Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-358-8
13x19.5 cm, 224 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 18,50 TL
İndirimli fiyatı: 7,50 TL
İndirim oranı: %59,46
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Mete Çubukçu diğer kitapları
Ateş Altında Gazetecilik, 2005
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Bizim Filistin
Bir Direnişin Tarihçesi
Yayına Hazırlayan: Vehbi Ersan
Yayın Yönetmeni: Ruşen Çakır
Kapak Fotoğrafı: Hakan Denker
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen, Emine Bora
Fotoğraflar: Hakan Denker
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2002
2. Basım: Aralık 2004

Filistin direnişinin her Türkiyeli için hep ayrı bir yeri olmuştur. Ne var ki yıllardır intifada görüntüleriyle kanıksadığımız Filistin sorununu, adeta unuttuk. İsrail işgali, onlarca Filistinlinin katledilmesi ve Yaser Arafat’ın karargâhının kuşatılmasıyla yeniden gündemimize girdi.

Bir televizyon gazetecisi olan Mete Çubukçu, Filistin sorununu unutmayanlardandı. İntifada süreçlerini yerinde izleyen ve bölgeden geçtiği haberlerle Türkiye kamuoyunun bilgilenmesinde katkıda bulunan Çubukçu, bu kitabıyla da İsrail’in işgaliyle sonuçlanan sürece nasıl gelindiğini anlamamızı sağlıyor.

Yedi bölümden oluşan kitap 1993-1995 yıllarında ilk kez Filistin ve İsrail liderlerini bir araya getiren Oslo barışını, İsrail’de sertlik yanlılarının iktidara geliş sürecini, 28 Eylül 2000’de başlayan Ariel Şaron’un provokasyonuyla başlayan ikinci intifadayı, Filistin devletindeki yozlaşmayı ve bombalı intihar eylemleriyle ünlenen Hamas’ı anlatıyor. İsrail ve Türkiye-İsrail İlişkileri’ni de ayrı bölümde inceleyen kitap, her bölüm sonunda röportajlara yer veriyor. Kitabın ekler bölümünde, okuyucunun daha ayrıntılı bilgi edinmesi için bölgenin demografik yapısı, siyasi haritası, Filistin ve İsrail yönetim sistemiyle ilgili harita ve istatistikler bulunuyor. Ayrıca kitapta 1895’ten 11 Mart 2002’ye kadar gelen bir kronolojiyi de görmek mümkün.

Kısacası Bizim Filistin, Filistin mücadelesinin yeni kuşağını, bombalı intihar eylemleriyle adını duyuran Hamas’ı, Filistin ve İsrail’in savaşa ve barışa dair handikaplarını gözlemler, belgeler ve röportajlarla vazgeçilmez bir kaynak sunuyor.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Giriş

1 İntifada Günleri
2 İlk İntifadadan Oslo Barışına
3 Oslo'dan İkinci İntifadaya
4 Kutsal Toprakların Gerçeği: Hamas
5 İsrail
6 Türkiye-İsrail İlişkileri
7 Filistin Devletini Beklerken

EK 1: Demografik Bilgiler
EK 2: Filistin Yönetim Yapısı
EK 3: İsrail'in Parlamenter Sistemi
EK 4: Filistin Sözlüğü
Kronoloji
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Yaser Arafat’la Söyleşi, "Direniyoruz", s. 182-183

Filistin lideri Yaser Arafat'la hapsedildiği Ramallah'taki karargâhında görüştük. Arafat'ın karargâhı hemen her gece İsrail helikopterleri tarafından bombalanıyordu. Bu yüzden karargâhta karartma uygulanıyordu. 73 yaşına ve yılların yorgunluğuna rağmen dinç görünüyordu. Görüşmemizden iki gün sonra Ramallah, İsrail ordusu tarafından işgal edildi. Bu, İsrail ordusunun, Lübnan'ı işgalinden sonra gerçekleştirdiği en büyük harekâttı. Arafat, intifada ve Şaron'un politikalarını değerlendirdi.

