Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-369-4
13x19.5 cm, 247 s.
BASKISI YOK
BASILACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Eşcinsel Erkekler
Yirmi Beş Tanıklık
Yayına Hazırlayan: Vehbi Ersan
Yayın Yönetmeni: Ruşen Çakır
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ağustos 2002
2. Basım: Kasım 2004

Eşcinsel Erkekler, Türkiye için bir "ilk kitap" olma özelliği taşıyor. Bu kitapta yer alan 25 röportajda Türkiyeli eşcinsel erkekler ilk kez, özgür bir şekilde, kendilerini, çocukluklarını, aile ilişkilerini, iş ve eğlence yaşamlarını, sorunlarını, özlemlerini, acılarını ve sevinçlerini anlatıyorlar.

Murat Hocaoğlu'nun uzun bir araştırma ve doğrudan görüşmeler sonucu hazırladığı kitap sadece eşcinsel erkeklerin öykülerinden ibaret değil. Hocaoğlu, önde gelen eşcinsel grup ve çevrelerin temsilcileriyle, aralarındaki görüş ve duruş farklılıklarını da tartışıyor.

Eşcinsel Erkekler, eşcinsel yaşamın hukuki, kültürel ve siyasal boyutlarını ve sorunlarını, özyaşamöykülerinden yola çıkarak sergileyen önemli bir çalışma.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
"Karım Bana, Bense Bir Erkeğe Âşığım"
"İyi Bir Babayım, Oğlum Beni Seçti"
"Sadece Ünlü Değilsiniz"
"Eşcinsel Beraberlik Daha Fazla şiddet İçeriyor"
"Solcu, Kürt, Alevi ve Eşcinselim"
"Kişisel Olan Politiktir, Sözü Şiarımız Olmalı"
"Erkek Sevgilisine Şiir Yazan Padişahlar Vardı"
"Travestilerle Ayrı Uçlardayız"
"Jigololar Genellikle Varoş Çocukları"
"Ellerinde Bıçak ve Elektrik Kablosu Vardı"
"Eşcinsel Cinayetinde Katil, Kurban Konumuna Getiriliyor"
"Evli Olmayan Bir Erkekle Beraber Olmam"
"Eşcinsel Değilim, Sadece Eşcinsellerle Yatıyorum"
"Eşcinsel Olduğumu Açıklayarak Kendi Sorunum Olmaktan Çıkardım"
"Cinsel Kimliğimi Saklamak Zorundayım"
"Gay'ler Çift Kişilikli ve Güvenilmezdir"
"Eşcinsel Politikayı Görünür Kıldık"
"Gay Olduğunu Açıklamak, Yatak Odası Sırlarını İfşa Etmek Değil"
"Toplumu Bilinçlendirmeyi Aktüel veya Hürriyet'e Bırakamayız"
"Özgürlüğü Kendi Aramızda Arıyoruz"
"Gay'ler Toplumla Gizli Bir İşbirliği İçinde"
"Eşcinseller Hayatlarını Yalan Üzerine Kuruyor"
"Gay'lerin İdolü Ajda Pekkan"
"Eşcinsellik İster İstemez Politikanın Konusu"
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 7-12

Türkiye'de toplumsal kimliklerden söz etmek istediğinizde, karşınıza çok ciddi bir dil ve üslup sorunu çıkar. Bir de bu toplumsallığı, cinsel kimlikler belirliyorsa durum daha da zorlaşır. Cinsiyetçi söylemlerin, genel kabullerin, "mit"lere dönüşmüş inanışların ve gizlilikle perdelenmiş düşüncelerin alanında gezinmek durumunda kalırsınız. Söylemek istediğiniz her şeyi, egemen söylemin diline tercüme etmek durumunda bırakılırsınız.

Bu çalışma, Türkiye'deki eşcinsel erkeklerin toplumsal bir resminin belirebilmesi ve giderek netleşebilmesi için yapıldı. Türkiye toplumunun eşcinsel erkeklerle ilgili tanımlamaları ve bakış açısının, bu alandaki yaşamsal durumu anlamaya yetmeyeceği düşüncesinden hareket edildi. Büyük oranda önyargıların ve medyatik yanıltmaların belirlediği toplumsal anlayışın, –hadi ifade etmekten çekinmeyelim, cehaletin– derin bir diyalogsuzluğu oluşturduğunu, bir insan grubunu toplum dışına ittiğini, türlü kötülüklerin suçlusu ve türlü çatışmaların tarafı ilan ettiğini görüyorduk. Ve giderek bu anlayış, anti-demokratik bir toplum yapısını kurumsallaştırıyordu. Bu çalışma, temelinde, bu karanlık bakış açısının dışında kalan düşünceleri, kendi sahiplerinden topluma aktarabilmek amacıyla tasarlandı. Demokratik bir imkânın, en azından bir "hayal"in ifade edilmesi için yapıldı.

Bu kitapta, 25 eşcinsel erkeğin yaşamöyküleri, tanıklıkları, görüşleri yer alıyor. Konuşmacıların ağırlıkla gerçek kimliklerini gizlemek istemeleri, bazı biyografi bilgilerinin saklı kalması nedeniyle, çalışma, başta amaçlandığı gibi "sözlü tarih" prensipleriyle gerçekleşemedi. Bazı görüşmeler internet üzerinden yapıldı ve katılımcıların ifadeleri tartışmalı hale gelebildi.

Konuşmacı seçimi yapılırken, çalışmanın, Türkiye'deki eşcinsel erkeklerin yaşam biçimleri ve kimlik figürleriyle ilgili bir bakışı sunabilmesi hedeflendi. Bu kısıtlama sonucunda çalışma alanı, eşcinsel toplumunun diğer üyeleri olan lezbiyenleri, travestileri ve transseksüelleri içermiyor. Gerçekten de karşı cinse öykünen figürlerin, travesti ve transseksüellerin, topluma kendilerini ifade etmek için bazı kanalları kullanmış oldukları ve hepsinden önemlisi kişisel durumlarını "kadın"lık üzerinden ifade ettikleri için bu çalışmayı oluşturan düşün ekseninin dışında kaldılar. Ancak temelde erkek egemen, cinsiyetçi ve baskıcı bir söylemin, çıkış noktalarının arandığı, cinsel eğilim ve yaşam seçişlerin olanaklarının tartışıldığı ortamlarda, elbette ki gündeme gelmeliydiler, bu çalışmada da konuşuldular.

Çalışmanın bütünü; artık birçok kelime gibi bizden saydığımız "gay" kelimesiyle ifade edilen, eşcinsel erkekler üzerine kuruldu. Bu alanda çalışma yapan, yazılar yazan, örgütlenen kişilerle buluşmalar gerçekleşti. Başlangıçta; defalarca maruz kaldıkları bir medya serüvenine atılacaklarından korkan katılımcıların tedirginlikleri ve güvensizlikleri, kısa bir sürede gönüllü katkılarla gelişen müthiş bir dayanışmaya dönüştü. Çalışmanın bağlamı ve yayımlanacağı dizinin, yayınevinin yaklaşımı birçok kişiyi umutlandırdı, ellerinden geleni yaptılar. Ancak katılımcı olmak istemeyen kesimler oldu; yani bu projenin elbette eksikleri var. Tıpkı benim de, göremediğim, eksik gördüğüm, anlayamadığım birçok şeyin eksik kalmış olabileceği gibi...

Katılımcıların yaşam biçimlerinin, eşcinsel kimliklerini kurdukları düşünce ve edimlerin ya da bu kimliklerini kurup, yaşadıkları ortamın, bir toplumsallığı dillendirebilmesi gerektiği düşünüldü, bu yönde konuşmalar yapıldı. Bunun yanı sıra, çeşitli bireylerin tanıklıklarının, bilgilerinin ve araştırmalarının aktarılmasıyla, bu alanda bir bilgi birikiminin oluşmasının kapısı aralanmak istendi. Eksik, tartışmalı ya da bilimsel analizlere dayanmıyor olsa da yaşam deneyimlerine dayanan "eşcinsellere ait olan" bilginin ortaya çıkarılmasına çalışıldı.

