Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-336-6
13x19.5 cm, 376 s.
Liste fiyatı: 32,00 TL
İndirimli fiyatı: 25,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Yahya Koçoğlu diğer kitapları
Hatırlıyorum, 2003
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Azınlık Gençleri Anlatıyor
Yayına Hazırlayan: Haldun Bayrı
Yayın Yönetmeni: Ruşen Çakır
Kapak Fotoğrafı: Manuel Çıtak
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2001
2. Basım: Mayıs 2004

"Farklı" olduğunuzu nasıl ve ne zaman anladınız?

Adınızı söylediğinizde "Anlamadım" yanıtını duyuyor musunuz?

Gazete ve televizyonlarda cemaatiniz aleyhine yayınlarla karşılaştınız mı?

Cemaatiniz dışından biriyle evlenmeniz aileniz tarafından nasıl karşılanır?

Yurtdışına yerleşmeyi düşündünüz mü?

İş hayatında zorluklarla karşılaşıyor musunuz?

"Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü nasıl karşılıyorsunuz?

Deneyimli gazeteci Yahya Koçoğlu, Azınlık Gençleri Anlatıyor’da bu ve benzeri soruları Musevi, Ermeni, Rum ve Süryani gençlere sordu. 22-38 yaş arasında, 17’si kadın 29’u erkek 46 genç, doğuştan "öteki" olmanın beraberinde gelen zorlukları birinci ağızdan dile getirdi.

"Mozaik mi, mermer mi?" tartışmalarından, "ya sev ya terk et" kampanyasının etkilerine kadar uzanan bu araştırma, gayrimüslim yurttaşların nasıl bir ruh hali ve gelecek tasarımı içinde yaşadıklarını görmemize imkân tanıyor.

Bu kitabı okuyan azınlıklar belki kendilerinden çok şey bulacaklar, ama asıl hedefimiz, çoğunluğun bu tanıklıklardan hareketle, kendi didişmesi içinde pek dert etmediği "öteki"ye saygılı bir bakışı geliştirmesine katkıda bulunmak.

İÇİNDEKİLER
Sunuş
Osmanlı Döneminde Gayrimüslimler
Cumhuriyet Döneminde Türkleştirme ve Azınlık Karşıtı Politikalar
6-7 Eylül Olayları
Yahudi Tarihi
Söyleşiler
Ermeni Tarihi
Söyleşiler
Rum Tarihi
Söyleşiler
Süryani Tarihi
Söyleşiler
Mozaikten Mermere
OKUMA PARÇASI

"Askere Gitmeden Adımı Değiştirdim", s. 95-99

(36, Musevi, erkek, serbest ticaret, üniversite)

• Hangi etnik/dini kökendensiniz? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben Yahudiyim. Hem Musevi, hem Yahudiyim. Önce Musevi, sonra Yahudiyim. Yahudilik ilk tektanrılı dine inananlardan gelir. Yani Yahuda'ya inananlardan gelir. Bütün Yahudiler sonradan Musevi olmuşlardır. Yani Musa'nın takipçileri olmuştur. Şu an için bir farkı yok. Yahudi olup da Musa'ya inanmayan ya da Musa'yı takip etmeyen biri olduğunu sanmıyorum. Özellikle Türkiye'de hiçbir farkı yok.

• Dilini konuşabiliyor musunuz? Nerede öğrendiniz?

Biraz Ladino, yani bizlerin konuştuğu İspanyolca'yı konuşabiliyorum. Evde öğrendim. Okumam ama, uğraşmak gerekiyor. Çok derin bir bilgim yok. Biri okursa daha kolay anlarım. Okumasını öğrenmedim. Sırf konuşmayı öğrendim.

• Musevilerin Türkiye'deki nüfusunu biliyor musunuz?

Türkiye'de yaklaşık 25-26 bin kişiden bahsediliyor.

• "Farklı" olduğunuzu ne zaman ve nasıl anladınız? Ne hissettiniz? Ailenizin açıklaması nasıl oldu?

Küçük çocukken. Pek anormal gelmedi bana. Mahallede başka aileler de vardı. Belki o çevrede olunca insana normal geliyor. Bir de ben ev çocuğu değildim. Sokakta büyüdüm. Dolayısıyla öyle nazlı filan değilim. İlkokulda devlet okuluna gittim. Hem Müslüman arkadaşlarım vardı hem Yahudi arkadaşlarım vardı. Ailem dinimizin bu olduğunu filan söyledi. Farklı olduğumuzu filan söylemedi. Ama bu bahsettiğim olay 30 yıl önceydi.