• Uzun yıllar Beyrut'ta, Tunus'ta benzer koşullarda yaşadınız. Karargâhlarınız kuşatıldı, bombalandı. Ramallah'taki hayatınız nasıl?

Her zamanki gibi. Önemli olan benim değil Filistin halkının neler yaşadığı, neyle karşılaştığı? Bu askeri bir saldırıdır. İsrail F-16'lar, Apache'ler, her türlü silahla saldırıyor. International Action Center adlı Amerikan kuruluşu, İsrail askerlerinin uranyumlu mermi kullandığını bile saptadı. Birleşmiş Milletler'in kurduğu mülteci kampları, toplama kamplarına dönüştürüldü. İsrail büyük bir suç işliyor. Buradakilerin mülteci kampı olduğuna kim inanır?

• Bu bir savaş mı? Yoksa, ezeli düşmanınız Ariel Şaron sizden intikam mı almak istiyor?

Şaron'un kendisi bunun bir savaş olduğunu söylüyor. İntifadanın başlangıcından bu yana üç askeri planı hayata geçirdiler. Hell Plan, Rolling Hell Plan, üçüncüsü de herhalde Coloured Hell Plan olacak. Kendisi Beyrut'ta, Tunus'ta beni çok kez öldürmeyi denedi, istedi.

• İki yıl önce her şey farklıydı. Barış süreci belli bir aşamaya gelmişti. Ne değişti? Planlanmış bir hareket miydi?

Evet, planlıydı. Camp David'den sonra Ehud Barak iki yıl daha başbakanlığa devam etti. Ama anlaşmayı kabullenemediler. Ve devreye Şaron sokuldu. Çünkü aralarında gizli bir anlaşma vardı. Barak, Şaron'un Harem ül Şerif'e gideceğini biliyordu. Ben Barak'ın evine gittim. Nebil Abu Rudeyna, Abu Mazen, Saat Erakat benimle birlikteydi. Barak'ın yetkili isimleri de onun yanındaydı. Ona "Lütfen Şaron'un Harem ül Şerif'e gitmesine izin vermeyin. Niçin oraya gitmek için ısrar ediyor?" dedim. Çünkü Şaron, Netanyahu'nun, Begin'in ikinci adamıyken, 1973'te İsrail ordusunun "kahraman" komutanıyken, Harem ül Şerif'e girmedi. Unutmayın, zamanında Moşe Dayan bile "Harem ül Şerif'e girmeyin," diye emir vermişti. Ama dinlemediler. O da girdi. İşte gelinen nokta. Artık askeri planlar devrede.

• Hâlâ Oslo barış sürecinden söz edilebilir mi?

Şaron, Oslo'nun öldüğünü ilan etti. Kendi partisinden Netanyahu ile bile, zor da olsa anlaşmıştık. Wye River Anlaşması'na İsrail delegasyonundan karşı çıkan tek isim oydu. Clinton onu ikna etmişti.

• Barış sürecine karşı olan kim, İsrail halkı mı, Şaron mu?

İsrail halkı barışı onaylamıştı. Rabin dönemini hatırlayın. Ama İsrail'in fanatikleri benim partnerimi öldürdü. Her şeye rağmen görüşmeler devam etti, ABD'de, Mısır'da, burada. Ancak artık bu iş askeri bir saldırıya dönüştü ve Filistin halkını ezmeyi amaçlıyor.

• İntifada devam edecek mi?

