Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-044-0
13x19.5 cm, 456 s.
Liste fiyatı: 42,00 TL
İndirimli fiyatı: 33,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Osmanlı Kadın Hareketi
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen, Eylem Can
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 1994
5. Basım: Kasım 2016

"Son zamanlarda Osmanlı kadınlığı can sahibi olduğunu, var olduğunu gösterdi. Onun her an iniltiler içinde kopup gelen sadasını işitiyoruz. 'Biz varız, uyanıyoruz, kalkacağız, kalkınız, yol gösteriniz' diyor. Bu hareketi kadınlığın bütün tabakalarında müşahade ediyoruz. Düşünenler eski hayattan bıktı, düşünemeyenler de bıktı. Artık başka bir hayata girmek ihtiyacı, hemen kadınlığın her tarafında his olundu... Artık şimdi yaşayışımızın yanlışlıklarını bulup ortaya koyuyoruz. Muharrire ve hemşirelerimiz her birisi bir derdimizi açmış onun devasına çalışıyor, kimisi tahsilden, kimisi terbiye-i ictimaiyeden velhasıl bütün ihtiyaçlarımızdan bahsediliyor. Artık iman ettik ki hayatımız iyi bir hayat değildir... Artık kadınlık böyle yaşamayacaktır ve yaşayamaz. Buna katiyen emin olunuz." –Kadınlar Dünyası, 30 Mart 1918

Yüzyılın başından günümüze ulaşan bu satırlar kadınların yaşamlarını değiştirme istek ve azmini vurgulamak açısından son derece çarpıcı.

Biz kadınlar yıllarca kendi geçmişimizden habersiz yaşadık. Bu bilinmezlik nereden kaynaklanıyor? Tarih gerçeği olduğu gibi gösteriyor mu? Kadınların, özellikle de kadın tarihi konusunda araştırma yapan kadınların yanıtlaması gereken ilk ve temel sorulardan biridir bu. Kadınlara ait koskoca bir deneyimler zincirinin ilk halkasını ancak bu yolla yakalayabiliriz.

Uzun ve titiz bir çalışmanın ürünü olan Osmanlı Kadın Hareketi, Osmanlı döneminde yaşamış, hakları için mücadele vermiş büyükannelerimizin gizli kalmış pratiklerine Kadınlar Dünyası dergisinin satırları arasında dolaşarak, kadın bakış açısından yeniden hayat kazandırıyor.

Genişletilmiş üçüncü basımını yaptığımız kitap ilk kez yayımladığımız 1994’ten günümüze, klasik bir kaynak haline geldi.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Giriş

Birinci Bölüm
Erkek Tarihinden Kadın Tarihine

İkinci Bölüm
Osmanlı Kadın Hareketi
Genel Olarak Kadın Hareketi
Osmanlı Kadın Hareketinin Boyutları
Kadın Dergileri
Kadın Dernekleri

Üçüncü Bölüm
Osmanlı Kadın Hareketi Somut Bir Örnek:
Kadınlar Dünyası Dergisi
Osmanlı Kadın Hareketinin
Kadınlar Dünyası'nda Biçimlenişi
Kadın İnkılabının Boyutları
Hukuk
Toplumsal Yaşam
Giyim
Aile
Eğitim
Çalışma Yaşamı

Sonuç
Kadınları Görünür Kılmanın Önemi ve Bunun Önündeki Engeller
Belgeler
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Önsöz, Haziran 1993, s. 7-11

Bu kitabı yazma fikri nereden doğdu? Öğrencilik yıllarımdan beri, Türk Siyasal Tarihi'nde değişim ve dönüşümlerin yoğun yaşandığı çalkantılı bir dönem olan II. Meşrutiyet ilgimi çekiyordu. Tarihsel dönemlerde yaşanan bu değişim, kadınların toplum içindeki durumlarına da yansımış olmalıydı. Kadınların toplumsal dönüşüm sürecindeki katkılarını açığa çıkarabilme düşüncesi, beni bu konuda çalışmaya yöneltti. Sonuçta, 1987 yılında başladığım, 1991 yılında, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde doktora tezi olarak tamamladığım bu çalışma ortaya çıktı.

