Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-474-5
13x19.5 cm, 224 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 18,50 TL
İndirimli fiyatı: 3,80 TL
İndirim oranı: %79,46
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Kevin Danaher diğer kitapları
Küresel Ekonomi ve Demokrasi, 2004
IMF ve Dünya Bankası’na Karşı 10 Neden, 2005
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hazırlayanlar: Kevin Danaher, Roger Burbach
Hadi Bunu Küreselleştirin!
Dünya Bankası ve Şirket Egemenliğine Karşı Mücadele
Özgün adı: Globalize This!
The Battle Against the World Trade Organization and Corporate Rule
Çeviri: Özlem Dalkıran
Yayına Hazırlayan: Bülent O. Doğan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2004

ABD’de 1998’de Dünya Ticaret Örgütü'ne karşı protestolara 20-30 kişi katılmıştı. Sadece bir yıl sonra, 1999'da ise Seattle'daki protestolara on binlerce insan katıldı. Bu nasıl mümkün oldu? ABD’de ve dünyada değişen neydi, daha da önemlisi, protestocular ne istiyorlardı? Küreselleştirilenlerin bu isyanını bizzat düzenleyenlerden ve katılımcılardan okumanın, onların deneyimlerini paylaşmanın, bundan sonra da aktivistlerin gündeminden düşmeyeceğe benzeyen şirket küreselleşmesine karşı mücadeleye ufuk açıcı bir katkı olduğunu düşünüyoruz.

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Roni Margulies
Teşekkür
Giriş: Halk Tarih Yazıyor

I Seattle'da Ne Oldu ve Bunun Anlamı Ne?
1 İskelet Kadın Seattle'da, Paul Hawken
2 DTÖ'yü Nasıl Kapattık, Starhawk
3 Küreselleştirilenlerin İsyanı, Luis Hernandez Navarro
4 Seattle'a Gittik: Dönüşüm Haccı, Ken Butigan
5 Seattle Yenilgisi: Gelişmekte Olan Ülkelerin İsyanı, Martin Khor
6 DTÖ'ye Tamam mı Devam mı?, Susan George
7 Seattle'daki Boş Laflar: Medya Protestoları Yanlış Aktardı, Seth Ackerman
8 Taktikler Hakkındaki Tartışma, Medea Benjamin

II Farklılıkla Baş Etmek
9 Seattle'da Beyaz Olmayan Aktivistler Neredeydi?, Elizabeth (Betita) Martinez
10 Seattle ve Ötesi: 21. Yüzyılla Bağlantıyı Kurmak, Manning Marable
11 Yerli Halklar Seattle Bildirisi
12 Filipin Sosyal Hareketleri, İşçi Grupları, Halk Örgütleri ve STK'larının
     İttifak Açıklaması

III DTÖ'ye Karşı Suçlamalar
13 DTÖ'ye Karşı Çıkmak İçin İlk On Neden
14 DTÖ'yü İyileştirme Yanlış Bir Gündem, Walden Bello
15 Yeni Bir Mitoloji Yaratılıyor: Yoksulun Koruyucusu DTÖ, Vandana Shiva
16 Ticaret Anlaşmalarına Sosyal Şart Konması Uluslararası Dayanışmayı
     Güçlendirir mi?, David Bacon
17 DTÖ Çevre Saatini Geri Döndürüyor, Çevre Araştırma Vakfı
18 Seattle'da Yeni Bir Gıda Hareketi Olgunlaşıyor, Peter Rosset

IV Küresel Ekonomiyi Yeniden Yapılandırmanın Yolları
19 Saldırgan Olmanın Vakti Geldi, William Greider
20 Şimdi Al, Sonra Öde, Steven Shrybman
21 UNCTAD: İnisiyatifi Ele Alıp DTÖ'ye Karşı Koyma Zamanı, Walden Bello
22 Tobin Vergisi'nin Vaktidir, Robin Round
23 Küresel Yatırım Kurallarının Yeniden Yazılması, Tony Clarke
24 Serbest Değil Adil Tİcaret, Deborah James
25 Dünya Bankası'na Neden ve Nasıl Baskı Yapılmalı, Kevin Danaher
26 Sonuç: Küresel Ekonomiyi Demokratikleştirmenin On Yolu, Deborah James

