediyor. Yani günümüzün, ABD’nin uluslararası çıkarları için çalışan, bir nevi siyasi misyoner olan, akademisyen tiplemelerinden oldukça farklı bir şekilde.

Entelektüelliğe yüklediği değerler, Anderson’ı hem Amerikan akademisinde hem de çalışma bölgelerinde ayrıksı bir konuma oturtuyor. Amerikan akademisini iki noktada eleştiriyor: Birincisi, bu akademi için teorinin tıpkı üst segment malları gibi bir planlı eskitmeye tabi olması; bir dönem çok rağbet gösterilen Y teorisinin kısa bir dönem sonra yerini W teorisine bırakması; W’nin göklere çıkartılırken, Y’nin yerden yere vurulmasının zorunlu olması. Teorinin, pratik karşılıkları gözetilmeyen, entelektüel bir egzersiz haline getirildiği bu ortama karşılık Anderson, özellikle kardeşi Perry Anderson’ın da etkisiyle teori üzerine eğiliyor, 1974 yılında New Left Review dergisinin bütün sayılarını okuyor, Batı Marksizmine yöneliyor. Burada bulduğu Walter Benjamin’in Hayali Cemaatler’de belirgin bir etkisi oluyor.

Endonezya’da 1965 yılında Suharto tarafından gerçekleştirilen darbe ve ardından gelen, yüzbinlerce insanın öldürüldüğü, katliam Anderson’ı bir tavır almaya zorluyor ve aldığı tavır nedeniyle ülkeye girişi yasaklanıyor. Ülkesinin Endonezya’daki emperyalist çıkarlarına karşı gelen Anderson, uzun yıllar Suharto rejiminin (Yani ABD’nin de) suçlarını ifşa etmeye devam ediyor, bu suçlara ortak olmuyor.

Anderson’ın Amerikan akademisine yönelik ikinci eleştirisi, karşılaştırmalı siyaset başta olmak üzere bütün disiplinlerde, ABD’yi örnek ve başarılı ülke olarak varsaymanın içselleştirilmesi. Asya, Ortadoğu ve Güney Amerika gibi bölgeleri çalışan akademisyenler, bütün bölge ülkelerini ABD’nin sistemine ne kadar yaklaştıkları veya uzaklaştıkları üzerinden ölçüyorlar ve başarılı addediyorlar. Rasyonel siyasetin ABD’nin tekelinde olduğunu düşünen bu akla karşı Anderson “düşünüş tarzlarındaki temel varsayımları anladığımız sürece Cavalılar veya Endonezyalıların da Batılılar ve başka halklar kadar rasyonel olduğunu” göstermeye çalışıyor.

Karşılaştırmanın bir akademik teknik olmaktan çok söylemsel bir strateji olduğunu savunan Anderson, çalışmalarında karşılaştırmayı kullananlara şu tavsiyelerde bulunuyor: Karşılaştırma yaparken farklılıkların mı benzerliklerin mi peşinde olunacağına karar verilmeli; beklendik karşılaştırmalar yerine aykırı karşılaştırmaların tercih edilmesi (Japonya’nın Çin’le değil Meksika ile karşılaştırılması); araştırma nesnesi olan ülkenin boylamsal olarak geçmiş dönemiyle karşılaştırılması.

Ve en önemli eseri: Hayali Cemaatler. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi, Anderson’ın Batı Marksizmi ile tanışması ve teorik meselelere eğilmesi bu kitabın ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerin başında geliyor. Yıllarca saha araştırmacısı olarak çalıştığından, meslektaşları tarafından tam anlamıyla akademisyen olarak görülmediğini aktaran Anderson, kitabı yazdığı 47 yaşından sonra kendisini bütünüyle farklı bir konumda bulur, artık teorisyen olarak anılır, milliyetçilik teorisi dersleri vermesi istenir. Aslında saha araştırmacısı olarak edindiği birikimin, kazandığı bakış açısının teoriyle harmanlanmasıdır bu kitap. Çalışmasını anlattığı bölümde, lüzumsuz derecede yüksek olan disiplin duvarlarını yıkmanın yararlarına, yaratıcı potansiyeline vurgu yapar.

Anderson akademik kariyerinde şansın önemli bir yer oynadığını ileri sürer. Doğum tarihi ve yeri, ebeveynleri, ataları, İngiltere’de ve ABD’de aldığı nitelikli eğitim bu kariyerin şans boyutunu oluşturur. Ancak bu şans yeterli değildir. Gerçekten üretken bir akademik hayat için macera ruhu, konformizmden vazgeçiş ve çılgınlığa yatkınlık olmazsa olmazdır ona göre. Ve Karl Marx’ın ruhuyla, genç akademisyenlere yaptığı şu çağrıyla sonlandırır kitabını: “Özgürlük yolunda savaşan kurbağalar, kasvetli, yarım hindistancevizi kabuklarının altında büzüldükçe kaybetmekten başka şansları yok! Dünyanın bütün kurbağaları birleşin!”

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.