Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-546-9
13x19.5 cm, 288 s.
Liste fiyatı: 28,00 TL
İndirimli fiyatı: 22,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Her Şey Satılık
Dünyanın Kaynaklarını
Kimler Kontrol Ediyor?
Özgün adı: It's All for Sale
The Control of Global Resources
Çeviri: Bülent Doğan
Kapak Resmi: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2006
2. Basım: Ocak 2017

Her gün binlerce ton mal ve hammadde, dünyanın üzerinde görünmeyen çizgiler boyunca taşınıyor. Bu büyük akışa insanların daha önce “bedava” sahip olabildikleri yeni yeni şeyler ekleniyor. Dünya sistemi bir yandan neredeyse her şeyi satılık mal haline getirirken, bir yandan da bunları tüketecek yeni insanı ve onun yeni ihtiyaçlarını yaratıyor.

Dünyanın kaynakları kimlerin elinde? Kimler nasıl kâr ediyorlar? Yakıt, metal, gübre, uyuşturucu, gıda — ama daha yakın zamanda tatlı su, insan, gökyüzü, okyanuslar ve hayatın ta kendisi birer ticari mal haline geldi. Belli ki mevcut ekonomik sistem devam ettiği müddetçe bu liste uzayacak: Solunacak temiz havanın bir süre sonra parayla satılmayacağını kim iddia edebilir?

Her Şey Satılık’ta aklınıza gelebilecek hemen her türlü kaynak hakkında, bu kaynakların nasıl sahiplenildiği, işletildiği, hangi hatlar boyunca dağıtıldığı, neyin üretileceğine neyin üretilmeyeceğine kimler tarafından nasıl karar verildiği hakkında ilginç öyküler okuyacaksınız.

İÇİNDEKİLER
Sunuş:
Dünyamız Satılık Değil!
Roni Margulies

Teşekkür

Giriş


Tatlı Su


Yakıtlar
Kömür, Petrol, Doğalgaz, Uranyum

Metaller ve Değerli Taşlar
Çok Eskiden Beri Bilinen Metaller: Bakır, Kalay, Çinko, Kurşun
Demir ve Çelik Metalleri: Demir ve Çelik, Manganez, Krom, Nikel, Kobalt
Hafif Metaller: Boksit, Magnezyum, Titanyum
Değerli Metaller ve Taşlar: Gümüş, Altın, Platin, Elmas
Diğer Değerli Taşlar

Ormanlar
Kereste, Kauçuk

Lifli Ürünler
Pamuk, İpek

Gübreler
Azot, Fosfat, Potas

Gıdalar
Hayvancılık
Tahıl: İri Taneli Tahıl, Buğday, Mısır, Pirinç, Soya Fasulyesi
Bitkisel Yağlar, Hayvani Yağlar, Balmumu
Şeker
Baharatlar: Vanilya, Tarçın, Hardal, Karanfil, Karabiber, Tuz
İçecekler: Kahve, Çay, Kakao
Balıkçılık

Çiçekler

Uyuşturucular ve İlaçlar
Afyon ve Eroin, Koka ve Kokain, Esrar
Tütün
Şifalı Bitkiler: Ginkgo, Ginseng, Sarımsak, Kirpi Otu,
Binbirdelik Otu, Zencefil, Kısrak İdrarı

İnsanlar
Köleler, Vücut Parçaları, Kadavralar,
Kan, Dışkı, Saç

Gökyüzü

Okyanuslar

Biyolojik Çeşitlilik

Notlar
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Sunuş, Roni Margulies, "Dünyamız Satılık Değil!", s. 9-11

Dünyanın kaynakları ve bunları kimlerin kontrol ettiği konulu bir kitapta, "Yakıtlar", "Metaller", "Elyaf Ürünleri" gibi bölüm başlıkları görmek şaşırtıcı değil elbet. Hatta "Çiçekler" başlığı bile, çiçek deyince aklımıza çok başka şeyler geldiği için kısa bir şaşkınlık ve sızı yaratsa da, çevremizdeki çiçekçi dükkânlarının sayısını ve çiçek alıp karşılığında para vermiş olduğumuzu anımsayıp şaşkınlığımızı aşabiliyoruz. Ama ya "Tatlı Su"? Ya "Gökyüzü"?

Ya "İnsanlar"? "Bugün dünyada tarihte daha önce hiç görülmediği kadar çok köle var; 27 milyon insan köle olarak yaşıyor," sözleriyle açılıyor "İnsanlar" bölümü: "İnsan ticaretinde kâr yüksek, risk düşük."

Tatlı suyu, gökyüzünü ve insanları düşündüğümüzde, aklımıza ilk gelen kavramlar kâr, zarar, risk (yani yatırımların getirisinin masrafları karşılayamayacak düzeyde kalma veya rakip yatırımcıların sağladığı getirinin altında kalma tehlikesi) gibi kavramlar değil. En azından, adım gibi biliyorum, bu kitabı alıp bu sözleri okuyan hiç kimse için değil. Oysa dünyamızda ve yaşamlarımızda olan ve olmayan hemen her şey bu kavramlar üzerine kurulu hesaplar sonucunda oluyor veya olmuyor.