Katkıda Bulunan Yazarlar
Kitapta Adı Geçen Örgüt ve STK'lar
OKUMA PARÇASI

Sunuş, Roni Margulies, "Küreselleştirilenlerin İsyanı", s. 7-9

Hadi Bunu Küreselleştirin!, 1999 yılının sonunda Seattle'da Dünya Ticaret Örgütü zirve toplantısını engelleyen gösteriyi izleyen birkaç ay içinde kaleme alınmış yazılardan oluşuyor. Bu yazıların en çarpıcı yönü, hemen hepsi gösteriye katılmış olan yazarların (kuşkusuz diğer göstericilerin büyük çoğunluğu gibi) "tarih yapıyor" olduklarının, tarih sahnesine yeni bir gücün çıkmış olduğunun bilincinde olmaları.

Kitabın editörleri, daha 2000 yılının ilk aylarında, şöyle diyebiliyor: "Artık dünyanın en güçlü kurumlarına meydan okuma gücü olan gerçek bir küresel hareketin nasıl oluşturulacağı üzerine düşünebiliriz... ilerici örgütler küresel ekonomiyi para merkezli değil de hayat merkezli bir biçimde nasıl yürütebileceğimize dair planlar hazırlıyor. Çok uzun süredir hâkimiyetini sürdüren para paradigması kamuoyu desteğini kaybediyor. İnsan haklarına ve çevreyi korumaya vurgu yapan hayat paradigması ise destek kazanıyor. Taban düzeyindeki sınırötesi birlik güçlenirken, seçkinler düzeyindeki sınırötesi birlik yıpranıyor... ilk küresel devrimin parçalarının bir araya gelmekte olduğunu görebiliyoruz."

Meksikalı gazeteci Luis Hernandez Navarro, "21. yüzyıl Berlin Duvarı'nın yıkıldığı 9 Kasım 1989'da başlamadı. 2000 yılının 1 Ocağı da başlangıç tarihi değildi. Yeni yüzyıl 30 Kasım 1999'da, küreselleştirilenlerin Seattle'daki isyanıyla başladı," diyor. "Çevreciler, Birinci Dünya'dan çiftçiler, sendikacılar, gay hakları aktivistleri, kalkınmayı savunan STK'lar, feministler, punklar, insan hakları aktivistleri, yerli halkların temsilcileri, gençler ve genç olmayanlar; ABD, Kanada, Avrupa, Latin Amerika ve Asya'dan insanlar... Ulusal çeşitlilik ve siyasi farklılıkların ötesinde, göstericiler serbest ticaret gündeminin en başında bulunan 'Tüm iktidar ulusötesi şirketlere' sloganına itiraz etme noktasında hemfikir... Seattle protestolarının arkasında, yirmi yıldan beri dünya çapında inşa edilmekte olan ağların ve koalisyonların birbirlerine yakınlaşması var".

Tüm yazılarda muazzam bir heyecan, iyimserlik ve umut var: "Milyonlarca kişinin sistemden dışlanması ve neoliberal küreselleşme ideolojisi yeni bir ulusötesi siyasi aktör yarattı: küreselleştirilenler. Seattle İsyanı, küreselleştirilenlerin vaktinin geldiğini duyuruyor."

Bugün, Seattle'dan dört buçuk yıl sonra, bu heyecan ve umudun fos çıkmadığını, boş olmadığını biliyoruz. Seattle'daki birkaç on bin kişi, ertesi yıl Cenova'da G8 zirvesinde 300 bin kişiye, Floransa'da Birinci Avrupa Sosyal Forumu'nda bir milyon kişiye, nihayet Londra'da geçen yıl 15 Şubat'ta "Irak'ta Savaşa Hayır" gösterisinde iki milyon kişiye çıktı ve aynı gün küresel çapta on milyonlara ulaştı.

