Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-065-5
13x19.5 cm, 216 s.
Liste fiyatı: 22,00 TL
İndirimli fiyatı: 17,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Cinsel Şiddeti Anlamak
Tutuklu Tecavüzcü Erkekler Üzerine Bir İnceleme
Özgün adı: Understanding Sexual Violence
Çeviri: Şirin Tekeli, Laleper Aytek
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 1994
3. Basım: Ocak 2016

Tecavüz, kadınların en çok korktuğu saldırıların başında geliyor. Bu korku, kadınların hayatlarını derinden etkiliyor, kısıtlıyor. Nedense tecavüz, hep "kadınların sorunu" olarak ele alınıyor. Saldırganlarsa "normal dışı", hasta, sapık erkekler, toplumsal normların dışında kalan kişiler olarak görülüyor.

Oysa yazar Diana Scully'nin tutuklu tecavüzcüler üzerine yaptığı araştırma, cinsel şiddetin, kökeni erkek egemen kültürde yatan yaygın bir sorun olduğu sonucuna varıyor. Kısacası cinsel şiddetin sona erdirilmesi için kendini değiştirmesi gereken kadınlar değil, erkeklerdir. Tecavüz, erkeklerin sorunudur.

İÇİNDEKİLER
Teşekkür

1. İçeriye Bir Bakış
• Bilimlerde Erkek-merkezci Önyargı
• Erkeklerin Dünyasında Feminist Araştırmanın Gerekliliği
• Doğru Hedef Tutuklu Tecavüzcüler mi?
• Kalıcı İzlenimler: Bir Kadının Erkekler Hapishanesindeki Hayata Bakışı
• Tecavüzcülerle Birlikte
• Görüşme: Bir Toplumsal Karşılaşma
• Katılımcıların Haklarının Korunması
• Tutuklular "Suçlu" mudurlar?
• Hapishane Araştırmasının Zorlukları ve Dersleri

2. Sorun Tecavüzdür
• Kadınların Sorunu Olarak Tecavüz
• Tecavüzün Tıp Konusu Oluşu
• Tecavüz Bir Hastalık mıdır?
• Kurbanı Suçlama
• Tecavüz Neden Erkeklerin Sorunu Değil?
• Kültürün Katkısı
• Amerika'ya Özgü Suç
• Komşu Oğlan
• Pornografi ve Tecavüzün Normalleştirilmesi
• Öğrenilmiş ve Ödüllendirici Bir Davranış Olarak Tecavüz

3. Tutuklu Tecavüzcülerin Profili
• Tarih ve Geçmiş
  Çocukluk ve Anne-Baba İlişkileri
  Aile İçi Şiddet ve Çocuk İstismarı
  Cinsel Deneyimler ve Kadınlarla İlişkiler
  Psikiyatrik Geçmiş ve Alkol/Uyuşturucu Kullanımı
  Suç Meslekleri
• Tutumlar ve İnançlar
  Saygın Kadınlar
  Tecavüz Eden Erkekler ve Erkeklik
  Efsaneler, Kalıpyargılar ve Tecavüz Tanımları
• Tutuklu Tecavüzcülerin Özet Profili

4. Tecavüz Diye Bir Şey Yoktur: Cinsel Şiddetin Haklı Kılınması
• Tecavüz Etmeyi Öğrenmek
• Tecavüzü İnkâr Etmek
  Baştan Çıkarıcı Kadınlar
  Kadınlar Hayır Derken Aslında Evet Demek İsterler
  Kadınlar, Sonunda "Gevşer ve Bu İşten Zevk Alırlar"
  İyi Kızlara Tecavüz Edilmez
  Tecavüz Önemsiz Bir Suçtur
  Maço (Kabadayı) Erkek İmajı
• Algılama Bozukluğu ve Çarpık Benlik İmgesi
• "O Sırada Yapmak İstediğim Bir Şeydi"
• Tecavüzü Haklı Kılmak

5. Hiç Kimse Tecavüzcü Değildir: Cinsel Şiddeti Mazur Göstermek
• Tecavüzü Kabul Etmek
  Cinsel Şiddette Alkol ve Uyuşturucunun Rolü
  Hasta Rolü
  İyi Adam
• "Tehlikeli ve Kötü Bir Hayvan"
• "Kirli ve Alçak"
• Cinsel Şiddeti Mazur Göstermek

6- Tecavüz: Düşük Riskli, Yüksek Ödüllü Bir Suç
• Erkeklerin Cinsel Şiddetten Sağladıkları Kazanç
  İntikam Alma ve Cezalandırma
  Fazladan Bir Kazanç
  Cinsel Nesneye Ulaşma Kolaylığı
  Kişisel Olmayan Cinsellik, Tecavüz Fantazileri ve Pornografi
  Eğlence ve Macera
  Kendini İyi Hissetmek
• Tecavüz: Bazı Erkeklerin Keyfi

7. Tecavüz Erkeklerin Sorunu Değil midir?
• Tecavüz Dürtüsünün Kültürel Kökenleri,
• Tecavüz Eden Erkek Türleri
• "Saygınlık" Değerleri ve Öbür Tehlikeli Tutumlar
• Ataerkil Toplum ve Cinsel Şiddetin Kaçınılmazlığı

Sonsöz: Tecavüz Karşısında Kendini Savunmak
• Tecavüz Korkusu
• Bir Tecavüzcü Ne Yapardı?
  Yabancılar Tarafından İşlenen Tecavüz Suçları
  Toplu Tecavüzler
  Tanıdıklar Tarafından İşlenen Tecavüz Suçları
• Tecavüz Karşısında Kendini Savunmak

Kaynakça
OKUMA PARÇASI

"İçeriye Bir Bakış", s. 13-27

Erkeklerin kadınlara yönelttiği cinsel şiddeti konu alan bu kitap, araştırma asistanım Joseph Marolla ile birlikte insanı sık sık vazgeçme noktasına kadar getiren, bazen ürküten ama sonuçta oldukça derinden etkileyen birkaç yıl boyunca, yarı-açık ve kapalı erkek cezaevlerinde 114 mahkûm tecavüzcü ve 75 diğer grup suçluyla gerçekleştirdiğimiz görüşmelerin bir sonucudur. Bu erkeklerle ilgili araştırmayı sürdürürken çalışmamı öğrenciler, akademisyenler, feministler, tecavüzden kurtulanlar, değişik mezheplerin temsilcileri gibi gruplara, medyaya, ve halka sunma şansım oldu. İzleyiciler bana hep böyle bir projeyi gerçekleştirmeme yol açan dürtünün ne olduğunu ve bir kadın olarak her gün cezaevine kapanıp kadınlara karşı tecavüz, cinayet ve diğer suçlardan mahkûm olmuş erkeklerle yüz yüze konuşmanın benim için nasıl bir deneyim olduğunu sordular. Araştırmanın nasıl ve neden yapıldığına duyulan merak, araştırma bulgularına gösterilen ilgiden daha fazla olduğu için, sanırım bu sorular üzerine düşünerek başlamak yerinde olacak. Cezaevlerine kendi istekleri dışında kapatılmış insanlar üzerine yürütülen bir araştırma, diğer pek çok araştırma grubunda karşınıza çıkmayabilecek, pratik engeller, ahlaki çıkmazlar ve yönteme ilişkin sorunlar gibi zorluklar da içermektedir. Bu nedenle önce projeyi yürütürken karşılaştığımız çarpıcı sorunların birkaçından söz etmek istiyorum.

Bilimlerde Erkek-merkezci Önyargı

1960'ların sonunda Amerika'da yüksek öğrenimde ikinci dalga feminizm ile birlikte yükselen kadınların kurtuluşu hareketinin etkileri hissedilmeye başlandı. Geleneksel disiplinlerin programlarında o güne kadar kadınlara ait ve kadınları ilgilendiren ya da kadın-merkezli bilginin ne kadar eksik olduğunun farkına varılması, üniversite ve kolejlerdeki kadın akademisyenlerin sayısının yavaş yavaş artmasıyla (maaşları erkeklerden düşük olsa da) mümkün oldu. Bir anlamda bu yoksaymalara bir karşılık olarak, kadınların kendi deneyimlerini ve bakış açılarını temel alarak geliştirdikleri yenilikçi dersler yeni bir akademik alanın ortaya çıkmasına sebep oldu – disiplinlerarası kadın araştırmaları. Şüphesiz, yüksek öğrenimde kadın araştırmalarının yer alması için gösterilen çabalar kendilerini bu konuya adamış ilk kadın araştırmacıların, kadınların deneyimlerinin önemini, katkısını ve sorunlarını gözardı eden ya da yoksayan bilginin bütününe yabancılaşmaları ile başlamıştır.

