Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-377-9
13x19.5 cm, 135 s.
BASKISI YOK
BASILACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Küreselleşmeyi Anlama Kılavuzu
Çeviri: Betül Dilan Genç
Yayına Hazırlayan: Renan Akman
Yayın Yönetmeni: Roni Margulies
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Cilt Sistem Mücellithanesi
Dizgi Metis Yayıncılık
Baskı Hazırlık Metis Yayıncılık
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2002
3. Basım: Eylül 2007

Küreselleşme ne anlama geliyor? IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü ne zaman, nasıl kuruldu? Üçüncü Dünya borç batağından neden çıkamıyor? Büyük şirketler dünyayı nasıl yönetiyor? Spekülatif sermaye nasıl para kazanıyor? Küreselleşme ile yoksulluk ve doğal çevrenin nasıl bir ilgisi var? Küresel ekonomiyi yeniden tasarlamak mümkün mü?

Küresel kapitalizme karşı sol ya da sağ "milliyetçilik" ile mücadele edilemez. Küresel bir mücadelenin dünya çapında bir iletişime, bilgi ve dayanışma ortamına ihtiyacı var. Bu dizide, küresel antikapitalist harekete kaynaklık eden, hareketten haberler veren, attığı adımları ve önündeki engelleri anlatan, yol göstermeye çalışan, hareketin içindeki hararetli tartışmaları aktaran kitaplar bulacaksınız.

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Roni Margulies
1 Küreselleşmenin Dünü ve Bugünü
2 Bretton Woods Üçlüsü
3 Borç ve Yapısal Uyum
4 Şirketlerin Yüzyılı
5 Küresel Kumarhane
6 Yoksulluk, Çevre ve Piyasa
7 Küresel Ekonomiyi Yeniden Tasarlamak
Notlar
Yararlı Adresler
OKUMA PARÇASI

Roni Margulies, Sunuş, "Bir Hayalet Kol Geziyor", s. 7-10

Amerika'nın Seattle şehrinde 30 Kasım 1999 günü on binlerce genç ve 40 bin sendikalı işçi, öğrenciler, çevreciler ve daha pek çokları; polise, zırhlı araçlara ve göz yaşartıcı bombalara rağmen Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) toplantısını bastı. Amerika'nın göbeğinde, Microsoft ve Boeing gibi dev çokuluslu şirketlerin merkezi olan Seattle şehrinde, sermayenin en önemli uluslararası kuruluşlarından DTÖ, Bill Clinton'ın başkanlık edeceği açılış merasimini iptal etmek zorunda kaldı. Toplantının kendisi ise ancak sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi ve sıkıyönetimi andıran koşulların yaratılmasıyla gerçekleştirilebildi.

Gösteriye katılan 1.200 Seattle dok işçisi iş bırakıp geldiği için, şehrin limanı o gün kapalıydı. Gösteride Amerika'nın Batı kıyısındaki limanların her birinden birkaç yüz işçi ile birlikte sendika flamalarıyla nakliyat, demir çelik, sağlık, belediye ve Boeing işçileri vardı. Dünyanın 25 ülkesinden 55 sendika da delegasyonlar göndermişti.

Boeing uçak fabrikasında çalışan bir işçi "Buraya çokuluslu şirketlere karşı halkın sesini duyurmaya geldik. Ben 80.000 işçinin çalıştığı Boeing fabrikasında çalışıyorum. Bize fabrikada hayvan muamelesi yapanlar dünyayı da yönetiyorlar; nasıl güvenebilirim ki onlara? Eğer temiz bir çevre ve dünyanın tüm insanları için iyi bir gelecek istiyorsak, hayatlarımızı bunların elinden geri almamız gerek. Bugün iyi bir başlangıç oldu," diyordu.

Gerçekten de öyle oldu. Seattle'dan bu yana geçen iki yılı aşkın süre içinde DTÖ, Dünya Bankası (DB), IMF, Avrupa Birliği gibi dünya kapitalizminin önde gelen kurumlarının tüm toplantıları kitlesel gösterilere sahne oldu: Washington, Melbourne, Seul, Millau, Quebec, Prag, Nice, Göteborg, Cenova, Brüksel. Öyle ki, Seattle'da tamamlanamayan toplantının devamını DTÖ 2001 yılında Katar'da yapmak zorunda kaldı. Cenova'da toplantısı basılan G-8 bir sonrakini Kanada'nın ücra bir köşesinde, en yakın yerleşim merkezine kilometrelerce mesafedeki bir ulusal parkta yapacağını ilan etti.