• Adınız Musevi adı mı? Müslümanların çoğunlukta olduğu bir toplulukta kullandığınız Süleyman, Ahmet gibi bir takma adınız var mı?

Soyadım şu an için uyuşuyor. Ancak adımı 18 yaşından hemen sonra değiştirdim ve bir Türk adı seçtim. Bunu askerlik için yaptım. O zamanlar çok farklılıklar yaşandığını duymuştum. Çünkü seni soyadınla değil de adınla çağırırlar. O zaman öyle bir çözüm gelmişti aklıma ve adımı değiştirmiştim. Takma adım yok.

• Adınızı söylediğinizde "Anlamadım" yanıtını duyuyor musunuz? Duyuyorsanız, o anda ne hissediyorsunuz?

Adım değil de soyadımı söylediğimde anlamadım sözünü duyuyorum. Değişik bir soyadım olduğu için. Bizde de çok fazla bulunmaz. Çok fazla duyulmadığı için ve uzun olduğu için insanlardan "anlamadım" yanıtını duyuyorum. Bazı insanlar bir kerede soyadımı yazabiliyor. Bazı insanlar zorlanıyor ya da anlamıyor. İlk harfi hariç, ses uyumuna da uygun. Bir de melodik bir soyadım var. Ama farklı bir soyadı olunca insanlar hemen kapmıyor. Çok enteresan, bazı yerlerde hiç şaşırmadan yazabiliyorlar. Kodluyorum. Olmazsa alıp kendim yazıyorum. Birçok insan "İtalyan mısın, Fransız mısın?" diyebiliyor. Ama beni çok fazla etkilemiyor.

• Hangi okulda okudunuz? Neden bu okulu tercih ettiniz?

Hep devlet okullarında okudum, çünkü onları kazanmıştım.

• Ne iş yapıyorsunuz? Düşlediğiniz meslek mi?

Serbest ticaret yapıyorum. Düşlediğim bir meslekti. Ama şimdi yaptığım iş düşlediğim işlerden değil.

• Devlet memuru olmayı düşündünüz mü?

Hiçbir zaman düşünmedim.

• Neden?

Bana uygun değildi. Yani memur imajı bana pek uygun değil. Ticaretle uğraşan bir aileden gelince memurluk değişik, ters geliyor. Bu bir görüş tabii. Parasal yetersizlik ayrı bir konu ama serbest girişimcilik veya fırsat bulma gibi şeyler memuriyette biraz zor. Benim bildiğim kadarıyla bizlerin memur olamaması da var. Ama imkân olsaydı da memur olmazdım.

• Müslümanlarla ilişkiniz nasıl? Arkadaşınız var mı? Derecesi nedir?

Hiçbir anormal durum yok. Benim çocukluğum boyunca birçok Müslüman arkadaşım oldu. Gençliğimde de birçok Müslüman arkadaşım oldu. Yakın, çok çok yakın arkadaşım olmadı açıkçası. Ama samimi olduğum arkadaşlarım vardı. Çünkü çocukken hep bir Ermeni komşumla oynardık. Altlı üstlü otururduk. Beraber büyüdük. O aslında evlatlık olarak yalnız bir kadının yanında yaşıyordu. Ama 15-16 yaşına kadar beraber büyüdük. Ondan daha samimi arkadaşım olmadı. En yakın arkadaşım oydu. O çocuk sonra analığı vefat edince evden ayrıldı ve kaybettim izini. 14-15 sene önce bir kere gördüm, evlendiğini ve çocuğunun olduğunu söyledi. Yurtdışına gitmiş bile olabilir.

• Farklı etnik kökenden veya dinden kız arkadaşınız oldu mu?

Sevgilim olmadı. Öyle şey derecesinde kız arkadaşım olmadı. Müslüman kız arkadaşım olması için bir ortam olmadı. Ortam olsaydı da olacağına inanmıyorum. Muhtemelen olmazdı ve evliliği de düşünmezdim.

• Evli misiniz?

Evliyim.

• Eşinizin etnik kökeni sizinle aynı mı?

