Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
13X19.5 cm, 207 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Safa Kaplan diğer kitapları
Kemal Derviş, 2001
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Derviş'in Siyaseti Siyasetin Derviş'i
Yayına Hazırlayan: Vehbi Ersan
Yayın Yönetmeni: Ruşen Çakır
Kapak Fotoğrafı: Mustafa İnsan
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen, Emine Bora
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Cilt Sistem Mücellithanesi
Dizgi Metis Yayıncılık
Baskı Hazırlık Metis Yayıncılık
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2002

Kemal Derviş, ekonominin yönetimini eline almak için ABD'den kalkıp geldiği sırada, Türkiye'de siyaset ve siyasetçiler itibarlarını çoktan kaybetmişti. Ve o, toplumun yaka silktiği, görmeye bile tahammül edemediği siyasetçi tipinden farklıydı. Açık sözlü, ilkelerine bağlı, ayak oyunlarına prim vermeyen, tam da özlemi duyulan tipte politikacılara benziyordu. Ankara'daki siyaset tarzından umudunu kesmiş olan toplum, medyanın da itelemesiyle kurtarıcısını bulmuş gibiydi.

Bütün bunlar gerçeği ne derece yansıtıyordu?

Gazeteci Sefa Kaplan, daha önce yayımladığımız Kemal Derviş, Bir "Kurtarıcı" Öyküsü kitabının devamı niteliğindeki bu çalışmasıyla Derviş'in siyasete girmeye karar verdiği andan itibaren söylediklerini, yaptıklarını, tutarlılık ve tutarsızlıklarını inceliyor. Kitapta, Derviş'i yakından tanıyan Asaf Savaş Akat, Bülent Eczacıbaşı, Şerif Mardin, Nilüfer Göle ve Enis Berberoğlu ile söyleşiler de yer alıyor.

İÇİNDEKİLER
Kitap Hakkında

Siyasetin Merkezine Yolculuk
Prof. Asaf Savaş Akat: "Hayatım Deniz Baykal'la mücadeleyle geçti"

Taktik Savaşlarında Stratejik Hamleler
E. Berberoğlu: "Kemal Derviş'te komplo teorileri içinde yer alabilecek siyasetçi tipi yok"

Yarım Kalan Yürüyüş
Bülent Eczacıbaşı: "Üniversiteye gitmektense siyasette kalması gerektiğini söyledim"

Kayarken Solan Yıldız
Prof. Nilüfer Göle: "Kemal Derviş CHP'nin 'Akoğlan'ı"

Yer Değiştiren Gölge
Prof. Şerif Mardin: "Seçimi şahsiyetler değil, fikirler üzerinden yapmalıyız"
OKUMA PARÇASI

"Kitap Hakkında", s. 7-9

Yaklaşık bir buçuk yıl önce kaleme aldığımız Kemal Derviş, Bir "Kurtarıcı" Öyküsü isimli kitapta, o günün şartlarında kendisine büyük umutlar bağlanan Derviş'in, giderek bir "turnusol kâğıdı" işlevi göreceğinden söz etmiş ve kendisiyle ilgili değerlendirmelerin biraz da bu gözle okunması gerektiğine dikkat çekmiştik. Gerek Derviş'in sergilediği tutum, gerekse memleket mensuplarının zihniyet dünyasına egemen olan "kendini öteki üzerinden tanımlama" alışkanlığı, pek de yanılmadığımızı ortaya koydu. Bundan haz duymak zannedildiği kadar kolay değil. Çünkü Türkiye, alınabilecek herhangi bir hazzın hukukunu örseleyen pek çok ayrıntıyla da aynı süre içinde tanıştı.

Sözü edilen kitapta, Derviş'in Türkiye'ye gelişiyle birlikte içine girilen zaman dilimi, farklı bir okuma ve anlamlandırmaya tabi tutulmuş ve medyaya yansıyan Derviş görüntüsü bilhassa bu açıdan değerlendirilmişti. Bu yapılmaya çalışılırken de, Oğuz Atay'ın "çocuk kalmış bir toplum" tespitinden yola çıkılarak, bu tespitin "kanaat önderleri"nin aynasına nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştu. "İstikrarlı bir toplum" olmak gibi ender görülen bir haslet genetik yapımıza itinayla kodlandığından olsa gerek, aradan geçen zaman zarfında bu görüntüde kayda değer bir kırılma yaşanmadı.