Gösterilerin bileşimi her yerde aynıydı: Sendikalar, çevreciler, gençler, sosyalistler, anarşistler. Her yerde sendika flamalarına kapitalizmi lanetleyen pankartlar karışıyor, her gösteride "Kapitalizm dünyayı imha ediyor!", "Kapitalizme hayır!", "Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldürelim!" sloganları haykırılıyordu. Böylesine doğrudan bir şekilde kapitalizmi hedef alan; çevre kirliliği, çocuk emeği, Üçüncü Dünya'nın Batı'ya borcu, özelleştirme ve sendika hakları gibi bir dizi konunun hepsini birden ele alan ve hepsini doğrudan kapitalizme bağlayan gösteriler, Amerika bir yana dursun, dünyanın hiçbir yerinde çok uzun zamandır görülmemişti. Dahası, bir yanda örgütlü işçi sınıfı ile diğer yanda kapitalizmin dünya ve insanlık üzerindeki etkilerine karşı çıkan çeşitli hareketlerin birlikteliği de çok uzun zamandır ilk kez gerçekleşiyordu. Seattle'da, nakliyat işçilerinin sendikası Teamsters üyeleri sendika flamalarının arkasında meydana girdiklerinde, meydanda bulunan yeşil kaplumbağa kıyafetli çevreci gençler "Turtles love Teamsters!" diye bağırıyor ve karşılığını alıyorlardı: "Teamsters love turtles!"

Seattle, tüm dünyada bir süredir değişmekte olan siyasi havanın simgesi oldu.

1980'ler boyunca, Amerika, Avrupa ve Türkiye'de Thatcherizm, Reaganizm, Özalcılık rüzgârları işçi sınıfını, geniş halk kitlelerini kasıp kavurdu. En kötüsünün Türkiye'de yaşandığını düşünenler, Batı'da ne büyük yenilgiler yaşandığını, ne büyük kazanımların kaybedildiğini bilmedikleri için böyle düşünebilir ancak. Bunun üzerine, bir de 1989'da Doğu Avrupa'da Stalinizm'in çöküşü geldi. Bu çöküş, sadece egemen sınıfların sözcülerince değil, çok daha yaygın olarak, "sosyalizmin ölümü", "piyasa kapitalizminin nihai zaferi", "tarihin sonu" olarak yorumlandı. Bu dönem boyunca, sınıf mücadelesinin düzeyi oldukça geriydi; grev ve direniş istatistikleri alabildiğine düşük bir düzeyde seyrediyordu. Egemen sınıfların çıkarları sosyal devletin imha edilmesini, piyasa ekonomisinin tüm çıplaklığı ve vahşetiyle oturtulmasını, özelleştirmeyi, işçi örgütlerinin zayıflatılmasını gerektiriyordu. Çokuluslu şirketlerin önündeki tüm yasal ve diğer engellerin kaldırılmasını, uluslararası sermaye için yeni kâr alanlarının açılmasını gerekli kılıyordu. DTÖ, IMF ve DB bu siyasetleri dünya çapında uygulayan, dayatan kurumlar olarak ön plana çıktılar. İnsan toplumlarını örgütlemenin piyasa kapitalizminden başka hiçbir yöntemi olmadığı ve olamayacağı anlayışı yaygın kabul görüyordu artık.

Ancak, tam da egemen sınıfların zafer çığlıklarının en yüksek sesle atıldığı dönemde, Yeni Dünya Düzeni ilan edilirken, hava değişmeye başladı. Bu zaferin, piyasanın, yeni düzenin ne anlama geldiği 1990'lar boyunca giderek büyüyen kitleler tarafından sorgulanmaya başlandı. Piyasa kapitalizminin Doğu Avrupa ülkeleriyle Rusya'yı ne hale getirdiğini bütün dünya izledi. Derken, kapitalizmin baş tacı olan Asya Kaplanları çöktü. Afrika'da milyonlar açlığa terk edildi. Yeni Dünya Düzeni'nin barış ve refah günleri Irak'ın bombalanmasıyla başladı, arkasından tekrar Irak, sonra Yugoslavya, daha sonra Çeçenistan ve nihayet Afganistan yerle bir edildi, kanlı askeri müdahaleler birbirini izledi. Çevre felaketleri, doğal afetler ve bu afetler karşısında hükümetlerin ilgisizliği art arda geldi.