Bu saldırı karşısında insanlarımız sessiz mi kalacak? Filistinliler direniyor. Biz dünyada işgal altındaki tek halkız. Bu, kabul edilebilir mi? Burası kutsal topraklar, hem Hıristiyanlar, hem Müslümanlar için. Biz Yahudilerin kutsal yerlerine bile saygı gösteriyoruz. İki devletli çözüme bile yanaşmıyorlar. Israrla insanlarımızı öldürüyorlar, kanton gibi yaşıyoruz artık. Şehirlerimiz işgal ediliyor, kontrol noktalarında insanlarımız aşağılanıyor; ilaç, yakıt, gıda sokulmasına izin vermiyor. Altyapı tamamen tahrip oldu. İntifadanın başlangıcından bu yana İsrail'in el koyduğu vergi gelirlerimiz hariç 7.5 milyar dolarlık zarar var. Gazze'nin yüzde 66'sı, Batı Şeria'nın yüzde 40'ı fakirlik sınırının altında yaşıyor. Görevlilere bile para ödeyemiyoruz. Ne yapabiliriz ki? Direniyoruz. Bu durumun değişmesi için Şaron üzerinde çok güçlü ve hızlı bir uluslararası baskının oluşması lazım. Tabii ki masaya dönmek için de. Çünkü bu durum devam edecek olursa, sadece Ortadoğu değil dünya için tehlikeli gelişmelere gebe olacaktır.

Devamını görmek için bkz.

Önsöz, s. 7-9

Bu kitap, politikayı, hayatı, duyguları, gazeteciliği, Ortadoğu ve Filistin halkını ciddiye almanın bir sonucudur. Televizyon gazeteciliğine başladığımdan bu yana birçok kez gitme imkânı bulduğum Ortadoğu, özellikle de Filistin benim için çok özel bir yere sahip. Filistin toprakları, hem Soğuk Savaş hem de yeni dünya düzeninde olanları değerlendirme açısından bir laboratuvar. Çünkü Filistin her iki durumda da kaybedenler kategorisinde. Bu yüzden bizzat izleyemediğim, ama okuyup anlamaya çalıştığım ilk intifadayla çok yakından yaşadığım ikinci intifada bu kitaba giden yoldaki taşları döşedi.

Ama asıl neden, gençlik yıllarımdan bu yana bir solcu olarak desteklediğim Filistin mücadelesiydi. Türkiye'de en büyük eksiklik Filistin'e yönelik kaynaklar ve çeviri eserlerdi. Hâlâ öyle.

Filistin mücadelesi bir efsane, Arafat benim için hep bir kahramandı; başında kefiyesi, belinde silahıyla yenilmez bir gerilla lideriydi.

Beni en çok etkileyen Filistinli çocuklar oldu. 1995'te Gazze Şeridi'ndeki Cebeliye Mülteci Kampı'nı ve Beyrut'ta İsrail ile işbirliği yapan sağcı Falanjist güçlerin Ariel Şaron'un emriyle Filistinlileri katlettiği Sabra ve Şatila'yı gördükten sonra Filistinli çocukların İsrail'e karşı verdiği mücadelenin nedenini daha iyi anladım. Bir saatlik mesafede İsrail ile Filistin arasındaki çağ ve yaşam farkını, daha doğrusu Filistinlilerin mahkûm edildikleri yaşamı gördüm; işgali bizzat yaşadım. Filistinlilerin direnmek ve ayaklanmaktan başka çareleri olmadığını düşünüyorum.

Bu bir gazetecinin kitabı; akademik olma gibi bir iddiası yok. Gazetecilik gözlemleriyle uzun bir çalışmanın ürünü olmasına rağmen yapılan hatalar tabii ki bana ait. İntifadayı anlatmakla birlikte Filistin konusunda bilgi sahibi olmak isteyenlere temel bilgileri sağlamak gibi bir iddiası da var. Yazdıklarımda televizyonda nakletmeye çalıştıklarımdan daha fazlası var. Çünkü televizyon çok etkili bir araç olmakla birlikte suya yazı yazmakla eşdeğer. Ekranda değerlendiremediğim, aktaramadığım o kadar çok olay var ki! O koşuşturma ve haber yetiştirme telaşında insan duygularını pek dinleyemiyor. Ama Filistin duygusal bir yer ve hissederek çalışmak gerekiyor. Zaman zaman gazeteciliğin o soğuk "objektifliği" bir yana bırakılabiliyor. Filistinli çocuklar öldürülürken nasıl objektif olunabilir ki? Filistin bizden bir parça, en azından benim için öyle.

