Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Kapalı
  
 
ISBN13 978-975-342-495-0
13x19.5 cm, 96 s.
BASKISI YOK
BASILACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Kevin Danaher diğer kitapları
Hadi Bunu Küreselleştirin!, 2004
Küresel Ekonomi ve Demokrasi, 2004
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
IMF ve Dünya Bankası’na Karşı 10 Neden
Özgün adı: 10 Reasons to Abolish The IMF & World Bank
Çeviri: Bülent Doğan
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2005

IMF ile yeni stand-by anlaşmaları imzalamaya devam ediyoruz, Dünya Bankası Türkiye'nin dış politikasına da iç politikasına da her fırsatta müdahale ediyor. Ama şu sorgulanmıyor: Bu kurumların bize bir faydası var mı, daha doğrusu bunlar meşru kurumlar mı?

Ünlü ABD'li aktivist Kevin Danaher bu kurumların foyasını meydana çıkarırken, her ikisinin de kapatılıp yerlerine daha demokratik kurumların oluşturulması için 10 neden sunuyor. IMF ve Dünya Bankası'nın Güney ülkelerini (Türkiye dahil) ulusötesi şirketlerin boyunduruğu altına nasıl soktuklarını, ekonomilerini baltalayarak bu ülkeleri nasıl krize sürüklediklerini, şirketlerin çıkarları için emeği ve çevreyi koruyan yasaları nasıl deldiklerini akıcı bir dille anlatıyor.

İÇİNDEKİLER
Roni Margulies
Teşekkür
Sunuş
Önsöz: İktisadi Savaşa Karşı Büyüyen Hareket Anuradha Mittal
Giriş

1 Piyasalar Eşitsizlik Yaratıyor
2 Büyüme: Kanser Hücresinin İdeolojisi
3 Piyasalar Demokrasiye Karşı
4 Rüşvetin Yeniden Tanımlanması
5 Neden Hiç Başarı Öyküsü Yok?
6 İkiyüzlülüğün Bile Bir Adabı Var
7 Piyasalar Doğaya Karşı
8 Amerikan Rüyasının Küçülmesi
9 Maneviyat Paraya Karşı
10 Halkın Küreselleşmesi İmdada Yetişiyor

Sonuç: Demokratik Bir Küresel Ekonomi Hareketinin İnşası
Kaynaklar
OKUMA PARÇASI

Neoliberalizme ve Savaşa Karşı, Roni Margulies, s. 7-10

Bu kitap, Porto Alegre'de birinci Dünya Sosyal Forumu'nun gerçekleştiği yıl yazıldı. Benim bu sunuş yazısını yazmamın altı hafta öncesinde Londra'da üçüncü Avrupa Sosyal Forumu, dokuz ay öncesinde de Hindistan'ın Mumbai kentinde dördüncü Dünya Sosyal Forumu gerçekleşti. Antikapitalist hareketin gerilemesini, yenilgisini ve/veya ölümünü her fırsatta ilan eden dünya basını bir yana, acaba Seattle'daki tarihsel gösterinin örgütleyicilerinden biri ve bu kitabın yazarı olan Kevin Danaher bile hareketin 2004 yılının sonlarına gelindiğinde hâlâ canlı, hâlâ renkli, hâlâ kitlesel ve hâlâ büyümekte olacağını düşünebilir miydi?

Örneğin, Londra'da günlük bir gazete Forum'un hemen ardından şöyle yazıyordu:

Düzen politikacıları, Avrupa Sosyal Forumu şemsiyesi altında ortaya çıkmakta olan kapsayıcı, partiler-üstü siyasetin ruhundan da, içeriğinden de, tarzından da uzaktır. Küreselleşme, şirketlerin gücü, ırkçılık, gıda ya da çevre konularındaki tartışmaları büyük bir dikkatle dinleyen bin kişilik veya daha büyük kitleleri gören bir profesyonel politikacı kendi siyasi gündeminin darlığını ve Avrupa gençliğine artık açıkça yol gösteren uluslarötesi yaklaşımı düşünmeden geçmemelidir... Çarpıcı ölçüde farklı gruplar arasında kurulmakta olan bağlantılardan önümüzdeki yıllarda gerçekten yepyeni bir Avrupa sol politikasının doğacağını görmek mümkün. (The Guardian, 18 Ekim 2004).

