Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-335-9
13x19.5 cm, 120 s.
Liste fiyatı: 14,00 TL
İndirimli fiyatı: 11,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Tzvetan Todorov diğer kitapları
Fantastik, 2004
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Poetikaya Giriş
Çeviri: İ. Kaya Şahin
Yayın Yönetmeni: Orhan Koçak
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2001
3. Basım: Mayıs 2014

Tzvetan Todorov, insan bilimleri ve edebiyat eleştirisinde birçok farklı eğilimin toplanma noktalarından birini temsil eder. Şklovski ve Tinyanov gibi Rus Biçimcilerinin, Roman Jakobson ve Prag Dilbilim Çevresinin, Roland Barthes ve Gerard Genette gibi yapısalcı ve post-yapısalcı eleştirmenlerin yöntemleri, Todorov'un çalışmalarında bir senteze ulaşmaktadır.

Poetika, tek tek yapıtlarla ilgilenmekten çok, bu yapıtları "yazınsal" kılan koşulları ve öğeleri araştırır. Todorov'un ve yapısalcı edebiyat araştırmalarının hedefi, "atomistik" diye nitelebilecek bir okuma tarzını eleştirmek ve aşmaktır. Her metin, sözlü ya da yazılı –ve silik ya da belirgin– başka metinlerle birlikte çok-boyutlu bir anlam ağının içinde yer alır ve çeşitli eksenler üzerinde başka metinlerden ayrışır. Poetikanın asıl konusunu oluşturan "yazınsallığın" elde edilmesi de okurun bu matrisi şu ya da bu şekilde zihninde canlandırabilmesine, başka bir deyişle bu farklılaşmaları kendi okuması içinde "işletebilmesine" bağlıdır: Todorov'un Poetikaya Giriş'i, her iyi okurun kısmen bilinçli kısmen de bilinçsiz olarak gerçekleştirdiği bu işlemlerin bir ilk dökümünü sunmaktadır.

Metis Eleştiri dizisinin üçüncü kitabı olan Poetikaya Giriş’in, Sunuş yazısı Orhan Koçak'a ait.

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Orhan Koçak
İngilizce Basıma Önsöz: Poetikanın Geçmişi ve Geleceği
1 Poetikanın Tanımı
2 Edebi Metnin Çözümlenmesi
3 Bazı Perspektifler
Notlar
Kısa Bibliyografya
OKUMA PARÇASI

Orhan Koçak, Sunuş, s. 7-13

Kapsayıcı, sistemli ve nesnel bir edebiyat kuramı düşüncesi yazılı edebiyatın kendisi kadar eskidir. Batı geleneğinde, Aristoteles'in Poetika'sı bu yöndeki çabaların ilk büyük örneği sayılır: Aristoteles trajedi ve destan türlerinin temel özellik ve bileşenlerini ortaya koyarken bu bilgiye edebi yapıtların kendilerinin incelenmesi yoluyla ulaşmıştır. Poetikanın çifte hedefi de böyle tanımlanabilir: Poetika, bir yandan, edebiyatı açıklamaya çalışan herhangi bir başka disiplinin (felsefe, psikoloji, antropoloji, vb.) yapıtlara uygulanmasından değil, edebiyatın kendi terimleriyle incelenmesinden türetilecektir; ama öte yandan, böyle bir bilgi tek tek yorumların toplamından ibaret kalmayacak, poetikanın da incelenen bireysel yapıtlardan bağımsız bir içsel tutarlılığı olacaktır. Prag Dilbilim Okulunun kurucularından Roman Jakobson'un –bu kitabın sonunda Todorov'un da aktardığı– ünlü sözü, bu iki noktayı da özetler: "Edebiyat biliminin nesnesi, edebiyat değil edebiliktir – başka bir deyişle, belli bir edebi yapıtın işlemesini sağlayan şey(ler)dir."