Küreselleştirilenlerin isyanından heyecan duymayanların, umutlanmayanların önemli bir kısmı Türkiye'de yaşıyor olsa gerek! Bu, Türkiye solunun geniş kesimlerinin devrim anlayışından kaynaklanıyor. Devrimi kendilerinin yapacağını, bir avuç bilinçli, keskin, tüm klasikleri ezberlemiş çelik kadronun işi olduğunu düşündükleri için, büyük kitlelerin isyanı onları heyecanlandırmıyor. Heyecanlandırabilen tek şey, kendi küçük örgütlerinin bir keskinlik yapması, en büyük pankartı taşıması, en devrimci sloganı bağırması, polisle en sert şekilde çatışması. Millet Meclisi'nde teskere tartışılırken dışarıda gösteri yapan 100 bin kişi veya bir kampanya toplantısındaki yüz kişi tümüyle çelik kadrolardan (yani kendi üyelerinden) oluşmadığı için, umurlarında bile değil. Nasılsa bu 100 bin kişi ertesi gün evlerine dönecek!

Devrimi, toplumun değiştirilmesini, kitlelerin kendi eylemiyle değil, bir avuç devrimcinin eylemiyle gerçekleşecek bir şey olarak görünce, iki milyon kişinin gösteri yapmasının hiçbir kıymet-i harbiyesi olmuyor elbet. Geniş kitlelerin harekete geçmesi, radikalleşmesi, politikleşmesi, mevcut toplumu (bütünsel değil, kısmi bir şekilde de olsa) sorgulamaya başlamasının bir önemi olmuyor. Bu kitleleri daha da radikalleştirmeye, politikleştirmeye, kısmi muhalefetlerini genelleştirmeye çabalamanın, bu amaçla taktikler, eylem biçimleri geliştirmeye çalışmanın anlamı olmuyor.

Bir avuç kişinin yaptığı şeye (bu kişiler istedikleri kadar devrimci olsunlar) devrim değil, darbe denir. Devrim ise kitlelerle ilgili bir süreç, toplumsal bir süreçtir. Dolayısıyla, toplumu değiştirmek isteyenler, kitlelerin ne düşündüğünü, harekete geçip geçmediğini, nasıl geçirilebileceğini düşünmek zorundadır. Milyonların sokaklara dökülmesi toplumsal bir hareketliliğe, değişime işaret eder. İngiltere'de iki milyon kişi yürüdüğünden beri Blair hükümeti belini doğrultamadı. İspanya'da milyonlar sokağa çıktıktan sonradır ki Aznar hükümeti düştü.

Londra'da iki milyon, Ankara'da 100 bin kişi sokağa çıktığında, bu kitlenin bakkallardan ve işadamlarından oluşması mümkün değildir; ezici çoğunluk işçilerden, emekçilerden ve bunların çocuklarından oluşur. Bunlar ertesi gün evlerine değil, işyerlerine, üniversitelerine ve okullarına dönerler. Ve zaten bütün toplum sokaktaki 100 binleri görmüş, duymuş olduğu için, her işyerinde ve okulda tartışma konusu bu olur. Gösteriye katılıp radikalleşen işçiler ve gençler bu radikalliği işyerlerine ve okullarına taşır. Gösterilerin yarattığı daha radikal, daha politik hava sendika hareketine, tüm muhalif hareketlere ve toplumun bütününe yayılmaya başlar. Sessizlik kırılır, kitlelerin özgüveni yerine gelir, moraller düzelir, direngenlik, mücadelecilik artar, genelleşir.

Bu kitabın Seattle'dan hemen sonra kaleme sarılan yazarları bunu kavradıkları için Seattle'ın dalga dalga yayılmaya devam edeceğini biliyorlar, tarihsel bir hareketin doğum anında hazır bulunduklarını seziyorlardı. Kuşkum yok, burada da bunu kavrayanların, sezenlerin sayısı arttıkça, küreselleştirilenlerin küresel isyanının Türkiye'yi de kapsadığını hep birlikte göreceğiz.

Devamını görmek için bkz.