Başlangıçta atılan ufak adımlardan sonra bugün artık güzel sanatlarda, insan bilimlerinde, doğal ve toplumsal bilimlerde kadınlarla ilgili yeni bilgi hızla gelişmekte; bazı disiplinlerde dönüşüm diğerlerine göre daha başarılı görünmekle birlikte,(1) bilimsel feminist bilginin etkisi sadece üniversite programlarında değil, genel anlamda bilginin kendisinde gözlenmektedir. Toplumsal bilimlerde feminist eleştiri özünde birkaç temel varsayımdan hareket etmektedir.(2) Kadınlarla erkeklerin fiziksel olmasa bile olgusal olarak ayrı dünyalarda yaşadıklarını biliyoruz. Bu da toplumsal gerçekliğin kurgulanmasında önemli toplumsal cinsiyet farklılıkları olduğu anlamına gelir. Dünyadaki ve dünyaya dair deneyimlerimiz birbirine benzemediği için, dünyalarımızın bize ifade ettiği anlam da farklıdır.(3) Erkeklerin kadınlara göre daha güçlü olmaları bilginin ya da bilimin beyaz, ayrıcalıklı ve erkek öncelikli bir dünyaya göre geliştirilmesi sonucunu getirmiş ve bu da ideolojik olarak, erkeğe ait olanın (bu dünyada) karşılaştırma ve yargılarımızın tek ölçütü olduğu varsayımı ile desteklenmiştir.(4) Bu sebeple, bilimin objektif olduğu iddia edilse bile, bilginin büyük bir bölümü ataerkil ideolojinin inançlarını yansıtmaktadır. Feministler bu "evrensel" erkek doğrularının kadınlar için en iyimser bakışla hiçbir anlam taşımadığını, en kötümser bakışla ise yabancılaştırıcı ve ezici olduğunu ileri sürerler. Geçmişteki yoksaymaları ve çarpıklıkları düzeltmek amacıyla kadınların dünyalarını anlamaya yönelen ilk bilimsel feminist araştırmalarda toplumsal cinsiyet bir değişken olarak yer almamış; kadınlar yabancılaştırıcı, sömürücü olmayan ve özünde özgürleşmelerinin hedeflendiği araştırmaların merkezine koyulmuşlardır. Feminist araştırmanın iddiası kadınlarla ilgili bilgi eksikliklerini gidermenin ötesinde, dünyada daha bütünsel bir toplumsal cinsiyet anlayışına katkıda bulunmak amacıyla, kadınların deneyimlerini ve bakış açılarını dönüştürecek ya da gerekirse baştan oluşturacak yeni paradigmalar kurmaya dek uzanır.

Erkeklerin Dünyasında Feminist Araştırmanın Gerekliliği

Bu yeni ve entelektüel açıdan heyecan verici bilginin kadınların dünyası üzerindeki etkisi ne kadar vurgulansa yeridir. Ama ben feminist araştırmacıların önemli bir başka alanı ihmal ettikleri kanısındayım; bu da erkeklerin dünyasının eleştirel olarak araştırılmasıdır.(5) Bu konuya eğilmek için önemli sebepler vardır. Eğer erkekler delillerin de işaret ettiği gibi kadınları önemsemeyen ya da hesaba katmayan bir ideoloji ile üstünlük sağlıyor ve kendi toplumsal kurgularını gerçekliğin kendisi olarak görüyorlarsa, o zaman bilgiyi ve sonuçta ataerkil toplumu dönüştürebilmek için bu gerçekliği sorgulamamız ve gereğinde istenmediğimiz yerlere de burnumuzu sokmamız gerekir. Gerçekten de, hâkim ideoloji fikri, erkeklerin ayrıcalıklı konumları ile dünyayı çarpık bir biçimde algılayıp anladıklarını ileri sürer. Kadınların ikincil konumlarını ortaya koyma gereğini azalmayan bir sorumluluk duygusu ile sürekli olarak taşımakla birlikte, sadece kadınların yaşam ve deneyimlerinden hareketle ataerkillik gerçeğini açıklayamayız diye düşünüyorum.

1970'lerde bir militan olarak yer aldığım kadın hareketi içinde, kadınların cinsel olarak kurbanlaştırılmalarına duyulan feminist öfkeden oldukça etkilendim. Zararlı kalıpyargılardan kaçınmak ve tecavüzden kurtulanlara yardımcı olacak bir yapıyı kurabilmek için(6), tecavüze uğramış kadınların travmalarının ve deneyimlerinin incelenmesi gerekiyordu. 1970'lerin sonunda feminist araştırmacılar bu görevi büyük bir şevkle üstlendiler. Bu yeni farkına varış ile birlikte tecavüz kurbanlarının yaşadıkları psikolojik, tıbbi, hukuki sorunlar ve tecavüz efsaneleri üzerine araştırmaların bir an önce başlatılması gerekiyordu (bkz. örn; Burgess ve Holmstrom 1974; Holmstrom ve Burgess 1978b). Bu dönem aynı zamanda tecavüz üzerine yazılmış ve sonradan büyük yankı uyandıracak birkaç teorik feminist çalışmanın yayımlanmasına da sahne olacaktı.(7) Cinsel şiddet, kadınların ikincil konumlarının kökeni ve bu ikincilliğin sürekliliğini araştıran radikal feminist teorinin merkezine yerleşti. Feminist yaklaşım tecavüz literatüründe giderek varlığını daha çok hissettiriyordu ama cinsel şiddet kullanan erkekler üzerine araştırma yapılmasının gerekliliği ihmal edilmekteydi. Bunun sonucunda, tecavüz araştırmaları erkeklerin ve psikiyatri mesleğinin tekelinde bir araştırma alanı olma özelliğini sürdürmekteydi. Beni, daha çok kadınların tecavüz deneyimleri ile ilgilenen feminist eğilimin bugün geçerli olan varsayımı, cinsel şiddet kişisel, kişiliğe ait bir hastalığın sonucudur varsayımını sorgulayamamış olması ilgilendirmekte (bu noktanın ayrıntılı tartışması için, bkz. 2. Bölüm); sosyoloji alanından geliyor olmam bu açıklamayı şüpheyle karşılamama yol açmaktaydı. Dikkatleri kurbanlaştırılmış kadınlar üzerine yoğunlaştırmak, cinsel şiddet içeren erkek dünyası için yeterli bir tehdit de oluşturmamaktadır çünkü erkek cinsel şiddetinin ipucu kadınlarda değildir. Gerçek şu ki; konuyu kadınlar üzerine yoğunlaştırmak, kurbanı suçlamaya ve tecavüzün erkeklerin sorunu olmaktan çok kadınların sorunu olarak algılanmasına yol açabilir. Kadınlar cinsel şiddet kullanan erkeklerle aynı gerçeği paylaşmadıkları için kendilerine tecavüz eden erkeklerin dürtülerini ve gerekçelerini açıklayamazlar. Böyle bir içgörü ancak tecavüz eden erkeklerin toplumsal kurgularına müdahale etmekle ve bu kurguyu eleştirel gözle incelemekle elde edilebilir.

Bu kaygı, bir sosyolog olarak aldığım eğitim ve bir kadın olarak kişisel deneyimlerim bana, benimkinden farklı olan erkeklerin dünyasını biçimlendiren anlamları kavrayabilmek için, cinsel şiddet kullanan erkekler üzerine araştırma yapma dürtüsü verdi. Gerçekten, cinsler arasındaki bu güç denksizliği erkeklere kadınların dünyasını görmezden gelme hakkını tanırken, kadınların ikincil konumu bizleri erkeklerin dünyasını daha dikkatle izlemeye zorlar. Tecavüzcüler kadınlara yönelik şiddetin ve alçaltıcı eylemlerin tek failleri değildir fakat bu tür eylemler dizisindeki uç konumlarıyla cinsel şiddet uygulayan kültürümüz hakkında bize önemli bilgiler sağlamaktadırlar. Bu kitabın amacı da, cinsel şiddeti tecavüzcünün bakış açısından anlamaya çalışmak –dışarıdakilere içeriden bir görüş aktarmak– olacaktır.