Araştırmamda ilkin cumhuriyet öncesi dönemi, ekonomik, toplumsal, düşünsel ve kültürel bütünlüğü içinde ele almaya çalıştım.

Araştırma sürecinde elde ettiğim bulguların beni desteklemesiyle kendimi daha güçlü hissettim, bu güç bana heyecan verdi.

Bu heyecan, beni dönem üzerinde daha yoğun çalışmaya yöneltti. Kadın haklarının ilk kez cumhuriyetle birlikte yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde tanındığı ve kadınlardan bu konuda hiçbir talep gelmediği yolundaki savları sorgulamakla işe başladım. "Cumhuriyet öncesinde bir kadın hareketi yaşandı mı?", "Bu doğrultuda görüş ve talepler üretildi mi?" türünden soruları sormama yol açtı.

Kadın hareketi bir özgürlük hareketidir, toplumun özgürleşmesinden bağımsız olarak düşünülemez. Kadın hareketi, geleneksel yapıdan çağdaş yapıya doğru gidilen süreçte ister istemez ortaya çıkar.

19. yüzyılın sonunda, 20. yüzyılın başında tüm dünyada ortaya çıkan kadın hareketi, eş zamanlı bir özellik taşıyordu, dolayısıyla diğer ülkelerde olduğu gibi, Osmanlı toplumunda da böyle bir hareket aranabilirdi. Bu bir taklit değil, doğal bir süreçti. Çünkü kadın hareketi bir özgürlük ve eşitlik hareketi olarak ortaya çıkmış, toplumun genel özgürlüğüyle paralel bir süreklilik izlemişti. Bu temel oluşumlar II. Meşrutiyet Dönemi'nde bulunabilirdi. II. Meşrutiyet'in getirdiği toplumsal ve kültürel değişimle oluşan yeni yapılanmanın incelenmesi önem kazanıyordu. Bu dönem bize kadınların yaşamı hakkında önemli ipuçları ve belgeler verebilirdi. Üstelik kadının konumu, Türk siyasal yaşamının da temel sorunlarından biriydi. Osmanlı toplumunda kadının statüsünde, özellikle toplumsal statüsünde değişim gerektiren tüm istekler, başta şeriat, yani hukuki yapı olmak üzere toplumsal yapının tüm unsurlarıyla, dolayısıyla bunları biçimlendiren siyasetle yakından ilgiliydi. Bu nedenle kadının konumundaki değişimler devletin dünyevileşme -laikleşme- süreciyle de bağlantılıydı. Kadın sorunları Osmanlı toplumunda edebiyattan basına, parti programlarından düşün akımlarına kadar pek çok alanda kendini gösterecekti.

Araştırmamda verileri, yerli ve yabancı yazarların (Batılı gezginlerin) döneme ilişkin kitaplarından, Osmanlı kadınlarının anılarından, edebiyat eserlerinden ve ikincil kaynaklardan elde ettim. Ancak ilerledikçe işimin hiç de kolay olmadığını gördüm. Çünkü Osmanlı kadınlarıyla ilgili kitapların büyük bir bölümü gerek bize, gerekse Batılılara, gizeminden dolayı ilginç gelen "harem" üzerineydi. Genel olarak kadına ilişkin özgün kaynaklar ise, parmakla sayılayacak kadar azdı. Bu konu yeterince araştırılmamıştı. Yazıya dökülenler ise, dönemin erkek entelektüellerinin görüşleriydi. Gerçi bunlar nesnel oldukları ölçüde, bana hem yarar sağlıyor, hem de eleştiri olanağı veriyordu.