Eşim de Musevi. Neden Musevi? Bence birtakım problemler çıkıyor. Akrabalardan böyle evlilik yapmış olanlar var. Çok mutlular. Onlar arasında problem olacağını da ben zannetmiyorum. Ama çocukta problem olacağını düşünüyorum. Çocuk bir ikilem yaşayacak. Bir tarafı tercih edecek mecburen... Ve tercih etmediği tarafla bir şekilde bir uyuşmazlık olacak. Çokkültürlü karı-koca, modern. Bu tür şeyleri çok fazla önemsemiyorlar. Kuzenim, erkek olan, benden 7 ay büyük, çocuğu yok... Bir keresinde çocuğu sorduğumda, "Sonrası ne olacak?" diyerek bu sorundan bahsetti. Şu anda o nedenle mi çocuk yapmıyorlar bilemiyorum, ama din farklılığı bir sonraki nesli çok etkileyecek.

• Resmi dairelerde kimliğinizi ibraz ettiğinizde nasıl karşılanıyorsunuz?

En fazla yanlış yazma gibi bir durum söz konusu oluyor. Emniyet'te, çok fazla böyle bir şey olmadı. Bazen soruyorlar, meraktan, "Sen neredensin?" gibi.

• Herhangi bir resmi dairede salt etnik kökeniniz nedeniyle reddedildiniz mi?

Hayır.

• Musevi olduğunuz için müşteri kaybınız oldu mu?

Hayır, ben bunun iyi örneklerini de gördüm, bazı yerlerde faydası da oldu. "Biz ticareti sizden öğrendik," diyerek "Siz temiz çalışırsınız," diyerek bize yöneldiklerini gördüm. Yahudilerle çalışmayı özellikle tercih eden insanlar gördüm. Bunun yalnız bana değil, başkalarına da olduğunu gördüm.

• Türkiye dışında akrabanız var mı? Yakınlık derecesi nedir?

Dayım var.

• Ne zaman ve hangi ülkeye gitmiş?

Dayım 45 yıl önce gitmiş. 1955 veya 56'da İsrail'deki bir savaş nedeniyle gitmişler. Buradan oraya, oradaki savaşa katılmak için gitmişler. 1967'deki savaş sırasında da bir göç dalgası olmuş. İlk göç dalgası, 1948'de İsrail kurulunca gitmiş. Dayım o zaman bekârmış ve gitmiş.

• Onun yanına yerleşmeyi düşündünüz mü?

Çok fazla düşünmedim.

• Neden?

Bana, yaşam açısından artı değil de eksi getireceğini düşündüm. Yurtdışı derken İsrail'den bahsediyorum. Avrupa'yı hiç düşünmedim. Amerika'ya birkaç kere gittim. Yerleşme açısından gitmeyi derin olarak düşünmedim. Giden ve orada kalan arkadaşlarım var. Çok idealist olarak giden ve Amerika'dan geri dönen de var. Ki çok ağır şartlarda orada yaşamını sürdürmüştü ve geri döndü. Geleli 3-4 sene oldu ama şu anda burada çok parlak bir iş yaşamı var.

• Din farklılığından ötürü somut aşağılanma, tepki, dışlanma veya baskı gördünüz mü?

Askerde hiç görmedim. Askerlik zaten bir şans eseri hayatımın fırsatı, kısa dönem yaptım. Bazen, okulda filan çok küçük olaylar olmadı değil. Ama önemli değildi. Önemsemedim de... Fazla umursamadım da... Bana yapılmış çok fazla bir şey yok. Bu yok demek değildir. Başkalarına yapılmış, bunu duydum.

• Gazete ve televizyonlarda Musevilik aleyhine yayınlarla karşılaştınız mı? Karşılaştıysanız bu yayınlarla ilgili olarak ne düşündünüz? Düzeltme, itiraz etme anlamında bir girişiminiz oldu mu?

Çok değil. Bir kere televizyonda böyle bir şey oldu. "İyi ki sabun yaptılar" tarzında bir laf edildi. Sözde espri niteliğindeydi. Bir faks zinciri kurulmuş, bana da geldi. Bir numara verilmişti. Bu sözü kınıyorsak o numaraya faks geçebileceğimiz söyleniyordu. Ben ve çalıştığım şirkette birçok kişi faks gönderdik.

• Girişiminiz nasıl karşılandı?

Çıkıp özür diledi. Maalesef birtakım şeyler düşünülmeden söyleniyor.

• Örneğin gâvur lafı gibi mi?

Evet, Türkiye'nin yüzde 99.9'u gâvur lafının anlamını bilmiyor. Çünkü gâvur lafı Allah'a inanmayan demek. Bilmiyorlar. Gâvuru gayrimüslimle aynı manada kullanıyorlar. Bu bilgisizlikten oluyor.