Bu yaklaşım, poetikayı edebiyat incelemelerinin başka tarzlarından da ayırır. Todorov'un bir makalesinde belirttiği gibi, edebiyat incelemelerinde üç geleneksel yaklaşım görülür; Todorov, "projeksiyon", "açımlayıcı şerh" ve "poetika" olarak adlandırır bunları. İlki, okumanın yapıtı aşarak onun ardında (veya ötesinde) yer alan gerçekliklere, yazara, topluma ya da başka aşkın olgulara yönelmesidir. Psikolojik veya sosyolojik eleştiri türleri, bu eleştirel projeksiyonun örnekleridir. Bazen "yakın okuma" olarak da adlandırılan açımlayıcı şerh ise yapıtın ötesine geçmek yerine içinde kalmayı yeğler. Yapıtı yine kendisiyle açıklama çabasının varabileceği uç durum, onu sözcüğü sözcüğüne bir kez daha yazmaktır. Üçüncü yaklaşım, tikel yapıtlarda "tezahür eden" genel ilkeleri kavramayı amaçlar. Ama poetika, yapıtlarda şu ya da bu genel yasanın sadece bir somutlanışını görme çabasına da indirgenemez. Todorov'a göre, herhangi bir yapıtın poetika çerçevesinde incelenmesi, incelemenin çıkış noktasını ve başlangıç ilkelerini tamamlayan ya da büsbütün dönüştüren sonuçlara yol açabilmelidir. Jakobson'un formülasyonu ("edebiliğin" nasıl ortaya çıktığının saptanması) unutulduğu anda, poetika da yapıtlarda birtakım sabit yapısal örüntüler veya ilkörnekler yakalama çabasına dönüşecek, başka deyişle kendisi de bir tür "projeksiyon" haline gelecektir.

Bu temel ayrıştırmalardan da anlaşılabileceği gibi, Todorov'un tanımladığı biçimiyle poetika, kuramsal çerçevesini yapısalcılığa ve daha çok da dilbilimsel yapısalcılığa borçludur. Yapısalcılık, anlamın üretilmesini belirleyen temel birim ve ilişkilerin sistematik işleyişiyle uğraşır. Nesnesi ya da konusu, bireysel olgu ve edimlerin bir şey ifade etmesini sağlayan kurallar ve işlemlerdir. Bu noktada, yapısalcı dilbilimin kurucusu Ferdinand de Saussure'ün yaptığı bazı ayrımlar, poetika için de kurucu niteliktedir. Dil ile söz ayrımı bunların en önemlisidir. Dil, potansiyel haldeki sistemdir; söz ise bu sistemin belirli bir konuşma ya da yazma ediminde gerçekleşmesi (ya da edimselleşmesi). Dilbilimin asıl nesnesi tekil sözler değil, dil sistemi ve bu sistem içindeki söz potansiyelleridir. Kural ve davranış arasındaki ayrım olarak da tanımlayabiliriz bunu. Bir başka yapısalcı kuramcının vurguladığı gibi, "kural ve davranış ayrımı, anlamın üretilmesi ya da iletilmesiyle ilgilenen herhangi bir inceleme için canalıcı niteliktedir. Fiziksel olayları araştırırken, davranışın doğrudan özetlerinden ibaret olan yasalar saptamak mümkündür; ama toplumsal ve kültürel olgularda kuralla fiili davranış arasında her zaman belli bir mesafe vardır ve anlam da ancak bu aralık içinde doğabilir. En basit kuralın, örneğin 'bu kulübün üyeleri, kaldırım taşları arasındaki çizgilere basmayacaktır' gibi bir kuralın bile davranışları belirlediği durumlar olabilir – ama anlamı her zaman belirleyecektir: kişinin kaldırım taşlarına basma biçiminin daha önce bir anlamı yoktu, şimdiyse kurala uyma ya da kuraldan sapma ve dolayısıyla kulüp yönetimine karşı tavır gibi bir anlam kazanmaktadır."(1)