Ancak benim için önemli olan kadını kendi ifadesiyle verebilmekti. Okuduğum yapıtlardan bazı kadın dergilerinin varlığını öğrendim. Ama yaptığım araştırma, beni tahminimin üzerinde nicelikte ve nitelikte kadın dergilerine ulaştırdı. Cumhuriyetten önce 40 kadar kadın dergisi yayınlanmıştı ve bunlar bana, kadın hareketini, kadınların ifade ve eylemlerini somut olarak verebilecek en önemli kaynaklardı...

Bundan sonra kütüphaneler zamanımın büyük kısmını geçirdiğim yerler oldu. Dergilere yazı yazan kadınların heyecanlarını, duygularını, sorunlarına çözüm arayışlarını okumak, benim için vazgeçilmez bir ilgi ve merak konusu haline geldi. O kadar içiçe olmuştuk ki, kendimi onlara çok yakın hissediyor, olayları onlarla beraber yaşıyordum artık...

Bulduğum her yeni kaynak beni yüreklendiriyordu. Araştırmamım başında bu kadar çok kaynakla karşılaşacağımı ummuyordum. Gerçi her yeni kaynak araştırmamım süresini uzattı ama, bundan büyük keyif aldım. Aklıma, hep bizim bugün yaptıklarımızla ilgili olarak 50 ya da 100 yıl sonra günümüz kadın hareketinin araştırmasını yapacakların yaşayacakları duygular geliyordu. Onlar belki kaynaklara ulaşma açısından daha şanslı olacaklardı, ama benim de başka bir avantajım vardı: Belki bencilce ama, benim şansım, araştırdığım konunun daha önce günışığına çıkarılmamış olmasıydı.

Hayli uzun süren bu araştırmada başka güçlüklerle de karşılaştım. Yeni kaynaklara, bilgilere ulaştıkça çalışma biçimim değişti. Üstelik kütüphanelerdeki olumsuz koşullar, hiç de yüreklendirici değildi…

Bu kitapta, siyasal partilerin, devletin kadınlara ilişkin görüşlerine yer verilmedi. Zaten devletin böyle bir anlayışı da yoktu. Amacım erkeklerin kadına ilişkin modellerini vermek, düşün akımları içinde kadına ilişkin görüşleri tekrar açıklamak da değil... Amacım erkeklerin değil, kadınların neler söylediğine dikkat çekmek... Entelektüellerin -ki hemen hepsi erkektir- görüşlerini bu kitabın kapsamına, tezimde olduğu halde, özellikle almadım. Burada amaç, kadınların kendileri için neler yaptıkları, neler talep ettiklerini verebilmektir. Kadınların milliyetçilik görüşlerinden çok, hak taleplerine önem verildi. Kendilerine dayatılan rol kalıplarına nasıl karşı çıktıkları, kendilerini nasıl tanımladıkları ortaya kondu.

Burada tezimden ayrı olarak yalnızca kadınların bize bıraktıkları kaynakları, kadın dergi ve derneklerini temel aldım. Bize ikinci elden iletilmemiş, hiç yorumlanmamış, el değmemiş kaynaklardı bunlar... Özellikle, 1913-1921 yılları arasında çıkan, bir kadın derneği olan Osmanlı Müdâfaa-ı Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti'nin yayın organı Kadınlar Dünyası dergisini, kadın hareketini anlatmak için somut örnek olarak ele aldım. Böylelikle kadının konumuna ilişkin herşeyi tartışma konusu edebilecek, kadının vermiş olduğu kimlik mücadelesini çeşitli boyutlarıyla gösterecek, aynı zamanda kadınların hak mücadelelerinin niçin gözlerden saklandığını da ortaya koyabilecektim.

