Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-508-7
13x19.5 cm, 296 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 24,00 TL
İndirimli fiyatı: 7,50 TL
İndirim oranı: %68,75
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Barışı Hayal Etmek
UNESCO Büyük Toplantı Salonunda 19-20 Aralık 2002 Tarihleri Arasında Yapılan Uluslararası Forum
Özgün adı: Imaginer la paix
Çeviri: Devrim Çetinkasap
Yayına Hazırlayan: Türker Armaner
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2005

Evrensel Kültürler Akademisi 19-20 Aralık 2002 tarihinde, Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel'in başkanlığında barış üzerine bir forum düzenledi. Barışı Hayal Etmek, aralarında Paul Ricoeur, Julia Kristeva ve Umberto Eco gibi isimlerin de yer aldığı çok sayıda yazar, bilimci ve düşünürün katkılarıyla gerçekleşen bu forumun tutanaklarıyla hazırlandı. İkinci Körfez Savaşından kısa süre önce yapılan toplantı, içerdiği ve dışarda bıraktıklarıyla dünyamızın vardığı noktaya ışık tutuyor.

Ne umabiliriz? Barışı nasıl hayal edebiliriz? Kitaptaki tartışmalar, "barış" sözcüğünün, barış arayışında olduğunu söyleyen kişilerce bile ne kadar yanlış kullanıldığından Avrupa'nın barışın merkezi olmaya niye bunca uzak kaldığına kadar pek çok konuda düşünmemizi sağlıyor. Özellikle filozofların ve edebiyatçıların katkılarıyla barışı tahayyül etmek için ipuçları sunuyor.

Dünyanın barış aktivistlerine çok muhtaç olduğu bu çağda, imkânları ve sınırlılıkları sergileyerek, hem barışa giden yolun zorluğunu hatırlatmak hem de barış yolunda atacağımız adımlarda düşünmemiz gerekenlerin bir dökümünü yapmak için yayımlıyoruz bu kitabı.

İÇİNDEKİLER
Takdim, Elie Wiesel
Kabul, Françoise Rivière
Açılış Demeci, Luc Ferry

Giriş, Elie Wiesel-Paul Ricoeur

Birinci Bölüm

Tarihsel Çağrışımlar ve Tanımlar
Barış ve Savaş Üzerine Tanımlar Umberto Eco
Antikçağ'da Barış Jacqueline de Romilly
Ortaçağ Avrupası'nda Barışın Önemi Jacques Le Goff
Kant'a Göre Barış Yolu Heinz Wismann
Demokrasi ve Barış Per Ahlmark
Bir Barış Kültürü Var mıdır? Furio Colombo
Tartışma

İkinci Bölüm

Tanıklıklar
Terörizme Karşı Barış Jorge Semprun
Kuzey İrlanda'da Barış Süreci Adrian Guelke
Cezayir'de Toplumsal Barış Zazi Sadou
Yakındoğu'da Nasıl Bir Barış? Abraham B. Yehoshua
Tartışma

Üçüncü Bölüm

Açık Oturum
Barış Günümüzde Tahayyül Edilebilir Mi?
Bronislaw Geremek, Moderatör
Paul Ricoeur
Antonio Cassese
Bernard Kouchner
Tartışma

Dördüncü Bölüm

Gündelik Hayatta Barış Fikri
Gündelik Hayatta Barış Fikri Ariel Dorfman
Şiddet İnsan Varlığının Ayrılmaz Bir Parçası mıdır?
Blandine Kriegel
Barış Mümkün mü? Julia Kristeva
Kurt ile Kuzu Aynı Yiyeceği Paylaşacaklar Jaan Kaplinski
Üç Tektanrılı Din ve Barış Daniel Sibony
Barışın Kaynağı Nedir? Roger-Pol Droit
Tartışma

Beşinci Bölüm

Halklar Arası Barış
Sari Nusseibeh
Kurucu Mitler Odon Vallet
Barışın Önkoşulu Sağlık Bernard Kouchner
Sınır Tanımayan Bilimler. Bilim Adamları ve Barış
François Gros
Mümkün En Mükemmel Dünyada Anlaşmazlıkların
Çözülmesi ve İnsan Hakları Lady Helena Kennedy
Hangi Hukukla Barış? Mireille Delmas-Marty

