Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-166-9
13x19.5 cm, 224 s.
Liste fiyatı: 22,50 TL
İndirimli fiyatı: 18,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Roland Barthes diğer kitapları
Yazının Sıfır Derecesi, 1989
Yazı ve Yorum, 1990
Bir Aşk Söyleminden Parçalar, 1992
Sesin Rengi, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Çağdaş Söylenler
Özgün adı: Mythologies
Çeviri: Tahsin Yücel
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: 1990
4. Basım: Ekim 2014

Çağdaş Söylenler, günümüz kültürüne karşı yazılmış bir kitap. Filmlerden deterjan reklamlarına, resimli dergilerin yemek tariflerinden fal köşelerine, bu kültürün nasıl yapaylığı doğallık, yüzeyselliği derinlik, geçiciliği sonrasızlık olarak gösterdiğini inceliyor. Malların etrafını saran efsanelerin nasıl oluşturulduğunu, birbiriyle ilgisiz görünen ayrıntıların yapısal bir bütünlük içinde nasıl aldatıcı bir hale yarattığını anlatıyor:

"Kitabımın ardındaki düşüncenin çıkış noktası, çoğu zaman, basının, sanatın, genel yargının, gerçeğin sırtına geçirip durdukları 'doğallık' karşısında bir kızgınlık duygusuydu: kısacası, yaşadığımız güncel olayların öyküsünde Doğa ile Tarih'in her dakika birbirine karıştırıldığını görmekten rahatsızlık duyuyor, apaçık ortada olanın süslenip sergilenişinde saklı olduğunu sandığım çarpıtmaları yakalamak istiyordum."

– Roland Barthes

İÇİNDEKİLER
Önsöz

I. Çağdaş Söylenler
     Kaç Dünyası
     Harcourt Oyuncusu
     Sinemada Romalılar
     Yazar Tatili
     Mavi Kanın Deniz Gezisi
     Dilsiz ve Kör Eleştiri
     Sabun ve Deterjanlar
     Yoksul ve Proleter
     Marslılar
     Astra Eylemi
     Evlenceler
     Dominici ya da Yazının Utkusu
     Peder Pierre'in Resimselliği
     Romanlar ve Çocuklar
     Oyuncaklar
     Paris Sular Altında Kalmadı
     Bichon Zenciler Arasında
     Sevimli Bir İşçi
     Garbo'nun Yüzü
     Güç ve Aldırmazlık
     Şarap ve Süt
     Biftek ve Kızarmış Patates
     Nautilus ve Sarhoş Gemi
     Derinlik Tanıtımı
     M. Poujade'ın Kimi Sözleri
     Adamov ve Dil
     Einstein'ın Beyni
     Jet-Adam
     Racine Racine'dir
     Billy Graham Vel' d'Hiv''de
     Dupriez Davası
     Çarpan Fotoğraflar
     Genç Tiyatronun İki Söyleni
     Destan Olarak Fransa Turu
     Guide Bleu
     Açık Görüşlü Kadın
     Süs Mutfağı
     Batory Gezisi
     Grev Kullanıcısı
     Afrika Dilbilgisi
     Ne-Ne Eleştirisi
     Strip-Tease
     Yeni Citroen
     Minou Drouet'ye Göre Yazın
     Seçim Fotojenisi
     Yitik Kıta
     Falınız
     Kenter Ses Sanatı
     Plastik
     İnsanların Büyük Ailesi
     Music-Hall'de
     Kamelyalı Kadın
     Poujade ve Aydınlar

II. Günümüzde Söylen
OKUMA PARÇASI

"Sabun ve Deterjanlar", s. 33-34

Dünya Birinci Deterjan Kongresi (Paris, Eylül 1954) dünyanın kendini Omo rahatlığına kapıp koyvermesine olanak sağladı: deterjanlı ürünler, deri üzerinde hiçbir zararlı etkileri bulunmaması bir yana, madencileri de silikozdan kurtaracaklar belki. Bu ürünler birkaç yıldır öyle yoğun bir tanıtıma konu oluyor ki, Fransızların günlük yaşamının belirli bir bölümünün bir parçası olup çıktı. Ruhçözümleyimlerin biraz da bu bölüm üzerinde durmaları gerekirdi. O zaman arıtıcı sular (Javel) ruhçözümleyimiyle sabun (Lux, Persil) ya da deterjan (Rai, Paic, Crio, Omo) tozlarının ruhçözümleyimi yararlı bir biçimde karşı karşıya getirilebilirdi. Dert ve çare, pislik ve ürün arasındaki bağıntılar birinden ötekine çok farklı.