Bu çalışmayla Halide Edip'in 1 Mayıs 1913 tarihli Mektep Müzesi dergisinde yer alan, "Yirminci Asırda Kadınlar" adlı yazısında dile getirdiği arzusunu, bir nebze olsun yerine getirme şansım olacaktı:

"Bu kadınlık hareket-i mukaddesesinin sathi ve ibtidai bir tarihini yazarken gönül isterdi ki bu tarihçe Osmanlı kadınlarının terakki ve tekamül yolundaki küçük bir tarihçesi olsun. Fakat bugün böyle olmaması bence pek elim değildir. Her yerde kadınların uyanıp, ilerlemeleri de başka hareketler gibi yavaş ve müselsele [zincirleme] bir hareket olmuştur. Osmanlı kadınlarının terakki yolundaki mesailerinin henüz bir tarihçesi olmaması onların da bir şey yapmamış olmalarını intaç etmez. Bilakis bugün büyük ve umumi bir tiyatro salonundan kadınlığa bu kadar mahrem bir mevzudan bahsetmek ve bu mevzuu dinlemek için bu tiyatroda Osmanlı kadınlarından mürekkep muhterem ve büyük bir kitle bulmak. Bunlar iftihar edilecek şeylerdir. Bugün bu saat ben size böyle hitap ederken, siz beni dinlerken şüphesiz biz de tarih yapıyoruz, demektir. Bu tarihçeyi torunlarımız bir konferans dolduracak kadar uzun ve iftiharla yaptıkları zaman elbet bizim aciz fakat hüsn-i niyet ve samimiyetle dolu bin müşkilatla elde edilen mücadelemizden de bahsedeceklerdir."

Devamını görmek için bkz.

Giriş, "Erkek Tarihinden Kadın Tarihine", s. 12-17

Biz kadınlar yıllarca kendi geçmişimizden habersiz yaşadık. Geçmişimizdeki bu bilinmezliği neye borçluyuz (!), tarih gerçeği olduğu gibi gösteriyor mu?

Yukarıdaki soru kadınların, özellikle kadın tarihi konusunda araştırma yapan kadınların, yanıtlaması gereken, ilk ve temel sorulardan biri. Çünkü ancak bu sorunun önümüze açtığı yolda, kadınlara ait unutturulmuş koskoca bir deneyler zincirinin ilk halkasını yakalayabiliriz.

Geleneksel tarih yazıcılığı erkeklerin yaşam pratiklerinden kaynaklanan olayları kendisine konu edinir, onun öznesi erkektir. Bu tarih, kadınların dövüşmediği savaşların, fetheden konumunda olmadığı kahramanlıkların, kadınların yer işgal etmediği parlamento gibi kurumların tarihidir. Olayların üzerinde geliştiği zemin, bunların ortaya çıkmasını hazırlayan gerçek nedenler ve kişilerle ilgilenilmez, önemli olan sonuçtur. Sonucun ortaya çıktığı alan ise, genelde kamusal alanın sınırları içindedir ve bu sınırlar içinde, tarihin öznelerinden biri olan kadın yoktur.

Oysa bilmeden, tanımadan, yaşanmadan kadın gerçekliği ortaya konamaz ve gerçekliği hakkında bize ulaştırılan bilgiler de önyargılardan bağımsızlaştırılamaz. Bu nedenle, önyargılarla dolu bilgilerin yani bilgisizliğin yerine kadınlar için yeni bilginin oluşturulması gereklidir. Bu bilgiyi oluşturacak olan ise, bu pratiği yaşayan kadınlar olacaktır.

Tarihin coğrafya, ekonomi, demografi, antropoloji, siyaset bilimi ve psikoloji gibi bilim dallarıyla düzenli ilişkide olması gerektiğini savunup, onu tüm uzmanlık tarihlerinin toplamı olarak gören daha bütüncül tarih anlayışları bile(1), kadın söz konusu olduğunda yetersiz kalırlar. Çünkü sayılan bilim dalları ve uzmanlık tarihlerinde de özne yine erkektir. Kadınlar bu nedenle tüm bilim dallarının gözden geçirilip baştan yazılması gerektiği düşüncesini savunurlar.