Katılımcılar belirlenirken, eşcinsel toplumunun içerdiği ayrılıklar ve çelişkiler gündeme geldi doğal olarak. Temel ayrımın, eşcinsel kimliğini gizlilik çerçevesinde yaşayan, bunu çok kısıtlı bir toplumsal ortamda dillendiren kişiler ile açık yaşayan, açıklığın zorunluluğuna inanan, sosyal yaşamını bu belirginlikle kuran ve giderek bu eksende "örgütlenme" yoluna girmiş kişiler arasında geliştiğini söylemek mümkün. Bunun yanında, bireylerin toplumsal, sınıfsal kökenleri de eşcinsel kimliği yaşayış biçiminin belirlenişinde rol alıyor. Farklı kesimlerden bireyler, yaşam biçimleriyle farklılıklar gösteriyor. Fakat eşcinsel olmanın, sınıfsal ayrımları geçersizleştirecek biçimde ortak yaşamları, ortak toplumsal duruşları meydana getirdiğini de ifade etmek mümkün.

Cins kimliklerinin yaşanışında, cinsel fetişlerin ve bireylerin kendilerini ifade edişlerindeki davranışların, benimsenen figürlerin de ciddi bir önemi var. Sergilenen figür ve bu figürün kadınsı veya erkeksi kodlarla tanımlanması, eşcinsellikle ilgili her tür tartışmanın ortasına kuruluyor ve bizzat eşcinsel toplumunun kendi iç tartışmalarının da zeminini oluşturuyor. Eşcinsel erkekler, kendilerini, kimliklerini tanımlarken feminen veya maskülen değerlerle olan mesafesini önemli bir belirti sayıyor ve ifadelerini genellikle bu terimler üzerinden kuruyorlar. Bu "feminen duruş-maskülen duruş" çelişkisi bu denli ayrıştırıcı olsa da bu çalışmanın temel tartışmalarından biri değil. Konuşmacıların büyük çoğunluğu, karikatürize edilen kadınsı eşcinsel erkek figürünün toplumun ve medyanın dayattığı bir kurgu olduğunu söylediler ve bu kurgunun dışında kalmaya çalıştıklarını belirttiler. Çalışmadaki –neredeyse– tüm dosyalarda bu konu gündemde oldu, konuşmacılar kendi kurgularında bu konuyla ilgili deneyim ve görüşlerini hep açıklamak durumunda kaldılar. Ancak çalışma boyunca katılımcılar tarafından, karşı cinse öykünme hikâyeleri, hep dışlanan bir edim olarak ifadelendirildi, travestiliğin konusu olduğu söylendi ve erkekliğe içre bir eşcinsel duruş belirtildi.

Bunun yanı sıra, dünyadaki temel ayrımlardan birini oluşturan, fetişlerle tanımlanan cinsel kimlik kurgularıyla da uzak bir mesafede durduk. Sadece sosyal bir gösterge sunması itibariyle erkek kimliklerini ısrarla öne çıkaran, "Ayı" (Bear) akımının temsilcisi katılımcılarla bu fetiş eğilimi üzerine konuştuk.

Kitaptaki her katılımcıya, homofobik bir yaklaşım olduğunu düşünmeme rağmen, eşcinsel kimliklerini nasıl "keşfettiklerini" ve bunu nasıl bir toplumsal ortam içinde yaşadıklarını, kurguladıklarını sordum. Belki kolaycılıktı ama cinsel eğilimin fark edilişini ve oluşan kurgunun, bir çatışma alanı olarak gördüğüm toplum yapısındaki duruşunu ortaya koyacak başka bir yol bulamadım.

En önemlisi, tümüyle özel hayatlara dayalı bu çalışmanın özel hayat teşhirine sapıp sapmadığı kuşkusu ve korkusu, çalışma boyunca hep yol arkadaşım oldu. Sosyolojinin de gazeteciliğin de profesyoneli olmadığım için, tamamen sezgilerimle hareket ettim. Bazen çok acıtıcı yönlere de ilerleyen konuşmalar boyunca sorularımı, ne derece derinleşmek adına, ne derece –tehlikeli de olabilecek– insani meraklarla sorduğumun muhasebesini yapmaya hep devam edeceğim sanırım. Bu çalışmanın değerlendirileceği süreçlerde de, sadece bu konuda yargılanmayı önemseyeceğimi, sadece bu noktada onay arzulayacağımı hissediyorum.

Umarım bu çalışma, amaçladığım gibi; hepimizi kuşatan anlam daralmalarının içinde, toplumsal bir örnekleşme projelerinin baskısı altında, sesi çıkmayanların, sözü anlaşılmayanların söylemine küçük bir katkı sağlar. Milli orijin, dinsel, siyasal inanışlar, cinsel kimlik ve eğilimler, yaşam biçimleri vs. vs. Adına ne derseniz deyin, ne istiyor ve neyi savunuyor olursa olsun, tek bir insanın bile hikâyesine sırtımızı dönersek, sesini duymazdan gelirsek, sadece güç ilişkileri kuracağımıza inanıyorum. Tek bir insanın hikâyesinde bile, hayatımızı anlamlandırmak için birçok şey olduğunu biliyorum. Bu çalışma da o hikâyeleri aradı.

Devamını görmek için bkz.

Serhan, "İyi Bir Babayım, Oğlum Beni Seçti", s. 22-31

Serhan, 34 yaşında. Bir şirkette hukuk danışmanı olarak çalışıyor. Askerliğini bitirir bitirmez, sevdiği kadınla evlenip baba olmuş. Evliliği süresince de eşcinsel ilişkiler yaşamış, ancak İstanbul'da yerleşmeye karar verdikten sonra, yaşamını buna göre düzenlemek istemiş. Evliliğindeki sorunlar içinden çıkamadığı bir duruma gelince de ayrılmış. Oğluyla yaşıyor. Serhan'la yaşadığı deneyimleri ve "eşcinsel baba" olma durumunu konuştuk.

• Hayatınızı evliliğinizden önce ve evliliğinizden sonra diye ikiye bölmek mümkün mü? Evlilik hayatınızda kesin dönüşümlere yol açtı mı?

Elbette. Sanırım bekâr her erkeğin evlendikten sonra yaşadıklarını yaşadım ben de. Sosyal statüm değişti. Ama gay olarak ne değişti, diye sorarsanız, hiç. Çünkü henüz kişiliğimin bu yönünü tam anlamıyla yaşamamıştım ve hayatım hep böyle, evli bir adam olarak geçip gidecek diye düşünüyordum.

• Evlenmeden önce eşcinsel ilişkileriniz oluyor muydu?

Sık olmasa da, evet. Sadece bir kişiyle. Ama ne yaptığımızı bilmeden. Onun beni mi, yoksa salt cinsellik mi istediğini hiç düşünmeden yaşanan şeylerdi.

• Yani erkeklere ilgi duyduğunuzun farkındaydınız.

Elbette, ama anlam veremezdim ilk zamanlar. Sonra kabullendim farklı olduğumu. Tek rahatsız olduğum nokta, başkalarının bunu anlayacak olmasıydı. Gerisi ilgilendirmiyordu beni. Halimden memnundum. Erkekleri düşündüğümde mutlu oluyordum çünkü. Ama aynı şeyi kadınlar için düşünmüyordum bile.

• Bu duygunuzu, tamamen gizli yaşamanız gereken bir duygu olarak mı görmüştünüz?