Yaklaşık 25.000 kişinin katıldığı Forum'da 500 toplantı, seminer, atölye ve kültürel etkinlik, 2500 de konuşmacı vardı. İtalya, Fransa, İspanya ve Almanya'dan binin üzerinde, Avrupa'nın diğer ülkelerinin her birinden de birkaç yüz (Rusya 190, Polonya 499, İsveç 170, vs.) katılımcı üç gün boyunca sadece Avrupa'nın değil tüm dünyanın ezilenlerini, çalışanlarını, azınlıklarını ve gezegenin ta kendisini, kısacası insanlığın büyük çoğunluğunu ilgilendiren sayısız konuyu tartıştı.

Antikapitalist hareketin temel çıkış noktalarından biri, Amerika veya Avrupa'da değil, dünyada yoksulluğun ve eşitsizliğin artıyor olmasına karşı duyulan öfke ve isyan duygusuydu. Küresel bolluk ortamında, Üçüncü Dünya'daki yokluk, açlık ve ölümün suçluları, açık ki, tüm bu sorunları çözeceği iddia edilen serbest piyasa mekanizması, bu mekanizmanın gerekliliği üzerinden hayata geçirilen neoliberal ekonomi politikaları, bu politikaları dayatan IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve bu politikaların uygulanmasıyla kârlarına kâr katan dev çokuluslu şirketlerdi. Danaher'ın bu kitaptaki sözleriyle:

Piyasa güçlerinin, Dünya Bankası ve IMF tarafından kuvvetle desteklenen küreselleşmesi, daha fazla eşitsizlik yaratıyor. Hem uluslar arasında hem de ulusların kendi içinde eşitsizliğin arttığını gösteren pek çok veri bulunuyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) raporuna göre dünya nüfusunun en zengin %20'si dünya kaynaklarının %86'sını tüketirken, en yoksul %80'i dünya kaynaklarının sadece %14'ü-nü tüketiyor. Bu aşırı eşitsizlik sonucu hemen hemen üç saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor. Çocuklar kötü beslenmeye bağlı hastalıklardan ölüyorlar. Aşısı çok ucuz olan kızamık gibi hastalıklardan ölüyorlar. Kirli su içmekten ortalama on saniyede bir çocuk ölüyor (tedavisi, biraz tuz ve şeker karıştırılmış temiz su içirmekten ibaret). Dünyada bolluk yaşanırken kendi çocuklarının acı içinde kıvranarak ölmesini seyretmek zorunda kalan ailelerin ıstırabını bir düşünün.

Dünyada bolluk olduğu gerçeğinin bilincinde olan yoksul ülkelerdeki aileler de, bu aileleri televizyonlarında izleyen Batılı gençler de sorunun maddi olmadığını görüyorlardı; demek ki, sorun maddi olanakların dağılımında, bu dağılımı örgütleyen sistemde olmalıydı. Dolayısıyla hareket, ortaya çıktığı andan itibaren, sistemin temel taşları olarak algıladığı, sistemi tasarlayıp yapılandıran, teorik ve ideolojik savunmasını yapan kurumlar olarak algıladığı kurumları hedef aldı; sistemden en çok yararlanan ve mevcut haliyle sürmesi için elinden geleni yapan çokuluslu şirketleri düşman ilan etti.

Londra'da da IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü' nü çeşitli yönleriyle ele alan yedi toplantı ve iki film gösterimi yapıldı. Bunlara neoliberal ekonomi, yoksul ülkelerin dış borçları, Afrika'nın neredeyse tamamındaki korkunç durum, çokuluslu şirketlerle çevrenin imhası arasındaki ilişki gibi konuları da eklediğimizde, hareketin neoliberalizm eleştirisinin gelişerek, derinleşerek sürdüğü çok açık.

Ama Londra'da bunlara ek olarak, Irak üzerine altı toplantı, iki tiyatro oyunu ve iki film, petrol üzerine dört toplantı, emperyalizm ve imparatorluk üzerine altı toplantı ve bir film vardı. Hareket, sistemin sadece ekonomik bir sistem olmadığını, toplumları her yönüyle örgütleyen, yoksulluk ürettiği gibi savaş da üreten, çevreyi nehirlere kimyasal atıklar dökerek imha ettiği gibi kimyasal silahlar kullanarak da imha eden bir sistem olduğunu biliyor artık.