Poetikanın somut bir edebi olguya (belli bir yapıt ya da yapıtlar grubu) ilişkin yorum edimleriyle ilişkisi de dil ile sözün veya kural ile davranışın ilişkisine benzetilebilir. Ama bu ilişki içinde yorumun doğası da bir dönüşüm geçirmektedir. En yaygın anlamıyla yorum, edebi olgunun tekilliğine, hatta eşsizliğine yönelir; o olgunun içinde saklanmış olan tekil, eşsiz anlamı ortaya çıkarmayı, kurtarmayı, geri almayı amaçlar. Bazı nesnel teknik ve işlemlerden yararlansa da, esas olarak öznel bir edimdir bu: Yorumcu (ya da eleştirmen) yöneldiği olgunun "içine" girmeye, onu "içerden" bir kez daha hissetmeye ve düşünmeye çalışmaktadır. Asıl hedefi, yapıtı kuran öznelliği (yazarın bilinçli ve bilinçsiz öznelliğini) ele geçirmek ve yeniden kurmaktır. Georges Poulet'nin incelemeleri ve özellikle J.-P. Sartre'ın Baudelaire, Flaubert, Mallarmé ve Genet'yi konu alan çalışmaları bu tutumun en tipik –ve en parlak– ürünleri arasındadır. Todorov'un tanımladığı biçimiyle poetikadan yararlanan bir yorum denemesinin Sartre'ın yorumlarından çok farklı olacağı açıktır (yapısalcılığın kısmen varoluşçuluğa karşı bir tepki içinde şekillendiğini unutmayalım).

Todorov, poetikadan türetilen bireysel yorum denemelerini sadece "okuma" olarak adlandırır. Okuma da tekil yapıta (ya da belli bir yapıtlar toplamına) yönelir ama ona bir sistem olarak bakar; yapıtın çeşitli parçaları arasındaki ilişkileri saptamak ve tanımlamaktır amacı. Bu açıdan "yakın okuma"yı (açımlayıcı şerh) andırır; ama yakın okuma için sistem düşüncesi çok önemli olmayabilir – poetisyenin okumasıysa sistematikleştirilmiş bir yakın okumadır. Ama bir yapıtın içindeki sisteme ulaşmak isteyen "okur", metne sözcüğü sözcüğüne bağlı kalma tutkusundan vazgeçmek zorundadır. Bazı özellikleri ihmal etmek pahasına başka bazı özelliklere odaklanacaktır. Ve yapıtta bulduğu sistem de onu metnin tekilliği ya da eşsizliği üzerinde değil, başka metinlerle ilişkisi (farklılığı ve benzerliği) üzerinde durmaya yöneltecektir. Todorov'un çalışma arkadaşlarından Robert Scholes'un belirttiği gibi, "aynı anda hem eşsiz hem de anlaşılabilir olan metin yoktur."(2) Her metin, başka metinlerle birlikte, bir farklılaşmalar matrisi içine yerleşmiştir; anlamı doğuran –Culler'ın "kaldırım taşı" örneğinde olduğu gibi– bu farklılaşmalardır. "Anlam hiçbir zaman bir metnin içine düpedüz konulmuş ya da saklanmış değildir ki bir dil teknisyeni onu öylece açımlayabilsin ya da açığa çıkarabilsin. Anlam hiç durmayan bir mekiktir: bir yanda yapıtın diliyle, öte yanda yapıtın içinde olmayan ama yapıtın gerçekleşmesi için gerekli olan bir bağlamlar ağı arasında sürekli bir gidiş geliş."(3)

Poetik okumanın klasik yoruma hem benzediği hem de farklılaştığı noktadır bu. Yorum da bağlamsal bir etkinliktir; kavrayışın bağlamsal olduğu düşüncesinin ilk formülasyonu yorumsama geleneğine aittir. Ama çoğu yorumcular, kavrayışın kendisinin değilse bile nesnesinin (anlamın) bağlamlardan bağımsız bir "öz" olduğunu varsayar gibidirler: Anlam, başından beri oradadır; sadece, ilk bağlamını (onu doğuran toplumsal ve kültürel çevreyi) yitirdiği için silikleşmiş, gizlenmiş, okunmaz olmuştur; yorumcu, o bağlam(lar)ı yeniden kurarak asıl anlamı yeniden dünyaya getirecektir. Poetik okuma içinse ilksel bir öz değildir anlam, bir sonuçtur: O hiç durmayan ve okuru da içine alan mekik hareketinin bir sonucu. – Tamamlanma veya kapanmanın imkânsızlığının bu kabullenilişiyle Todorov'un yapısalcılığı post-yapısalcı tavra açılır. Bu açılış, Todorov'un hocası Roland Barthes'ta ve çalışma arkadaşı Gérard Genette'te daha belirgindir.(4)

Todorov'un önerdiği poetikanın bazı yapısalcı eleştiri uygulamalarından ayrıldığı noktayı da burada vurgulamak gerekiyor. Todorov, yetersiz bulduğu bu yapısalcılık tarzını "betimleme" olarak adlandırır ve "okuma" ile farkını şöyle tanımlar:

Betimleme, edebi söylemin kategorilerinin sabit olduğunu varsayar. Sadece birleşim (combination) yenidir; matris hep aynı kalır. Oysa okuma için her edebi metin hem önceden var olan kategorilerin bir ürünüdür hem de bütün sistemin bir dönüştürümüdür. Kendi türsel kalıtlarını dönüştürmeyi başaramayanlar, sadece edebiyat-altı biçimlerdir.