1975'te ABD'de 94-63 sayılı federal yasa, Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü bünyesinde bir Tecavüzü Önlemek ve Denetlemek İçin Ulusal Merkez (NCPCR) kurdu. Bu merkez, çocuklarla yetişkinlere yönelik tecavüz ve cinsel taciz alanlarında araştırmalara kaynak yaratmak ve toplumu eğitmekle görevlendirilmişti.(8) Bu olay kadınlar için önemliydi, çünkü böylece tecavüzün ciddi bir sorun olduğu resmi düzeyde tanınmış ve aynı zamanda tecavüz-bağlantılı araştırmalar için de kaynak yaratılmış oluyordu. 1979'da Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü'ne erkek cezaevlerinde yüz yüze görüşmeler yapmak üzere maddi destek alabilmek için başvurdum. Cinsel şiddet taşıyan erkek dünyasına ulaşabilmek için tecavüzcü erkeklerle, yani bu işin uzmanlarıyla doğrudan ve deneysel bir ilişki içine girmek gerektiğine inanıyordum (bugün de inanıyorum). Kamuoyu araştırmaları ve resmi kaynakların istatistik verileri cezaevlerindeki erkeklerle bire bir gerçekleştirilecek gözlem ve konuşmalar sonunda elde edilebilecek bilginin kapsam ve derinliğine ulaşamazdı. Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü araştırmayı desteklemeyi kabul etti. 89 sayfalık kısmen açık uçlu soru formuyla, 114 mahkûm tecavüzcü ve karşılaştırma amacıyla 75 diğer grup suçlu ile toplam yaklaşık 700 saatlik görüşme yapıldı, 15 000 sayfalık veri toplandı. Araştırmanın bütçesi onaylanmadan önce bir dizi can sıkıcı problemin çözülmesi gerekiyordu. Bunlar arasında kadınlara karşı suç işlemiş erkeklerin bir kadınla ya da tersine bir kadının tecavüzcü erkeklerle konuşup konuşamayacağı önemliydi. Diğer konular genel olarak ilişkiler, işbirliği, kişilerin korunmaları ve görüşmelerde elde edilen bilginin doğruluğu ile ilgiliydi. Bu konuları ele almadan önce bu araştırma için neden hapishanedeki tutuklu tecavüzcülerin seçildiğini ve bu seçimin dayattığı sınırlamaları açıklamamız gerekiyor.

Doğru Hedef Tutuklu Tecavüzcüler mi?

Tecavüzcüler üzerine yapılan araştırmalar, hem tecavüz eden erkek nüfusun boyutunu ve niteliklerini kesin olarak belirleme açısından zorlanmakta, hem de cinsel şiddet kullanan erkeklerin temsili bir örneklemini oluşturmada karşılaşılan sınırlamalar nedeniyle engellenmektedir. Bu sorunun birkaç nedeni vardır. Birincisi; tecavüz kayıtlara en az geçen ağır suçların başında gelmektedir. Çoğu araştırma tahminine göre tecavüz ve tecavüze teşebbüs olaylarının yalnız %25 ile %50'si polise intikal etmektedir (Federal Soruşturma Bürosu, 1972; Yasaların Uygulanmasına Yardımcı Büro, 1974). Tecavüz eden erkeklerin önemli bir bölümü hiçbir aşamada adalet sistemine girmezler ve buna bağlı olarak yakalanmamış bu grubun özellikleri kesin olarak saptanamaz. Kurbanlaştırma araştırmaları kadınların tecavüzü ihbar etme eğilimi göstermelerine yol açan faktörleri anlamamızı sağlar. Kadınlar tarafından yürütülen Seattle Tecavüz Yardım Birimi'nin yaptığı bir araştırma, ilişkiye geçilen 246 kurbandan 100'ünün tecavüzlerini polise bildirmediğini ortaya koymuştur (Williams 1984). İncelemeler kadınların daha çok bir yabancının umumi bir yerde aniden ve şiddetli saldırısı ile karşı karşıya kaldıkları ya da zorla eve giren birinin, tecavüzle birlikte silah kullandığı ve yaralama ile sonuçlanan saldırılar gibi "klasik" tecavüz olarak tanımladıkları saldırıları polise bildirdiklerini ortaya koymaktadır. Tecavüzcünün kendisinden intikam alacağı, kendisine inanılmayacağı ya da duruşmada rezil olacağı korkusu, kendini suçlama ya da arkadaşlarını ve ailesini koruma isteği gibi çeşitli sebeplerden dolayı, birbirini tanıyanlar, arkadaşlar ya da akrabalar arasında, birlikte çıkma gibi toplumsal durumlarda ve kurbanı zorlamak için doğrudan şiddet yerine sözlü tehdit kullanıldığında tecavüz olayları bildirilmemektedir.

Ayrıca, bir dizi toplumsal ve hukuki sebep yüzünden tecavüz olaylarındaki mahkûmiyet oranları diğer ağır suçlara oranla düşüktür. Örneğin Seattle ve Kansas Eyalet polisine intikal eden 635 tecavüz şikâyetinin yalnızca 167'sinde sanıklar hakkında hukuki işlem yapıldı. Bu sanıklardan yalnız 45'i aleyhinde savcı tecavüz ya da tecavüze teşebbüs nedeniyle dava açtı, 32 dava mahkemeye gitti ve yalnızca 10 sanık –%2'den az– tecavüz ya da tecavüze teşebbüs suçundan hüküm giydi (Yasaların Uygulanmasına Yardımcı Büro, 1978). Geçtiğimiz on yıl içinde mahkûmiyetler artmış olabilir; ancak bu araştırmadaki hükümlüler yargılandıkları sırada eğilim, çok az tecavüzcünün yargılanması yönündeydi. Hüküm giyme ve tutuklanma ile ilgili kararlarda ceza hukuk sistemimizde zaten tipik olarak var olan ırk ve sınıf farklılıklarına ek olarak, "gerçek" tecavüzü neyin oluşturduğu konusundaki yanlı tutumlar, mahkûmiyet için delil olarak kurbanın karşı koymuş olmasını şart koşan eyalet kanunları ve kurbana mahkemede uygulanan aşağılama taktikleri gibi nedenlerle, tecavüzle suçlanan kişilerden açıkça şiddet ve/veya silah kullananlarla yanı sıra ek suçlar işleyenler, bu profile uymayanlara oranla daha büyük bir ihtimalle hapse gönderilirler. Hapishanelerdeki tecavüzcüler bu nedenle daha çok yabancılara tecavüz etmiş, silah kullanmış, kurbanlarını fiziksel olarak yaralamış ve tecavüzün yanı sıra başka suçlar da işlemiş kişilerdir. Bu kişiler ayrıca çoğunlukla iyi eğitim almamış, ekonomik durumu iyi olmayan, azınlık gruplarının üyeleridir.

İdeal bir araştırma modeli, muhtemelen büyük bir grup olan ve hapishanelerdeki tecavüzcü profiline tam olarak uymayan, yakalanmamış tecavüzcülerin bir bölümü ile yapılacak görüşmeleri de içermelidir. Birkaç araştırmacı bu nüfusu incelemek üzere cinsel şiddet kullanan üniversite öğrencisi erkeklerin davranış ve özelliklerini tanımlama ve ölçmeye yönelik anonim anketler uyguladı. Bu yöntemle elde edilen bilginin önemini gözardı etmesek de, yakalanmamış tecavüzcülerle ilgili bilginin ancak işledikleri suçlar üzerine yapılan uzun görüşmeler sonunda elde edilebileceğini düşünüyorum. Büyük bir tecavüzcü grubuna ulaşılabilse bile, bu tür bir araştırmanın tehlikeleri ve ahlaki çıkmazları çok büyük olabilir. Son çözümlemede araştırmacı tecavüze aktif olarak karışan erkeğin kimliğini koruyarak suç ortağı olacaktır. Gerçekçi tek alternatif hapsedilmiş hükümlü tecavüzcüleri araştırmaktır; ancak, söz konusu grupla, tecavüz edip yakalanmayan ve/veya hapse girmeyen erkekler arasındaki farklar nedeniyle elde edilen araştırma bulgularının çarpıtılabileceğini unutmamak gerekir.

Ancak, başka bir anlamda, tutuklu tecavüzcüler bu kitapta ele alınan fikirlerin araştırılabileceği en iyi grup olabilir. Patoloji ya da hastalığın tecavüze sebep olduğunu varsayan psikiyatrik modelin tersine burada izlenen feminist/sosyo-kültürel model ataerkil toplumlarda cinsel şiddet eğiliminin toplumsal cinsiyetler arasındaki güç dengesizliğinden kaynaklandığını ileri sürer (Bu modelin tartışması için bkz. 2. Bölüm). Tecavüz eden ve hapishanede olan erkeklerin tümü çoğunlukla psikiyatrik modele, çok azı da feminist/sosyo-kültürel modele uyarlar. Bu sayede bu karşıt açıklamaları sınamak da mümkün olacaktır.