Evet, kesinlikle. Gizli yaşanacaktı. Hep hayallerimde kalacaktı. Başka çözümü var mıydı, bilmiyordum. Nasıl yaşanırdı, ne zaman yaşanırdı, bilemiyordum. Bu arzularımı hiçbir zaman tatmin edemeyeceğimi düşünürdüm. Yaşadığım ortam buna müsait değildi çünkü. Anlaşıldığı an toplum dışına itilir, alay konusu olurdum. Göze alamazdım bunu.

• Taşıyamayacağınız kadar ağır bir şey miydi?

Hayır, ağır olduğundan değil, sadece hiçbir zaman yaşayamayacağımı, başkasıyla paylaşamayacağımı düşündüğümden. Çevremin anlayıp beni ayıplamasından, dışlamasından korkuyordum. Çok uzun aralıklarla salt cinsellik yaşadığım biri vardı. Ama artık onunla da çok az görüşür olmuştuk. Çünkü o benim gibi değildi. Benimle sadece cinselliğini yaşadığı için birlikte oluyordu. Yani gözünü kapatıp, erkek olduğumu düşünmeden, birlikte oluyordu. Yerimde kim bilir kimleri düşlüyordu? Ama ben farklıydım, onunla sadece erkek olduğu için birlikteydim. Bir süre sonra evlendi o da. Artık hiç görüşemez olmuştuk. Kendisi cinselliğini rahatça yaşayabileceği bir durumdaydı. Bana ihtiyacı yoktu. Oysa benim bir erkeğe her zaman ihtiyacım vardı. Kendimi porno dergiler ve filmlerle tatmin etmeye çalıştım. Dışarıda sıradan bir erkektim, ama beynimin ücra köşelerinde erkeklerle seks yapan, hatta duygusal ilişkilere giren biriydim. Yani zor olmadı gizlenmem.

• Kendinize nasıl bir gelecek tasarlıyordunuz?

Evlenecektim herkes gibi. Babam gibi, onun babası gibi. Başka bir hayat bilmiyordum ki! Bir erkekle nasıl bir araya gelmeyi düşünebilirdim. Sadece bendim belki de böyle olan. Ama cinselliğimi ilk keşfettiğim andan itibaren, her mastürbasyon yapışımda erkek bedenini düşünecektim.

• Karınıza âşık olduğunu söylüyorsunuz.

Evet karıma âşık oldum, ama ilginçtir ona sıra gelinceye kadar birçok kıza da âşık oldum. Hatta karımdan önceki sevgilimle beş yıl gibi bir süre birlikte olduk. Seks dahil her şeyi paylaştık. Karımla yaşadığım aşk da gerçekten bir aşktı. Kendimi veya başkalarını aldatmak, eşcinselliğimi gizlemek gibi düşüncelerle değil, gerçek bir aşkla sevdim onu.

• Kadınlarla olan cinsel deneyimlerinizi bitiren ne oldu?

Aslında bu durum biraz karışık ve cevabını ben de uzun zaman düşündüm, bulamadım. Çünkü karımla cinsellik dışındaki konulardan dolayı problemlerimiz vardı. Uzun yıllar devam etti bu süreç. Bu süreçte de aşkım gibi cinselliğim de bitti. Araya başka kadınlar girseydi eğer, kendimi bu anlamda ölçmüş olurdum; ama başka kadın olmadı. Belki de, eşcinsel duygularım olmasaydı asılırdım evliliğime. Belki de onu artık sevmediğim için bitti cinselliğim. Bilemiyorum gerçekten.

• İlişkinizi bitiren somut durumlar neydi?

Eğer aramızda kavgalar olmasaydı belki de yürürdü evlilik. Sürekli olarak her konuda anlaşamaz olmuştuk. Basit sebepler bile hep eski olaylarla bağlanıyor ve eskiye dönülerek kavgaya devam ediyorduk. Ama şu da var: İstanbul'a yerleştikten sonra bir erkekle birlikte olabileceğimi anladım. Birçok yaşanmış örnekleri vardı yakın çevremde. Ben de artık gerçek anlamda beğendiğim, istediğim biriyle beraber olabilme ihtimaline kavuşmuştum. Ve bir gün biriyle ilişkim oldu. Evliliğimin son iki senesine, bir erkek de ortak olmuştu. İki ayrı hayat yaşıyordum. Ev hayatım, ki bu geneldi, herkese açıktı; diğeri de bana özel, kimselerin içeri giremediği hayatım.

• Erkeklerle yaşama cesaretine ya da şansına sahip olsaydınız, kadınlar hiç olmayacaktı, diyebilir miyiz?

Evet, belki de olmayacaktı. Dedim ya bilmiyordum böyle hayatlar olabileceğini. Babamdan, dedemden ne gördüysem aynısını yaptım, evlendim. Şu anki aklım ve imkânım olsa asla evlenmezdim. Bundan eminim artık.

• Evliliğiniz sürüyorken yaşadığınız ilişkiyi anlatır mısınız?

Çok güzeldi her şey. Yıllarca aklıma gelip de yapamadığım, yaşayamadığım ne varsa yaşıyordum. Bu sadece cinsellik değildi, başka şeyler de vardı: Duygusallık, sahiplenilmek, arzulanmak vs. Âşık bile olmuştum o kişiye. Hâlâ görüşürüz, en iyi dostlarımdan biridir.

• Eşinize yansıdı mı?

Eve yalan söyler, iş gezisi diye ona giderdim. Birkaç gün evden çıkmadan onunla olurdum. O işe giderdi, ben beklerdim akşama kadar. Eşime olan ilgim de azaldı iyice. Dedim ya, aramız gittikçe kötüleşmişti. Evden de, ondan da soğumuştum. Cinsel anlamda da çekmiyordu artık beni. Zaten cinselliğimi yaşıyordum. Daha güçlü hissediyordum kendimi. Cinselliğimi daha iyi tanımaya başlamıştım. Eşimi kaybetmek eskisi kadar korkunç gelmiyordu. Bana karşı cinselliğini kullanamıyordu ve bu konuda beni üzemiyordu.

• "Cinselliğini kullanarak üzmek"le neyi kastediyorsunuz?

Hani vardır ya kadınlarda, cinselliğini kullanarak istediklerini yaptırabilecekleri düşüncesi. Bunu yenmiştim. Diğer erkekler gibi sırf yatak uğruna her şeye boyun eğmiyordum. Çünkü özgürdüm bu konuda. İstediğim zaman tatmin olacağım, hem de beni kadınlardan daha iyi anlayıp daha çok mutlu edebilen biri vardı hayatımda.

• Eşinizle yaşadığınız seks, sizin için ne ifade ediyordu?

Aslında bir kadınla seks yapmak değildi o. Sadece seksti. Yani kim olursa olsun çıplak iki vücudun birbirine değiyor olması çok tahrik edicidir. Bu nedenle, seksi de çok seviyor olduğumdan çok zorlanmadım. Aynen ilk ilişki kurduğum erkek gibi. Elbette zevk de alıyordum. Düzenliydi ilişkilerimiz. Çocuk olduktan sonra kısmen azaldı, her evli çiftte olduğu gibi. Sorunlarımız da artmıştı. Bütün bunlar yavaş yavaş soğuttu bizi birbirimizden. Bazı geceler ilişkiyi yarım bırakmak zorunda kalıyordum. Tahrik olmuyordum artık. Başka nedenler ileri sürerdim, yorgunluk ya da kafa karışıklığı gibi. O hep beni bir doktora görünmem konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Bir türlü kendinden soğumuş olduğuma inanmak istemiyordu sanırım.

• Ama başka kadınlar olmadı?..