11 Eylül Sonrası
Yeni Bir Dünya Franz-Olivier Giesbert
Kültürler Diyaloğu ya da Kültürler Çatışması
Mohamed Talbi
Ötekine Yolculuk Sari Nusseibeh
Tartışma

Sonuç
Jorge Semprun

Katılımcıların Biyografileri
Evrensel Kültürler Akademisi Tüzüğü
OKUMA PARÇASI

Françoise Riviêre, Kabul konuşması, s. 11-13

Sayın başkan, sayın bakan, bayanlar baylar, değerli arkadaşlar.

Konumuz "Barışı tahayyül etmek". UNESCO tarafından büyük önem taşıyan böyle bir temaya ayrılmasını uygun gördüğünüz Evrensel Kültürler Akademisi'nin 6. Forumu dolayısıyla sizleri burada, UNESCO Sarayı'nda Genel Müdürümüz Koïchiro Matsuura adına ağırlamak, benim için gerçekten büyük bir onur. Bu vakfın mimarları, elli sene kadar önce, kurucu metinde yer alan ifadeyle "insanların zihinlerinde barış duvarlarının yükseltilmesi"ni hedefleyen bir kurum oluşturmaya karar verdiklerinde, UNESCO'nun doğum belgesine de bu temanın mührü vurulmuştu. UNESCO bugün, Birleşmiş Milletler'in 2002'de "Uluslararası Barış Kültürü Yılı" kutlamasının ardından ilan ettiği on yıllık uluslararası bir projenin, "Şiddet Karşıtlığı ve Barış Kültürü" projesinin hedefe ulaşmasına katkıda bulunuyor. Dünyanın hemen her ülkesinden pek çok katılımcı bu organizasyonda UNESCO'yla birlikte çalıştı; içlerinden bir kısmı da şu an salonda bulunuyor. Bu yüzden size hoş geldiniz derken, hem onların hem de sizin etkinliklerinizin hakkını teslim etmek istiyorum. Bu etkinlikler, görüş alışverişinde ve barış davasının ilerlemesinde çoğu zaman belirleyici oldular.

Barışın hayal edilmesi yolunda gösterdiğiniz ortak çaba çerçevesinde, hiç şüphe yok ki bu kavramın birçok boyutunu düşünmeyi deneyeceksiniz: Barışın Tarihini –zira, yazılmadan kalmış da olsa barışın büyük T ile başlayan bir tarihi vardır–, hayata geçirdiği değerleri somutlaştıran tanımları, gelişmesini sağlayan süreçleri ve maalesef dünyanın değişik bölgelerindeki zaman zaman şahit olduğumuz gerileyişini...

En önemli çıkış noktasını, yani "barış isteği"nin temelleri meselesini de ihmal etmeyeceğinizden eminim. Kendini ötekinde yeniden tanımak için, çoğunlukla cesur, bireysel olmayı gerektiren kararlı bir bilinç yoluyla nefretin, şiddetin kıskaçlarını kırabilen insanlar da var tabii. Aslında "birlikte doğma" (co-naissance) olan bu "tanıma" (reconnaissance) öncelikle karşılıklı konuşmanın, daha sonra anlaşmanın ve uyum sağlamanın, nihayet en son aşamada barışın hüküm süreceği ortak bir geleceğin inşasının vazgeçilmez önkoşulu olarak karşımıza çıkıyor.

Öyleyse barışı hayal etmek öncelikle, barışın henüz muhtemel görünmediği yerlerde ortaya çıkmaya hazır olan faillerini tespit etmek demektir. Aynı şekilde, savaşın anlaşmazlıkları çözmenin tek yolu olduğuna inanan veya insanları buna inandıran kişilerce kurulan tuzaklara ve engellere rağmen, üstelik barış olası bir gelecekte daha yeni yeni belirmişken, çoğu zaman hayatları pahasına eylemde bulunanlara yardım etmek demektir. Zira, en tahammül edilmez canavarlıklardan, en berbat zulümlerden sonra bile barışı hayal edebilmek gerekir. Yazık ki savaşın acıları, şiddetin hırpaladığı hafızalar yoluyla toplumların ruhunu, yüreğini ve zihnini sarsan yaralar olarak kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Söz konusu yaralar, toplumların yine kendilerini hedef alan uzun soluklu çabaları neticesinde kapanabilecek yaralardır. Elbette ki bu süreç, hakikatin ortaya konmasını, hukuk devletinin yeniden düzenlenmesini, demokrasi ve adaletin sağlamlaştırılmasını, özellikle de uzlaşma sürecinin işletilmesini gerektirir.