Bu araştırma gerçekleştirildiği sırada, tutuklanan ve hapsedilen tecavüzcülerin ulusal profili belli değildi.(9) Dolayısıyla, ideal olarak bir örneklemin ne ölçüde tipik olduğunu belirlemek gerekirken, araştırmanın yapıldığı güneydoğu eyaletlerinde hapsedilen tecavüzcülerin ülke genelinde hapiste olan tecavüzcülere olan benzerliğini belirleyebilmek mümkün olmadı. Diğer araştırmacılar da aynı soruna parmak basmakta, hapishane nüfusundan seçilen tecavüzcülerin iyi eğitimli olmadıkları ve düşük statülü işlerden geldikleri sonucuna varmaktadırlar (Dietz, 1978).

Görüşülen 114 tutuklu tecavüzcü ve 75 diğer grup suçluyla ilgili özelliklerin ayrıntılı tarifi 3. Bölüm'de yer almaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, tahmin edildiği gibi tecavüzcüler iyi eğitimli değillerdi ve hapishaneye girmeden önce düşük statülü işlerde çalışmaktaydılar. Çoğunluğu birden fazla suçtan hüküm giymiş suçluların %11'i birinci ya da ikinci derece cinayetten 10 yıl ile 7 müebbet + 380 yıl arasında değişen cezalara çarptırılmışlardı. Örneklemdeki tecavüzcülerin %46'sı beyaz, %54'ü siyahtı ve çoğunluğu görüşme sırasında 35 yaşın altında olan gençlerden oluşuyordu.

Projeye katılan herkes gönüllü idi ve araştırmada yer alan yedi hapishanedeki bütün mahkûmlara gönderilen mektuplara verilen yanıtlarla seçildi. Araştırmanın gönüllülere dayandırılmasını zorunlu kılan ahlaki sınırlamalar olmasa, erkeklerin rasgele seçilmelerinin tercih edileceği çok açıktır. Nitekim gönüllülerin sık sık, tanımlanan ortalama grup üyelerinden farklı özelliklerinin olduğu görülüyor. Örneğin bu eyaletteki bütün suçlu profili ile karşılaştırıldığında, gönüllü erkeklerin gerçekte olduğundan daha yüksek bir oranda beyaz, görece iyi eğitimli (araştırma sırasında) ve ortalama mahkûmlardan biraz daha genç oldukları görüldü. Gönüllülerle çalışmanın olumlu tarafı ise, hapishanedeki psikolog ve psikiyatr kadrosu tarafından yürütülen araştırmaların çoğunda varolan temel yöntem sorununun ortadan kalkması oldu. Terapistler kendi hastalarını araştırma konusu olarak kullanma eğiliminde olduklarından (örn., bkz. Groth, 1979) araştırmalarına yalnızca danışmanlık isteyen ve davranışlarına duygusal ve psikolojik bir problemin sebep olduğuna inanan erkekler katılır. Buna karşılık hapishanedeki gönüllülerin büyük bir bölümü kendini ne tecavüzcü ne de duygusal bozukluğu olan kişiler olarak tanımladı. Bu kitap bu ayırımın önemini de ortaya koyacaktır.

Kalıcı İzlenimler: Bir Kadının Erkekler Hapishanesindeki Hayata Bakışı

Hapishane ortamını tanımayan pek çok okur için kapıların büyük bir gürültüyle kapanmasından sonra yaşanan deneyimlerin şokunu tarif etmeye kelimeler yetmez. Erkek hapishaneleri, kasvetli, katı, can sıkıcı, hem kalabalık hem de boş mekânlardır.(10) Erkek mahkûmlarla ilgili bilinen kalıpyargılar genelde abartılı, çeşitli hapishanelerdeki koşullar da birbirinden farklı olmakla birlikte, göründüğü kadarıyla hapishane kültürü, kurtuluşlarının sürekli gözü açık davranmalarına ve sert görünmelerine bağlı olduğuna inanan, sıkılan, korkmuş, kızgın ve yalnız erkekler yaratır. Hapishanelerde geleneksel erkek rolü, en azından dışarıdan bakıldığında, abartılmaktadır. Erkeklik fiziksel güç ve saldırganlık yoluyla gerçeklenir. Erkeklerden beklenen ve kabul edilebilecek olan, öfke türü ifadelerdir, başkalarına gösterilen duygusal yakınlık ve ilgi ise tehlikeli sayılır.(11) Geleneksel anlamda kadınca addedilen hiçbir özellik ya da davranışa itibar edilmez ve kaçınılır. Tutuklu erkekler diğer tutuklular dahil olmak üzere kimseye güvenmez, kişisel ve duygusal olarak önemli buldukları konularda kendi aralarında konuşmazlar. Duygusallık hapishanede zayıflık olarak yorumlanır ve zayıflık da kolayca yaralanabilmek anlamına geldiği için duygular gizli tutulur. Kendine saklanan kişisel bir bilgi istense de o kişiye zarar verecek biçimde kullanılamaz. Erkek hapishanelerinde, güvenilen bir insana inanmak anlamında arkadaşlık, kardeşler arasında bile yok gibidir. Duygusal yakınlığın olmayışı genel olarak erkeklerarası ilişkilerin bir özelliği olmakla birlikte, hapishanedeki erkeklerin, dışarıdakilerden farklı olarak kadınlarla da ilişkileri yoktur. Gerçekten de, erkek hapishaneleri oldukça yalnız ve umutsuz yerlerdir.

Hapishaneye gittiğim ilk gün avludaki erkeklerin, hapishane avlusunda bir kadın görmek sıradışı bir olay olduğu halde bana bakmadıklarını görünce, birden özel bir ortamda bulunduğumu fark ettim. Daha doğrusu kimse benimle ya da bir başkasıyla göz göze gelmiyordu. Kısa zamanda anlaşıldı ki, avluda yürürken kışkırtma, provokasyon ya da tehdit olarak yorumlanabilecek imalı bir bakışla karşılaşmamak için bakmamayı ya da bakar görünmemeyi öğrenmek gerekiyordu. Bu erkeklerin yaptığı gibi başın, bakışların karşılaşmayacağı bir eğimle aşağı doğru eğildiği bir duruş edinmeyi öğrendim. Özel olarak da, görüştüğüm erkeklerden herhangi birini tanıdığımı belli etmeme konusunda çok dikkatliydim çünkü bu, bana duydukları güvene ve gizliliğe ihanet ettiğim şeklinde değerlendirilebilirdi. Aynı şekilde, görüştüğüm erkekler de avluda karşılaştığımızda beni tanımazdan geldiler. Örneğin genç bir erkek görüşmemiz sırasında, eğer benimle avluda diğer erkeklerle birlikteyken karşılaşırsa, laf atmak zorunda kalacağını ama yaptığının gerçekte bu anlama gelmeyeceğini bilmemi istedi. Arkadaşça davranmak, içine girdiğim erkek hapishanelerinin belirgin bir özelliği değildi kesinlikle.

Hapishane avluları soğuk ve kayıtsız yerlerdi fakat ben hiçbir zaman, çok nadiren Joe ile birlikte yanımızda bir görevli olmadan yürüdüğümüzde bile gerçekten korkmadım. Şüphesiz potansiyel bir tehlikenin her zaman için söz konusu olduğunun farkındaydım. Ancak duruma ayak uydurdum ve aylar süren günlük deneyimlerimizin ardından kendimi buradaki erkekler kadar rahat hissedebildim. Geçirdiğimiz bir seneden ve dolaştığımız 7 hapishaneden sonra bir gün yarı açık bir cezaevinde Joe ile birlikte görevlilerin değil mahkûmların yemek salonunda yemek yemeyi tercih ettik. Böyle bir hareketi ilk gün yapmamız düşünülemezdi.

Mahkûmların hapishane görevlilerine güvenmemeleri hiç şaşırtıcı değildi; fakat toplumsal ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması için hapishanede görevli olan danışman ve terapistlere de güvenmiyor, onları yalnızca idareden bir şey istemek ve isteklerini iletmek için kullanıyorlardı. Hapishane içinde gerçek bir hasta-danışman ilişkisi kurulamaz çünkü terapistler dışarıda olduğu gibi hastalarına sadık profesyoneller değil, devletin memurlarıdırlar. Bu da en azından karşılıklı güveni zayıflatır. Mahkûmlar terapi sırasında verdikleri bilgilerin iyi davranıştan salıverilme söz konusu olduğunda kendilerine karşı kullanılabileceğine inanırlar. Herkesin asıl amacı dışarı çıkmak olduğu için, mahkûmlar danışman ve terapistlere daha çok duymak istediklerini söyleme eğilimindedirler. Bizimle görüşürken gönüllü olarak bilgi veren bir mahkûm, aynı bilgiyi danışmanına vermeyeceğini sık sık belirtirdi. Bu sebeple, hapishanedeki görevli personel tarafından yürütülen araştırmaların geçerliliği tartışılır.