Hiçbir zaman olmadı, dönüp bakmadım bile. Hatta nefret ettim onlardan bir süre sonra. Çünkü tüm kadınları eşim gibi görüyordum son zamanlarda. Hepsi aynıydı. Aynı şeylere sevinir, aynı şeylere kızar, aynı şeylere üzülürlerdi. Bundan hareketle hepsinin kaprisli, kıskanç, her an kavgaya hazır, bunalım yaratan insanlar olduğunu düşünüyordum. Hiçbiri erkek ruhunu anlayamazdı. Bir erkeği yine başka bir erkek mutlu edebilirdi.

• Çocuk sahibi olmak sizi nasıl etkiledi?

Çocuk hayatıma giren en güzel şeydi. Ama bu benim istediğim gibi yaşamama engel değildi. Çocuğum da olsa ben bir eşcinseldim, her ne kadar biseksüel bir hayat yaşıyorsam da. Asla bundan vazgeçmeye niyetim yoktu. Çünkü insanlar kendi hayatlarını yaşamalı. Ben de öyle yaptım. Bu kötü bir baba olduğum anlamına gelmez. Aksine iyi bir babayım. Bunu ben değil çevremdeki herkes söylüyor. Oğlumu çok iyi anlayabiliyorum. Duygusal yanım ağır basar benim. Çocuk yetiştirirken bu çok önemli. Onu anlamamı sağlıyor.

• Eşcinsel baba nasıl bir adam?

İyi bir babayım. Bu konuda iddialıyım. Tamam, bütün gün işteyim, sürekli ilgilenemiyorum onunla. İyiyi ve kötüyü öğretiyorum. En önemlisi bizim babalarımızın veremediği, o hep annelere özgü olarak bilinen sevgi ve şefkati veriyorum ona. Bu nedenle sanırım, boşandıktan sonra benimle kalmak istedi, benden ayrılmadı. Ayrıca eşcinselliğim sadece yatakta ve kalbimde yaşanıyor, hiçbir zaman sosyal yaşantıma taşımadım. Dolayısıyla heteroseksüel bir babadan neden farklı olayım? Onlardan tek farkım eşimden ayrılmış olmam. Bunun dışında o tür babalar gibi işine gidip gelen, çocuğuna derslerinde ve her türlü sorununda yardımcı olan, maddi ihtiyaçlarını karşılayan, boş zamanlarını mümkün olduğunca çocuğuna ayıran, birlikte sinemaya, tiyatroya giden biriyim.

• İlk erkek sevgilinizle nasıl tanıştınız?

Özel bir yerde tanıştım, gay'lerin gittiği bir hamamda.

• Oraya partner bulmak için mi gitmiştiniz?

Evet, birileriyle tanışmaktı amacım. Yakın bir arkadaşımın önerisiyle gitmiştim. Çıkışta beni arabasıyla bırakmak istedi. Kabul ettim. Arabada konuştuk biraz. İnerken kartlarımızı verdik birbirimize. Birkaç gün sonra telefon açtı ve görüşmek istediğini söyledi. Kabul ettim. Evine davet etti. Gittim. Oturduk, bir süre kahve içtik. Sonrası malum işte. Ondan sonra sıkça görüşür olduk.

• Aşk mıydı?

İlk görüşmelerimiz sadece seks amaçlıydı. Bir süre sonra daha fazla yakınlaştık, birçok şey paylaştık. Zamanla ben âşık olduğumu hissettim. Çünkü gerçek anlamda ilk seksi onunla yaşamıştım. Çok kibar, düşünceli ve ilgili biriydi. Onsuz yapamaz hale gelmiştim. Uzaktan kumandalı aletler gibiydim. Ne istese yapıyordum. Ama o bana karşı pek öyle hissetmiyordu. Eski ilişkilerinin etkisindeydi ve artık üzülmek istemediğini söylüyordu. Söylediğine göre gönül kapılarını kapatmıştı. "Benden bu yönde bir şeyler bekleme," diyordu. Ama kendime söz geçiremiyor, buluşmak için can atıyordum. Bazen bahaneler yaratır arardım, sabredemezdim.

• Eşinize, erkeklere ilgi duyduğunuzu, hatta bunu yaşadığınızı anlatmayı düşündünüz mü?

Evliyken hayır, ama boşandıktan sonra ciddi düşündüm bunu. Beni anlayacakmış gibi gelmişti.

• Peki neden söylemediniz?

Sonrasında yaşanan olaylar iyi ki söylememişim dedirtti bana. Bir gün kavga ettik ve bana ağzına geleni söyledi. Bunlardan biri de eşcinsel olduğumu bildiğiydi.

• Eşcinsel ilişkiniz nasıl bitti?

Eşcinsel ilişkim iki yıl sürdükten sonra bitti. Ben bitirdim. Artık bıkmıştım partnerimin sevgisizliğinden. Bu konuda ne zaman konuşmaya kalksam susturur olmuştu beni. Duymak istemiyordu sevgi sözcüklerini. Rahatsız oluyordu. Sadece çok iyi anlaşırdık. Ben âşıktım ve ondan da bunu bekliyordum. Bir süre sonra ilişkimiz zayıfladı. Sekse dayalı bir ilişkiyi daha fazla sürdüremezdim. Seksi ben de seviyordum, ama evde mutsuz bir adamın aşka da ihtiyacı vardır. Çok yıprandım sürekli bana âşık olmasını beklemekten.

• Karınız ilişkinizi fark etmedi mi?

Sanıyorum fark etmedi. Sadece çok yakın görüşen iki arkadaş olarak biliyordu, tanıştırmıştım. Eve geldi bir gün, ben çağırmıştım. Zaten sürekli lafını ederdim evde, saklasaydım eğer elime yüzüme bulaştırır, belli ederdim. Bu şekilde çok rahattım. Rahatlıkla evden telefonla görüşürdük. Dışarıdaysam onunla olduğumu rahatlıkla söyleyebilirdim. Rahat oldu bu bakımdan.

• Onlar birbirini nasıl karşıladı?

Biraz mesafeli. Düşünsenize yıllar sonra bir adam çıkıp geliyor ve benim en yakın arkadaşım olduğunu söylüyor. Daha birkaç hafta önce adı bile yok evin içinde. Zaten eşim bilmiyordu onun kim olduğunu, ama sevgilim durumdan rahatsızdı. Çünkü sonuçta eşimle aynı kişiyi paylaştığını biliyordu.

• Eşinizle sevgilinizi tanıştırmak rahat etmeniz amacıyla yapılan bir şey miydi, yoksa bir şeylerle yüzleşmek, bir kıyas yapmak mı istediniz?

Kıyas yapmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece rahat etmek istedim. Aslında iki arada bir derede kalmıştım. Eşimle severek evlenmiştik. Onu üzmek istemiyordum. Fakat sevgilimden de ayrılmak istemiyordum.

• Eşinize hissettiğiniz neydi?

Eşimi severdim. Acırdım bazen de. Ona kötülük yaptığımı düşünürdüm. Belki dürüst olup ona her şeyi anlatmalıydım. Aldatmamalıydım. Bu sürekli bir vicdan azabıydı benim için. Şefkat ağırlıklıydı. Ailemden biriydi benim için. Hiçbir zaman onun üzülmesini istemedim, ama istemeyerek de olsa üzdüm. Şu an bile düşündüğümde içim sızlar. Evet, onu aldattım. Aldattığım kişinin erkek olması önemli değil. Aldatmış olmam yeter. Keşke hiç tanışmamış olsaydık, keşke sevmemiş olsaydık derim, ama nafile tabii ki.

• Ve eşiniz hâlâ onu neden aldattığınızı bilmiyor.