• Hangi partiye oy verdiniz?

Merkez sağ. Geçmişte diğer partilerin mensuplarıyla ilgili, medyadan duyduğum, edindiğim bilgi ve intibalar bana uygun gelmedi. Gerçi sağ partilerde olmadı mı? Ama az oldu. Belki aile geleneği de denilebilir. Benim babam çok farklı gazeteler okur, bir dönem sol gazete, bir dönem sağ gazete okudu. Şimdi popüler gazete okuyor.

• Dindar mısınız?

Biraz, çok değil. Çok sofu değilim. Elimden geldiğince temel birtakım şeylere bakmaya çalışırım.

• "Ya sev ya terk et" diye bir slogan var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece popüler bir yaklaşım olarak geldi bana. Tutarlı değil. Sevmenin gerektiğine inanıyorum. Ama sevmiyor diye herkes terk etmek zorunda değil. O kadar aşırı uç olmamalı. Ama herkesin de sevmesi gerekir. Karşıt çalışmamalı.

• "Ne mutlu Türküm diyene" ne düşündürtüyor size?

Evvelkine bağlı. "Ya sev ya terk et" sözüne bağlı. Belki benim özüm, atalarım Türk kökenli değil, ama ben, Türkiye nüfusunun yüzde 80-90'ından fazla, Türkiye'de yaşama hakkına sahip olduğuma inanıyorum. Çünkü ben 509 sene öncesine kadar soyumun burada yaşadığını biliyorum. Bunu söyleyebilecek Türkiye'de yüzde 80 kimse yok. Yüzde 20, yüzde 10 olabilir ama "500 senedir ben kendi soyumun burada yaşadığını biliyorum," diyebilecek bence yüzde 80 yok. İnsanlar çok kolay, din farklılığından dolayı "Sen Türkiyeli değilsin," diyebiliyor. Yani Çerkes, Boşnak... Birçok yerden gelen insanlar var...

Devamını görmek için bkz.

Sunuş, s. 7-9

Bu çalışmaya, avukat Mert-Er Karagülle’nin, gayrimüslimlerin vakıflarının sorunlarına dikkatimi çekmesi üzerine 1999 yazında karar verdim. Önce, o dönemde çalıştığım Türkiye’nin tek İngilizce basılan gazetesine “Gayrimüslimlerin Sorunları” konulu bir yazı dizisi hazırladım. Ancak bu yazı dizisi, “Gayrimüslimlerin yok sayılması genel politikasına uygun olarak” yayımlanmadı. Üstelik bilgisayar sisteminin çökmesi sonucu yazı silindi ve okunması için verdiğim tek yazılı kopya da kaybedildi...

Bu tavır üzerine gayrimüslimlerin sorunlarıyla ilgili araştırmamı derinleştirdim. Kısa sürede Türkiye’de yaşayan gayrimüslimlerin sorunlarıyla ilgili araştırma yapmanın, gazetecilik sınırlarını aştığını gördüm. Bu nedenle konuyu kendi mesleğim açısından ele almanın doğru olacağına karar verdim ve çalışmayı “gayrimüslim gençlerle röportajlar” olarak sınırladım. Araya giren çeşitli nedenlerin geciktirmesi sonucu 2000 yılının Kasım ayında başlayabildiğim görüşmeler 2001 yılının Mart ayında bitti.

Kitaba, bugüne nasıl gelindiğini göstermek açısından Türkiye’deki gayrimüslimlerin son yüzyılda nüfuslarının azalmasının nedenlerini içeren bilgiler de ekledim.

Görüştüğüm kişilerin kimliklerini saklamamın nedeni, açık, çekinmeden konuşmalarını sağlamaktı. Bu tavrımın çalışmaya yararlı olduğunu düşünüyorum.

Görüştüğüm kişileri saptarken hiçbir sınırlama yapmadım, sadece gayrimüslim olmalarına ve yaşlarının belirlediğim çerçeve içinde kalmasına dikkat ettim. Bir de Yahudi gençlerinden görüştüğüm ilk 7 kişinin 6’sının kadın olması nedeniyle son 4 görüşmeyi erkeklerle yapmayı tercih ettim. 35 olan yaş sınırını, özel durumları olan kişiler için yumuşattım.

Çalışma sırasında, yönlendirici olabileceği ve çalışmayı yavaşlatacağı gerekçesiyle gayrimüslim kurumlarının yöneticilerinden veya yayın organlarından yardım almamaya çalıştım.