Hapishane hayatının bu güvensiz ve şüpheci doğası acaba bu araştırma için bir avantaj olabilir miydi? Şüphesiz içerideki insanların da duyguları vardı. Ancak içeriden kimseye güvenemeyecekleri ya da güvenemedikleri için eğer hapishanedeki tekdüzeliği kırabilecekleri bir başka yolları yoksa ve söyleyeceklerinin gizli kalacağına inanırlarsa, hapishane dışından biriyle kişisel problemlerini tartışma fırsatına olumlu bakabilirlerdi. Fakat neden bir kadınla konuşsunlardı ki?

Tecavüzcülerle Birlikte

Tecavüzden tutuklanmış erkeklerin, bir kadının sorularını ne şekilde yanıtlayacakları konusunda şüpheleri olan Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü'ndeki bazı gözlemciler için asıl sorun benim kadın olmamdı. Güvenlik sorununa ek olarak Enstitü de ben de, bir kadının tecavüzcülerle işledikleri suçlar hakkında mahrem ve hassas ayrıntılar üzerine görüşürken ne tür yanıtlar alacağını merak ediyorduk. Kısaca ifade etmek gerekirse; tecavüzcüler bir kadınla konuşacaklar mıydı yoksa bir erkeğin arkadaşlığını mı tercih edeceklerdi?

Gerçekten de, araştırmacının cinsiyetinin görüşmeleri ne şekilde etkileyeceği önemli bir yöntem sorunudur. Araştırmanın yapıldığı sırada ise bu konuda yazılmış fazla bir şey yoktu. Bu belki de araştırma dünyasının, hâkim konumları ile cinslerinin (ve politikalarının) verileri etkileyebilmesi ihtimalini hiçbir zaman hesaba katmayan erkeklerin tekelinde olmasındandı. İşte tam da böylesi bir körlük bilimsel yöntemlerin hatasız olduğuna dair kabulün sorgulanması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Bilimin feminist eleştirisinin temeli de bu gözleme dayanır. (Bkz. örn. Bleier, 1984; Harding, 1986; Harding ve O'Barr, 1987; ayrıca bkz. Feminizm ve bilim üzerine aşağıdaki özel sayılar: Hypatia, 2. Cilt, Bahar 1987 ve 3. Cilt, Güz 1988; ve Kadın Araştırmaları Uluslararası Forumu/Women Studies International Forum, Güz 1989.) Araştırmacının cinsiyetini söz konusu eden pek az literatür önemli olanın görüşmenin içeriği olduğunu ileri sürer. Tarafsız bir konu söz konusuysa görüşmeyi yapanın erkek ya da kadın olması çok fark etmemektedir. Fakat cinsel değerlendirmeler söz konusuysa ve özellikle görüşülenler erkekse, erkek görüşmeciler kadınlara göre daha az yanıt almaktadırlar. Aynı şekilde, hasta-danışman ilişkileri üzerine yapılan bir araştırma erkek danışmanların kadınlara göre hastanın kendini ve duygularını daha rahat ifade etmesini engellediklerini göstermektedir (literatür için bkz. Rumenik vd., 1977). Bu, erkeklerin herhangi birine duygularını ifade etmekte zorlandıkları halde (özellikle birlikte oldukları) kadınlara daha çok güvendiklerini ileri süren diğer kanıtlarla da tutarlıdır. Çünkü geleneksel erkek toplumsal cinsiyet rolü erkeklerarası duygusal yakınlığı reddeder.

Sınırlı sayıdaki yöntemsel literatüre dayanarak ve hapishanedeki erkekler geleneksel erkekliklerini özellikle sergileme eğilimi taşıdıklarından, tecavüzcülerin kadın görüşmecilerle daha açık konuşabileceğini tahmin edebiliriz. Bu projede elde ettiğimiz tecrübe bu tahmini destekler görünüyor. Joe da ben de tecavüzcülerle ilişki kurmayı başardık ve bilgi elde ettik ama bana gönüllü olarak daha çok kişisel bilgi aktarıldı ve görüşmelerim daha uzun sürdü. Bazı erkekler görüşmeyi bir kadınla görüşme koşuluyla kabul ettiler. Ne gariptir ki, araştırmanın konusu kadınlara karşı işlenmiş bir suç olduğu halde, bu erkekler bir kadınla görüşmeyi daha kolay ve daha doğal bulmuş görünüyorlardı.(12) Erkekler beni de merak ediyorlardı. Bazıları bir kadının hapishane ortamında gerçekleştirilen bir araştırmaya gönüllü olarak katılmasının ardındaki sebepleri anlamakta güçlük çektiler. Özel hayatımı, özellikle de evli olup olmadığımı öğrenmek istediler. Hapishanedeki erkeklerin sürekli bir "kız" arkadaş arayışı içinde olduklarını fark edince, takmaktan vazgeçtiğim nikâh yüzüğümü yeniden takmayı uygun buldum. Ne de olsa başka bir adamın mülkiyetinde olmak isteklerine "sınır" koyabilirdi. Benim Joe ile olan ilişkimi de merak ediyorlardı. Karşı cinslerden kişiler arasında mesleki bir ilişkinin olabileceği kavramına çoğu yabancıydı. Çünkü cinselliğin daima bu tür ilişkilerin bir parçası olduğuna ya da olması gerektiğine inanıyorlardı.

Tecavüzden ve diğer şiddet suçlarından tutuklanmış bir erkekle korunmaksızın saatlerce yalnız olarak görüşmek benim için de korkutucuydu. Özellikle projenin ilk günlerinde aldığım birkaç telefon ve tehdit mektubu ile pekişen genel bir endişe duygusu hissettim. Güvenlik amacıyla ev adresimi bölge telefon şirketi ile üniversite kayıtlarından, telefon numaramı da rehberden sildirdim. Fakat yine de risk olasılığını unutmamam gerekiyordu. Hapishaneye alıştıkça ve iyi veri toplama isteği araştırmanın itici gücü haline geldikçe, profesyonel kimliğimi kişisel kimliğimin önüne koymayı öğrendim.

Çok sık olmasa da, güvenliğimden endişe duyduğum birkaç görüşmem oldu. Gizlilik amacıyla bütün görüşmeler etrafımızdaki güvenlik sorumlularının duyma mesafelerinin dışında bir yerde, özel olarak gerçekleştiriliyordu. Bu deneyimlerin en tehlikelisi herhalde, tecavüz ve cinayet suçlarından tutuklanmış ve tecavüzün bir erkeğin hakkı olduğuna inanan genç bir erkekle yaptığım görüşmeydi. Kadınlar daima boyun eğmelidir, diye ısrar ediyordu. Görüşmemiz sırasında benim onun üzerine gidişime gözle görünür bir biçimde öfkelendi ve en sonunda masanın üzerinden üzerime doğru eğilerek bana basit bir seçim önerdi: Tecavüz etmesini mi yoksa öldürmesini mi tercih edecektim? Başka seçeneklerin olduğunu vurgulayarak, görüşmenin öznesi olmadığımı hatırlattım. Görüşme bittiğinde derin bir nefes alıp, rahatladığımı itiraf etmeliyim.