Filistin'de gazetecilik yaptığım için kendimi çok şanslı sayıyorum. İlk kez gittiğim Filistin'de, Filistinli gençlerle aynı tehlikeyi benimle birlikte yaşayan kameraman arkadaşlarım Vito, Ömer Denizer, Selami Albay ve Mustafa Şap'a teşekkür ediyorum. Biliyorum ki onlar da Filistin'de "yaşayarak", "hissederek" çalıştılar.

Balkanlar ve Ortadoğu konusunda Birikim dergisinde yazılar yazmaya çalıştım. Bunun en zor yanı kendini solcu olarak tanımlayan birisinin hem kendisiyle hem de yaşayarak gördükleriyle hesaplaşmasıydı. Hayatın pratiği bazen kitaplarda yazıldığı gibi değil. Bazen çelişkiye düştüğüm de oldu. Ama dünyada mazlumlar oldukça, vicdanlı insanların da olması gerektiğine inanıyorum. Abdullah Onay'a teşekkürler.

Bu kitabı yazma fikri öncelikle Metis Yayınları Siyahbeyaz Dizisi yöneticisi Ruşen Çakır'a ait. Kendisine ve bu kitabın editörlüğünü yapan Vehbi Ersan'a teşekkür ediyorum.

Uzun yıllar editörlüğümü yapan, benim kadar Filistinlilerin yanında olduğunu bildiğim Victorya İzrail'i, bilgilerini ve deneyimlerini benimle paylaşan Ayşe Karabat'ı da unutmadım.

Ama asıl büyük teşekkür, bu kitabın yazılmasında benim kadar emeği geçen, bana destek veren, inanılmaz çaba gösteren, dostum Yunus Erduran'a. Aslında bu kitaba Mete Çubukçu-Yunus Erduran kitabı demek daha doğru olur.

Filistin'de yıllardır ezilen bir halka ve eşit olmayan bir savaşa tanık oluyoruz. 11 Eylül 2001'de ABD'de yaşanan saldırıların tohumları yıllardır Filistin sorunuyla büyüyor. Filistin sorunu dün olduğu gibi bugün de devam ediyor. Yarın da devam edecek olursa, dünya yeni sarsıntılarla karşılaşabilir. Diğer çözümler ara ve geçicidir. Ancak Filistinliler özgür bir devlet kurduklarında dünya biraz daha adil ve eşit olacak.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Kerem Öncül , “Harita korkusu”, Virgül, Sayı 51, Mayıs 2002

Mete Çubukçu’nun Bizim Filistin: Bir Direnişin Tarihçesi, adlı kitabını okuduğunuzda, her şeyden önce Filistin hakkında ne kadar bilgisiz olduğunuzu fark ediyorsunuz. Tarihsel bilgilerden yoksun kalınca bugün olan bitenleri anlamanın imkânsız olduğunu da... Mete Çubukçu, tanıklıklar ve röportajlarla zenginleştirdiği kitabında İntifada günlerinden Oslo sürecine, Hamas’tan Türkiye-İsrail ilişkilerine kadar değişik konuları ele alıyor ve Filistin’de gazeteci olmanın güçlüklerini içten bir dille anlatıyor. Keskin nişancı askerlerle yapılmış bir söyleşiden beş on sayfa sonra, Filistin sorununun en yakıcı görünümlerini ele veren hayat ve ölüm öykülerinden birini okuyorsunuz... Kitabın sonunda Filistin’in demografik verilerine, FKÖ örgüt yapısına, İsrail’in parlamenter sistemine, Filistin kronolojisine ve haritalara yer verilmiş. Televizyon ve gazetelerde haritalara niçin hiç başvurulmadığını tahmin etmek güç değil: 1947’den günümüze kadarki Filistin haritaları tek başlarına durumu özetliyorlar. Hem işgal hem de “barış” sürecini.