Şikâyet üzerine temellendirilmiş bir kültürel yapılanma içinde pekâlâ bunun doğal olduğu söylenebilirdi. Meselelerin künhüne vakıf olmak için çaba sarf etmek yerine aynaya (medyaya) akseden görüntüler üzerinden günübirlik fikir temrinlerine soyunmak çok daha kolaydı çünkü. Üstelik hem zahmetsizdi bu, hem de dile getirilen fikirler yanlışlandığında, en azından entelektüel ahlak adına, hesap verilmesi gereken kurumlaşmış bir yapı da yoktu. Herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermemek için, "kurumlaşmış ahlaki yapı" ile kastedilenin, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ifadesiyle, "derûni ahenk" olduğunu belirtelim.

Kabul etmek gerekir ki, Kemal Derviş'in aktif politikaya yönelik "pasif" hamlelerine paralel seyir izleyen savrulma esnasında yaşananlar da hayli travmatikti. "Derviş'in siyaseti" olarak da adlandırılabilecek bu travma, hiç kuşku yok ki, Kemal Derviş'in öngördüğü bir iklimin kıyısında gezinmiyordu. Gündeme getirilen ideolojik açılımın, hassasiyeti heyecanına baskın çıkan birkaç isim dışında ciddiye alınmaması, nereden bakılırsa bakılsın travmanın asıl adresiydi. Batı'da uzun boylu tartışmalara ve teorik üretimlere kapı aralayan "sol-liberal sentez"in, Türkiye'de algılanış ve deyim yerindeyse göğüsleniş biçimi, üzerinde bir hayli düşünülmesi gereken zihinsel ataleti bir kez daha gözler önüne serdi. İdeolojileri mahkûm etmeyi bir varlık sebebi sayanlar kadar, ideolojilere sahip çıkılması gerektiğini savunanların da birbirinden çok farklı olmayan bir tutum içine girmesi hakikaten hazindi.

Hazin olan bir başka şey de, "siyasetin Derviş'i"nin siyasetle ilişkisini konumlandırma ve hemen arkasından da kurumsallaştırma biçimiydi elbette. Hayal kırıklıklarını besleyen ve Derviş'in kamuoyu nezdinde benimsenmiş görüntüsünü örseleyen bu ilişki, nihayetinde "alaturka" bir siyaset modelinin o hayli bildik ara sokaklarına sürüklemişti kendisini. Teknisyen bir akademisyenin tercihlerini meşrulaştırma tarzı, Misak-ı Milli hudutları içine girenlerin, bu coğrafyaya egemen olan atmosferin dışında kalamadığının somut bir göstergesi gibiydi.

"Turnusol kâğıdı" tespiti, bu nedenle önemliydi. Kemal Derviş, kendisiyle birlikte ve kendisine rağmen sergilediği tutumla, bunu bir kez daha ispatladı. Görüntünün aynaya yansıyan kısmı, bir bakıma, külliyetli miktarda Sait Faik çağrışımlarıyla yüklü olan bir Decameron öyküsünü hatırlatıyordu. Buna rağmen yargılamak ve yadırgamak, bu satırların yazarının aşina olup benimsediği bir üslup değildir. Bu itibarla, kitapta dile getirilen yorum ve tespitlerin, bir olgunun kayda geçirilmesi olarak okunmasında sayısız fayda mülahaza ediliyor.

Kitaba ilişkin materyallerin toplanma aşamasındaki yardımlarından ötürü sevgili İzzet Doğan ve sevgili Zeynep Hâle Akman'a teşekkürü bir borç bilirim. Ülkenin gelecek tasavvurlarıyla ilgili bir insana dair olan bu kitabı, ülkenin ve yeryüzünün gelecek tasavvur ve tahayyüllerinde beni sürekli besleyen oğullarım Yağmur Gökhan ve İlteriş Özhan'la, kızım İren Özlem'e armağan ediyorum. Dilerim, nesillerinin diğer mensuplarıyla birlikte, tasavvur ve tahayyüllerine uygun bir ülkenin ve yeryüzünün harcına katkıda bulunarak huzura erdirirler ötelerden bile üzerlerine eğilme çabası içinde olan ruhumuzu...

Devamını görmek için bkz.