Notlar

(1) Doğal ve fiziksel bilimlerle ilgili tartışma için bkz. Harding (1986). İnsani ve toplumsal bilimlerle ilgili tartışma için bkz. Stacey ve Thorne (1985). Yukarı
(2) Bu konudaki genel bir tartışma için, bkz. Hooks (1981), Hull vd.(1982), Sherma ve Beck (1979), Smith (1974) ve Bach Zinn (1982). Yukarı
(3) Gerçekliğin toplumsal kurgulanmasındaki toplumsal cinsiyet farklılıkları ile ilgili ayrıntılı tartışma için bkz. Smith (1979). Yukarı
(4) Örneğin Carol Gilligan (1982), Piaget ve Kohlberg'i ahlaki gelişimin aşamaları üzerine yaptıkları araştırmada kızları dışarıda bıraktıkları için eleştirir. Carol Gilligan'ın Piaget ve Kohlberg üzerine yaptığı değerlendirme feminist akademisyenler arasındaki kavramsal ve yöntemsel tartışmaları başlatmıştır. Bkz. Kerber vd. (1986). Yukarı
(5) Erkekler ve erkeklik üzerine araştırmaların çoğu erkekler tarafından yapılmıştır. Örneğin bkz. Brod (1986), ve Pleck (1981). Yukarı
(6) Kitap boyunca tecavüz edilmiş kadınlara kurbanlar dedim, bugün tercih edilen terimse kurtulanlar'dır. Tartıştığım çerçevede kurbanlar bana daha uygun bir seçim olarak görünüyor. Ayrıca bütün kadınlar da kurtulamıyorlar. Yukarı
(7) Belli başlıları arasında Brownmiller (1975), Griffin (1971), Medea ve Thompson (1974) ve Russell (1975) sayılabilir. Yukarı
(8) NCPCR'nin tarihi için, bkz. Lystad (1985). Yukarı
(9) Tecavüzcülerin profilini geliştirirken, rasgele seçilmiş eyeletlerle ilişki kurarak hapisteki tecavüzcüler ile ilgili demografik veri toplamaya çalıştım. Fakat araştırmanın yapıldığı sırada çoğu eyalette bu tür bilginin bulunmadığını öğrenmek beni oldukça şaşırttı. Yukarı
(10) Hiçbir kadın hapishanesinde bulunmadığım için, bu hapishanelerle erkeklerin sahip olduğu imkânları karşılaştıramam. Yukarı
(11) Geleneksel erkek toplumsal cinsiyet rollerinin tartışması için, bkz. Pleck (1981). Yukarı
(12) Geriye dönüp baktığımda ırkın da bu araştırmanın kapsamına girdiğini görüyorum. Ne yazık ki, hapishaneler genel olarak toplumdaki ırkla ilgili gerginliğin yoğunlaştığı yerlerdir. Siyah erkeklerle beyaz erkekler arasındaki ilişkisizlik dikkat çekicidir. Siyah bir erkeğin ırkçı dünyadaki yaşam tecrübeleri ile gergin bir çevre içindeki günlük yaşamının beyaz görüşmecilerle ilişki kurmada ne gibi zorluklar yaratacağını bilmek mümkün değildir. Ama bu, siyah erkeklerin gönüllü olmalarını ya da bizimle işbirliği yapmalarını önlemedi ve katılımcıların %54'ten fazlasını oluşturan siyahlarla ilişki kurabilmemiz hiç de zor olmadı. Fakat inanıyorum ki, bu erkekler siyah bir görüşmeci ile daha rahat ve içten olurlardı. Bu özellikle beyaz kadınlara tecavüz etmiş siyah erkekler için geçerliydi. Kurbanları beyaz olduğu için, tecavüzleriyle ilgili olarak benimle konuşmanın kendilerine zor geldiğini söylediler - bu durumun bir beyaz kadını çok tedirgin edip öfkelendirebileceğini düşünüyorlardı. Onları kurbanların renginin suçlarını iyileştirmeyeceği ya da kötüleştirmeyeceği konusunda ikna etmeye çalıştım. Fakat gene de sıkıntıları görüşmeleri etkileyebiliyordu ve Joe'nun böyle durumlarda benden daha başarılı bir görüşmeci olduğu kanısındayım. Sonradan bu araştırma için ideal bileşimin siyah bir kadınla beyaz bir erkek araştırmacı olacağı sonucuna vardım. Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Sennur Sezer, "Cinsel şiddeti anlamak", Evrensel, 13 Kasım 2014

Tecavüz en korkutucu saldırılardan biridir. Bugün bile tüm dünyada kadını ya da kadının ait olduğu klanı-topluluğu-ulusu bir cezalandırma yolu olarak da sövgülerde yer alan bu eylem, savaşlar yüzünden Ortadoğu’da olduğu kadar, “uygar” Avrupa’da da kadınların korkulu rüyası. Üstelik tecavüz edilen kadının kurban/mağdur sayıldığı bir kültür neredeyse yok. Bütün toplumlarda, açıktan açığa değilse bile, tecavüze uğrayanın bu işlemi hak ettiği duygusu var.

İşte bu gerçeklere karşın Diana Scully “Tutuklu Tecavüzcü Erkekler Üzerine Bir İnceleme” yapmış. Bu incelemenin adı Cinsel Şiddeti Anlamak. Metis Yayınlarının bastığı kitabı dilimize Şirin Tekeli ile Laleper Aytek çevirmişler. Kadın hakları hareketinin bu iki akademisyen üyesinin çevirisi kitaba ayrı bir değer katıyor.

Diana Scully, kadınlara uygulanan şiddet ve kadın sağlığı konularında birçok çalışması bulunmakta olan bir yazardır.Virginia Commenwealth üniversitesinde sosyoloji profesörü olarak çalışmaktadır. Yine aynı üniversitede kadın çalışmalarının başkanlığını yürütmektedir. Dilimizde 1994’te daha önce de Tecavüz (Metis Yayınları) adlı bir kitabı yayımlanmıştı. Diana Scully’nin yaptığı araştırmayı okumak, “Cinsel şiddetin sona erdirilmesi için kendini değiştirmesi gerekenin kadınlar değil erkekler olduğunu” bir kez daha doğruluyor.

Scully’in saptadığı en önemli gerçeklerden biri şu : “Tecavüzle ilgili kalıp yargılar ve efsaneler yalnızca tecavüzcülerin tanımlarında değil, ataerkil kültürümüzün tüm yapıtlarında fazlasıyla yer almaktadır. Tecavüzle ilgili kurbanı hedef alan şakalar ve kurbanın yaşadığı deneyimleri çarpıtan ifadelere çok sık rastlandığını, Indiana Üniversitesi Basketbol Antrenörü Bob Knight’ın NBC Muhabiri Connie Chung ile yaptığı bir söyleşide söylediği ünlü bir söz de göstermektedir: “Eğer tecavüz kaçınılmaz ise, gevşe ve zevk al, derim”. Gerçekten de gelecek yüzyılın antropologları cinsel şiddetten bu kadar hoşlanan bir kadın toplumunu yaratan şeyin ne olduğunu merak edebilirler.”

Tecavüzle ilgili kalıp yargılar” çevrenizde de hemen gözleyebileceğiniz gibi ulus, sınıf farkı tanımayan inanç gücünde görüşler. Şöyle sıralanabilir:

1) Kurbanın kışkırtıcılığı - kadınların, erkeklerin kendilerine tecavüz etmelerine sebep olan özellik ve davranışlara sahip olduklarına dair inanç;

2) Kurbanın sorumluluğu - eğer denemiş olsalardı, kadınların kendilerine tecavüz edilmesini önleyebileceklerine dair inanç;

3) Kurbanın katılımı - kadınların kendilerine tecavüz edilmesini istediklerine ve bundan gizli bir zevk aldıklarına dair inanç;

4) Yanlış itham - kadınların erkekleri cezalandırmak için kinle tecavüz cezasını kullandıklarına dair inanç.

Araştırmacı Yazar Diana Scully, hapishanede tecavüz suçlularının, kalıp yargılara öteki suçlulardan daha yatkın olduğunu saptamışlar: “Örneğin tecavüzcülerin yüzde 69’u tecavüzle suçlanan erkeklerin çoğunun masum olduğuna, yüzde 65’i de kadınların giydikleri kıyafetlerle ve davranış biçimleriyle kendilerine tecavüz edilmesine sebep olduğuna inanmaktadır. Bir kadın tanıdığı birini kendisine tecavüz etmekle suçlamışsa, tecavüzcülerin yüzde 59’u gönüllü cinsel ilişki sonrasında kadının fikrini değiştirdiğine; yüzde 54’ü kadınların kendilerine tecavüz edilmesini önleme sorumluluğunu taşıması gerektiğine inanıyordu; ve yüzde 46’sı kadınlara tecavüz edildiğinin ispatını zorlaştıracak yasaların çıkmasından yanaydı. Kabul edenlere göre inkarcılar ve bir grup olarak beyazlara göre, bir grup olarak siyahlar bu kalıp yargılara inanmaya daha eğilimliydiler. Ve bir kez daha, hapishanede geçen zamanın değil ama eğitimin tecavüzcüler için diğer suçlu grubundan daha fazla oranda bu kalıp yargılara olan inancı azalttığı görüldü.”

Bu araştırma bence çok önemli bir “ilk adım” özelliği taşıyor. Bence bu tür bir araştırmanın çok gecikmeden işgal askerleri arasında da yapılması gerekli.

Devamını görmek için bkz.