Örneğin demografiyi konu alan çalışmalarda kadını tespit zordur. 1882'ye dek Osmanlı kadını nüfus istatistiklerinde yer almamıştır. İktisat tarihi ya da işçi tarihi çalışmalarına bakıldığında da kadınların genellikle araştırma öznesi olarak alınmadığı görülür. Oysa kadınlar gerek bizde, gerek Batı'da uzun yıllar sendikal örgütlenme içinde ekonomik hakların elde edilmesi için, hem görünürde hem de sahne gerisinde mücadele vermişlerdir. 1872-1907'de Osmanlı Devleti'nde örgütlenen 50 grevin 9'u kadınların çalıştığı işkollarında yapılmıştır. Dönemin önemli sendikal mücadele örneklerinden biri olan Feshane Grevi'nde 50 kadın işçi, grevin örgütleyicisi ve yürütücüsü olmuşlardır. Bu konuda erkek işçilerin kadın işçilere uyguladıkları cinsiyet ayrımcılığının da gözardı edilmemesi gerekiyor. Kadınlar sendikal örgütlenme içerisinde erkeklere karşı da mücadele vermişlerdi. Örneğin 1847'de İngiltere'de eğe-kesim sanayiinde çalışan 200 kadını işten çıkaran İşçi Birliği, dul ve yetimlerin çalışmasını kısıtlayan yeni kurallar getirmiş, karısı veya kızının çalışmasına izin veya alet veren üyeler para cezasına çarptırılmıştı.(2) Yakın tarihten, İngiltere'den verilecek bir başka örnek hâlâ şu sorulara yanıt bekliyor. Acaba 1984'te başlayıp, bir yıl süren madenci grevinde arka plana bakılacak mı? Grevi erkekler yapmıştı, ama devam etmesi nasıl sağlanmıştı? Direnişe destek vermek, para toplamak, mutfaklar açmak, basınla ilişkileri yürütmek, on bin kişiyi aşan yürüyüşler düzenlemek, grev gözcülüğü yapmak, bu amaçla dayanışma grupları kurmak perde arkasındaki kadın eylemleriydi. Acaba kadınların direnişte oynadıkları bu başat role(3) iktisat tarihçileri ya da işçi tarihçileri dikkat edecekler mi? Çünkü işçi tarihi yazılırken de özne değişmeyecek, tıpkı savaşı yapan erkeklerin tarihinde olduğu gibi, erkek temel alınabilecek, kadınların rolleri yine gözden kaçırılabilecektir.

Uzmanlık tarihlerinden biri olan aile tarihinde de aileye bakılırken, kadının aile içindeki konumu sorgulanmaz.(4) İşlevsel olarak kadınları bulabileceğimiz özel yaşam, erkeklerin hareket alanı dışında görüldüğü için incelemeye değer bile bulunmaz. Oysa bu alan o kadar da özel (!) değildir.

Kadınlar "aile" denen özel alan içine sıkıştırılarak, "toplumsal"ın dinamik süreçlerinden uzaklaştırılmış olsalar da, bir araya gelme fırsatı bulabildiklerinde ortak yalıtılmışlıklarını bir başkaldırı hareketine dönüştürebilmişlerdir. "Kadınların tarihi, baskı altına alınışlarının tarihi olduğu kadar, bu baskılara ve eve kapatılmalarına direnmiş olmalarının da tarihidir."(5) Osmanlı kadın hareketi içinde de bu örnekleri bulmak mümkündür:

"Son zamanlarda Osmanlı kadınlığı can sahibi olduğunu, var olduğunu gösterdi. Onun her an iniltiler içinde kopup gelen sadasını işitiyoruz: 'Biz varız, uyanıyoruz, kalkacağız, yol gösteriniz...' diyor. Bu hareketi kadınlığın bütün tabakalarında müşahade ediyoruz. Artık şimdi yaşayışımızın yanlışlıklarını bulup ortaya koyuyoruz. Artık iman ettik ki, hayatımız iyi bir hayat değildir... Artık kadınlık böyle yaşamayacaktır ve yaşayamaz. Buna katiyen emin olunuz."(6)

Kadın tarihi sözkonusu olduğunda gözden kaçırılmaması gereken bir başka husus da, kamusal alanla özel alan arasında bulunan diyalektik bağdır. Kamusal yaşam "aile içini" etkileyip kadın-erkek ilişkisinde birtakım değişimlere dönüşümlere yol açtığı gibi, özel alan da "kamusal"ı etkileyerek oradaki süreçlerin yönünü değiştirebilir.