Kemal Derviş’le Söyleşi, "Cem Şevkimi Kırdı", Ağustos 2002, s. 192-198

Derviş, yakasına CHP rozetini taktıktan sonra CNN Türk'te Taha Akyol'un yönettiği "Eğrisiyle Doğrusuyla" programına katılmıştı. Ertesi gün ise Milliyet gazetesinde alacaktı soluğu. Milliyet de göbekten iki tam sayfa açarak, zaman zaman gücendirdiği Derviş'in gönlünü almaya çalışacaktı. Fikret Bila ile Derya Sazak imzalı söyleşi, Derviş'in kimi konulardaki görüşlerini derli toplu ortaya koyması bakımından önemliydi. Doğal olarak ilk soru ABD'ye gitmeden önce gerçekleşen Derviş-Baykal görüşmesi ve ABD'de olup bitenlerle ilgiliydi:

• ABD'ye gitmeden önce sayın Baykal ile görüştünüz ve sizin çevrenizden Yeni Türkiye Partisi'ne katılmayacağınız şeklinde sinyaller alınmaya başlandı. Dönüşte de solda geniş birliktelik aramaya başladınız. ABD'de ne değişti?

Bir ufak ameliyat geçirdim, düşünme fırsatı buldum. Dinlenme sırasında insan daha rahat düşünebiliyor. Şunu gördüm: Merkez solda üç parti aralarında işbirliği olmadan seçime girecek, YTP, DSP ve CHP. DSP'de beklenen çözülme olmadı. Ecevit'e sevgim saygım devam ediyor, öte yanda CHP'nin köklü teşkilatı var. Hepsi ya da ikisi baraja takılabilirler. Endişeye kapıldım. İttifak düşüncesi öyle doğdu. Bir ara Fransız modelini düşündük. Bir 'çatı parti' altında, sosyal demokrat Türkiye platformu gibi herkesin aday göstermesi gibi bir formül üzerinde durduk. DSP ve Cem buna katılmadı, Baykal ise sıcak baktı.

Benim hayalimde şu vardı: Bir hafta sonu Kızılcahamam'a taşınalım, her şeyi konuşalım. Çözüme gidelim. MHP'nin 3 Kasım'da seçim istemesi de takvimi sıkıştırdı. Ben CHP'yi dışlayan bir Yeni Türkiye'ye karşı çıktım. Çünkü muhalefette bir rüzgâr almıştı. Baykal bir çağrı yaptı, maalesef İsmail bey 'Umurumda değil,' dedi ve o çok şevkimi kırdı. Açıkçası ben Cem'e ve Özkan'a onlarla hareket edeceğimi söylemiştim, ama o haletiruhiye içinde 'Madem ki bu iş olmuyor, Deniz'i de çok seviyorum, otuz yıllık arkadaşım, o halde hiç siyasete girmeyeyim,' diye düşündüm. Karar verdim, o şekilde yatağa girdim çarşamba akşamı. Hâlâ anlayabilmiş değilim. İsmail Cem ile Deniz Baykal niye anlaşamıyor, şu gün bile bilmiyorum. Birlikte kitap yazmışlar. Derinde bir ayrılıkları olamaz diye düşünüyorum. Ancak 'Ben siyasete girmiyorum,' deyince en yakınlarımdan tepki aldım. Eşimden, yakın dostlarımdan, ABD'de çalışan avukat oğlumdan tepki geldi. Washington'a dönmeyecektim ama TOBB ile görüştüm, bir araştırma enstitüsü kurup, AB konusunda çalışabilirdim. Sonunda CHP'ye katılma kararı verdim.

• Derviş'li CHP'nin toplumda sinerji yaratabileceğine inanıyor musunuz?

Deniz beyin benim CHP'ye giriş törenimdeki konuşması çok güzeldi. Sosyal-liberal sentezi anlattı. Baykal ile aramda hiçbir görüş farkı yok. Onu eskiden beri biliyorum. Deniz benimsemiş: Pazar ekonomisi, insan, sosyal duyarlılık ama sıkı, sorumlu bir maliye politikası içinde insana yönelik politikalar. Enflasyonun ezdiği en sonunda dar gelirli vatandaşlardır. Bunu denetleyen, düzenleyen, etkin, güçlü bir devlet ama piyasaya karışmayan bir anlayış. Rant kavgası değil, piyasadaki yarışma. Politik bağlantıları kurup bir avantaj elde etme değil. Orada Deniz bey çok rahat. Geçmişte de açığı yok.

• Temiz siyaset...