Ayla Türksoy, "Tecavüz kimin suçu?", Yurt Kitap, 9 Aralık 2014

Cinsel şiddet haberlerinin medyada yansıtılış biçimleri, vücut bütünlüğüne ağır bir saldırı olan ve kimi zaman ölümle neticelenen bu suçların, nasıl algılandığı hakkında önemli fikirler veriyor. Yapılan haberlerin bir kısmında, failin, eğer buna yol açabilecek bir kusura sahip olduğu fikrine varılırsa “hasta ruhlu, sapık bir erkek” olarak sunulduğunu söylemek mümkün. Bunun ileri sürülemediği durumlarda, imâ yoluyla ve suçlunun bakış açısıyla, taciz ya da tecavüzün, gerek giyimi gerek davranışlarıyla saldırganı “teşvik eden”, hatta bunu “arzulayan” kadınların suçu olarak işaret edildiğine tanık olabiliyoruz. (Cinsel şiddet haber dili örnekleri için, 2008 yılında tecavüz edilerek öldürülen Barış Gelini Pippa Bacca ile 2013 yılında öldürülen Sarai Sierra hakkında yapılan haberlere göz atmak yeterli.)

Metis Yayınları tarafından, on yıl sonra ikinci kez basılan, yazar Diana Scully’nin Cinsel Şiddeti Anlamak – Tutuklu Tecavüzcü Erkekler Üzerine Bir İnceleme isimli kitabı, kadınların hayatını derinden etkileyen ve kısıtlayan tecavüz hakkında önemli bir çalışma. Kitap, Virginia Commenwhealth üniversitesinde sosyoloji profesörü olarak çalışan Scully’nin, Virginia’daki yedi eyalet hapishanesinde, tecavüz suçlusu 114 mahkûm ve 75 kişiden oluşan diğer suçlu gruplarıyla yıllarca süren görüşme ve araştırmalarından yola çıkılarak yazılmış. Tecavüz ve diğer cinsel şiddet suçlarına, faillerle sürdürülen araştırmalarla yanıt arayan kitabın tezi; tecavüzün öğrenilmiş bir davranış olduğu. Bu davranışın, toplumsal, ekonomik ve politik yapılarıyla kadınları ikincileştirip değersizleştirerek, cinsel şiddeti destekleyen toplumlarda ya da kültür gruplarında ortaya çıktığı belirtiliyor. Bu yüzden, “cinsel şiddetin sona erdirilmesi için kendini değiştirmesi gereken kadınlar değil, erkeklerdir, tecavüz erkeklerin sorunudur” deniyor.

Hayat boyu tecavüze uğrama riski

Kadınların en çok korktuğu saldırıların başında gelen tecavüzle ilgili kitapta yer alan bir araştırma, 1980 yılına ait olsa da ilgi çekici. ABD’de 12 yaş ve üstü kadınların hayat boyunca tecavüze uğrama risklerini hesaplamak amacıyla, hayat tablosu çözümlemesi yapılmış. Buna göre, evlilik içi cinsel taciz dışarıda tutulduğunda ve bütün kadınların aynı riskle karşı karşıya bulundukları varsayıldığında, tecavüz oranları aynı kalırsa, bu genç kızlardan yüzde 20’si ile yüzde 30’unun hayatlarının geri kalanında şiddete dayalı bir cinsel saldırıyla karşı karşıya kalacağı öngörülmüş. Bugün hem o genç kızlar hem din, dil ve ırk gözetmeksizin dünyadaki diğer kadınlar adına, daha karamsar olmamak için bir neden yok. ABD’de, Hindistan’ta, Ortadoğu’da, ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde kadın ve çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar artıyor. Diğer yandan bu suçların çoğunlukla bildirilmediği düşünülürse ve evlilik içi cinsel taciz de tabloya katılırsa, oranın çok daha yüksek olacağı tahmin edilebilir.

Tecavüz bir hastalık mıdır?

Bu kadar yüksek oranlarda seyreden cinsel şiddet ve tecavüz, uzun yıllar tıbbın konusu olarak görülmüş. Tecavüzün toplumdaki “birkaç” erkeğin sorunu olan bir hastalık (psikopatolojik) olarak ele alınması hakkında Scully kitapta, özetle şunları söylüyor:

“Hastalık modelinin temelinde esas olarak iki varsayım yer alır. ‘Tecavüz, akıl hastalığının yol açtığı bir sorundur ve genellikle denetlenemeyen bir dürtünün ürünüdür.’ Burada ileri sürülen; ‘tecavüz eden erkekler, davranışlarını denetleyemediklerine göre bu davranıştan sorumlu olamazlar.’ Dürtü teorisi, ampirik (deneye dayalı) destekten yoksundur. Bugüne kadar kimse, tecavüz eden erkeklerin bilinen öbür erkek gruplarına göre dürtüsel davranışa daha yatkın olduklarını kanıtlamayı başaramadı. Dürtü teorisi, herhangi bir eylemi açıklamak için kullanılabilir ve eğer mahkemeler karşı koyulamaz dürtü mantığını sonuna dek götürmüş olsalardı, kimsenin herhangi bir suçtan sorumlu tutulamaması gerekirdi. Ne var ki bu mantık, bugüne dek en çok tecavüzü ve başka cinsel şiddet biçimlerini açıklamak üzere kullanıldı. Tecavüz eden bazı erkeklerin tıpkı hırsızlık yapan bazı insanlar gibi, akıl hastası olduklarından şüphe edilemez. Bununla birlikte tecavüzle ilgili çalışmalar, suçu işledikleri sırada erkeklerden yalnız yüzde beş gibi küçük bir bölümünün psikotik olduğunu göstermiştir.”

Kadınlar ‘hayır’ derken ‘evet’ mi demek ister?

Diana Scully, tutuklu tecavüzcülerin, kadınlar hakkındaki yanlış inanış ve kalıp yargılara, öteki suçlulardan daha yatkın olduğunu saptamış. Tecavüzden tutuklu olan ve yaptıklarının tecavüz olmadığını söyleyen inkârcı mahkûmlar, davranışlarını haklı kılmak için, tecavüz yanlısı kültürde var olan kalıp yargılardan yararlandıkları gibi, kurbanlarını hem tecavüze katılmış olarak göstermiş hem de tecavüzden onları sorumlu tutmuş.

“Kurbanları karalama eğilimi, inkârcılar arasında daha yaygın olmakla birlikte, suçu kabul eden erkekler arasında da birkaç suçlu, kurbanlarının kurban olmayı hak ettiğini kanıtlamaya çalıştılar. İnkârcıların anlattıklarında altı tema işledikleri görüldü. Bunlar o şekilde kurgulanmıştı ki, erkeğin davranışı doğru olmasa bile, hiç değilse anlatılan koşullar altında haklı ya da uygun görülebilecekti. 1- Kadınlar baştan çıkarıcıdır. 2- Kadınlar hayır derken aslında evet demek isterler. 3- Kadınlar sonunda gevşer ve bu işten zevk alırlar. 4- İyi kızlara tecavüz edilmez. 5- Tecavüz önemsiz bir suçtur. 6- Maço,kabadayı olmak (cinsel güç hakkında abartılı yorumlar)”

Pornografik yayınlardaki şiddet ve diğer unsurlar

Kitapta, şiddet dolu ve onur kırıcı pornografik yayınların yaygınlaşmasının da, cinsel şiddeti kabul edilebilir kılan kültürel ortamı besleyen etkenlerden biri olduğu görüşüne rastlıyoruz. İlgi çekici bir diğer araştırma ise, şiddet içeren filmleri izleme süresi ne kadar uzunsa, başka durumlarda şiddetle karşı karşıya kalan kurbanlara acıma duygusunun da o kadar azalmakta olduğu.

Cinsel şiddete yol açan diğer etkenler içinde; kadını erkekten aşağıda gören ekonomik, politik, sosyal düşünce ve davranışların etkisi, kültürel etkiler, tecavüz fantezileri, intikam alma ve cezalandırma yolu olarak tecavüz, tanıdıklar tarafından işlenen tecavüz gibi birçok önemli başlık daha yer alıyor

Tecavüz şakaları

Tecavüzle ilgili kurbanı hedef alan şakalar ve kurbanın yaşadığı deneyimleri çarpıtan ifadeler de, yazarın yer verdiği konulardan biri. “Eğer tecavüz kaçınılmaz ise, gevşe ve zevk al derim.” İndiana Üniversitesi basketbol antrenörü Bob Knight’ın, NBC muhabiri ile yaptığı bir söyleşide sarf ettiği, yaygın kullanımlı bu söz, tecavüz gibi ağır bir eylemi önemsizleştirme ve kurbanlarını tekrar tekrar aşağılama görevini yerine getirmeye devam ediyor…

Gülüşünün bile tacize davetiye çıkaracağı söylenen kadınlara yönelik cinsel suçlara verilen cezaların neden düşük kaldığı ve suçu sabit görülen tutuklunun iyi hali (!) ile cezasında indirime gidilmesi, tecavüz yanlısı kültürlerde kimseyi o kadar şaşırtmamalı…

Devamını görmek için bkz.