Toplumda gelişmeler, dönüşümler, yenileşmeler başlayıp, bunların sonuçları, kazanımları kadına ulaşabildiğinde, kadınların kendilerinin gerçekte ne olduklarını kavramaları için bir fırsat doğar. Kadınlar bunu değerlendirebildiklerinde kitlesel bir başkaldırıya dönüştürebilirler. Hareketlerini bugüne iletecek belgeler bırakırlar. Böylece hareketlerini görünür kılmanın da yolunu açarlar.

Aslında bu "gizli" erkek ideolojisine sadece tarih disiplini içinde değil, bilimdeki diğer disiplinler içinde de rastlanır. Genel anlamda bilimde tek ses hâkimdir: Erkek sesi. Sosyal bilimlerde beyaz, Batılı, burjuva erkeğin karakterize ettiği erkek deneyimleri tartışılmış, erkekçi sosyal davranış, standart olarak gösterilmiştir.(7) Sosyoloji, iktisat, felsefe, hatta tıp özne olarak erkeği almıştır. Örneğin tıp kitaplarında "insanoğlu" olarak tanımlanan erkek bedenidir. Hastalıklar, anatomi -üreme organları hariç- hep erkeğe göre tanımlanmıştır. Bilim erkeğe göre, erkek tarafından tanımlanmıştır.

1970'lerden itibaren kadınlar, tarafsız denilen, aslında erkek ideojisinin yeniden üretim mekanizmasından başka birşey olmayan ve bilimsel-teknik devrim ile giderek daha rafine hale gelen bilimleri, kadın bakış açısıyla sorgulamaya başladılar. Böylece "kadın araştırmaları" denilen yeni bir disiplin oluştu. Üniversitelerde disiplinlerarası çalışma yapmayı amaçlayan kadınların kendi bakış açılarıyla, kendileri için, kendileri adına bilgi üretme alanı olan "Kadın Araştırmaları Merkezleri" kuruldu.

Bilgi alanına kadınların girmesi, kadınların bilgi konusunda hak iddia etmeleri, kendileri adına bilgi üretmeleri demekti aynı zamanda... Aslında kadınlar yüzyıllardır sanatıyla, tıbbıyla, edebiyatıyla bilgi alanındaydılar. Ancak, onların çalışmaları, deneyleri önemsenmemiş, böylece bugüne ulaşmaları engellenmiştir. Yeni olan, kadınların kitlesel olarak bilgi alanına girmesidir. Bu taarruz, kadın bilincinin, kadın bakış açısının bilimler içine girmesini de beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda bilim dalları sorgulanmış, farklı bakışlarla yeni yorumlar ortaya çıkmıştır.

Bu bağlamda kadın araştırmaları sadece bir bakış değil, bir bilme yolu, aynı zamanda bir bilme ve dünyada varolma yoludur. Sorguladığı gerçek kadındır. Kadın gerçeğidir. Bir bilgi teorisi, feminist epistemoloji oluşturacaktır. Kadın gerçeğine ulaşmada hangi araçlar gereklidir, hangi yöntem kullanılmalıdır sorularıyla, varolan metodolojiye feminist açıdan bakılacaktır.(8)

Tarihsel dönüşümler bir yandan kadınların varolan durumu üzerinde düzeltici etkiler yaparken, öte yandan onların daha önce yürüttükleri mücadelenin yeni dönemin egemen politik söylemi nedeniyle kesintiye uğratılması, unutturulması sonucunu da doğurur. Bu da geleneğin oluşmasını engelleyici bir etmendir. Kadın tarihi çalışmaları bu sürekliliği kurmaya yöneliktir, bellek kazandırır.