Evet. Orada çok rahatım. Sanıyorum o konuda vatandaşın Halk Partisi'ne bakışı da olumlu. Güveniyor. Temiz toplumu savunuyor. Yolsuzluklarla ilgisi yok. Son dönemde rant kavgası içinde yer almamış. Deniz bey son on sekiz ayda hükümete karşı da çok sorumlu bir politika izlemiştir. CHP muhalefetteydi. Sorumsuzca Türkiye'yi ayağa kaldırabilirdi. Bunu yapmadı. Maalesef ülke 1990'larda bu hale getirildikten sonra 2001 krizi ertesinde gelecekle ilgili sorumlu davranmıştır. Sayın Baykal, hükümetteki bazı arkadaşlardan daha fazla programı desteklemiştir.

• CHP ekonomi masasının size ve IMF'ye dönük eleştirileri vardı.

O kadar olur tabii. Elbette ki sosyal duyarlılık çok ön planda gidiyor CHP'de. Normaldir. Bir de hükümet içinde olmadığınız zaman sınırları hükümetteki kadar tanıyamıyorsunuz. Ben de o masada olsaydım aynı lafları ederdim. Mutfağın içinde olup neyin yapılıp neyin yapılamayacağını gördüğünüz zaman durum değişiyor.

• Siz de herhalde programın sosyal boyutunu öne çıkaracaksınız? Seçim popülizmi yapmayacak olsanız da Derviş'li CHP topluma yeni ne vaat edecek?

Benim dünya görüşüm o kadar belli ki, Türkiye'ye geldiğim günden itibaren sosyal demokrat olduğumu gizlemedim, sendikalar bana hiçbir zaman ABD'den empoze edilen programı uygulayan adam muamelesi yapmadılar. İlk önce Türk-İş ve DİSK'e gittim. Ortada temel bir olay var, faizler bu kadar yüksek oldukça bu işin çözümü yok.

• Sizce 3 Kasım sonrası Türkiye'yi çok zor bir dönem mi bekliyor?

Bu seçimin sonucuna bağlı. Altyapı iyi, Türkiye iki yıl önceki gibi değil. Merkez Bankamız bağımsız ve güçlü. Bankacılık sistemi büyük ölçüde temizlendi. BDDK işliyor. Kamu bankalarında yeni profesyonel yönetim var. Yıllardır ilk defa Ziraat Bankası kâr ediyor. Halk Bankası denkte, kaynak yaratabiliyor. Tarımda irrasyonel, otuz yıl Türk tarımını verimlilik anlamında geri bırakan sistem yenilendi. Daha iyi işleyebilecek, doğrudan gelir desteği üretimle doğru ve sağlıklı ilişkilendirilirse o zaman çağdaş bir tarım destek politikası çıkacak ortaya. Dar gelirli üretici, çiftçi desteklenecek. Üretilip de satılamayan stoklara sadece bir bölgede siyasi baskı var diye destek verilmeyecek. Niye ödüyoruz bunu? Olmaz. Gerçekten Türkiye'nin satabileceği ürüne destek veren rasyonel bir sistem geldi. Bunlar geleceğe dönük güzel adımlar. Siyasal güvensizlik yüzünden faizler enflasyonun 30 puan üstündeyse çözüm yok!

• İç borçlar 130 katrilyonu buldu.

Türkiye'nin önünü açacak konu ekonomik açıdan budur. Güvendir. Böyle bir hükümet geldi mi, bunu başaracak.

• Tek başına iktidar mı arıyorsunuz?

Evet. Hem güçlü bir ekonomik program, bunu sosyal duyarlılıkla, halkla birlikte uygulayacak iktidar. Halka karşı değil. Benim siyasete girişimin nedeni sadece bu. Önce insan. Ekonominin geleceği. Onun dışında hiçbir güç beni siyasete sokamazdı.

• Peki bir kazaya uğrarsanız, CHP denirken AKP gelirse ne olacak?

AKP o zaman Türkiye'yi yönetmeyi deneyecek. Seçimden o çıkarsa çıkar. Ama AKP'nin çözebileceğine inanmıyorum.

• AKP-CHP koalisyonu olur mu?

Ben bir daha olmayacak, yürümeyecek koalisyonlara girmemeye kesin kararlıyım. Ben AKP'nin kadrolarını bilmiyorum, ayrıca CHP içinde yetkili de değilim. Ona seçimden sonra yetkili organlar karar verir. Ben ya gerçekten sorumlu olurum ekonomiden, uyumlu bir takımla çalışırım, o zaman bu programı insanlarımızın refahı için yürütebiliriz. Ya da başkası yapar! Bir daha uyumsuz Bakanlar Kurulu içinde çalışmam.