Giriş, "Halk Tarih Yazıyor", s. 13-17

30 Kasım 1999 bir dönüm noktası olarak tarihe geçti. On binlerce sıradan yurttaş, Dünya Ticaret Örgütü'nün "bildiğini okumasına" (yani tüm dünya için, aslında büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden kurallar koymasına) son vermek için Seattle sokaklarına döküldü.

Seattle birçok açıdan dönüm noktası oldu. Şirketlerin kontrolündeki medyada daha önce hiç bu kadar çok şirket karşıtı eleştiri yer almamıştı. Los Angeles Times şöyle diyordu: "Göz yaşartıcı gaz bulutları yüzünden göz gözü görmeyen Seattle sokaklarında, demokrasinin kural tanımaz güçleri ticaret politikalarının seçkinler dünyasıyla çarpıştı. Cuma günü toplantı başarısızlıkla sona erdiğinde, seçkinler kaybetmişti ve tartışmanın içeriği geri döndürülemez bir biçimde değişmişti."

Şirket karşıtı mesajların şirket medyasına nüfuz etmesi, şirketlerin "serbest ticaret" gündemine karşı giderek büyüyen güvensizliğin bir sonucuydu. Maryland Üniversitesinin 1999 sonlarında yaptığı bir anket Amerikalıların %78'inin, DTÖ'nün çevre ve emek meselelerine daha fazla önem vermesi gerektiğini düşündüklerini ortaya çıkardı. Business Week anketi ise, protestolar sırasında Amerikalıların %52'sinin protestoculara sempatiyle yaklaştığını gösteriyordu.

Seattle, İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden bu yana seçkinlerin ticaret diplomasisinin uğradığı en büyük hezimet oldu. Reagan yönetiminin ticaretin liberalleştirilmesi konusunda yeni bir müzakere turu yapılması için çalıştığı –ve başaramadığı– 1982'de bile, konferansın sonunda en azından bir bildirge ve geleceğe yönelik bir çalışma takvimi ortaya çıkabilmişti. Ama Seattle'da böyle olmadı. Ticari Ataşe Charlene Barshefsky başkanlığındaki Clinton ekibi, Seattle'daki zıtlaşma karşısında o kadar beceriksizce davrandı ki, müzakereler tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Bu, dış politikasının büyük bölümünü şirketlere uluslararası alanda daha fazla imtiyaz sağlama üstüne kuran Clinton yönetimi açısından büyük bir darbe oldu. New York Times'ın 19 Şubat 2000'de yazdığı gibi, "hükümet görevlileri artık Seattle toplantısının Bay Clinton'ın ikinci dönemindeki en büyük falsolarından biri olduğunu teslim ediyorlar"dı.

En önemlisi de, Seattle yurttaş iktidarını hedefleyen yeni bir küresel hareketin meydana çıkış şenliğiydi ve bu hareketin daha büyük ve daha iyi bir şeylere doğru ilerleyeceği kesin görünüyordu. Birbirinden hayli farklı gruplar tek bir amaç için, ticaret kurallarını eleştirmek için bir araya geldi. Dünyanın dört bir yanından sendikacılar, çevreciler, insan hakları aktivistleri, kilise grupları, AIDS'le mücadele aktivistleri, çiftçiler ve taban örgütlenmeleri, büyük şirketlerin çıkarlarını insanların ve doğanın çıkarlarına üstün tuttuğu için DTÖ'ye karşı birlik oldular.

Aslında Seattle'da iki savaş vardı. Sokaklardaki muhalif hareketin ittifakı, DTÖ toplantısındaki seçkinler arasındaki ihtilafı şiddetlendirdi. DTÖ muhalifleri arasında Demokrat Parti taraftarları (özellikle de örgütlü işçiler) bulunduğundan, Başkan Clinton işçi haklarını savunmak için uluslararası standartlar olması gerektiği yolunda bir konuşma yaparak onların öfkesini yatıştırmaya çalıştı. İşçi haklarına yapılan bu vurgu, çokuluslu şirketlerle yaptığı pazarlıklardaki temel kozu ucuz işgücü sunmak olan seçkinci üçüncü dünya liderlerini korkuttu.