Devamını görmek için bkz.

Hakan Gülseven, “Direnişin Ortadoğu'daki 'ev'i”, Radikal Kitap Eki, 10 Mayıs 2002

Lisede, sınıfta yan yana oturduğumuz ve haliyle türlü haylazlıklara ortak imza attığımız, durumu iyi idare etmesinden ve herkesçe sevilmesinden dolayı her dönem sınıf başkanı seçtiğimiz Alber'le, o yıllarda Filistin sorununu konuştuğumuzu hatırlıyorum. Alber, belli ki evlerinde sıkça konuşulan bu konu hakkında bir fikir sahibiydi. 80'li yıllardaki liseli duyarlılığının da etkisiyle, belki de 'ezen taraf'a mensup olduğu için sıkıntılı bir biçimde, "Filistinlilere yazık oluyor" demişti, "Oysa barış içinde yaşamak mümkün olmalı..."

Ellerinde 'Revivo go home!' (Revivo evine dön) yazan pankartlarıyla yürüyen türbanlı kadınların görüntülerini izlediğimde, aklıma tanıdığım ilk Musevi olan Alber geldi nedense. 'Go home' desen, gidecek 'home'u neresi olabilirdi ki? Sahi, Fenerbahçenin yıldız futbolcusu Hayim Revivo'nun gerçekte evi neresiydi? O pankartı taşıyanların yürüttüğü mantığa göre, en azından İsrail olmamalıydı. O halde neresi?

Peki yüzyıllardır yaşadıkları yurtlarından, evlerinden sürülen, bir zamanların getto ve temerküz kampı sakini bir halk tarafından, yeni getto ve temerküz kamplarına doldurulan Filistinliler? Onların, geleceği ne olacak? Belli ki, her Musevi benim lisedeki candan sıra arkadaşım Alber gibi değil!..

Bugün Filistin'de yaşanan katliam görüntüleri arasında, Ortadoğu'nun bu en çetrefilli sorunlarından birini düşünürken ister istemez doğru kerterizler arıyor insan. Ve Filistin sorununun onyıllardır bize ne kadar yakın, ama bir yandan da ne kadar uzak olduğuna şaşırıyor. Öyle ya, ortalama Türkiye vatandaşı, İsrail mezalimine karşı tam bir nefret ve Filistinlilerle tam bir dayanışma hissi duyarken, aslında televizyonlara yansıyan dehşet görüntüleri ve tanka taşla direnen Filistinli çocuklar dışında, sorunun kökenleri ve orada tam olarak neler yaşandığı konusunda çok da fikir sahibi değil. Kaldı ki, fikir sahibi olmak isteyenler için, son döneme kadar Türkçede yeterli kaynak bulunamıyordu.

Yıllardır en kritik çatışma bölgelerinde muhabirlik yapan Mete Çubukçu, Bizim Filistin kitabında, işte o ortalama Türkiye vatandaşının haklı bir içgüdüyle sahiplendiği 'Filistin davası'nı farklı boyutlarıyla anlatıyor. Kitap, Filistin'de yaşananları anlayabilmek için bir başlangıç kitabı niteliğinde; hem sorunun gelişimini tarihsel süreç içinde ele alıyor, belgelere, kronolojilere, demografik bilgilere, harita, mektup ve belgelere yer veriyor, hem de bugün yaşananları canlı bir tanıklıkla okura ulaştırıyor. Üstelik, Türkiye'deki pedagojik ihtiyaçları da dikkate alarak...

