Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-245-1
13x19.5 cm, 232 s.
Liste fiyatı: 23,00 TL
İndirimli fiyatı: 18,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Oruç Aruoba diğer kitapları
de ki işte, 1990
tümceler, 1990
yürüme, 1992
hani, 1993
yakın, 1997
uzak, 1999
Çengelköy Defteri, 2001
olmayalı, 2003
Doğançay’ın Çınarları, 2004
benlik, 2005
sayıklamalar, 2005
Geç Gelen Ağıtlar, 2005
kesik esin/tiler, 2005
ol/an, 2005
Meşe Fısıltıları, 2007
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
ile
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Grafik Tasarım: Oruç Aruoba
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 1999
11. Basım: Aralık 2015

Oruç Aruoba, uzak ile yakın ikili / dörtlüsünü tamamladıktan sonra, 1999'da ile'yi yayımladı.

ile, "önce", "ilişki defteri" ve "sonra" başlıklarını taşıyan üç bölüm halinde, ilişki üzerine tutulmuş uzun bir günce... Çok zevkli bir okuma, çünkü her okurun kendinden ve kendi ilişkilerinden çok şey bulabileceği şeyler var…

OKUMA PARÇASI

s. 161-164

127.

"Birgün bir sevgilim olursa ne yaparsın?" diye sordun bana. Epey duraksadıktan sonra, "Bilmiyorum" dedim.

Bilmiyordum, gerçekten, ne yapabileceğimi.

Sonradan da, "Benim aldanıp aldanmadığımı ancak sen bilebilirsin; senin aldanıp aldanmadığını da, ancak, ben" dedim — sen, "Umarım seni aldatmıyorumdur; kendim de, aldanmıyor..." demiştin, bundan önce : 'aldanma' ve 'aldatma'nın ilişkide tuttuğu yer(ler)i düşündüm, o zaman:-

Temelde yatan bilgisel sorunun (daha önce değindim) bir uzantısı ortaya çıkıyordu, 'aldatma' olgusuyla : sen de ben de; sen benim, ben senin, sürekli yanında olabilseydik — yani hem sen hem ben, hep aynı biçimde biz olsaydık; ayrı ayrı yerlerde farklı ilişkilerimiz olmasaydı— 'aldatma' olanaksız hâle gelirdi —— ama, bu olanaksız olduğundan dolayı, aldatma/aldatılma, hep bir olanak olarak durur —durdu—, orada...

— Platon'un Symposion'undaki 'Aristophanes' mitos'unu anımsa — (Schleirmacher/Nestle çevirisinden özetleyerek aktarıyorum):-

Başlangıçta insanın üç cinsiyeti vardı; bugünkü gibi iki, erkek ve kadın değil, bunların birleşmesinden oluşmuş bir üçüncü cins vardı; bunun adı da hâlâ var, ama bir yergi sözü olarak kullanılıyor, artık. Hermaphrodite adında ve biçimindeydi bu üçüncü cins insan, erkek ile kadından oluşan.

Bunların her birinin dört eli, dört ayağı vardı, yuvarlak bir boyun üzerinde, ortak bir kafada, iki yüzü, dört kulağı vardı, bütün öteki ögeleri de ikişer tane; edep yerleri de bir çiftti.

Bunlar hızlı gitmek istediklerinde, sekiz üyeleri üzerinde yuvarlanarak giderlerdi. Güçleri kuvvetleri çok yüksekti, yüksek de düşünceleri vardı; böylelikle, göklere bir yol açmayı, tanrılara saldırmayı kurarlardı.

Zeus ile öteki tanrılar görüşüp tartıştılar, bunlara ne yapacaklarını. Bunların, öyle yıldırım gönderip, bütün cinslerini yoketmek, yapılacak iş değildi, çünkü o zaman bu insanlardan gelen saygıdan ve kurbanlardan da olacaklardı; ama bunların böyle sınırlarını aşıp taşkınlıklarını sürdürmelerine de izin veremezlerdi.