Eşim biliyor sanırım bu konuyu. Ayrıldıktan sonra, bir gün boşanmayla ilgili bir meseleden dolayı kavga ettik. Bana ağza alınmayacak küfürler etti. Alışkındım onun kızgınlıklarına, ama bu defa çok fazla olmuştu. Ben de, artık ilişkimizin bittiğini, ona katlanmak zorunda olmadığımı söyledim. Bunun üzerine bana "Sen ibnesin bunu biliyorum, iğrenç ilişkiler içinde olduğunun farkındayım," gibi sözler söyledi. Ben sadece "İğrençsin," diyebildim. Bugüne kadar bunları hiç söylememişti bana. Ama o günden sonra defalarca tekrarladı bunu. Hatta daha ileriye gidip bunu tehdit unsuru olarak kullanmaya çalıştı. Bunu kullanarak çocuğumuzu mahkeme kararıyla alacağını söyledi.

• Evlilik nasıl bitti?

Evliliğim başından beri iyi gitmiyordu. Ailelerden kaynaklı bir yığın sorunumuz vardı. Kavgalarımızın konusu hep aynıydı: Senin annen, benim annem. Bu yıllarca sürdü. Sonra bunlara yeni şeyler eklendi. Çok hırslı biriydi. Sürekli beni de yanına çekmeye çalışırdı. Kazanmak, başarılı olmak, ev-araba almaktan bahsederdi hep. Hatta benden habersizce, ev almak için bir kooperatifle görüşmeler yapmıştı. Ben paraya pula fazla önem vermezdim, bu da onu çıldırtırdı. Bir süre sonra bu tavrım onun gözünde küçülmeme yol açtı. Daha önce de defalarca boşanma davası açmıştık. Her defasında davayı geri aldık. Hep bir oğlumuzun olduğunu düşünür, tekrar bir araya gelirdik. Son iki yıl birbirimizden iyice uzaklaşmıştık. Çünkü sürekli kavga ediyor, yaklaşık bir ay kadar konuşmuyorduk. Aynı evin içinde, ama konuşmayan, ayrı yaşayan iki insan. Farklı şeyler denedik düzelmek için. Mesela yalnız tatile çıktık, oğlumuzla tatile çıktık, ama olmadı. Her defasında başka sorunlar çıktı. Ona olan ilgimi ve sevgimi tümüyle yitirmiştim. Zoraki konuşuyor, zoraki gülüyordum yüzüne. Ona olan saygımı asla yitirmek istemiyordum, çünkü oğlumun annesiydi ve ölene kadar görüşmek zorundaydık. Ama olan oldu ve kavga edip konuşmadığımız o uzun sürelerin birinde bana boşanmak istediğini, artık dayanamayacağını, aynı evde iki yabancı olduğumuzu ağlayarak söyledi. Benim de istediğim buydu, ama onu kırmak istemediğim için söyleyemiyordum.

• Gerçek neden eşcinsel oluşunuz muydu sizce?

Gerçek nedeni ben de hâlâ bilemiyorum. Belki de eşcinsel olmasaydım daha fazla dayanabilir, katlanabilirdim.

• Eşinizle genel olarak iyi anlaşsaydınız evliliğiniz sürebilir miydi?

Kesinlikle sürerdi sanıyorum. Gerçi yaşamadan bunu kestirmek zor.

• Kadınlara ve eşinize cinsel istek duymadığınızı söylemiştiniz...

Ama bu ayrıldıktan sonra oldu. Önceleri eşimle ilişkilerimde problem yoktu. Sadece başka kadınları arzulamıyordum.

• Biseksüel bir yaşam seçmiştiniz ve bu sadece eşiniz için geçerliydi, öyle mi?

Evet, sadece onun için.

• Bir kadın olmaması ahlaki bir şey mi, yoksa bir karar mı?

Hayır. Bu karar vererek olan bir şey değil. Yaşadıkça ortaya çıkan bir durum. Çok üzüldüm, evlilik hayatı boyunca. Karım, kız kardeşi ve annesi tarafından hep ezildim.

• Karınız karakter olarak güçlü biri miydi?

Kesinlikle çok güçlü biriydi. Annesi de öyle bir kadındı. Sürekli benden bir şeyler beklerler, olmayınca sinirlenirlerdi. Her şey mükemmel olmalıydı hayatlarında. Olmadığı zaman kendilerini de, beni de harap ederlerdi.

• Zenginlik, lüks gibi şeyler mi?

Evet, onlar da var, bunun yanında birtakım duygusal istekleri de olurdu. Diğer kadınlar gibi çiçeklerle, hediyelerle mutlu edilmek isterdi. Tabii bir kadının hakkı bu. Ancak viranenin ortasında gül yetiştirmeye çalışmak gibiydi her şey. Neyse boşanmayı kabul ettim ve ertesi gün evden ayrılmamı istedi benden. Ben ısrar ettim, boşanma şart değil, çocuk var aynı evde yaşayalım, diye. Ancak çok kararlıdır böyle durumlarda. "Aynı evde bir yabancıyla oturamam, bir süre benim burada kalmama izin ver, sonra toparlanınca ayrılırım evden," dedi. Ertesi gün ayrıldım evden. Bir arkadaşımın evine yerleştim. Birkaç ay sonra da boşandık. Ama bu arada çok iyi görüşen iki arkadaş olmuştuk. Artık daha iyi anlaşıyorduk. Biz bile inanamıyorduk buna. Boşanma günü geldiğinde adliyede buluştuk. Güle oynaya gittik duruşma salonuna. Daha önceden bir anlaşma metni oluşturduğumuz için mal mülk ve çocuk problemimiz yoktu. Velayetini bana verdi çocuğun. Evin mülkiyeti ve araba onda kaldı.

• Neden velayeti size verdi?

Çünkü bir süre maddi anlamda toparlanması gerekiyordu ve çocuğa bakacak gücü yoktu. Benim yanımda daha rahat edeceğini düşünmüştük. Evet boşanma kararı verildi ve biz adliyeden çıkıp yanaklarımızdan öptük birbirimizi. Bir hafta sonu çocuğu ona götürdüm, ancak yine hâlâ anlayamadığım bir sebepten ötürü çok kızmış bana. Biraz atıştık ayaküstü. Bir arkadaşa gittim o gece. Moralim çok bozuktu, telefonu da kapamıştım. Bana ulaşamayınca kardeşimi ve karısını aramış, "Gelin çocuğunuzu alın," demiş. Kardeşimle karısı gece saat 10 gibi almaya gitmişler çocuğu. Onlara gittiğimde ve oğlumu orada gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm. İstenmeyen çocuk gibi muamele görmüştü oğlum.

• Boşandıktan sonra neler değişti hayatınızda?

Önceleri sarhoş gibiydim, resmen yalpaladım. O güne kadar olan sorumluluklarım artık yoktu. Eve erken gitmek gibi mesela. Çok hoş gelmişti bu bana. Sürekli gergin bir ortamdan rahat ortama, huzura kavuşmuştum. Böyle sakin hayatlar da varmış demek ki diye düşündüm. Artık dırdır olmadan istediğim saatte eve girip çıkabilecek, birine ihanet etmenin verdiği suçluluk duygusu olmadan doyasıya yaşayacaktım. Öyle de oldu. Kimseye hesap vermeden yaşamaya başladım. Kimse "Nerede kaldın?", "Neden geç geldin?", "Kimlerleydin?" gibi sorular sormuyordu. Annemler bu konuda oldukça özgür bıraktılar beni. Unuttum söylemeyi, ayrıldıktan sonra annemlere yerleşmiştik oğlumla. Annem, babam, kardeşim hepsi oğlumu çok seviyordu. Bu nedenle her şey daha kolay oldu. Annem bakımını üstlenmişti zaten.

• Eşcinsel kimliğinizi yaşayarak, daha rahat yaşadığınızı düşünüyor musunuz?