Biliyor ama, herkes bunu aynı şekilde yorumlamıyor, herkes aynı çözümleri önermiyor, herkesin önerdiği "başka bir dünya" aynı değil. Hareket bir özelliğini daha tüm çarpıcılığıyla sürdürüyor: çok renkli, çok yönlü, çok çeşitli. Bu çok çeşitlilik birçok siyasi tartışmayı gündeme getiriyor, tartışmaların soyut ve ölgün değil, sıcak, canlı, hareketli geçmesini sağlıyor. Londra'da, örneğin, en hararetli geçen, tartışmaların en yüksek sesle yapıldığı toplantılardan biri, Avrupa'da Müslüman kadınların devlet dairelerine ve okullara başörtüsüyle girme haklarının olup olmadığının tartışıldığı toplantı oldu. Avrupalı aktivistlerin büyük çoğunluğu Fransız solunun ve sendikalarının ezilen bir azınlığa karşı nasıl devletten yana tavır aldığını anlayamaz ve Fransızları ırkçılığa ödün vermekle suçlarken, Fransızların pek çoğu da hem laikliği hem de genç Müslüman kadınların aile baskısından kurtulup istedikleri gibi giyinme hakkını korumak gerektiğini anlatıyordu. Alman bir kadın "Fransız devleti genç Müslümanları mı korumaya çalışıyor yani? Amerikan ordusu da Müslüman kadınları Taliban hükümetinin baskısından kurtarmak için mi Afganistan'ı işgal etti? Fransa'nın en ezilen kesimini dışlayan bir laiklik ne işinize yarayacak sizin?" diye bağırırken, Kuzey Afrika kökenli olduğu belli olan bir Fransız, ailesinin yasaklarına kulak asmadığı için yakılarak öldürülen genç bir Fransız Müslüman kadının öyküsünü gözyaşları dökerek anlatıyordu.

Ve bütün tartışmalardan sonra, tartışmaların bütün tarafları bir araya gelerek 19 ve 20 Mart 2005 günlerinin Avrupa çapında "neoliberalizme ve savaşa karşı eylem günleri" olacağını ilan etti. Sonra da her zaman olduğu gibi, sokaklara çıktı. Forum'a katılmış olan 25.000 kişi İngiltere savaş karşıtı hareketinin 75.000 aktivistiyle birleşerek Londra'nın merkezindeki Trafalgar Meydanı'na yürüdü.

Şimdi Avrupa'nın her yanında, Forum'a katılanlar ve katılamayıp uzaktan izleyenler bir yandan tartışmaya devam edip tartışmaları kendi yaşamlarının çeşitli alanlarına yayarken, bir yandan da 19 ve 20 Mart'ın kıta çapında daha da kitlesel olması, neoliberalizme, savaşa ve işgale karşı muhalefetin daha da kitleselleşmesi için çalışıyor.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Orhan Tüleylioğlu, “Küresel eşitsizlik, küresel sefalet…”, Milliyet Sanat, Mart 2005

New York Times’ın yazdığına göre, bugün dünyada iki süper güç var: biri ABD diğeri Seattle’dan bu yana kartopu gibi büyüyen antikapitalist hareket. Antikapitalist hareketin temel çıkış noktalarından biri, Amerika ve Avrupa’da değil, dünyada yoksulluğun ve eşitsizliğin artıyor olmasına karşı duyulan öfke ve isyan duygusuydu. 30 kasım 1999’da Seattle’da elli bin protestocu, Dünya Ticaret Örgütü zirve toplantısını engelleyen gösterileriyle tarih yazmıştı. Antikapitalist harekete göre, küresel bolluk ortamında, Üçüncü Dünya’daki yokluk, açlık ve ölümün gerçek suçluları, serbest piyasa mekanizması, bu mekanizmanın gerekliliği üzerinden hayata geçirilen neoliberal ekonomi politikaları ve bu politikaları dayatan IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret örgütü ile bu politikaların uygulanmasıyla kârlarına kâr katan dev çok uluslu şirketlerdi.

Metis Yayınları, Antikapitalist Hareket İçin Kılavuzlar dizisi ile işte bu harekete kaynaklık eden, hareketten haberler veren, attığı adımları anlatan, hareketin içindeki hararetli tartışmaları aktaran kitapları Türkçeye kazandırmayı amaçlıyor. Seçilen kitaplar, hareketin çok yönlülüğünü, çeşitliliğini, dinamizmini yansıtma amacı taşıyor.