• Seçimin ertelenmesi olasılığından söz ediliyor?

Bence çok maliyetli olur. Seçim 3 Kasım'da mutlaka yapılmalıdır. Seçimden vazgeçmek ekonomiye pahalıya patlar. Belirsizlik artar. Tamam iki buçuk ayımız var şurada seçime ama sonuçta yeni bir tablo çıkacak. Vatandaş bu durumu tartacak ve sanıyorum bir toparlanma olacak.

• Kadronuzu CHP'ye götürecek misiniz?

Kesinlikle ayrı bir kadro önerisinde bulunmuyorum. CHP'de bütün olarak çalışmamız lazım. Derviş'in adamları, CHP'nin adamları diye bir ayrım olamaz. Zaten CHP kökenli çok dostumuz var. Baykal'ın törende söylediği gibi CHP'nin gençlere, kadınlara açılması gerekiyor. Çağdaş bir sosyal demokrat parti seçimlere çok sayıda kadın adayla girmeli. Siyasetin insan kaynağını genişletmeliyiz. Gençleştirmeliyiz. Benim gibi siyasete hiç girmemiş insanları hiç değilse bir dönem kazanmalıyız. Bu bir takım işi. Ben tek başıma bir şey yapamam.

• TÜSİAD başta, iç ve dış ekonomik çevreler sizin CHP'ye girmenizi nasıl karşıladı?

CHP'li olanlar o çevrelerde az ama şimdi Avrupa sosyal demokrat partilerinde yaşanan olayı yaşayacağız. Ortanın solunda sosyal duyarlılığı ön planda tutan, emek kitlesiyle çok yakın ilişki içinde olan bir partiyle, CHP ile çağdaş sanayici genç işadamı buluşması. Sosyal demokrat partiyi, liberal merkeze açmak ve ekonomiye yön verenlere böyle bir partinin ekonomiyi iyi yöneteceğini topluma anlatmak. Bunu yapacağız.

• Sol da ekonomiyi yönetebilir...

Aynen. Ekonomi ve sosyal adalet. Üretim olacak, kaynak yaratılacak ki adil dağıtabilsin.

• Solda birlik ararken Yeni Türkiye'den koptunuz ve bugün CHP rozeti taktınız. Neden CHP?

DSP'deki kopma olayını Sisam Adası'nda öğrendim. Ne bilgim vardı, ne de katkım oldu. Sayın Ecevit'e de bunu anlattım, yanlış yansıtıldı medyada. Ancak şöyle bir arayışım oldu: Başbakan'ın sağlık durumundan kaynaklanan, ANAP-MHP arasındaki çekişmelerden, hatta hükümet içinde ekonomideki uyumsuzluklardan kaynaklanan ciddi kaygı oluştu mayıs, haziran aylarında. Mektup da yazdım Başbakan'a ve başbakan yardımcılarına... "Eşgüdümü kuvvetlendirmemiz gerekir. Makro dengeleri oturttuk, dış kaynak geldi, enflasyon inmeye başladı ama etkin devlet, etkin ekonomik yönetim tarzını geliştiremiyoruz," dedim. Başbakan'ın sağlık sorunları da eklenince işler iyice karıştı. O sırada faizler yüzde 50'den yüzde 75'e çıktı. 25 puan... Deniz bey de bunu çok iyi anlattı, faiz artışında her puan 1.3 katrilyon liradır. 25 puanlık faiz artışı karşısında "Ne yapalım böyle oldu, iki sene bekleyeceğiz seçimleri," demek zordu. 2004 seçimleri ekonomik açıdan doğru olmazdı.

• Siyasi belirsizlik nedeniyle seçimi ilk isteyen de siz olmuştunuz?

Kimse bu hükümetin aynen böyle devam edeceğine inanmıyordu. İç ve dış piyasalar kabul etmiyordu. Ekonomik ve siyasal açıdan bu belirsizliği azaltmak için "Ne yapabiliriz?" arayışı içindeydim. Çeşitli seçenekler vardı: DSP içinde bir yenilenme... Başbakan'ın belki genel başkan olarak kalması ama başbakanlığı İsmail Cem gibi birisine devretmesi gibi şeyler konuşuluyordu...