Sonunda düşüne düşüne Zeus bir çare buldu ve dedi:

Sanıyorum bir yol buldum, insanların gene de varolabilecekleri, ama aşırılıklarından vazgeçebilecekleri; çünkü daha zayıf olacaklar. Şimdi, bunların her birini iki yarıya böleceğim, o zaman daha zayıf olacaklar ama gene de bize yararlı olacaklar; çünkü çoğalmış olacaklar. Artık iki ayaklarının üstünde yürüyecekler. Ama, daha hâlâ sınırlarını aşıp taşkınlık yaptıklarını görürsem, onları bir kez daha ikiye bölerim; o zaman da tek ayakları üstünde zıplayarak yürümek zorunda kalırlar.

Bunu söyledikten sonra insanları ikiye böldü, bir meyve böler gibi. Her birini bölünce de, Apollon'a buyurdu ki, yüzü ve bölünmüş boynu tersine çevirsin, ki insan kendi bölünmüşlüğünü görebilsin de, daha erdemli olsun.

İşte, doğal biçimleri ikiye bölünmüş olduğundan, her bir yarı öteki yarısını özler ve biraraya gelebilirlerse, biribirlerine sarılırlar ve yeniden birleşmeye çalışırlar.

Böylelikle insanlar arasına sevgi [Eros] gelmiştir; bu da, ikiden bir yapma çabası, ve insanın başlangıçtaki yapısını yeniden kurma isteğidir. Her birimiz bir insanın bir parçasıyız, çünkü, birken ikiye bölünmüş ve iki olmuşuz. Bu yüzden, her bir yarı, öteki yarısını arar.

128.

"Kabullenme ve güvenme" üzerinde durmuşum (hep çıkıyordu bunlar, birer sorun olarak, ortaya, değil mi?) — sana güvensizlik duymamın —sana güvenmememin— kendime güvensizliğimin sonucu olabileceğini de düşünmüşüm:-

İlişkimizin sağlamlığına tam (gene!...) inansaydım, sana da tam güvenirdim — 'aldatılmak' da aklımın ucundan geçmezdi; kendime de, senin ile olan ilişkim içinde, güvensizlik duymazdım. Ama, işte, senin ilişkimizi —bizi— tam olarak, olduğu gibi ve olması gerektiği gibi, kabullenmekte eksik kaldığın sonucuna vardığım durumlarda; o 'kuşku kurdu' başuzatınca, bilgi eksikliğim, kıskançlık olup çıkıyordu.

İlişki, sallantılı hâle geliyordu.

129.

Senin ile birlikte yapacağımız —yapacağımızı düşündüğümüz; biribirimize yapacağımızı söylediğimiz— ne çok şeyi yapmadık : bu da, herhalde, ilişkinin bir gereği:-

Olanaksızlıklarımız da katılır ilişkimize, olanaklarımız kadar—

Sen ile ben, ne çok şey hayal ettik, birlikte yapacağımız, yapmak istediğimiz, yapmamız gereken; ama 'hayal'in neredeyse sınırsız yayılım gücüne karşılık, ilişkinin 'gerçek'liği, çok belirgin, sınırlı, giderek dar bir uzam içinde oluştu.

Bu uzam da, işte, gittikçe belirginleşirken, sınırları açıklaşırken, garip ya, gittikçe daha sınırlı, daha dar bir hâle geldi...

— Çünkü kişiye —sana da bana da— tek bir ilişki yeterdi — olabilseydi...

— Ama, olamaz——

Hep çoğaltıp hep azaltır kişi, ilişkilerini — o yere; hiç çekincesiz, hiç kuşkusuz, kendisi olabileceği yere, ulaşamadan — kendisi de, hep çoğalıp hep azalarak...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Melis Kalkan, ''Oruç Aruoba 'ile' '', edebiyathaber.net, 22 Ağustos 2013

Kitap “önce”, “ilişki defteri” ve “sonra” başlıklarından oluşur.