1990'lar boyunca hem Batı'da hem de "yapısal uyum programları"nın acımasızca uygulandığı üçüncü dünya ülkelerinde işçi sınıfları ve daha geniş kitleler 1980'lerde yaşadıkları yenilgi ve kayıplardan sonra, tüm vaatlerin, tüm ideolojik iddiaların boş çıktığını gözlemlediler. Yeni Dünya Düzeni ile piyasa ekonomisinin ipliği pazara çıktı. Bir yandan bunun yarattığı hayal kırıklığı ve öfke, öte yandan artık herkesin "küreselleşme" diye tanıdığı ekonomik siyasetler bütününün yarattığı yoksulluk, işsizlik, açlık ve kin, kimsenin beklemediği bir anda ve yerde ifadesini buldu: Seattle!

Seattle'ın önemi, yeni bir dönemi, yeni bir hareketin ortaya çıkışını müjdeliyor olmasıydı. İşçilerle öğrencilerin birlikte mücadelesi, çevre ile ilgili taleplerle grevlerin birlikteliği, fakir ülkelerin sorunlarını Boeing işçilerine hissettiren enternasyonalizm. Seattle' da 1968'i yaşamıyorduk henüz kuşkusuz. Ama havada 1967'yi andıran bir şeyler vardı.

Bu yeni hareketin belli bir örgütlenme modeli, bir merkez komitesi olmadığı gibi, nereye ulaşacağı, nasıl ulaşacağı konusunda hareketin içinde görüş birliği de yok. Tüm canlı, dinamik, gelişen hareketlerde olduğu gibi, antikapitalist hareketin içinde de çok çeşitli düşünceler, görüşler, öneriler var. Olağanüstü hareketli, sıcak, üretken tartışmalar var. Hareketin pek çok unsuru fakir ülkelerin Batı bankalarına olan borcunun silinmesini istiyor. Bazıları borcun bir kısmının silinmesini istiyor. Tobin Vergisi'ni savunanlar uluslararası finans işlemlerinden kesilecek bir verginin fakir ülkelerin sorunlarını çözebileceğini düşünüyor. Bazıları IMF ile Dünya Bankası'nın tüzüklerine "olumlu" maddeler eklenmesi gerektiğini savunurken, bazıları bu kurumların tümüyle ortadan kaldırılması için mücadele ediyor. Hareketin motor gücü olarak örgütlü işçi sınıfını görenler olduğu gibi, her tür örgütten uzak durulması gerektiğini savunanlar da var. Kapitalizmin daha "insancıl", daha "yumuşak" olabileceğine inananlar var; tüm kurumlarıyla birlikte yıkılması gerektiğini savunanlar, Marksistler, komünistler var.

Hareket, IMF ve DB zirve toplantılarının önünde yüz binlerce kişiyi bir araya getiren gösterilerden ibaret değil elbet. Bunlar buz dağının görünen ucu sadece. Bolivya'da suyun özelleştirilmesine karşı zaferle sonuçlanan mücadeleyi veren kalabalıklar da hareketi biliyorlar, ondan etkileniyorlar, moral buluyorlar ve hareketin bir parçasını oluşturuyorlar, "IMF için değil, halk için bütçe" sloganıyla genel greve çıkan KESK üyeleri de. İngiltere'de özelleştirilmiş demiryollarının yeniden devletleştirilmesi için mücadele eden RMT ve ASLEF sendikalarının üyeleri; Arjantin'de yapısal uyum programı uygulayan hükümeti iki günlük bir ayaklanmayla deviriveren kalabalıklar; rayların üzerine yatarak nükleer atık taşıyan trenleri durduran Alman gençleri; AIDS ilaçlarının patentini alarak ucuz üretilmelerini engelleyen çokuluslu ilaç devlerini Güney Afrika'da mahkemelerde süründürüp yenilgiye uğratan kampanyanın üyeleri –bunlar ve daha binlerce, on binlerce kampanya, sendika, grup, sivil toplum kuruluşu ve birey– bilinçli olarak hep aynı hareketin parçası olduklarını hissediyor. Bu, küreselleşmenin bizim çıkarımıza işleyen yanı: Küreselleşen sadece sermaye değil; küresel medya ve iletişim olanakları sayesinde, artık direniş de küresel.

Tüm karmaşıklığı ve dinamizmiyle Seattle'da doğan hareket küresel bir direniş dalgasına dönüştü; Yugoslavya'dan Filistin'e, Arjantin'den Türkiye'ye tüm ezilenler yürekleniyor, hareketleniyor, direnmeye başlıyor. Ta 1848'de Karl Marx'ın dediği gibi, bugün de dünyada "bir hayalet kol geziyor"...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.