Elbette daha rahat. Ben ilişkilerimi hep uzun ömürlü yaşamak isterim. Gecelik ilişkiler bana göre değil. Bu nedenle partnerimi seçerken benim gibi düşünen ve yaşamak isteyen kişilerden seçerim. Fakat bu tür ilişkiler evli biri için çok zor. Karşımdaki insan da evli olmamdan rahatsız olurdu. Boşandıktan sonra sorun kalmadı. Artık "Evli değilim," diyebiliyordum soranlara. İstediğim hayatı yaşıyorum. Bir sevgilim var. Çok seviyoruz birbirimizi, imkân olsa resmi nikâh yapıp evlenecek kadar hem de. Onu sevgilimden çok hayat arkadaşım, eşim olarak görüyorum hatta. Çocuğumla ilişkileri mükemmel. Ailemden yana bir sorunum yok. Beni bilmiyorlar, gizli yaşıyorum hâlâ, ama yine de bir sorun yok.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Murat Çelikkan, “Türkiye'de bir ilk”, Radikal 2, 22 Eylül 2002

Hemen hepsi farklı kesimlerden gelen, farklı yaşlarda, hatta neredeyse farklı ilişkileri ve cinselliği tercih eden 25 eşcinsel erkek. Kısa yaşam öyküleri, tanıklıkları, görüşleri. Bu 25 kişi seçilirken Türkiye'deki eşcinsel erkeklerin yaşam biçimleri ve kimlik figürlerini yansıtmak amaçlanmış. Bu nedenle de lezbiyenler, travestiler ve transeksüeller kitabın dışında bırakılmış. Bu, toplumun görmezden geldiği, toplumsal hayatın her yerinde olmalarına karşın "bilmiyorum, görmüyorum, duymuyorum", yaptığı bir kesime ışık tutan bir ilk kitap. Bir tür gay "coming out" yani açılma kitabı. Eşcinsel hareket içinde "coming out/açılma" ya da tam adıyla "coming out of the closets/dolaplardan çıkma"nın önemi büyük. Toplumsal miladı Amerika'daki Stonewall ayaklanması olarak kabul ediliyor. Sonra da her eşcinselin bireysel düzeyde sürdürdüğü bir mücadele. Yani kendisine ve topluma, "ben eşcinselim" dediği nokta. Politik mücadelenin mihenk taşı.

Kitabın bir diğer önemi ise bu serüveni yaşayan, kendisini, yalnız, sakat, ayrıksı hissedenlere ve hissettirilenlere "yalnız değilsin" mesajını vermesi. "Yalnız değilsin! Senin geçtiğin yollardan geçen, geçmekte olan, senin gibi olan çok insan var. Hasta değilsin, tuhaf değilsin, yalnız değilsin!" Bu ilk kitabın önemi de buradan geliyor. Türkiye'nin dört bir yanındaki birçok insana "sakat" olmadıklarını, sadece cinsel tercihlerinin farklı olduğunu, eşcinsel olduğunu anlatması açısından. Kitapta 25 sayısının yeterli bir örneklem oluşturmamasına karşın, ortaya çıkan bazı ortak özellikler var. Birincisi hemen herkes cinsel kimliğinden dolayı baskı görmüş veya görmekte. İkincisi eşcinsellerin barlar dışında sosyalizasyon mekânlarının olmaması, yani eşcinsellerin başka kamusal alanlarda görünür kabul edilmemesi, birçoğunun toplumsallaşmayı internette aramasıyla sonuçlanıyor. Bu da kaçınılmaz olarak cinsel partnerlerini de bu yolla bulmaları anlamına geliyor. İnternet özellikle cinsel partner bulmada riskler taşıyor. Çünkü eşcinselleri, homofobik çetelerin, soyguncu jigoloların tuzağına düşürebiliyor. Kaos, Lambda gibi örgütler bu sosyalizasyonun sağlanması açısından da büyük önem taşıyor. Bu 25 tanıklığı Eşcinsel Erkekler adıyla kitaplaştıran Murat Hocaoğlu şöyle diyor: "Umarım bu çalışma, amaçladığım gibi, hepimizi kuşatan anlam daralmalarının içinde, ... sesi çıkmayanların, sözü anlaşılamayanların söylemine küçük bir katkı sağlar.... Adına ne derseniz deyin, ne istiyor ve neyi savunuyor olursa olsun, tek bir insanın bile hikâyesine sırtımızı dönersek, sesini duymazdan gelirsek, sadece güç ilişkileri kuracağımıza inanıyorum. Tek bir insanın hikâyesinde bile, hayatımızı anlamlandırmak için bir çok şey olduğunu biliyorum..."

Gelelim tanıklıklara…

"Kendimi bir gay olarak keşfetmem üniversite yıllarında oldu. Gay'in anlamını da o zaman öğrendim. Daha önce şöyle bir duyguya sahiptim. Hayatta tek gibiydim. Duygularımı paylaşacağım, benim gibi düşünen bir insan yoktu." (Serkan, 33 yaşında, Adana doğumlu, Kürt kökenli.)

"Eşcinseller ve jigololar arasındaki ilişkilerin bir kısmında şiddet hikâyeleri, gasp olayları ve bazen cinayetler olmasını ben iki sebebe bağlıyorum: Bu işe başlıyorlar. Çok kolay. Para kazanmanın en kolay yolu. 'Ona cevap verirsem acaba eşcinsel olur muyum, öpersem eşçinsel olurum, ama bunları yapmayıp sadece cinsel birleşmeyle yetindiğimde ben erkeğim,' gibi bir düşünce var. Çünkü erkek aktiftir. 'Ben eşcinsel olmayacağım' düşüncesi ekonomik bağımlılıkla birleştiğinde, bir süre sonra şiddete dönüşüyor. Ama böyle bir yaşam sürdüremezler, çünkü sürekli arkadan gelen daha genç bir jenerasyon var. Varoşlar, çok çocuk yapıyor. En yakışıklı jigolonun bile, kendine çok iyi bakması koşuluyla, iki yıldan fazla popüler olması mümkün değil. Şanslı olup da, zengin bir adam tarafından kapatılmadıktan sonra veya çekiciliklerini yitirdikleri anda şiddete başvuruyorlar. Daha sonraki kuşak şiddetin daha kolay ve kesin bir çözüm olduğunu gördüğü için, o ara dönemi de geçirmeden hemen şiddeti deniyor. ...Toplumun bu konuda homofobik bir yaklaşımı var, ama burası aynı zamanda bir Akdeniz toplumu. Yani burada bütün Akdeniz ülkeleri için geçerli bir şey var; 'Yap ama bunu konuşma'. Türk toplumunun, konuşulmadığı sürece her şeye, ama her şeye hoşgörüyle baktığını düşünüyorum. Bunun içinde erkeklerin çocuklarına karşı yönelttikleri ensest de var." (Murat 34 yaşında, üst düzey yönetici.)