Kalıcılaştığı ölçüde zararlı hale gelen güvensizlikleri dağıtmak, uzun vadeli ve sabırlı çabalar gerektirdiği için, bu görev şüphesiz başarılması en zor görevdir. Çok sayıda antlaşmada amaçlanan fakat daha da fazla sayıdaki antlaşmalar tarafından çiğnenen, hatta neredeyse tamamen içi boşaltılan kalıcı barış kavramına yüklenebilecek en yüce anlam tam da bu zor görevde bulunmuyor mu? Her bir gruba, her bir halka özgü kültürün, bir çeşitlilik yelpazesi içerisinde ifade edilmesine imkân tanıyan; vatandaşları eğitimden, bilimden, iletişimden eşit ölçüde yararlandırarak onlara kendi kaderlerini belirleme hakkını veren; bulaşıcı hastalık felaketini yok etmeyi, aşırı yoksulluğun kökünü kazımayı sağlayan gerçek bir güvenlik ortamı olmaksızın kalıcı barışın olamayacağını biliyoruz. Bunları başarmak için gerekli imkânların var olduğunu da biliyoruz. Asıl mesele: verilen, yinelenen ama somutlaşmakta geciktikçe halklar için gayet iyi bildiğimiz olumsuzluklara sebebiyet veren sözlere –Afganistan'ı düşünün– daha çok sahip çıkmaktır. Savaşın, savaşın doğurduğu sonuçların yıkıp geçtiklerini yeniden inşa etmeden, barışı tesis edemeyiz.

Çok kültürlü, çok etnili, çok dilli hale gelen toplumlarda barışı tesis etmek; küreselleşme, öteki hakkındaki bilgisizlik gibi faktörlerce beslenen ayrımcılık ve dışlamacılığın olumsuz etkilerine, gündelik hayatta karşı koymaktır da aynı zamanda. Bu bilgisizlik, eğer önlem alınmazsa bizi geçmişteki ölümcül hataların tekrarına sürükleyebilir.

Şüphesiz, Kant'ın tahayyül ettiği uluslararası ölçekteki ebedi barıştan ve Spinoza'nın durmaksızın bahsettiği barış ve güvenlik ortamı arasında her toplumda kurulması gereken sıkı bağlardan çok uzağız. Buna karşın bugün, kendi başlarına ve komşularıyla barış içinde yaşayan, barışa giden yolları bulmayı bilmiş ve uluslararası planda barışı dava edinmiş pek çok insan vardır. Aksi yönde her türlü delil olduğu halde, bizi barışın ulaşılması imkânsız bir amaç olduğuna inandırmak isteyenlerin sinizmini bertaraf etmenin belki de en iyi yolu, kalıcı barışın yararlarına işaret etmektir.

Tek kelimeyle, barış umuduna somut ve belirgin bir çehre kazandırmadan barışı tahayyül edemeyiz.

Bu meydan okumayı şüphesiz daha da ileriye götüreceksiniz ve tartışmalarınız, hayal edilen barışın kısa zamanda eylemlerde ve olgularda somutlaşan bir barışa dönüşerek her yere ulaşacağı bir mesaj olacaktır. Hiç kuşku yok ki UNESCO, en uygun gördüğünüz vasıtaları kullanarak, bu mesajın sadık taşıyıcılığını yapmaya hazırdır.