Uluslararası toplumsal ve ekonomik adalet hareketinin önde gelen aktivistlerinden ve en tutkulu seslerinden biri olan Kevin Danaher, IMF ve Dünya Bankası’na Karşı 10 Neden adlı kitabında, gezegenimizin başına bela olan üç büyük sorunun kökenlerine inmeye çalışıyor: toplumsal adaletsizlik, çevre tahribatı ve ahlaki çöküntü. Kevin Danaher, bu devasa sorunlara çözüm bulma yollarını araştırıyor ve Dünya Bankasıyla IMF’yi kapatmak ve onların yerine küresel ekonomiyi bilgi sahibi ve duyarlı yurttaşlara daha fazla hesap verir hale getirecek demokratik kurumlar koymak için on neden sunuyor. Yazar, kitabının hemen başında şunları söylüyor: “Köleliği kaldırdık, Irkçı Jim Crow yasalarını kaldırdık, çocuk emeği kullanılmasına izin veren yasaları kaldırdık, kadınlara oy hakkı vermeyen yasaları kaldırdık, haftada altmış saat çalışmayı kaldırdık, bugün de demokrasiye destek değil köstek olan uluslararası bankacılık kurumlarını kaldırabiliriz.”

Büyük şirketlerin “serbest piyasa” gündemini destekleyen en güçlü kurumlardan ikisi olan Dünya Bankası ve IMF’yi mercek altına alan yazar, bu kitabında, küreselleşmenin hem uluslar arasında hem de ulusların kendi içinde eşitsizliği arttırdığını gösteren pek çok veriye yer veriyor. Kevin Danaher’e göre bu kurumlar Üçüncü Dünya seçkinlerine milyarlarca dolar borç vererek pek çok ülkenin ekonomik stratejisini ciddi oranda kontrol ediyor. Dünya yoksullarının sırtına yüklenen borç dağı her geçen gün büyümeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın raporuna göre dünya nüfusunun en zengin %20’si dünya kaynaklarının % 86’sını tüketirken, en yoksul % 80’i dünya kaynaklarının sadece %14’ünü tüketiyor. Bu aşırı eşitsizlik sonucu ortalama üç saniyede bir çocuk ölüyor. Dünyada bolluk yaşanırken, çocuklar aşısı çok ucuz olan kızamık gibi hastalıklardan ölüyor. Milyarlarca insan bu şekilde acı çekiyor, çünkü küresel ekonomide neredeyse bütün mal ve hizmetler piyasa mekanizmaları yoluyla dağıtılıyor.

Kevin Danaher, küresel piyasa ekonomisinin yol açtığı yıkım hakkında sistematik olarak yanıltıldığımızı belirtiyor. Dünya Bankası’nın teşvik ettiği politikaların büyük şirketler için çok kârlı olduğuna, fakat yerel ekonomilerin ve çevrenin çıkarına olmadığına dikkat çekiyor. Çünkü, parayı kontrol edenler kuralları belirliyor. Dünya ekonomisinin piyasa güçlerine dayanması, milyarlarca insanın sefalet ve adaletsizliğin egemen olduğu alçaltıcı bir yaşama mahkum edilmesi anlamına geliyor. Ticareti her şeyin üstünde tutan serbest piyasa ideolojisi, dünyanın manevi değerlerine karşı çıkıyor ve ahlaki çöküntüye de yol açıyor. Kevin Danaher, Dünya Bankası ve IMF’nin, karşı karşıya olduğumuz ana sorunların hiçbir şekilde çözemeyeceğini vurguluyor ve bu kuruluşların Güney ülkelerinin ekonomilerini baltalayarak bu ülkeleri nasıl krize sürüklediklerini anlatıyor.

Kevin Danaher, kitabının sonunda demokratik bir küresel ekonomi hareketinin inşası için önerilerde bulunuyor: “ Gerçek küresel demokrasi – merkezi bir üst-yönetim biçiminde değil– yetkilendirilmiş yerel toplulukların ulusötesi bir federasyonuyla mümkün olacak. Yerellikte kökleri olan, katılıma açık kurumlar sayesinde teknolojilerin kullanım amacının – özel karları arttırmak değil – yurttaşların iletişim kurma, tartışma, politika geliştirme ve halkın politika tercihlerini hayata geçiren sivil görevlileri denetleme olduğu küresel bir sivil toplum yaratılacaktır.”

Kevin Danaher, bu kitabında her ne kadar küresel ekonomiyi yönlendiren en güçlü kuruluşlardan ikisine odaklansa da, bu kuruluşların ve serbest piyasa doğmasından en çok yararlanan kesim olan büyük şirketlerin teşvik ettiği değerler ve kurallara da eleştiri getiriliyor. Uluslararası finans kurumlarının piyasayı insan hayatının üstünde tutan bir sistem kurmak adına söyledikleri yalanları bir bir ortaya çıkarıyor. Gezegendeki yurttaşlara hiçbir şekilde danışılmadan inşa edilmekte olan gizli küresel hükümet karşısında kamuyu uyarıyor. Danaher, okuru halkların deneyimleriyle kaynaştırıyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.