Mete Çubukçu, televizyon ekranlarından haberleri nasıl yalın, anlaşılır ve mütevazı bir tarzla aktarıyorsa, kitabı da aynı üslupla kaleme almış. Elbette bu kez daha ayrıntılı, daha çarpıcı ve en önemlisi anti - semitizme kapılmadan, ama bir taraf olduğunu açıkça ortaya koyarak... Çubukçu, sokak sokak bildiği toprakların ruh halini kitap sayfalarına yansıtırken, Filistinlilerin 'temerküz kampları'ndaki dehşet verici görüntülerinin ve çocuk ölümlerinin sızısını da, İsrail gaz bombalarının insanın genzini nasıl yaktığını da aynı canlı tanıklıkla anlatıyor:

"Göz yaşartıcı gaz bombaları, gözler bir yana nefes almayı bile imkansız kılıyor, dünyanın sonu gelmiş gibi bir duygu yaratıyordu; tek kaçış yolu bir süre nefes almamaktı. Ama o gazın ortasında nefessiz kalıp ardından nefes almaya kalkmak, bu silahı yaratanların da düşündüğü sinsi bir tuzaktı. Çünkü en çok ihtiyacınız olan şeye, oksijene tam kavuştum derken, gazı ciğerlerinizin daha derinlerinde hissediyordunuz. İşte böyle panik anları İsrailli keskin nişancıların 'av anı' oluyordu..."

Tanıklıklar Çubukçu'nun gördükleriyle sınırlı değil. İsrailli bir 'keskin nişancı'nın, "Bize 12 yaş üzeri çocuklara ateş açma izni verildi" dediği söyleşi de bir gazeteden aktarılıyor kitaba.

Öte yandan, kitapta bizzat Çubukçu'nun gerçekleştirdiği çok önemli söyleşilere de yer veriliyor. Bunlardan biri, 16 yaşındaki Musa Ziyada ile yapılmış bir söyleşi. Ziyada, Hamas tarafından intihar bombacısı olarak yetiştirilmiş, harekete geçmeden birkaç gün önce Filistin güvenlik güçlerince yakalanmış. Bir süre hapiste tutulduktan sonra serbest kalan bu eylemci, Çubukçu'ya, "Çok mutluydum. İslam adına şehit olacak ve Siyonistleri öldürecektim" diyor ve 'direkten dönmüş' bir intihar bombacısının yaşadıklarını anlatıyor. Çubukçu ayrıca, Yaser Arafat, Benyamin Netanyahu ve görüşmenin hiç de kolay olmadığı Hamas'ın kurucusu ve dini lideri Şeyh Ahmet Yasin'le yaptığı söyleşileri Bizim Filistin'in sayfalarına taşıyarak önemli bir gazetecilik başarısına imza atıyor.

Bizim Filistini kaleme alırken, asla sıradan bir izlenimciliğe kapılmamış Mete Çubukçu. Kitabın pek çok yerinde derinlemesine analizler yer alıyor. Bu analizler arasında, örneğin Gazze Şeridi'ndeki halkın, sınırın kapatılmasına bağlı olarak değişen sınıfsal zemininden, İntifada'nın 'halk komiteleri'nce örülen altyapısına, İsrail işgalinin niteliği ve uluslararası hukukun nasıl çiğnendiğine kadar pek çok nokta bulunuyor.

Ve kitap, Filistin'de yaşanan gerçekleri, Çubukçu'nun bir insan olarak yaşadığı duygularla harmanlanıyor. 'Bizim Filistin'e 'bizim' olma niteliğini de aslında o duygular kazandırıyor:

"Çünkü onlar ezilenler, Ortadoğu'daki ayak oyunlarının kurbanları, bilinçli olarak parçalanan toprakların sahipleri; yani yeni dünya düzeninin yoksulları, dünyanın varoşlarında yaşayanlar... Beyaz dünyanın, beyaz insanlarının dikte etmeye çalıştıkları beyaz ideolojilere uzaklar. Dünyada hala yoksullar, ezilenler, haksızlığa uğrayanlar var. Ve dünyada hala hiçbir hesap yapmadan güçsüzden yana olanlar... Bazılarının bilemediği de bu."

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.