Görüşmeler sonunda ortaya çıkan sonuç, gayrimüslim gençlerin bütününü asla yansıtmıyor. Bu iddia zaten bilimsel de olmazdı. Hatta benimle görüşmeyi kabul edenlerin, içinde bulundukları cemaatlerin muhafazakârları dışında kalanlar olduğunu söylemek daha doğru. Bu nedenle görüştüğüm gençlerin kendi toplumlarında da “azınlıkta” olduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır.

Lise arkadaşlarımdan biri şu anda Amerika’da. Yaşamlarının ilk 60 yılını Diyarbakır’da geçiren annesi ve babası da... Bu aile, yüzyıllardır yerleşik olduğu Diyarbakır’ı, Ermeni olarak yaşamakta zorlandığı için terk etti. Bu kitapta lise arkadaşım Mağak ve ailesi var.

Bir başka lise arkadaşım, askere gitmeden önce kendi geleneğine uygun olan adını Türkçe bir adla değiştirdi. Gerekçesi, “askerde zorluk çekmemek”ti. Bu kitapta o arkadaşım var.

Bugün dünyanın 10 milyonu geçen bütün kentlerinde, en az 5 bin Rum-Yunanlı yaşamaktadır. Ancak adı Constantinopolis’ten, Konstantiniye’den gelen İstanbul’da şu anda 1500-2000 Rum yaşıyor. Yani Konstantin kentinde Konstantin yaşamıyor artık. Bu kitapta Konstantinler var.

Bu kitapta benimle aynı gün doğan Aras var.

Bu kitapta İşo var, Agop var, Yorgo var, Simon var...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Mustafa Arslantunalı, "Azınlık Gençleri Anlatıyor", Virgül Dergisi, Sayı 45, Kasım 2001

Ermeni, Yahudi, Süryani ve Rum kırk altı genç Türkiye'de azınlık olmanın nasıl bir şey olduğunu, bunun zorluklarını anlatıyor. Aileleri geçmişte acılı günler yaşamış, kendi dillerini konuşmamaya zorlanmış. İbadethaneleri yıkılmış. Ağır vergiler ödemek zorunda bırakılmışlar. Kimi sürgüne gönderilmiş, kimi dayanamayıp kaçmış. Bu çeşit zorluklar yaşamış anne babaların çocuklarının bugün ne gibi rahatsızlıklar hissettiğini ortaya koyuyor kitap. Sırf kent nüfuslarının karşılaştırılması bile anlamlı veriler sunuyor: "Bugün dünyanın 10 milyonu geçen bütün kentlerinde en az 5 bin Rum Yunanlı yaşamaktadır. Ancak adı Constantinopolis'ten, Konstantiniye'den gelen İstanbul'da şu anda 1500-2000 Rum yaşıyor."

Yahya Koçoğlu'nun söyleşilerden oluşan kitabında, değişik meslek ve eğitim gruplarına mensup 22-38 yaş arası azınlık gençlerinin dertlerine kulak veriyoruz. Kitaba, etnik kökene göre sıralanmış bu söyleşilerden önce, kısa bir tarihçe de eklenmiş. Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlıda azınlık politikaları, 20 kur'a askerlik, memuriyet yasağı, Varlık Vergisi gibi uygulamalar ve 6-7 Eylül olayları da anlatılıyor.

Bu gençler sistemli baskıların uygulandığı dönemden sonra doğmuşlar. Dolayısıyla kitapta geçmişin tortularından ve ilişkilerdeki bire bir tacizlerden duyulan rahatsızlık ön plana çıkıyor.

Devamını görmek için bkz.

İnci Hüküm, “Azınlıkların fotoğrafı...”, Cumhuriyet Dergi, 16 Aralık 2001

Türkiye'de yaklaşık 110 bin gayrimüslim yaşıyor. Gazeteci Yahya Koçoğlu, 15 Ermeni, 11 Yahudi, 10 Rum ve 10 Süryani genciyle yaptığı görüşmeleri Azınlık Gençleri Anlatıyor adıyla kitaplaştırdı. 22 ile 35 yaşları arasında 46 kişinin günlük yaşantıları, adlarının etnik ya da dini kökenleriyle uyuşup uyuşmadığı, baskı görüp görmedikleri ve göç edip etmeyeceklerine ilişkin sorulara verdikleri yanıtlar üzerine kurulu. Kitap, Türkiye'de azınlık genç olmanın fotoğrafını kuruyor...