Betimleme, bir metnin dilsel kategorilerinin edebi düzlemi de otomatik olarak ilgilendirdiğini kabul eder. Oysa okuma için, edebi yapıt, dilsel düzlemlerin özerkliğini sistemli olarak kısa devreye uğratıyordur; her edebi yapıt, kendine özgü bir ilgililik çevresinde örgütler kendini; izleksel öğelerle dilbilgisel öğeler arasında kendine özgü bir bağ kurar...(5)

Bu türden belirlemeler, Todorov'un "yapıtın karşılaştırılamazlığı" düşüncesine geri döndüğünü mü gösterir? Hayır; sadece poetik yorumun da yapıtı başlı başına bir amaç olarak kabul etmesinin ifadesidir bunlar: Yapıtlarla sistem arasında bir mesafe vardır, ama sistem de sadece yapıtlar olduğu için vardır.

Todorov'un kuramsal öncülleri arasında yapısalcı dilbilimin yanında Rus Biçimcilerini de anmak gerekir. Aslında Rus Biçimcilerinin çalışmaları, Roman Jakobson ve Prag Dilbilim Çevresi aracılığıyla, Fransız yapısalcılığını dolaylı olarak da etkilemiştir. Ama Todorov'un Rus ve Prag geleneklerinin metinlerine dolaysızca erişebilmesi (1961'de Sofya Üniversitesinde Slav Filolojisinden mezun olmuştur) Viktor Şklovski, Boris Tomaşevski, Yuri Tinyanov, Vladimir Propp gibi yazarların çalışmalarından daha yoğun biçimde yararlanmasını sağlayacaktır. Tahsin Yücel'in belirttiği gibi,

Saussure'ün düşüncesinin temel öğeleri olan dizge [sistem] ve işlev kavramları şu ya da bu biçimde, ama sürekli olarak Rus biçimcilerinin araştırmalarında da karşımıza çıkar. Rus biçimcileri işlevlerden yola çıkarak dizgeye ulaşmaya çalışırlar. Özellikle başlangıçta, biraz da aralarında bulunan ozanların etkisiyle, bir bilimsel terimler bütünü oluşturmak yerine, gereğinden fazla coşkulu, gereğinden fazla duygulu bir dil kullandıkları, bulgularını doğrulayacak sağlam kanıtlar aramak yerine, şaşırtıcı, alışılmamış görüşlere fazla yer veren bir biçem seçtikleri görülür [...] Jakobson'un söylediği gibi, sonraları yapısal çözümleme biçimcilerin birçok varsayımını düzeltmiş, onların eski sorunlarına yeni ve çok daha tutarlı yanıtlar getirmiştir.(6)

Rus Biçimcilerinin edebiyatın "kurgulanmışlık" özelliğini –yapaylığını, bazı birimsel "gereç" ve "motifler" kullanılarak imal edilişini– vurgulamaları, özellikle anlatı araştırmaları alanında yeni yollar açacaktır. Vladimir Propp'un Masalın Biçimbilimi (1928), getirdiği biçimselleştirme yöntemleriyle, anlatılarda olay örgüsünün yapısal çözümlemesinin ilk sistemli örneğidir (yapısalcılık açısından, yeni bir Aristoteles Poetikası olarak görülebilir).(7) Propp, A. N. Veselovski' den devralarak geliştirdiği yöntemle, anlatının en temel parçalara ("işlevler" ve "roller") nasıl ayrıştırılabileceğini, bu parçaların tamamlanmış bir öykü içinde nasıl birleştirildiğini ve bu arada "tamamlanmışlığın" da ne demek olduğunu gösterir. Ama tamamlanmışlık ile karşılaştırılabilirlik birbirini dışlamıyordur; tamamlanmışlık, mutlak kapanış anlamına gelmez. Propp'un kurduğu yapısal model, her anlatının (burada masalın) başka anlatılarla karşılaştırılmasını ve bireysel değişkelerin anlamlandırılmasını sağlayan bir zemin sunmaktadır.