Yazar ilk bölüm “önce”yi defteri “getiren”e adamıştır. Bu bölümde yazarın defterinden alıntılar yer alır. Defterinden yazarın bazen yazmakta ne kadar zorlandığını görürüz. Felsefesini doğru aktarmak yazarımıza zaman zaman zor gelir, yazamadığından değil, sadece karşı tarafın anlayacağından emin olamadığından.

“3 yıl sonra:

Sözümü tutup

Hiçbir şey yazamadım.

Ben yazamıyorum.
[...]

15 Eylül

...

Bunlar bağdaşması olanaksız şeyler mi? Çok zor; ama bir yol var: Daha önce yazdığım ‘özgür temel’ düşüncesinden yola çıkarsak: her birimi ötekine tanıdığı ilişki uzamında, bağlılık sağlanır; öte yandan, o ilişki uzamı, her birimizin toplam yaşamında, başka ilişkilerimizi tabii ki etkileyecektir, ama, onları belirlemez ya da yutmağa, bütün yaşam uzamımızı kaplamağa çalışmazsa, bağımsızlık da sağlanabilir.

''Çok mu dolambaçlı söylediklerim?''

Defterinden alıntılar bazen onun kadar felsefi olmasa da hepimizin zaman zaman yazdığımız (ya da yazmaya çalıştığımız) duyguların bir seslenişidir.

İkinci bölüm “ilişki defteri” ve “sonra”, bütün önceki ve sonraki gelerek Getiren’lere/ giderek Götüren’lere adanmıştır.

Bu bölümde yazarımız kitabı biz okurlara değil biraz kendisine biraz da ilişkisine seslenmiştir. Bizim bu üçlemde yerimiz yalnız kulak misafirliği olmaktan öteye gidemez.

“Azıcık ‘yerinde’ olurlarsa da, senin ile benim karşılıklı konuşmalarımıza şimdi kulak kabartan, yanımızdaki bu kişi (Evet, sen: ey okur!), belki, ucundan da olsa, bunların ‘izleri’ oldukları o ulu gerçeklikleri görebilecek, kavrayabilecek, anlayabilecek…”

“Herkesin kendisine sorduğu ilişki nedir?”sorusu bölümün başlangıcıdır aslında. İlişki içerisinde olan yazarın felsefi olarak bu soruya yaklaşımı ve onunla -sevgili dememizi ister miydi?- sohbetlerini içeriyor. Bu sohbetler yer yer tam da yazarın istediği gibi o iki kişinin dışındakilerin anlayamadığı türden oluyor. Bu satırları okurken yan masaya davetsiz misafir biri gibi hissedebilirsiniz kendinizi.

“Şimdi yapmamız gereken, yalnızca ikimize özgü, bir yeni dil geliştirmek, kurmak, yaratmak- öylesine ki, bir üçüncü kişi, bizim birbirimize söylediklerimizi işitecek olursa, bunlardan hiçbir şey anlamasın.”

Özellikle bu bölümde ilişkilere dair yeni sorular, arayışlara yeni konular ekleniyor. Derinlemesine olarak düşünmenize, sorgulamanıza sebebiyet veriyor yazarımız.

Son bölümü “sonra”, kitabın en kısa bölümüdür. Sanki ondan “sonra” bir şey kalmamış gibi. Sanki ondan “sonra” yazacak bir şey kalmamış gibi.

“Bugün, şimdi, yalnızca ben biliyorum; ben de öldüğümde de, artık, kimse bilmeyecek...”

Kitabı okumak keyifli çünkü hepimizin aklına takılan sorular, ilişkilerindeki açmazlar ele alınıyor. Her satırında olmasa da kendinizden birçok şey bulacaksınız.

“Olabilmek.. Olabilemedin, koyu parıltılı gözlü sevgilim benim.. Ben vardım; sen, kendini yok etmeyi seçtin.”

“Biz, artık ayrı olabiliyor idiysek, sen ile ben arasındaki şu ‘ile’, artık yok demekti.”

“Bir gün benim yüzümden acı çektiğinde -ki, çekeceksin- lütfen az çek...”

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.