Üstelik, Clinton'ın konuşması uluslararası ticaret müzakerelerinde hâkimiyeti elinde tutan ve diğer ülkelere zorbalık eden bir ABD geleneğinin üstüne geldi. Bu yüzden, üçüncü dünya liderleri ABD başkanından vaaz dinleyecek ruh halinde değildi. Avrupa hükümetleri bile ABD'nin tarım ürünleri ticaretindeki engelleri azaltmak ve genetik müdahaleye uğramış gıdaların ticareti üzerindeki sınırlamaları kaldırmaktaki ısrarını destekleme konusunda çekimserdi. Bu nedenle, dışarıdaki protestocular Clinton'ın serbest ticaret düğünü planlarını bozarken, içerdeki delegeler kendi aralarında ağız dalaşına girişti ve müzakereler çöktü.

Halkın Seattle'da kazandığı zafer küresel demokrasi hareketi üzerinde aşırı dozda adrenalin etkisi yaptı. Eskiden 10 kişinin katıldığı planlama toplantılarına artık 50 kişi katılıyordu. Eskiden örgütlenmesi aylar süren gösteriler artık birkaç haftada ayarlanıyordu. Daha Seattle sokaklarındaki göz yaşartıcı gaz bulutları dağılmadan, küreselleşme karşıtı hareket Dünya Bankası ve IMF'nin 16-17 Nisan'da Washinton'da yapacağı bahar toplantılarında düzenlenecek kitlesel gösterilerin planlarını yapmaya başlamıştı bile.

İlk Küresel Devrim

Artık dünyanın en güçlü kurumlarına meydan okuma gücü olan gerçek bir küresel hareketin nasıl oluşturulacağı üzerine düşünebiliriz. Bu kitabın sonuç bölümünde de göreceğiniz gibi, ilerici örgütler küresel ekonomiyi para merkezli değil de hayat merkezli bir biçimde nasıl yürütebileceğimize dair planlar hazırlıyor. Çok uzun süredir hâkimiyetini sürdüren para paradigması kamuoyu desteğini kaybediyor. İnsan haklarına ve çevreyi korumaya vurgu yapan hayat paradigması ise destek kazanıyor. Taban düzeyindeki sınırötesi birlik güçlenirken, seçkinler düzeyindeki sınırötesi birlik yıpranıyor.

Daha yakından bakarsak, ilk küresel devrimin parçalarının bir araya gelmekte olduğunu görebiliriz. Bugüne dek gerçekleşen her devrim ulusal düzeyde, ulusal hükümeti ele geçirmeyi amaçlayarak gerçekleşmişti. Ancak IMF, Dünya Bankası ve DTÖ gibi küresel yasa koyucu kurumların bariz şirket tarafgirliği tabana dayalı demokrasi hareketini küresel bir devrim planlamaya zorladı. Kurumlarda olduğu kadar değerlerde de bir devrim bu. Var olan sistemin paraya dair değerinin yerine, gerçek bir demokratik sistemin hayata dair değerlerini getirmeyi amaçlıyor.

Bu küresel devrimin, hepsi de baş döndürücü bir hızla büyüyen çeşitli bileşenlerine bir bakalım:

• Dünya sendika hareketi ikili bir değişim geçiriyor. Her gün daha fazla sendikacı, ulusal düzeyde örgütlenmenin artık küresel yayılmacı şirketlerle baş etmek için yeterli olmadığını, bu nedenle sendikaların sınırötesi dayanışmayı hem oran hem de içerik bakımından artırması gerektiğini idrak ediyor. Sendikalar hep işyerleriyle kısıtlı kalmış ufuklarını da genişleterek, sosyal sendikacılık ya da cemaat temelli sendikacılık diye adlandırılan ve kiliseler, STK'lar ve sivil toplumun diğer örgütlenmeleriyle işbirliğine gitmeyi hedefleyen bir yaklaşımı benimsiyorlar. Seattle'daki zafer bu eğilime müthiş bir ivme kazandırdı.