Todorov'un metniyse, bir poetika uygulamasından çok bir poetika programının ana çizgilerini sunmaktadır. Burada edebi metinlerin üç yönünü ya da üç "görünüş"ünü ayrıştırır Todorov: Anlambilimsel (sémantique) görünüş; sözel (verbal) görünüş; sözdizimsel (syntaxique) görünüş. İlki, metinde anlamlama (signification) ve simgeleme işlemlerinin gerçekleştiği düzeye aittir. İkincisi, sözel bildirilerin sunuluş "tarzıyla" ilgilidir ve "kip", "zaman", "görüş açısı", "ses" gibi olguları kapsar. "Sözdizimsel Görünüş"le ilgili pasajlarsa (2. bölüm, 5. ve 6. kısımlar) Fransız yapısalcılığının anlatı çözümlemesi alanında Rus Biçimciliğine uyguladığı "düzeltme ve tutarlılaştırmanın" en tipik örnekleri arasındadır. Metnin temel birimlerine ayrıştırılması, bu birimlerin anlatı (olay örgüsü) içinde nasıl birleştirildiğinin gösterilmesi, zamansal ve mekansal düzenlemenin açığa çıkarılması – sözdizimsel görünüş başlığı altında incelenen bu sorunlar, yapısalcı çözümlemenin asıl "hünerini" gösterdiği alana aittir.

Ama Todorov'un ve yapısalcı araştırmaların daha genel hedefi, "atomistik" diye nitelebilecek bir okuma tarzını eleştirmek ve aşmaktır: Her metin, sözlü ya da yazılı –ve silik ya da belirgin– başka metinlerle birlikte çok-boyutlu bir anlamlama matrisinin içinde yer alır; çeşitli eksenler üzerinde başka metinlerden ayrışır. Poetikanın nihai konusunu oluşturan "edebiliğin" elde edilmesi de okurun bu matrisi şu ya da bu şekilde zihninde canlandırabilmesine, başka bir deyişle bu farklılaşmaları kendi okuması içinde "işletebilmesine" bağlıdır: Todorov'un Poetikaya Giriş'i, her iyi okurun kısmen bilinçli kısmen de bilinçsiz olarak gerçekleştirdiği bu işlemlerin bir ilk dökümünü sunmaktadır.

Notlar


(1) Jonathan Culler, Structuralist Poetics: Structuralism, Linguistics and the Study of Literature (Routledge & Kegan Paul: Londra 1985), s. 8. Yukarı
(2) Robert Scholes, Structuralism in Literature (Yale University Press: New Haven 1974), s. 144. Yukarı
(3) Scholes, a.g.y., 147. Yukarı
(4) Konuyla ilgili bir tartışma için bkz. Enis Batur, "Çoğul Okuma ve Yapısalcı Yöntemin Sınırları", E/babil Yazıları (YKY: İstanbul 1995) içinde, s. 335-60 ve Tahsin Yücel, "Çoğul Okuma", Yazının Sınırları (Adam: İstanbul 1982) içinde, s. 46-51. Ayrıca, Tahsin Yücel, Yapısalcılık (YKY: İstanbul 1999), s. 141-8. Yukarı
(5) Tzvetan Todorov, The Poetics of Prose (Cornell University Press: Ithaca 1977), s. 249. Yukarı
(6) Tahsin Yücel, Yapısalcılık, s. 100-1. Yukarı
(7) Vladimir Propp, Masalın Biçimbilimi, çev. Mehmet Rifat-Sema Rifat (B/F/S: İstanbul 1985). Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Atilla Birkiye, "Eleştirel birikim oluşur mu?", Radikal Kitap, 29 Ekim 2004

Edebiyat eleştirisi, doğal olarak bir pratik edimden çok 'ama bununla birlikte', 'kuram'sal alanın sınırları içinde yer alıyor (ya da yer almasını istiyoruz). Devamında da metnin yargılanmasından çok metnin çözümlenmesi günümüz edebiyat kuramlarının eleştireye yüklediği 'misyon'. O zaman eleştirinin kendisi de hangi 'yöntem'e yaslanırsa yaslansın, 'haz' verici bir okuma olabiliyor.