Ermeni, Yahudi, Rum ve Süryanilerin Anadolu nüfusunun dörtte birini oluşturdukları; 1900'lerin başından bugüne kadar azalmalarının nedenleri başlıklar halinde anlatılıyor, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar ve Süryanilerle ilgili tarihsel bilgilere yer veriliyor. Koçoğlu kitap; çalışmasına 1999 yazında başlamış:

"Bugün dünyanın 10 milyonu geçen bütün kentlerinde, bizim Rum dediğimiz Grek ulusundan en az 5-6 bin insan yaşıyor. Ancak adı Konstantinopolis'ten gelen İstanbul'daki Rum nüfus bugün bin beş yüz-iki bin. Yani, Konstantin kentinde Konstantin yaşamıyor artık. Röportajların çıkış noktası, azınlık gençlerin günlük yaşamlarının fotoğrafını çekmekti."

Görüştüğü gençlerin açık olmalarını sağlamak için adlarını saklı tutmuş; yaşını, mesleği, hangi etnik/dini kökenden geldiğini ve, eğitim durumunu kaydetmiş. "Böylece birçoğu benimle ilk kez karşılaşan, evinde, okulunda, sokakta bazı korkularla büyüyen, bu korkuları taşıyan insanların bana güvenmelerini, en azından açık konuşmalarını sağladı" diyor.

Bütün gençlere yaklaşık aynı sorular sorulmuş. Ermeni tehciri tartışmasına girmek istemeyen Koçoğlu azınlık nüfusun azalmasında önemli bir köşe taşı olan bu tarihle ilgili karşıt görüşleri aktarmakla yetinmiş:

"Amacım, gençlerin yaşadıklarını aktarmaktı. 100 yıl önce nüfusun dörtte biri azınlıktı ve bu topraklar bir mozaikti. Ancak, gayrımüslim azınlık nüfusunun 110 bine düşmesiyle bir mermer haline getirildi. Gidenler, yok olanlar Anadolu'yu Anadolu yapanlardı. Yeniden o günlere dönmenin olanağı olmadığı için, kitapta bugün burada olanların rahatlamasını hedefliyorum. Bunun için de yaşadıkları için çok iyi bildikleri, ancak çoğunluğun bilmediği olayları yine onların sözleriyle anlatıyorum. Yani kitap, sorunların çözülebilmesi için bizzat yaşayanlardan öneriler sunuyor."

Görüşmelerden sonra "Bu ülkenin 46 genciyle yaptığım görüşmede, her türlü olumsuzluğa karşın gelecek için umutlandım" diyor. Görüşmelerde gençlere, kendilerini nasıl tanımladıkları, etnik kökenleri, dillerini konuşup konuşamadıkları, "farklı" olduklarını anladıklarında ne hissettikleri gibi sorular yöneltilmiş. Adlarının dinsel ya da etnik kökenleriyle uyuşup uyuşmadığı, Türkçe takma adlarının olup olmadığı, devlet memuru olmayı düşünüp düşünmedikleri, sevgililerinin etnik kökenleri, başka dinden biriyle evlenip evlenmeyecekleri gibi ...

Sorulara verilen yanıtlarda azınlık gençlerinin toplum içinde dışlandığı sonucu ortaya çıkmış.

Üç gencin ağır baskı gördüğü yanıtını verdiği soruya 19 genç sözlü tacizle, dokuz genç de ayrımcı tavırla karşılaştığı yanıtını veriyor.

Eğitimle ilgili soruya verilen yanıtlardan Rum gençlerinin hepsinin Rum okullarında okuduğu, 15 Ermeni gencin 12'sinin ise özel Ermeni okullarında eğitim gördüğü ortaya çıkıyor.

"Hangi partiye oy verdiniz?" sorusuna dokuz gencin Özgürlük ve Dayanışma Partisi yanıtını vermesi, bu partinin 1999 seçimlerinde azınlıklara listesinde yer vererek sempatizanlar kazandığı sonucunu çıkartıyor. Ancak görüşmeyi kabul eden gençlerin, cemaatlerinin açık yüzünü oluşturduğuna dikkat çekiyor Yahya Koçoğlu. "Bu yanıttan 'gayrimüslimler ÖDP'ye oy veriyor' sonucu çıkmıyor. Çünkü benim görüştüklerimin çoğu, düşünceleri, yaşantıları bakımından kendi cemaatleri içinde de azınlıktı" diyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.