Sizlere verimli bir forum diliyorum.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ertan Keskinsoy, "'Barış' mı hayal etmeli?", Radikal Kitap Eki, 18 Mart 2005

Hayal etmek ile gerçekleştirmek arasındaki çizgi uzaklaşmaya başladığında, insanın umudu da aynı oranda azalıyor. Hayalinizin asla gerçekleşmeyeceğini düşünmeye, sonra onu hayal etmemeye başlıyorsunuz. O hayal 'kırılıyor', erimeden önce. Bugünlerde kırılmaya en müsait kolektif hayallerimizden biri, barış üzerine olan. ABD, Irak'ı işgal etti, Suriye'yi ve İran'ı tehdit ediyor. Rusya, imzalamış olduğu uluslararası silahsızlanma anlaşmasını ihlal etme pahasına, bugüne kadarki en güçlü nükleer bombayı yaptığını göğsünü gere gere açıklıyor. Kuzey Kore çıkıp 'benim de nükleer bombam var' diyor. Afrika, açlık yetmezmiş gibi bir de iç savaşlarla kavruluyor, kırılıyor.

Görülen o ki, umut etmek için pek az neden var. Ama o nedenlerin de sağlam tuğlalarla örülmesi gerekiyor. Barış istiyorsak, nasıl bir barış istediğimizi düşünmek zorundayız. Evrensel Kültürler Akademisi tarafından 2002 sonunda düzenlenen Barışı Hayal Etmek başlıklı forum, bu çabaların en önemli adımlarından biriydi. 1992 yılında kurulan Akademi'nin üyeleri arasında Adonis, Jorge Amado, Margaret Atwood, Saul Bellow, Salman Rüşdü, Amin Maalouf, Octavio Paz, Zülfü Livaneli gibi isimler var. Konuşma yapanlardan bazıları ise, Paul Ricoeur, Umberto Eco, Ariel Dorfman, Julia Kristeva. Konuşmacıların hiçbiri, 'eğitim şart' gibi basmakalıp düşüncelere sığınmamış. Hatta bu tür toplantılarda olduğu gibi iman da tazelenmemiş. Hani, neredeyse, barışın gerekliliği bile masaya yatırılacak denli açık fikirli bir tartışma ortamı oluşmuş.

Durum böyle olunca, bazı düşünürlerin iyimserliği ile bazılarının karamsarlığı arasında, her birinin ileri sürdüğü geçerli nedenler arasında, savrulup duruyorsunuz. Önemli bir diğer nokta ise, oturumun Irak'ın işgalinden önce yapılmış olması. Birleşmiş Milletler'in pabucu henüz dama atılmamışken, Avrupa kendi içinde ikiye bölünmemişken yapılmış bir oturumda, özellikle AB projesinin daha ihtiyatsız okunduğunu görüyoruz. Gerçi bu kadar iyimser olmayanlar da var: Ricoeur, konuşmasında BM'nin hükümetlerarası bir kuruluş olmaktan kurtulamadığını, giriş metninde yer alan "Biz, halklar..." ifadesinin hiçbir zaman yaşama geçmediğini belirtiyor; Eco ise küreselleşme çağında küresel bir barışın artık mümkün olmadığını iddia ediyor. Ancak Eco'nun onun yerine önerdiği 'postmodern' barış, yani yerel barışlar, ne kadar gerçekleştirilebilir, o ayrı bir tartışma konusu.

Tartışmada en büyük iki eksiğin; savaşların ekonomik boyutlarıyla, toplumların birbirini anlaması olasılığının tartışıldığı konuşmaların zayıflığı olduğu söylenebilir. Örneği Ahlmark, demokrasiler arasında hiç savaş olmadığı gibi kısmen dogmatik bir saptamaya başvururken, bir demokrasinin bileşenlerini neler olduğunu tamamen gözardı ediyor. Ama asıl acı olanı, tüm bu iki günlük oturum bittikten sonra, soru-yanıt bölümünde İslam üzerinden dönen sert tartışmalar. Bizim bu topraklardan da aşina olduğumuz tartışmalari iki uygarlığın aslında birbirinden ne kadar kopuk olduğunu, belki de asıl kafa patlatılması gereken şeyin tüm güzelliği ve el değmemişliğiyle 'barış' kavramı değil, tüm meşakkati ile 'birbirini anlama' olduğunu işaret ediyor.

Son bir not ise kitabın kapağıyla ilgili. İçerideki tartışmalara pek uymasa da, kitabın adına bu kadar uyan bir fotoğraf seçiminden ötürü Emine Bora'yı kutlamak gerek.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.