Tabii ki, eleştiri çok farklı işlevleri üstleniyor; ne var ki bizde daha çok 'yargılama', bunu biraz daha tikelleştirelim, 'intikam' alma biçimine dönüşüyor. Edebiyat kuramlarından yoksun kaldıkça da, eleştiri içi boş, bazen süslü bazen sert sözcükler öbeğinden ve yapıta ilişkin bir 'değini/tanıtım' olmaktan öteye gidemiyor. Kuram üretemiyor, çok da şart değil ama, daha önemlisi metne bakmayı bilmiyor, 'eleştirmen'lerimiz! (Bu, metnin hakkını veren, tutarlı çözümleyen, eleştiriyi bir üst metne taşıyan, kuramla ilgilenen yazarların/eleştirmenlerin 'hiç' de olmadığı anlamına gelmiyor). Çoğunlukla da metinle ilişkiyi (eleştiriyi), kişisel eğilimler belirliyor.

Özcesi, eleştirmen geçinenlere, eleştiri yazısı yazdığını sananlara, yazarlara başta da şu 'yeni' romancılara ve onları yayınlayanlara, daha sonra 'şayet ilgisini çekerse' edebiyat okuruna önerilecek birtakım kitaplar yayınlanıyor'.

Metis Yayınları, birkaç yıl önce 'Metis Eleştiri' adlı yeni bir diziye başladı. Orhan Koçak'ın yönetmenliğini yaptığı diziden bugüne kadar 20. yüzyılın 'önemli' ve daha çok roman sorunsalını irdeleyen yedi kitap çıktı: Romantik Yalan ve Romansal Hakikat - Edebi yapıda ben ve öteki, Proust, Poetikaya Giriş, Roman Kuramı, Yazının Sıfır Derecesi, Fantastik - Edebi türe yapısal bir yaklaşım, Edebiyat Yazıları.

Bu kitaplardan ikisi daha önce yayınlanmıştı; kitapların büyük bir kısmı ilk kez Türkçede yer alıyor. Yayınevi diziyle ilgili amacını şöyle belirtiyor:

"Eleştiri alanında daha önce birçok kitap yayımlamıştık. Ancak 2001 yılında edebiyat kuram ve eleştirisini başlı başına bir dizi hâline getirdik. Dizinin birkaç amacı var. Biri, çağdaş edebiyat eleştirisindeki önemli yolların (stilistik, fenomenoloji, yorumsama, Marksist eleştiri, yeni-tarihselcilik, psikanalitik eleştiri, yapısalcılık) örneklerini ve özellikle de bu yolların kesişme noktalarını sunmak. Öte yandan, dizide doğrudan doğruya bu akımların herhangi birine bağlı olmayan önemli eleştirmen ve edebiyat kuramcılarının yapıtları da yer alacak. Modern eleştirinin bazı önemli tartışma bölgelerini konu alan kitaplara da yer vermeyi düşünüyoruz. Bir başka amaç da, Türkçe'de bir eleştirel söz dağarının oluşmasına ve yerleşmesine katkıda bulunmak."

Üçgen arzu

René Girard, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat'ta, yayınlandığından beri 'edebiyat çevreleri'nde sıkça konuşulan 'üçgen arzu' kavramını beş büyük romancının (Cervantes, Stendhal, Flaubert, Proust ve Dostoyevski) yapıtlarında iz sürerek 'oluşturuyor'; böylece 'üçgen arzu' romanı adını verdiği belli bir roman türünü tanımlamaya girişiyor. 'Adatma' izleği içinde, 'romantik yanılsamanın' sert eleştirilerisini de buluyoruz. Lucien Goldmann'a göre, yapıt Roman Kuramı ile birlikte çağdaş roman üzerine yapılmış en sistemli çalışmalardan biri bu.

Proust, Beckett'in ilk kitabı (1930). Beckett, roman sanatının şaheserlerinden Kayıp Zamanın İzinde'nin yazarı Marcel Proust'un romanının merkezinde yer alan 'zaman' sorunu başat olmak üzere, 'arzu', 'ölüm' gibi temaları da ele alıyor. Beckett'in bu eleştirel metni, romanları/oyunları gibi 'sıradışı'.