Örneğin, Javel suları her zaman bir tür sıvı ateş olarak duyumlanmıştır, etkisinin özenle ölçülü tutulması gerekir, yoksa nesnenin kendisi de zarar görür, "yanar"; bu tür ürünlerin içkin söylencesi özdeğin şiddetli, kazıyıcı bir değişimi düşüncesine dayanır: kanıtlar kimyasal ya da yaralayıcı türdendir: ürün kiri "öldürür". Tersine, tozlar ayırıcı öğelerdir; ülküsel görevleri nesneyi belirli bir duruma özgü kusurluluğundan kurtarmaktır: kir "kovulur" artık, öldürülmez; Omo'nun imge evreninde, kir sırf Omo'nun yargılamasından korkarak güzel, arı çamaşırdan tabana kuvvet kaçan sıska ve kara bir küçük düşmandan başka bir şey değildir. Klorlarla amonyaklar hiç kuşkusuz kurtarıcı, ama kör bir tümcül ateşin elçileridir; tozlarsa, tersine, ayıklayıcıdır, nesnenin örgüsü içinde kiri iter, yönlendirir, polislik görevi yaparlar, savaş görevi değil. Bu ayrımın budunbetimsel kefilleri vardır: kimyasal sıvı çamaşır döven çamaşırcı kızın edimini sürdürür, tozlarsa daha çok eğik tekne üzerinde çamaşırı sıkıp büken ev kadınının yerini alır.

Ama tozlar düzeyinde bile, ruh çözümleyimsel (bu sözcüğü kendisine hiçbir özel okul anlamı bağlamadan kullanıyorum) tanıtımı ruhbilimsel tanıtımla karşılaştırmak gerekir. Örneğin, Persil Beyazlığı saygınlığını bir sonucun kesinliği üzerine kurar; biri ötekinden daha beyaz olan iki nesne karşılaştırmaya sunulurken, övüngenlik, toplumsal dış görünüş körüklenir. Omo tanıtımı da ürünün etkisini belirtir (hem de abartmalı bir biçimde), ama her şeyden önce eyleminin sürecini ortaya koyar; böylece tüketiciyi tözün bir tür yaşanmış biçimine yöneltir, onu yalnızca bir sonucun yararlanıcısı değil, bir kurtuluşun suç ortağı da yapar; özdek burada değer-durumlarla donanmıştır.

Omo bunlardan ikisini kullanır, ikisi de deterjanlar düzeyinde yenidir: derin ve köpüklü. Omo'nun derinlemesine temizlediğini söylemek (bakınız Cinéma-Publicité'nin kısa oyunu), çamaşırın derin olduğunu varsaymaktır, bu da hiç düşünmemiş olduğumuz bir şeydir, onu tartışma götürmez bir biçimde yüceltmek, onu her insan bedeninde bulunan şu karanlık sarma ve okşama tepisini gıdıklayan bir nesne durumuna getirmektir. Köpüğe gelince, lüks anlamı çok iyi bilinir: bir kez, bir yararsızlık görünüşü vardır; sonra bol, kolay, neredeyse sonsuz çoğalımı çıktığı tözde güçlü bir tohum, sağlıklı ve güçlü bir öz, ufacık bir ilk oylum içinde büyük bir etkin öğeler zenginliği bulunduğunu düşündürtür; son olarak, tüketicide özdeğin havasal bir imgesini, tadımsal düzlemde (kazciğeri ezmeleri, arayemekler, şaraplar), giysi düzleminde (muslinler, tüller) ve sabunda (banyo yapan yıldız) bir mutluluk gibi kovalanan hafif ve dikey bir dokunma biçimini okşar. Tinin her şeyi hiçten çıkarmakla, küçük bir nedenler oylumundan büyük bir sonuçlar yüzeyi yaratmakla ünlü olduğu ölçüde, köpük belli bir tinselliğin de göstergesi olabilir (kremlerin tümüyle başka, yatıştırıcı türden bir ruh çözümleyimi vardır: kırışıkları, ağrıyı, ateşi, vb. yok ederler). Önemli olan, kumaşın molekül düzenini onu yaralamadan yönlendirecek, hem derin, hem havasal bir tözün eşsiz imgesi altında deterjanın yıpratıcı işlevini maskelemektir. Şu var ki, bu rahatlık bize Persil ile Omo'nun aynı şey oldukları bir düzlem de bulunduğunu unutturmamalı: İngiltere-Hollanda kökenli tröst Unilever.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Osman Çakmakçı, “Binbir Yüzü Var Dünyanın Eyvah!”, Radikal 2, 5 Nisan 1998

Roland Barthes Çağdaş Söylenler'de "dünyayı okuyor"; dünyanın görünüşlerini okuyor; üstümüze üstümüze sürülen "çarpıtılmış göstergeleri" okuyor. Biz de böylece, çarpıtılmış göstergelerin yeni "anlamlandırmalarla" giydirdiği, kılığını değiştirdiği dünya nasıl olur da okunur, bunu az biraz da olsa, öğreniyoruz. Birbiri ardı sıra "yansıyan" göstergelerin "gerçekten" de "sahte" olan, kurgulayanın "ideolojisini" izleyene "aktaran" anlamlamalarını okuyoruz.

Kitabı oluşturan 53 yazının hepsi birbirinden farklı, yaşamımızın her nasılsa parçası olmuş "söylen"leri elden geçiriyor. İyice hırpalıyor onları; maskeler düşüyor. Özellikle "Paris Sular Altında", "Yeni Citroen", "Seçim Fotojenisi" ve "Yitik Kıta" çok güzel. Öbür hepsi de çok güzel! Kitabın sonunda yer alan ayrı bir bölümde, "Günümüzde Söylen"de bu yazıların teorik altyapısını anlatıyor.