Nena Meretikoe, "Cinsel şiddeti anlamak: Tutuklu tecavüzcü erkekler üzerine bir inceleme", Gaia Dergi, 26 Ağustos 2016

Geçtiğimiz günlerde hadım yönetmeliği olarak da bilenen Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmeliğin resmi gazete yayımlanmasıyla cinsel şiddet hakkındaki tartışmalar yeniden alevlendi. Aslında cinsel şiddet ya da kadına yönelik şiddetle ilgili çalışmalar yapmış bu konularda kafa yormuş kişilerin yönetmelikle ilgili düşüncelerini okuduğunuzda, konu ile ilgili tartışmaya mahal bırakmayacak kadar net bilgilere ulaşmak mümkün olsa da, “yıl olmuş 2016” idam çığırtkanlığı yapan bir toplulukta yaşadığımız düşünülürse bu konuda iki çift laf etmek gerekliliği hâlâ gün gibi ortada.

Ben ise iki çift laf etme ihtiyacı içinde Diana Scully’nin ilk basımı 1994 yılında yapılmış ve İngilizce’den çevrilmiş Cinsel Şiddeti Anlamak-Tutuklu Tecavüzcü Erkekler Üzerine Bir İnceleme kitabından biraz bahsetmeyi istedim. Ve eminim ki bu yazıyı yazışımın her saniyede “Lütfen lütfen bir insan evladı da alsın şu kitabı okusun bir tek kişinin bile bakış açısını değiştirse ne mutlu ne güzel olur” hissinden bir saniye bile kurtulamayacağım.

Kitap teşekkür ve son söz hariç 7 bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde içeriye bakış (araştırmanın nasıl hangi koşullarda yapıldığı, zorlukları) tecavüz sorunu, tutuklu tecavüzcülerin profili, cinsel şiddetin haklı kılınması, cinsel şiddeti mazur göstermek, tecavüz: düşük riskli yüksek ödüllü bir suç, tecavüz erkeklerin sorunu değil midir başlıkları altında cinsel şiddet konusunda başka araştırmalarla da desteklenen detaylı bilgiler yer alıyor ve bu sorun tartışılıyor. Tecavüzün bir iktidar sorunu olmasına odaklanmakla birlikte, saldırgan erkeği dürtülerini kontrol edemeyen ruhsal anlamda hastalıklı sapık yaradılışlı olarak tanımlamanın nasıl bir yanılgı olduğunu aslında tecavüz sorununu kökünden beslemeye devam eden bir yerde durduğunu da çok güzel örneklerle betimliyor. Tutuklu tecavüzcülerin profilinde çoğu tecavüzcünün akıl hastalığı olmadığını, akıl sağlığı sistemi ile olan ilişkilerinin diğer grup suçlularından daha fazla olmadığının altını çiziyor.

Dikkatleri kurbanlaştırılmış kadınlar üzerine yoğunlaştırmak cinsel şiddet içeren erkek dünyası için yeterli bir tehdit de oluşturmamaktadır çünkü erkek cinsel şiddetinin ip ucu kadınlarda değildir.

Erkek cezaevlerindeki tecavüzcülerle yapılan görüşmelerin sonucu ortaya çıkan bu kitap aslında öncesinde bir araştırma olarak planlanmış. Her şeyden önce çalışmanın en değerli yönü cinsel şiddet suçunda erkekler üzerine odaklanmış olmasında yatıyor. Şöyle ki ülkemizde kadına ve çocuklara yönelik şiddet (cinsel şiddet bunun alt başlığıdır) baz alınarak yapılan çalışmalara baktığımızda da öznesi kadın olan çalışmaların çok daha fazla olduğunu görmekteyiz.

Bunun nedenlerini sorguladığımızda aklımıza en basitinden ilk önce şiddet maruz bırakılan kadınlara erişimin daha kolay olması geliyor. Örneğin herhangi bir sağlık çalışanı cinsel şiddet konusunda bir çalışma yapmak isterse kendisine hasta olarak başvuran şiddete maruz bırakılan kadına çok daha kolay ulaşabiliyor. Oysaki suçun failine erişim çok daha zor. Bu kişilerle bir çalışma yapmak istediğinizde cezaevlerinden, adalet bakanlığına kadar uzanan geniş yelpazede izinler dizisi almanız gerekiyor. Ama suçun faillerinin bu suçun üretildiği toplumsal yaşantıyla ilgili de çok önemli bilgiler verdiğini de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Aslında Diana Scully’nin kitabı en çok da bu özelliğiyle gözümüze çarpıyor.

Tecavüz “kadınlara hadlerini bildirmeye” yönelik bir şiddet eylemi ve toplumsal denetim mekanizmasıdır.

Kitap erkeklerin toplumsal cinsiyet rolleriyle ne kadar özdeşleştiğinden, cinsel şiddeti gerek kadına gerek kadına sahip olan kocasına ders vermek ve haddini bildirmek, güçlü hissetmek, iktidar kurmak için araç olarak kullanmalarından bahsederek konuyu derli toplu bir şekilde anlamamıza yardım ediyor. Toplumdaki kadın erkek rollerinin cinsel şiddetin en temel beseleyicilerinden biri olduğunu; tecavüzcü erkeklerin yaptıkları şeyin nasıl suç sayıldığını anlamakta güçlük çekmelerinden hapishanede olmalarına anlam veremediklerinden anlıyoruz.

Örneğin bir kadın seks işçisiyse ya da erkekle buluşup bir iki bira içtiyse ve erkek hesabı ödemesine rağmen ona cinsel ilişki teklif ettiğinde hayır diyorsa, ya da gecenin bir saati otostop çekiyorsa, ya da bakire değilse ve erkek onla cinsel ilişkiye girmişse kendini suçlu olarak bile görmüyor neden ceza aldığına anlam veremiyor ve asla kendisini tecavüzcü olarak tanımlamıyor. Çünkü zaten bu kadınlara nasıl farklı bir şekilde davranmasının beklendiğini anlamlandıramıyor.

Cinsel şiddet ve erkeklik ilişkisiyle ilgili en güzel tanımlamaları tecavüzcü erkeklerin ağzından çıkan aşağıdaki cümlelerden anlıyoruz:

“Alkol zaten orada olan ve ama bu yoğunlukta denetlenemeyecek olan şeyleri ortaya çıkardı. Üstün ve güçlü olmak kendi tatmini için başkalarını kullanmak duygularının hepsi su yüzüne çıktı.”

“Kendimi maço ve ondan üstün hissettim. Belki biraz da kızgınlık. Pasaklı bir orospuydu ve her şeyi haketmişti. Bana bir statü verdi.”

“Kendini aşağılanmış, kızgın ve kulanılmış hissettiğini sanıyorum. Vücudunda dokunduğum yerleri kirletilmiş hissetti. Ben de tam da bunu istiyordum.”

“Onu yakaladım ve öldüresiye dövmeye başladım. Sonra o işi yaptım. Ne yaptığımın farkındaydım. Deliye dönmüştüm. Kendime hakim olabilirdim, fakat olmadım. Bunu onunla ve kocasıyla ödeşmiş olmak için yaptım.”

“Tecavüz mutlak hakimiyet duygusuydu. Tecavüzden önce her defasında kendimi güçlü ve öfkeli hissederdim. Kadınları aşağılayarak kendime dünyada benden değersiz hiç değilse bir kişinin daha bulunmasını kanıtlamak istiyorum.”

Bu yazının sonunda da; cinsel şiddet kadının değil erkekliğin sorunudur, toplumun ve toplumsal cinsiyet rollerinin kaçınılmaz olarak doğurduğu bir durumdur, erkeği hadım ederek, çok ağır hapis cezaları vererek, hatta idam ederek çözülebilecek bir şey kesin olarak değildir hatta bu çözüm önerileri bu sorunu doğuran zihniyeti beslemeye ve köklendirmeye devam etmektedir, diye bas bas bağırmaya devam edelim. Kitabın cinsel şiddet konusuyla ilgili ciddi sıkıntısı olan araştırmak, anlamak isteyen birilerinin okuma listesinin bir kenarında durmasını da ümid edelim.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.