Avrupa'da olduğu gibi bizde de metinleri, 'kaynak' gösterilen Bulgar asıllı Fransız eleştirmen ve denemeci Tzvetan Todorov'un iki kitabı yer alıyor dizide. Böylece Todorov'un 'ilk' kez yapıtıyla karşılaşıyor okur. Daha önce bir iki makalesi ve Rus biçimcilerinin metinlerinden derlediği 'Yazın Kuramı' yayımlanmıştı. Poetikaya'ya Giriş'i Todorov önce Yapısalcılık Nedir (1967) başlıklı ortak bir çalışma için kaleme almış; daha sonra ayrı bir kitap olarak basılacağı zaman da ikinci hâlini yazmış (1973) ve iki metin de önemli derecede farklılıklar içeriyor. Yapısalcı bir yöntemle ve daha çok Fransız yazını eksen olmak üzere 'yazın sanat'ının koşullarını, öğelerini ele alıyor Todorov. Poetika, Aristotales'ten beri gelen çok zengin bir 'alan/konu' hiç kuşkusuz ki. Yazar da bu yüzden 'Giriş' demiş olmalı.

Dizinin altıncı kitabı da 'yine' Todorov'un Fantastik adlı yapıtı. 'Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım' altbaşlığını taşıyan yapısalcı bir uygulama. Hoffmann, Balzac, Poe, Maupassant, Henry James ve Kafka gibi yazarların metinlerini çözümleyerek fantastik anlatı türünün temel özelliklerini belirliyor; yapısalcı eleştirinin olanaklarıyla 'metin' ile 'farklı' bir ilişki kuruyor.

20. yüzyılın roman üzerine yazılan en önemli metinlerinden biridir Roman Kuramı (1916). Yaklaşık doksan yıl önce yazılmasına, köprünün altından çok sular geçmesine karşın hâlâ 'klasik'tir. Daha önce Türkçeye çevrilmişti. Dizideki çeviri yeni bir çeviri.

Yazının Sıfır Derecesi de daha önce yine Metis Yayınları'nca basılmıştı. (1989). İkinci basımı bu diziye alınmış. Yirminci yüzyılın önemli denemecilerinden ve göstergebilimcilerinden olan Roland Barthes'ın ilk yayınlanan kitabı (1953). Yazar, 'yazı'nın 'edebiyat' hâline gelmesine yol açan tarihsel, ideolojik ve biçimsel koşulları araştırıyor. Tahsin Yücel 'Sunuş'ta, 'her ne kadar ilk kitabı olmasına karşın' Barthes'ın yeni bir 'söylem' geliştirdiğini ve bunun ışığında, yalnız çağdaş Fransız edebiyatının değil, bütün Batı edebiyatının, dahası kültürünün temel özelliklerini daha iyi kavramamızı sağladığını söylüyor.

Edebiyat Yazıları Frankurt Okulu'nun en önemli temsilcileriden kültür kuramcısı Theodor W. Adorno'nun yazılarından yapılmış bir derleme. Kitapta, on yazı yer alıyor, bunlar 1950'li-60'lı yılların ürünü. Daha önce Defter dergisinde yayımlanan 'Biçim Olarak Deneme' hariç, kitaptaki yazılar ilk kez çevriliyor. Sunuş yazısında Koçak şöyle diyor:

"Fredric Jameson, Adorno'nun önemli bir bölümü elinizdeki kitapta toplanan edebiyat yazılarını, 'Adorno külliyatının en erişilebilir kısmı' olarak tanımlamıştı. Edebi metinlerin diyalektik bir çözümlemesini ortaya koyarken sanatın toplumsal, siyasal ve zihinsel işlevleri konusunda bazı çok temel yargılar da öne sürmekten geri durmayan bu denemeler, Adorno'nun felsefi metinlerine açılan koridorlar olarak da görülebilir." (s. 10)

Sunuşlar

Her kitabın başında (Yazının Sıfır Derecesi hariç), dizi yönetmeni Koçak'ın 'Sunuş'u yer alıyor. Bunlar, metni açıklayan, özellikle dönemlerine ilişkin bilgi veren yazılar. Ama sıradan bir sunuşun dışına çıkan 'açımlayıcı' yazılar da. Kim bilir belki dizinin sonunda ayrı bir kitap olabilir. Koçak, her ne kadar 'Sunuş' yazmakla birlikte, 'deneme'nin sularında kulaç atıyor. Kuramsal yazılar, kitaplar, 'zor metinler'dir; okumanın ötesinde bir 'çalışma' gerektirir. Milyonlarca satması beklenemez; zaten olmamalıdır. Bu tür metinler, her şeye karşın okunması, özellikle de 'edebiyatçılar' için okunması 'zorunlu' metinlerdir.