"Kaos grubunun bana katkısı çok oldu. Her hafta yapılan toplantılarda tartışılan şeyler, onun dışında benim okumam, çalışmam, bir sürü insanla tanışmam ve nasıl bir hayat yaşamak istediğime karar vermem daha hızlı yol almamı sağladı. Hem içselleştirilmiş homofobimi yenmeme yardımcı da oldu... Dünyada kendinizi tek başına hissederken bakıyorsunuz bir sürü insan var sizin gibi düşünen ve onlarla birçok şey paylaşabilirsiniz... 1 Mayıs'ın en çarpıcı yanı medyanın ilgisiydi. Alana slogan ve pankartlarımızla girdiğimizden itibaren kameralar yanımızdan hiç ayrılmadı. 'Zorunlu Heteroseksüellik İnsanlık Suçudur', 'Eşcinsellerin Özgürlüğü, Heteroseksüelleri de Özgürleştirecektir', 'Yaşasın 1 Mayıs', 'F Tipine Hayır' yazılı pankartlar taşıyorduk... Heteroseksüel erkeklerin ya da kadınların bir eşcinseli tanıyıp ilişki kurduktan önceki ve sonraki dönemleri var. Bu tabii kendi cinsel kimliklerini sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Eşcinsellerin kurtuluşu, heteroseksüelleri de bu anlamda özgürleştirecek. Yani heteroseksüel erkekler de özgür değil. O kadar kıskaç altındalar ki, erkek egemen söylem nimetler sunuyormuş gibi dursa da bir anlamda tuzaklara itiyor erkekleri." (Murat Yalçınkaya, 27 yaşında Kaos - GL adına konuşuyor)

"Biz Kırkpınar'a gittik. Evet, birkaç arkadaş gitti ve orada fotoğraflar çekti. Hatta 'Biz Kırkpınar'a gittik, siz bizi görmediniz' diye bir çalışma yapmayı düşündük. Çünkü bazı gazeteler bizim fotoğraflarımızın peşine düşmüştü. Biz de onlarla dalga geçelim dedik. 'Biz buradaki insanlardan biriyiz, hadi bulun bizi' diyecektik. Ama böyle bir şey yaparsak o fotoğraftaki herkesi zan altında bırakacağımızı düşünüp vazgeçtik. Çünkü bunu suç olarak görüyordu medya". (Mehmet Ali, 34 yaşında, Türkiye Ayıları'nın kurucularından)

"Bunu ifade etmek güç. Korku derseniz hiç itiraz etmem. Ama isterseniz yüzde bir deyin, ben çocukların böyle bir gece hayatı için hayatlarını mahvetmek istemedim. Bunu da kimseye anlatamadım. Belki yalan söyleyecekler, beni suçlayacaklar ve ceza almaktan kurtulacaklardı, ama dört - beş yıl da olsa, onların hapis yatmalarına neden olan kişi olmak istemedim. Polise güvenmedim, korktum." (Kenan, 31 yaşında, gazeteci)

"Türk Medeni Kanunu, diğer kanunlar gibi Avrupa'dan aktarılmıştır. Medeni Kanun, Fransızların 'Napolyon Kodu' dedikleri Fransız Medeni Kanunu'nun Türkçeleştirilmiş hali. Bu kanunu hazırlayan hukukçu ki kendisi Napolyon'un danışmanı ve dostuydu, bir eşcinsel. Kanun tamamıyla onun inisyatifinde hazırlandığı için eşcinselliği bir suç olarak tanımlamıyor, kanunun dışında tutuyor... Bir hatırlatma yapmak istiyorum. Türkiye Yeni Zelanda ile birlikte kadın haklarını, kadınların seçme ve seçilme haklarını 30'lu yıllarda tanımış bir ülkedir. Ama kanunla tanımış olmak bunun pratikte geçerli olması anlamına gelmedi. Aynı şekilde Türkiye'de eşcinselliğin bir suç olarak tanımlanmamış olması, bunun serbest ve yasal olduğu anlamına gelmedi." (Şenol, 35 yaşında, avukat.)

Devamını görmek için bkz.

Evren Eren, “Eşcinsel Erkekler”, miniDEV

Murat Hocaoğlu'nun 25 Eşcinsel Tanıklık adlı kitabı, son iki akşamımı yüksek kalp atışlarıyla, adrenalin zenginliği halinde geçirmeme neden oldu. Biraz geç kalmış bir okuma bu... Ha bire ertelenmiş, bu yüzden de "bela" gibi gelen bir okuma. "İste seni böyle hazırlıksız yakalarım, seni böyle rezil rüsva ederim" diyor kitap. "Hazır seni elime geçirmişken" diyor. "Hazır sen şu Alaska soğukları nedeniyle sosyal canavar rolünü üstlenemeyecek, insan minsan göremeyecek haldeyken" diyor. İşte kıskıvrak böyle yakalanır insan.

Bir aile albümünü karıştırmaya oturup da içinden çıkamamak vardır o albümün. Takılıp kalmak vardır hani. "Kim kimdi, o kimin nesiydi, sen daha pek küçük değil miydin o zaman, sen daha doğmamışken ölmemiş miydi o? Annem burada ne kadar genç ve güzel görünüyor di mi?" Tanıdık tanımadık ama ismini bildik, bir yerden iletişildik isimler geçidi, kitapta böyle bağlıyorlar sizi...

Çok sevgili Uğur Alper, en son sayfalar dolusunu anketini doldurduğum Sevgili Murat Yalçınkaya, yazdığı en küçük paragrafa bile kaşeli imzalı katılma arzusu duyduğum Mustafa Konur, işte bu röportajıyla biraz olsun şefkat beslemeyi başarabileceğiniz post-medyatik Umut Koray -ki kendisi bu kez katlanılabilir şeyler söylüyor-, Yeşil Bizans yerine Yeşil Osmanlı sıfatıyla sayın İbrahim Eren -ki kendisi Avrupalılara Türkiye kapısı kapatılsın, onlar geldi güzelim topraklarımızda eşcinsellik bitti diyor- herkes ama herkes bu kitaptalar.

Bu 25+1 eşcinsel tanıklık, 250X1000 kadar çoklar bu sayfalarda. Söyledikleri ve anlattıklarıyla kocamanlar, öyküleri ve yaşadıklarıyla çok ama çok zenginler. Hem çok tanıdık, hem de hiç değiller. Hem ortak bir kaderin hem de ortak bir diyalektiğin eseriler. Eşcinsel cinayetlerinden gasp olaylarına -ki bence bu topraklarda asil aktivizm bunlarla savaşabilmektedir-, eşcinsel oluşumlardan eşcinsel politikalara, aşklardan saklı hayatlara, kocaman, ama kocaman bir dünya... Proust ya da Gide'i okur gibi, uzak ya da yakın, tanımadık ve belki de bu yüzden çok tanıdık hayatların öykülerini okur gibi okudum hepsinin söylediklerini. İyi ki aile albümünde yerleri oluşmuş hepsinin. İyi ki dile gelmişler hepsi.

Elbette tüm fotoğraflar, ancak sarardıktan sonra anlaşılacaklar. Bu kitapta konuşan herkese, bir okuyucu olarak teşekkür ederim.

Devamını görmek için bkz.

Sema Aslan, “Eşcinsel mücadele”, Milliyet Sanat, 07 Kasım 2002

Eşcinsel Erkekler. Murat Hocaoğlu’nun hazırladığı kitap, farklı yaş, meslek ve sosyo - ekonomik düzeylerden gelen 25 eşcinsel erkekle yapılmış söyleşilerden oluşuyor.

Kitaba ilişkin haberi yazdığım gün, Ahmet Tulgar’ın Milliyet Pazar’da yayımlanan ve iki gay arkadaşın cinsel ilişkiye girdikleri kişilerce şiddete maruz kaldıkları söyleşinin yayımlandığı gündü. Arkadaşlardan biri 7. kattan düşüp ölürken diğeri de sürekli intiharı düşündüğünü belirtiyordu. Benzer şiddet olayları, işkence, tecavüz ve psikolojik - toplumsal baskıların örnekleri Eşcinsel Erkekler kitabında da anlatılıyor.

Türkiye’deki eşcinsel erkeklerin toplumsal resminin belirlenebilmesi amacıyla gerçekleştirilen çalışma, kimi yüz yüze kimi Internet aracılığıyla yapılan söyleşileri içeriyor. Ancak konu, toplumun önemli bir kesiminin bilmediği -yine de en hafif ifadeyle “tepkisel” yaklaşmaktan vazgeçmediği- ya da yanlış bildiği bir konu olunca, söz konusu 25 erkeğin “gönüllü katılımı” daha çok anlam kazanıyor. “Başlangıçta, defalarca maruz kaldıkları bir medya serüvenine atılacaklarından korkan katılımcıların tedirginlikleri ve güvensizlikleri, kısa bir sürede gönüllü katkılarla gelişen müthiş bir dayanışmaya dönüştü. Çalışmanın bağlamı ve yayımlanacağı dizinin, yayınevinin yaklaşımı bir çok kişiyi umutlandırdı, ellerinden geleni yaptılar.”