Dünyada olup biten pek çok şey, "N'apalım, bu işler böyle" inancından sıyrılıp bakmayı becerebildiğimiz anlarda görebildiğimiz gibi, tümüyle anlamsız. Örneğin, savaş. Ne savaşanlar için, ne herhangi başka biri için, ne de insanlığın tümü için yararlı olduğunu savunan tek bir kişi bulmak zor, ama savaşlar oluyor. Örneğin, çevrede sulama yapılabilmesi için Manyas kuş cennetinin kurutulması, daha çok otomobil ve buzdolabı üretilebilmesi için ozon tabakasının delinmesi, 15 yaşında çocukların günde 18 saat boğaz tokluğuna çalıştırılması... Bunlar anlamsız sayılabilecek kadar dar ve kısa vadeli çıkarlara hizmet ediyor olabilir, ama insanlık açısından maliyetleri o kadar yüksek ki, herhangi bir akılcı toplum düzeninde bunlara izin verilebileceğini hayal etmek bile zor. Ama veriyoruz işte: Göller kurutuluyor, ozon tabakası deliniyor, çocuklar çalıştırılıyor.

Öte yandan, dünyada olmayan pek çok şeyin niye olmadığını anlamak hiçbir insani çerçevede mümkün değil. En basit, en yaygın deyişiyle, "el âlem aya giderken", bir diğer el âlem nasıl oluyor da elektriksiz olabiliyor? Milyonlarca insanın temiz suyu olmadan, ilaçsız, gıdasız kalmasını kimse istemez, kimse makul bulmazken, ve bunu engellemek çok kolayken, nasıl oluyor da milyonlarca insan temiz susuz, ilaçsız, gıdasız kalıyor ve ölüyor?

Açık ki, dünyada nelerin olup nelerin olmayacağına, bir anlamda, biz insanlar karar vermiyoruz. İnsanlığın yarattığı, ama insanlıkla ilişkili hiçbir değer, kıstas, arzu, umutla alakası olmayan bir mekanizma işliyor. Bu mekanizma uyarınca, örneğin tatlı su doğal olarak karşılanan doğal bir ihtiyaç değil, karşılanması "risk" taşıyan, "kâr" veya "zarar" ile sonuçlanabilecek olan ve dolayısıyla bazen karşılanan, bazen de karşılanmayan bir "kaynak". Suyun Afrika'daki bir köye götürülüp götürülmeyeceği, o köyde insanların su ihtiyacı olup olmamasına değil, götürmenin "kârlı" olup olmamasına bağlı. Yoksullar için konut ve sağlık, çocuklar ve gençler için eğitim, yaşlılar için onurlu yaşam koşulları, hastalar için hastane sağlamak aynı muhasebe kıstaslarına bağlı. Bütün bunlar, bu kitapta birer bölüm oluşturan ormanlar, gökyüzü ve okyanuslar gibi, "kaynaklar", yani kâr veya zarar alanları.

Ve biz insanlar kendi yarattığımız bu mekanizmaya öylesine alıştık, onun değiştirilemez olduğuna öylesine inandık ki, içinde yaşadığımız ve olmasa yaşayamayacağımız doğayı yok etmeye başlayan toplum düzeninin "doğal" olduğunu kabul edebiliyoruz. Böyle bir düzenin doğallığını, kaçınılmazlığını, değiştirilemezliğini sorgulayanları "hayalci" olarak düşünebiliyoruz.

Susayan ve cebinde parası olan insanların değil, susayan her insanın temiz su içebilmesi gerektiğine, insan toplumunun kâr ve zarar tablolarından tümüyle bağımsız olarak bunu sağlayacak şekilde örgütlenmesi gerektiğine inanmak hayalcilikse, yaşasın hayalcilik!

Imagine adlı şarkısında John Lennon, nasıl bir dünya hayal ettiğini anlattıktan sonra, "ve yalnız değilim," der. Son beş yıldır Dünya Ticaret Örgütü'nün, IMF toplantılarının önünde gösteri yapan, savaşa karşı sokaklara dökülen milyonlarca insan "Dünyamız Satılık Değil!" diye haykırarak Lennon'ı doğruluyor. Ve adı Her Şey Satılık olan bu kitap, niye "Dünyamız Satılık Değil!" diye bağırdığımızı, "kapitalizm" kelimesini tek bir kez kullanmadan, en özlü şekliyle anlatıyor.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Orhan Tüleylioğlu, “Satıyorum… satıyorummmm… sattım!”, Milliyet Sanat, Mart 2006

Günümüz dünyasında ne olup ne bittiği konusunda kafa yoran insanlar, çoğu zaman ticari mallar konusunu pek dikkate almazlar. Oysa ticari mallar, her zaman olayların merkezinde yer almış, sömürgeciliğin gelişmesinde olduğu kadar pek çok savaşın çıkmasında önemli rol oyanmış, insanlar bu malların sömürülmesi uğruna köleleştirilmiştir.