• Bunu Ecevit'e de söylediniz mi?

Evet, gayet açık. Çekilin demedim. Ama bu kaygımı anlattım. "Sizin sağlığınıza hepimiz üzülüyoruz, bu durum piyasalarda ciddi kaygı uyandırıyor. Bu böyle sürmez. Bir çare düşünür müsünüz?" diye sordum. "Lütfen bu şekilde ısrar ederseniz seçime kadar iki yıl daha götürürüm diye inandırıcı bulunmuyor," dedim. Baş başayken söyledim. Ecevit'e borcum doğruyu söylemek. Zaten büyük liderlerin etraflarındakiler onlara hep duymak istediklerini söyler, hepimizi tehlikeye atan bu...

• Ecevit size ne dedi?

"İnşallah sağlığımız düzelecek, bir şeyler düşüneceğiz," falan dedi, ama somut bir şey söylemedi.

• DSP'den istifalar da o aşamada başladı.

Benim söylediklerim başka, istifalar başka... O süreçte ben İsmail bey ve Hüsamettin bey ile yakın çalışma içindeydim. O zaman seçim kararı yoktu. Bu oluşumu belki bu çözümün bir parçası olarak gördüm. Bir hareket şeklinde...

• Meclis içinde yeni bir hükümet mi şekilleniyordu?

Olabilir, diye düşündüm. Biraz da açıkçası hareketsizlikten rahatsızdım. ANAP ile MHP arasında AB konusunda ipler gerilmiş. Süregelen uyumsuzluğun ötesinde sorunlar çıkmış. Başbakan rahatsız, haftalardır hastanede. Bin bir zorlukla yüzde 50'ye indirdiğimiz faizler yüzde 75'e fırlamış. Dış basında olumsuz makaleler çıkıyor. Onca fedakârlık boşa mı gidecek? Onun için 'bir hareket olsun' hissi çok hâkimdi bana. Bu his içinde bana 'oldubitti'yle geldiler. Bu iş oldu tamam, Hüsamettin bey "Katılır mısın?" deyince "Katılırım," dedim. Siyasal çözüm arayışına aktif katkıda bulunma düşüncesiydi benim istediğim.

• Cumhurbaşkanı Sezer'in devreye girmesi 'troyka'dan kopmanızda etken oldu mu? O gün istifanız geri aldırılmasaydı Cem ve Özkan'la birlikte yola çıkacaktınız. Sayın Sezer o kritik eşikte, bir yerde frenledi, size ne dedi?

Sayın Cumhurbaşkanımız Sezer, bana şunu söyledi: 'Karar sizin sayın Kemal Derviş ama bir düşünseniz, ekonomik açıdan göreve devam etseniz çok daha iyi olur, ama siz bilirsiniz. Ben size illa böyle yapın diyemem... Lütfen yanlış anlaşılmasın.' Karar yine benimdi. Cumhurbaşkanı'nın zoruyla bir şey olmadı. Başbakan da sonra aradı.

• Devletin zirvesi sizin hükümette kalmanızı istedi.

Gayet tabii, Cumhurbaşkanımızın isteği önemliydi o arada, IMF kredisinin son dilimini alamamıştık. Onu da hesaba kattım.

• Askerlerin size herhangi bir telkini oldu mu, kalmanız yönünde...

Hayır. Benimle hiçbir resmi temas olmadı, bazı asker dostlarım var o ayrı bir mesele ama hayır.

• Oy isterken vatandaşa ne diyeceksiniz?

Mesajımız şu olacak: Türkiye'nin müthiş bir potansiyeli var. Fakat aşırı siyasal parçalanma, sürekli değişen hükümetler, rant kavgasına dönüşmüş sağlıksız ekonomi yüzünden bu potansiyelini kullanamıyor. İnsanlarımız yoksullaşıyor. Akdeniz'de İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ın gerisine düştük. Buna artık son verelim. İkinci sınıf bir ülke olmamak için ikinci sınıf yönetime da tahammül edemeyiz. Birinci sınıf yönetim ve ülke. O zaman bu potansiyeli harekete geçireceğiz. Bugünkü fedakârlıklar işe yaramış olacak. Lütfen bize şans tanıyın, yetki verin. Halktan bir dönem iktidar istiyoruz. CHP'yi tek başına yönetime getirin diyeceğiz."

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.