Kadın tarihi çalışmalarıyla, bize bugüne dek kabul ettirilen tarihsel gerçekler sorgulanır. Cinsiyet kimlikleri -gender- bir tarihsel analiz kategorisi olarak kullanılarak cinsiyet rollerinin her tarihsel evredeki durumu incelenir. Kadınların tarihi aynı zamanda sosyal kategori olarak cinsiyetlerin de tarihidir. Biyolojik yapıları nedeniyle kadınların kültürden çok doğaya yakın oldukları türündeki cinsiyetçi bakış, her tarihsel dönemde kadın-erkek ilişkilerinin farklılığından yola çıkarak sorgulanır. Kökleri tarihin derinliklerinde yatan, çok yavaş bir değişim gösteren verili cinsiyet kimliklerinin "kadınlık" ve "erkeklik" olarak nasıl belirlendiği ortaya konulur. Hem erkekler, hem kadınlar, hem de onlar arasındaki ilişkiler konu alınarak, araştırılır.

Tarihi yazan erkekler, kendi yaptıklarını kayda geçirmişler, bunları önemli kılmışlar, önemli-önemsiz hiyerarşisi yapılandırmışlardır. Kadın tarihi çalışmaları bu hiyerarşiyi yeni baştan ve kadın bakış açısıyla gözden geçirir.

Kadın tarihinin yazılması yeni soruların oluşturulması ve o soruların cevaplanması için yeni kaynakların kullanılmasını zorunlu kılar. Kadınların "görünmezliği" temel problem olarak ele alınmalıdır.(9) Görünmezlik problemi ise öncelikle kaynakla ilişkilidir. Çünkü, kadınlar ve onların yaşamı kayıtlara geçirilmemiştir. Birçok resmi kaynakta kadınların düşüncesi erkek merkezli bakış yüzünden önyargılı olarak atlanmış, ihmal edilmiştir. Varolan diğer kaynaklar, özellikle hesap defterleri, nüfus kayıtları gibi sivil kayıtlar da yeterince değerlendirilmemiştir. Bu nedenle bu kaynaklar yeni yorumuyla tekrar gözden geçirilip, kadınlara ilişkin bilgi açıkları kapatılmalıdır. Yanı sıra, kadınların okur-yazar olmaması onların çok az belge bırakması sonucunu doğurmuştur. Bırakılanlar ise, kadın bakış açısına sahip olmayan araştırmacıların gözünden kaçmıştır. Bu anlamda kadınların duygu ve düşüncelerinin, seslerinin bulunabileceği anı, günlük, mektup, fotoğraf ve biyografilerle kadın dergileri incelenmelidir. Ayrıca "sözel tarih" yöntemi(10) kullanılarak yapılan görüşmelerle kişilerin belleğine başvurularak kadınların geçmişi hakkında bilgi edinme yoluna da gidilmelidir.

Kadın tarihi çalışmalarında amaç, tarih içindeki belli başlı kadınların tarihini yazmaktan öte, bir cins grubu olarak kadınların tarihini yazmak, tarih içindeki belli başlı kadınlardan kadınların tarihine atlamak, kadınların tarihteki rollerini yazmaktır. Bu bakış, erkek alanları olarak tanımlayabileceğimiz alanlarda ön plana çıkmış kadınlardan çok, kadınların alanında yaşayan kadınlara bakmayı getirir. Öncelikle kadınları görünür kılmak, kadınlara kendi tarihlerini kazandırmak gerekir. Bu yazıcılık, kadınların katkılarının tarihe eklenmesi, yani bir tür telafi edici tarihçilik biçiminde olmayacaktır. Bu, kadın tarihi, ekonomik tarih, kültür tarihi gibi bir alt gruba indirgenmeden kadınların varolan bilgi alanlarına eklenmesiyle ve aynı zamanda tarihçiliğin içinden dönüştürülmesiyle mümkün olacaktır.(11) Böylelikle tarihsel yanılgı ve eksiklikler giderilecek, tarihin zenginleştirilmesinin yolu açılacaktır.