Bu denemeleri okuyunca ister istemez "image-maker"lık "mesleği" aklıma düşüyor. "Image-maker"lık dediğim "imaj mühendisliği": Yani yapma-mitler. Artık "uzmanlık alanı"na dönüşmüş mit uydurmacılığı, ki Çağdaş Söylenler'in yazılışından kırk yıl sonra yaşamımızın her hücresine nüfuz etmiş bir yapma-gerçekler yayılmacılığı.

Tarkan'ın "uzaylı saçları"ne söylüyor? Ya da "Titanic" bizi nereye çekiyor?

Maceraperestlikle özdeşleştirilen blue-jean ve Camel Traphy'ler bizim aslında hiç olmayan bir duyguya ulaşmamızı mı sağlıyor? Maço bir erkek Antonio Banderas "gibi" mi olmalıdır? Juliette Binoche "masumiyet"e mi çağırıyor? McDonald's "hızlı-yemek"i yaygınlaştırırken bize "zaman" mı kazandırıyor, yoksa ekonominin işleyişine hız mı veriyor? Yemek niçin böylesine hızlı, ayaküstü yensin? Bu bir zorunluluk mu? Vs. vs. Uzar gider bu zincir.

Çağdaş Söylenler, günümüz kültürüne karşı bir kitap. Filmlerden deterjan reklamlarına, resimli dergilerin yemek tariflerinden fal köşelerine, bu kültürün nasıl yapaylığı doğallık, yüzeyselliği derinlik, geçiciliği sonrasızlık olarak gösterdiğini inceliyor. Malların etrafını saran söylenlerin (efsanelerin) nasıl oluşturulduğunu, birbiriyle ilgisiz görünen ayrıntıların yapısal bir bütünlük içinden nasıl aldatıcı bir hale geldiğini anlatıyor.

Yaşamı nasıl doğru "okuyabileceğimize" dair mükemmel bir kılavuz bu kitap...

Devamını görmek için bkz.

Alpay Asar, “İktidar hangi dili işitir?”, Virgül, Sayı 10, Temmuz Ağustos 1998

Yaşam üzerine çok boyutlu düşünme bağlamında, bir kılavuz niteliği taşıyan Barthes'ın bu denemelerinin bütünüyle okunması gerekir. Ama bana sorsanız şu iki denemeyi daha bir dikkatli okumak gerek: "Dominici ya da Yazının Utkusu" ve "Dupriez Davası". Hatta işi biraz daha ileri götürüp bu iki "deneme"yi okumak bile yeter diyebiliriz:

Dominici, bu yaşlı ve bilisiz Fransız köylüsü, 1952 yılında, kendi köyevinin yakınında kamp kuran Sir Jac Drummond adlı bir İngiliz turist ile eşini öldürmekle suçlanmış ve idamına karar verilmişti.

Barthes, yargı tutanaklarına dayanarak yaşlı ve bilisiz bir Fransız köylüsü ile ağırceza yargıcının dillerinin (Fransızca konuşmalarına karşın) birbirini tutmadığını, "hiçbir şeyi sızdırmayan bir kapalılık" içinde olduklarını vurguluyor. Evet, iki ayrı dil, ama biri "yasayı ve gücü" kendi yanına almış durumda.

Barthes, bu olağanüstü denemesini şöyle bitiriyor:

"Burada yalnızca gerçeğe susamış yazarlar ve 'göz kamaştırıcı' konuşma yeteneğiyle adamın kellesini uçuran parlak anlatıcılar yoktu; sanığın suçluluk derecesi ne olursa olsun, hepimizi tehdit eden bir yıldırı gösterisine de tanık olduk, bize yüklediğinden başka bir dil işitmek istemeyen bir iktidar tarafından yargılanma yıldırısı. Hepimiz gücül olarak birer Dominici'yiz, adam öldürmediysek de dilinden yoksun bırakılmış, daha da kötüsü, suçlayıcılarımızın diliyle gülünç kılıklara sokulmuş, alçaltılmış, mahkûm edilmiş sanıklarız. Dilin kendisi adına bir insanın dilini çalmak, tüm yasal cinayetler bununla başlar."

Bir diğer deneme olan "Dupriez Davası"nda ise Barthes, bilinen bir neden yokken babası ve annesini öldürmüş olan Gerard Dupriez'e odaklanarak tarihin dengesiz bir biçimde ilerlediğini; yargı, insan psikolojisi ve iktidar arasındaki bağıntıları ortaya seriyor.

Yaşadığımız güncel olayların öyküsünde Doğa ile Tarih'in her dakika birbirine karıştığını görmekten rahatsızlık duyan ve apaçık ortada olanın süslenip sergilenişinde saklı olan düşünce çarpıtmalarını yakalamak isteyen Barthes'ın Çağdaş Söylenler'i tam bir şölen havasında geçiyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.