Devamını görmek için bkz.

Muhsin Şener, Todorov’u okurken”, Muhsinsener.name.tr, 22Mayıs 2006

Todorov’un Poetikaya Giriş’i yayımlandı.

Poetika kavramı aslında şiirle ilişkili bir kavram. Şiirle ilişkili olan demektir. Todorov, düzyazı ve şiirin dayandığı kuramları ortaya koyduktan sonra, bunların tümüne poetika diyor. Kavram böylece yazınsalı da kavramış oluyor.

Todorov, yazınsallığın (tabii şiirin) kuramlarını sıralıyor yapıtında.

Yazın incelemelerinin projeksiyon, açımlayıcı şerh ve poetika olmak üzere üç yaklaşım içinde yapıldığını söylüyor.

Projeksiyon, yapıtın ötesinde yer alan toplumsal ya da kişisel durumları, sorunları ele alarak diyeceklerini sıralamaktır.

Açımlayıcı şerh, yapıtın yakın ve kazınarak okunmasından sonra bir tür yeniden yazılmasıdır.

Poetika ise, yapıtta yazınsallığın nasıl sağlandığının araştırılıp incelenmesi ve ortaya konulması amacıyla yapılan çalışmadır; doğrudan doğruya yapısalcılığa açılır. Bu yaklaşım, yazın bilimin nesnesinin yazın değil, yazınsallık olduğunu açıkça gösteriyor.

Yazın incelemelerinin bu üç biçiminde de yazın söylemi her zaman ve düzeyde incelemenin merkezinde yer alır. Kuram ve açımlama kavramları ise söylem ile birlikte çalışmanın ayrılmaz parçalarıdırlar. Açımlama, anlatma, açıklama demektir ve dille yapılmaktadır. Buradan başlanarak, yazınsal söylemin tarih ve kültürle olan ilişkisi dayatmaya başlar.

Yazınsal söylemin yapısı ve yazınsallık içindeki işleyişi ile ilgili verileri ise yapısalcılık sunmaktadır. Sonra da retorik...

Tüm bu açıklamalar, yazınsallığın nasıl ortaya çıktığı sorusunu yanıtlamayı amaçlamaktadır.

Tür ve türlerde oluşan değişimler; söylemin biçemi, anlamı ve ve anlamın oluşturulması; yeri, ağırlığı; metin ve metnin kurulması; kurmaca metin ve tipler...

Bu konuların şiirin incelenmesinde güncelleştirilmesi, şiirin bilimsel yöntemlerle incelenmesi anlamına geliyor. Mehmet Yalçın’ın Şiirbilim kavramını bir yapıt çevresinde gündeme getirmesi böyle bir artalan üzerindedir.

Şiirin, bilimsel olarak incelenmesi kimi tedirginlikleri çoğalttı.

Şiiri, bir türlü bilimle bağdaştıramamışlardır... Onun öznelliğini, olabildiğince bilimden uzaklaşma sandılar. Oysa şiir önce diyalektik olmak zorundaydı. Şiirin hammaddesinin algılanması ve alımlanması diyalektik olmalıydı. Yoksa şiir yanlış olur ve yanlış kurulurdu.

“Şiirin yanlışı doğrusu da olur muymuş?” diyenlerin kulakları çınlasın!

Şiirin bilimsel olarak incelenebileceğini, Todorov gösteriyor bu yapıtıyla.

Bir poetika programının ana çizgilerine ve yazıınsal bir metnin anlambilimsel/sözsel ve sözdizimsel düzeylerinin ayrıştırılmasına ışık tutan Todorov’un, dilimize çevrilmesi biraz gecikmiş olan Poetikaya Giriş’inin şiir eleştirisine azımsanamayacak olanaklar getirecek.

Şiirin, sevdim/beğendim/beğenmedim... öznelliği içinde incelenip değerlendirilemeyeceğini gösteren önemli bir kaynak olacaktır Todorov.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.