Notlar


(1) Annales okulu hakkında Türkçe'ye çevrilmiş kaynak eser: Tarih ve Tarihçi. Annales Okulu İzinde, (der) Ali Boratav, Alan Yayıncılık, Ankara, 1985. Okul temsilcilerinden Fernand Braudel'in Türkçe'ye çevrilen son eseri, Maddi Uygarlık Ekonomi ve Kapitalizm. 5-18. Yüzyıllar, c. I, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Gece Yayınları, Ankara, 1993. Yukarı
(2) Ivy Pinchbeck, Women Worker and Industrial Revolution 1750-1850, Virago, Londra, 1981, s. 276. Yukarı
(3) Gülnur Savran, "Madencilerin Karıları Neyin Mücadelesini Verdiler? Britanya 1984-1985", Sosyalist Feminist Kaktüs, Mayıs 1988, no: 1. Bu konuda ayrıca bkz. Women's Memories of the 1984-1985 Miners' Strike, Co-operative Retail Services, Londra, 1986. Yukarı
(4) Aileye sadece kurumsal değişim açısından bakan çalışmaya örnek: Lawrence Stone, The Family, Sex and Marriage in England 1500-1800, Weidenfeld-Nicolson, Londra, 1977.

Aileyi değişen ilişkiler açısından ele alan önemli bir çalışma için bkz. Diana Gittins, Aile Sorgulanıyor, çev. Tuna Erdem, Pencere Yayınları, İstanbul, 1985. Kadınların eviçi yaşamlarının tarihsel geçmişi konusunda bkz. Sibylle Meyer, Das Theater mit der Hausarbeit. Bürgerliche Repräsentation in der Familie der wilhelminischen Zeit, Campus Verlag, Frankfurt/Main, 1982. Yukarı
(5) Andrée Michel, Feminizm, çev. Şirin Tekeli, Kadın Çevresi Yayınları, İstanbul, 1984, s. 159. Yukarı
(6) Kadınlar Dünyası, "Eser-i Hayat... Azmimiz", Kadınlar Dünyası, 27 Temmuz 1329 (1913), no: 102, s. 2-3. Yukarı
(7) Sandra Harding, "Is There A Feminist Method", (der.) Sandra Harding, Feminism and Methodology, Open University Press, Milton Keynes, 1987, s. 2-6. Yukarı
(8) Feminist metodoloji ve epistemoloji konusunda bkz. Liz Stanley, "Feminist Praxis and the Academic Mode of Production", (der) Liz Stanley, Feminist Praxis, Routledge, Londra, 1988, s. 3-19; Liz Stanley-Sue Wise, "Method, Methodology and Epistemology in Feminist Research Process, (der) Liz Stanley, Feminist Praxis, Routledge, Londra, 1988, s. 20-59; Mies Maria, "Towards a Methodology for Feminist Research", (der) Gloria Bowles, Ranate Duelli-Klein, Theories of Women's Studies, Routledge-Kegan Paul, Londra, 1983, s. 117-130. Şirin Tekeli, "Bilimlerde Metodolojinin Kadın Bakış Açısından İncelenmesi", (der) Necla Arat, Türkiye'de Kadın Olgusu, Say Yayınları, İstanbul, 1992, s. 25-50. Yukarı
(9) Joan Wallach Scott, "The Problem of Invisibility", (der) Jay Kleinberg, Retrieving Women's History, Berg Publishers, Oxford, 1988, s. 5-29. Yukarı
(10) Linda Gordon, "What's New in Women's History", (der) Teresa de Lauretis, Feminist Studies Critical Studies, Indiana University Press, Bloomington, 1986, s. 28-29. Yukarı
(11) Gisela Bock, "Historische Frauenforshung: Fragestellungen und Perspektiven", (der) Karin Hausen, Frauen Suchen Ihre Geshichte (Kadınlar Kendi Tarihlerini Arıyorlar), Verlag C.H. Beck, Münih, 1983, s. 24-62. Yukarı

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.