James Ridgeway, dünyanın kaynakları ve bunları kimlerin kontrol ettiği konulu kitabında, dünyada olup biten pek çok şeyin bu kavramlar üzerinde kurulu hesaplar sonucunda şekillendiğini söylüyor. Kaynakları kontrol altına alma mücadelesinin yeni yüzünü, kendi yasalarını kendileri koyan soyguncu şirketler ve onların işbirlikçilerini, iş dünyasının gittikçe artan küreselleşme eğilimlerini ve bunların sonuçlarını irdeliyor.

Günlük olarak kullandığımız tüketim mallarının çoğunun akıl almayacak kadar az sayıda şirket tarafından kontrol edildiğini; daha önce ticari mal olarak kabul edilmeyen, ücretsiz ve sınırsız olan veya insanların kurduğu ticaretin alanı dışında kalan şeylerin bugün ticari mal durumuna geldiğini, insan ticaretinin bugün hâlâ kapalı kapılar ardında devam ettiğini ve artık kandan gözlere, böbreklere ve saçlara varana dek insan vücudunun parçalarının da ticari mala dönüştüğünü belirten yazar, içme suyu satışının nasıl kârlı bir iş alanına dönüştüğünü, dünyanın iç ve dış atmosferi ile gökyüzünün nasıl parça parça alınıp satılan bir mal haline geldiğini örneklerle ortaya koyuyor. Yakıtlardan metaller ve değerli taşlara, ormanlardan lifli ürünlere, gübrelerden gıdalara, çiçeklerden uyuşturucu ve ilaçlara, okyanuslara kadar hemen her türlü kaynağın nasıl sahiplenildiği, işletildiği ve hatlar boyunca nasıl dağıtıldığı hakkında birbirinden ilginç öyküler anlatıyor.

James Ridgeway’in aktardığı bilgilere göre, bugün beş uluslararası petrol şirketi dünya petrol sanayini elinde tutuyor. Dört özel şirket dünya tahıl ticaretini, dört şirket et işletme pazarını, bir tanesi çay, bir tanesi de kahve üretimini kontrol ediyor. İki şirket su pazarı için birbirini yemekte; diğer bir şirket ise dünyada tüketilen toplam sigaranın çok büyük bir kısmını satıyor. Elmas pazarı bir şirketin tekelinde. Bugün dünyada tarihte daha önce hiç görülmediği kadar çok köle var. 27 milyon insan köle olarak yaşıyor. Her yıl dünya piyasalarında en az 800.000 insan -çoğu kadın ve çocuk- alınıp satılıyor. Ticareti yapılan uyuşturucu 200 milyar dolar değerinde. Ticareti yapılan kalemlerin çoğu gereksiz ve sağlığa zararlı. Örneğin dünyadaki eroin ve kokain ticareti, dolar bazında tahıl ya da metal ticaretine eşdeğer.

Bilim ve küreselleşme ilerledikçe ticari malların listesi de uzuyor. Küreselleşen piyasalarda, yaşamın en temel gereksinimleri, gelişmekte olan ülkelerdeki yoksul insanlarca satın alınması gereken lüks mallara dönüşüyor. Daha güçlü, sanayileşmiş ve modern ticaret yolları oluşturmuş ülkelerde ise, önceden sadece zenginlerin alabileceği lüks mallar, orta sınıfın da ulaşabileceği günlük tüketim maddeleri haline geliyor. Yaşamı da ticari mal haline getirme çabalarının sürdüğüne dikkat çeken yazar, hayatın kendisinin ticaretleşmesine doğru gidişin köklerini 20. yüzyıl biliminin en önemli gelişmelerinden birine, DNA molekülünün yapısının keşfedilmesine dayandırıyor. İnsan kromozomlarındaki yüz binlerce geni oluşturan milyarlarca DNA çiftinin haritasını çıkarmayı başaran bu keşif sayesinde, pek çok yeni araştırma alanı, ayrıca pek çok yeni iş alanı ortaya çıktığını belirten yazar, şunları ekliyor: “Daha önce mülk edinilmesi imkansız görünen şeyler özel mülkiyet haline geldi, hayatın yapı taşları ve yaşam süreçleri metalaştı. Bu görece yeni bilim dalında çalışan gen mühendisleri dünya çapında genleri birleştiriyor, türler arasında, hatta insanlar, hayvanlar ve bitkiler arasında gen aktarımını gerçekleştiriyor. Bu bilim insanlarını çalıştıran kuruluşlar genetik manipülasyon süreçleri üzerinde mülkiyet hakları olduğunu öne sürüyorlar. Şimdiden yüzlerce bitkiyle hayvan türünün DNA’sı yeniden düzenlenmiş durumda ve böyle işlemlerin kim tarafından, ne amaçla ve kimin kâr etmesi için yapıldığına dair görece çok az tartışma ve kurallılaştırma söz konusu”

James Ridgeway, Her Şey Satılık adlı kitabında ticari mal sektörünün karmaşık ve ürkütücü ağını gözler önüne sererken, her şeye satılık gözüyle bakan mekanizmalara meydan okuyor, “Dünyamız satılık değil!” diyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.