• Şirket politikalarının güvenilirliği için mücadele eden hareket, şirketlerin zararlı politikalarını değiştirmeleri için baskı yapma becerilerini çok geliştirdi ve şimdi bir sonraki düzeye ilerliyor: bu şirketlerin var olma haklarının olup olmadığını sorgulamak. Biz egemen yurttaşlar onlara yetki verdiğimiz ve egemenliğimizin bir parçasını onlara devrettiğimiz için şirketlerin var olduğunu öğreniyoruz. Verilen şey geri de alınabilir, yeter ki yeterli sayıda yurttaş bunu talep etsin. İnsanlar, ABD Anayasası'na "şirket, insan değildir" cümlesini sokabilmek için bir kampanya başlatmaktan söz ediyorlar.

• Yurttaşlık yetkileri bağlamında yerele geri dönüş için çalışan çok sayıda örgüt var. Bu çabalar siyasi yelpazenin soldan sağa her alanında görülüyor, ama ekonomik ve siyasi kararların mümkün olduğunca insanların gerçekte yaşadığı yerde, yerel düzeyde alınması gerektiği konusunda herkes hemfikir. Bu görüş DTÖ, IMF ve Dünya Bankası gibilerin gündemiyle keskin bir tezat oluşturuyor.

• Çevre mücadelesiyle sosyal adalet mücadelesi arasındaki geleneksel ayrım giderek daha çok grup tarafından aşılıyor. Aktivistler artık seçkinlerin politikalarının insan ve doğa üzerindeki etkilerini azaltmaya çalışmanın ötesine geçiyor. Bunun yerine, içeri girelim ve kötü politikaları üreten mekanizmayı değiştirelim, diyoruz. Boğulan her çocuğu kurtarmak için nehre atlamakla, nehrin yukarısına gidip çocukları nehre atanı durdurmak arasındaki farka benzetilebilir bu.

Bu farklı hareketlerin tümü, demokrasi uygulamalarını ekonomik alanı da kapsayacak şekilde genişletme hedefinde ortaklaşıyor. Demokrasi sözcüğünün kökenine dönüş yapıyorlar: halk anlamına gelen "demos" ve yönetim anlamına gelen "kratos". Kilise ve devletin birbirinden ayrılması yüzlerce yıl sürdü, şimdi de şirketlerle devletin ayrılmasını sağlama mücadelesinin içindeyiz.

Küresel ekonomi bir gün demokratik olacak. Sorun, bunun 500 yıl mı, 50 yıl mı yoksa 15 yıl mı süreceği.

Bu kitap küresel ekonomiyi demokratikleştirme mücadelesi için bir araç olarak tasarlandı. Seattle'da aslında ne olduğu konusunda, şirket medyasında kısmen ya da çarpıtılarak verilenlere çarpıcı bir biçimde ters düşen bir analiz sunuyor. Ayrıca hareketin önünde duran birçok soruya da yanıt arıyor: farklı ırk, sınıf, cinsiyet ve uyruklar arasında nasıl bir köprü kuracağız; küresel ekonomi için demokratik kuralları koyacak alternatif kurumları nasıl geliştirebiliriz; ve paranın belirlediği değerlerin yerine, her türlü yaşam formuna saygı gösteren bir sistemi nasıl geçirebiliriz?

Kitabın sonunda, bu tarihi harekete dahil olmanız için yollar ve kaynaklar sunuyoruz. Geçmişte, biz yayıncılar böyle bir kitaptaki "Ne yapmalı" bölümünü doldurmak için yeterli kaynak bulmakta zorlanıyorduk. Şimdiki sorunumuz daha farklı: bu konularla ilgilenen o kadar çok örgüt var ki, sadece örgütsel kaynaklarla bir kitap oluşturabilecek durumdayız. Küresel ekonomiyi demokratikleştirme mücadelesinde en önemli gördüğümüz konularda çalışmalar yapan temel gruplarla ilgili referanslar vermeye çalıştık. Kitaba alamadıklarımızdan özür dileriz.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.