Söyleşiler yer yer çok incitici. Ancak Hocaoğlu, bu konuda özel bir dikkate sahip: “Parlak hikâye, sıra dışı hayat hikâyesi arayışı içinde olmadım. İnsanların özel hayatlara yönelik merakını tatmin edecek bir tarz izlememeye çalıştım. Özel hayatlara dayalı bir çalışma söz konusu olduğunda elbette durduğunuz yerin önemi var. Çalışmanın özel hayat teşhirine sapıp sapmadığı kuşkusu ve korkusu, çalışma boyunca hep yol arkadaşım oldu. Bazen çok acıtıcı yönlere de ilerleyen konuşmalar boyunca sorularımı, ne derece derinleşmek adına, ne derece -tehlikeli de olabilecek- insanî meraklarla sorduğumun muhasebesini yapmaya hep devam edeceğim sanırım. Bu çalışmanın değerlendirileceği süreçlerde de, sadece bu konuda yargılanmayı önemseyeceğimi, sadece bu noktada onay arzulayacağımı hissediyorum.”

Eşcinsel Erkekler kitabının önemli özelliklerinden biri de, tek tek yaşamlardaki mücadeleyi örneklemesi. İlk mücadele, kişilerin kendilerine karşı verdikleri mücadele. Eşcinsel ilişki kurdukları halde eşcinsel kimliğini kabul etmeyenler, bunun geçici olduğunu düşünenler ya da uzun düşünmeler ve okumalardan sonra kararını verip, kendilerini eşcinsel olarak tanımlayabilenler... Sonraki mücadele toplumla. Eşcinsel olduğunu eşine açıklayan ya da ancak bir başka eşcinsele anlatabilen örneklerin yanında “Eşcinsellerin Özgürlüğü, Heteroseksüelleri de Özgürleştirecek” pankartıyla miting alanına çıkanı da var. Kitaba söyleşileriyle yani yaşamlarından örnekler ve tecrübeleriyle katılanlar arasında ünlü isimler yok. Hocaoğlu, kitapta ifade kanallarını “bulamamış” kişilere yer vermeyi özellikle tercih ettiğini söylüyor. Ancak, başka herhangi bir konuda olabileceği gibi bu konuda da ifade kanalı bulabilmiş kişilerle söyleşiler yol gösterici olabilirdi.

Söyleşiler, her ne kadar farklı yaş, meslek ve kültür seviyelerinden kişilerle yapılmış olsa da, ağırlık eğitimli kişilerde: “Alt sınıflara mensup kişilerle birkaç görüşme var kitapta... Ama ne derseniz deyin, eşcinsel olduğunu bilince çıkarmak ve bir kişiye bile söyleyebilmek biraz da yaşamınızı belli kültürel ve maddi koşulların üzerine oturtabilmenizle ilgili. Hele hele eşcinsel toplumuna ait olduğunu söyleyebilen kişiler bu kitaptakilerdi. Kitabın amacı da zaten varolan toplumsal resmi netleştirmekti. Yani birini konuşmaya zorlamak gibi bir niyetim yoktu.”

Kitabın önemli özelliği, şiddeti deşifre etmesi. Belki de en ağır olanı, kişinin kendine uyguladığı şiddet. Kişisel olanı afişe etmek bir uç’sa, saklamak / saklanmak zorunda olmak bir diğer uç. Sonuçta ortaya çıkan şiddetin yıkıcılığı, “Solcu, Kürt, Alevi ve eşcinselim” cümlesini okuduğunuzda hissettiğiniz kadar. Azımsanmayacak kadar...

Devamını görmek için bkz.

Semra Kardeşoğlu, “Gay’ler hangi şarkıcıları sever?”, Milliyet, 14 Eylül 2002

Eşcinsel Erkekler-25 Tanıklık adlı kitap eşcinsellerin dünyasının pek çok ayrıntısını ortaya koyuyor. Bir TV kanalında program editörlüğü yapan Murat Hocaoğlu, bu ilk kitabını 25 eşcinsel erkekle yüz yüze görüşerek ya da internet üzerinden haberleşerek hazırladı.

Metis Yayınları’nın Siyahbeyaz serisinden yayımlanan kitapta, eşcinsellerin aşkları, evlilikleri, iş ve arkadaş yaşamları, devletle ilişkileri, uğradıkları hakaretler, saldırılar ve eşcinsel cinayetleri anlatılıyor.

İlgi çeken bölümlerden biri de uzun yıllardır müzik ve gösteri dünyasının çeşitli aşamalarında çalışmış Orhan isimli eşcinselin anlattıkları. Hem sahnede hem kaset çalışmalarında Nükhet Duru’dan Nazan Öncel’e, Ahmet Kaya’dan Cem Karaca’ya pek çok sanatçıya vokal; Nazan Öncel, Ajda Pekkan ve Ayşegül Aldinç’e de menajerlik yaptığını söyleyen Orhan eşcinsellerin eğlence yaşamı ve hayranlık duydukları starlarla ilgili şöyle konuşuyor.

Eşcinseller kendilerini ifade etmek isterken bir örnek belirliyor. Bu genellikle olmak istedikleri bir kadın oluyor.

Türkiye’de Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Seyyal Taner olabiliyor. İngiltere’de Shirley Bassey, İtalya’da Mina olmuştur. Yani kadın olsalar öyle olmak isterlermiş. Hayatları boyunca da büyük etki yaratabiliyor bu starlar.

Fizik olarak hangi eşcinselin hangi sanatçıdan hoşlanabileceğini aşağı yukarı kestirebiliyorsunuz. Sezen Aksu sevmek bir kategoridir. Bülent Ersoy’u sevenleri ayırt edebiliyorsunuz: Daha çok travesti görünümlü eşcinseller. Daha modern eşcinseller ise Ajda Pekkan çizgisinde gidenler. Daha vamp olmaya özenenler bir dönem Seyyal Taner’in peşindeydiler.
(Ajda Pekkan’ın) gerçek bir gay’liği var. Eşcinsellerin, kadın olsalar olmak istedikleri formatta. Çok güzel, giydiğini yakıştıran, şık bir kadın. Kemik yapısı itibarıyla herkesin bakmaktan çok hoşlanacağı bir kadın. Eşcinseller de bakılmaktan hoşlanır. İyi yaşamaktan, modern olmaktan, bulundukları ortamda star olmaktan hoşlanırlar ve onu Ajda’da görüyorlar.

Sezen Aksu’nun marjinal tavrı gay’lere cazip geliyor. (...) Sezen Aksu, Ajda’dan daha çok gay gibi düşünen bir kadındır. Yani onlar kadar marjinal olabilen ve onlar gibi uçlarda yaşayabilen; aşkları, yaşam biçimi, tutkuları, yaratıcılığıyla gay’lere örnek olmuş bir kişidir.

Seyyal Taner de enerji dolu siyah kadın. Boyu uzun, siyah, uzun saçlı, esmer, çılgın kıyafetler giyebilen, dar pantolon, file çorap, alakasız şeyleri yakıştırabilen, yani hayata karşı kurgulanmış bir duruş. Yine gay’lerin çok hoşlanacağı ve alıntılar yapabileceği biri.

O da tam bir gay figürü ve imajı.

Eşcinsellerde Kadir İnanır hayranlığı var. Beraber olmak adına, hayranlık duyulan ve albümü alınan genç erkek starlar da olabilir ama hiçbir zaman Ajda’ya duyulduğu gibi bütün dönemleri kapsayan bir şey değil bu.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.