Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-559-9
13.5x21.5 cm, 192 s.
Liste fiyatı: 20,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ludwig Wittgenstein diğer kitapları
Felsefi Soruşturmalar, 2007
Kesinlik Üstüne + Kültür ve Değer, 2009
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Tractatus Logico-Philosophicus
Özgün adı: Tractatus Logico-Philosophicus
Çeviri: Oruç Aruoba
Kapak ve Kitap Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 1985
8. Basım: Mayıs 2016

“Bu kitabı belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri—ya da benzer düşünceleri—kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak.—Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak.

Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve—sanıyorum—gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır. Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilir : Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir ; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.

Kitap böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok—düşünmeye değil, düşüncelerin dilegetirilişine : Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi).

Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir, ve sınırın ötesinde kalan da, düpedüz saçma olacaktır.” —Ludwig Wittgenstein.

Tractatus’un 1933’te son biçimini almış Routledge basımı Almanca metninin tıpkıbasımı ile Oruç Aruoba’nın Türkçe çevirisi yer alıyor kitapta. Tractatus’un yanı sıra, bakışımlı, karşılaştırmalı bir okuma sağlayabilmek için Wittgenstein’ın sonraki döneminin ürünü olan Felsefi Soruşturmalar’ı da Metis’ten okuyabilirsiniz.

OKUMA PARÇASI

METİN ÜZERİNE NOT, sayfa 6-7

Burada sunduğumuz metin ile çevirisi, Wittgenstein'ın Ağustos 1918'de tamamladığı Tractatus'un, W. Ostwald tarafından Annalen der Naturphilosophie'nin son sayısında (Leipzig, Aralık 1921, cilt XIV, sayı 3-4, s. 185-262) ilk kez; 1922'de yazarının elinden geçen bir biçimi, C. K. Ogden ile F. P. Ramsey (ve yer yer Russell) tarafından yapılan İngilizce çevirisi ile birlikte de ikinci kez yayımlanan (Londra, Routledge & Kegan Paul); 1933'de de son biçimini alan (düzeltilmiş yeni basım) metni ile Türkçe çevirisidir.

Çeviride, yer yer, Wittgenstein'ın Tractatus'un ön-hazırlığı olarak yazdığı ya da yazdırdığı metinlere, kitabın bir elyazmasına ve Wittgenstein'ın metin ile çevirisi konusunda İngilizceye çevirenlere yaptığı açıklamalara başvurulmuştur.

Bu kaynaklarla ilgili; ayrıca, çeviride, aslıyla birlikte yayımlanmasına karşın karanlık kalabilecek bazı noktalar ile bazı tek değinilerle ilgili notlar; kitabın bir öyküsü ile kitapla ilgili bazı konularda bazı açımlamalar, cildin sonundaki "Çevirenin Notları"na konmuştur.

Bu notlardan anlaşılacak özelliklerden dolayı, kitaba bir "Dizin" konmamıştır. Aynı şekilde, kitabın yukarıda belirtilen bütün basımlarında yer alan, Russell'ın "Giriş" yazısı da, yine notlarda görülecek nedenlerden dolayı, buradaki yayıma alınmamıştır.

Oruç Aruoba

İstanbul, Mart 1985

İkinci Basıma Not: İkinci basım için ofset tekniğine geçilmiş, çeviri metin gözden geçirilerek yeniden dizilmiş, kaynak metin olarak da, Wittgenstein'ın elinden geçen son basımın (1933) tıpkıbasımı kullanılmıştır.

Bu basımla birlikte, Tractatus'un önhazırlıklarını içeren ve ancak 1991'de "tam" sayılabilecek bir biçimde, ama ayrı ayrı yerlerde yayımlanarak ulaşılabilir hâle gelen "1914-1916 Defterleri"nin ve ilgili öteki bazı metinlerin, elyazmalarına dayanan asılları ile çevirilerini biraraya getirecek bir cildin de aynı yayınevince yayımlanması planlanmıştır.

O.A.

İstanbul, Mart 1996

Üçüncü Basıma Not: Üçüncü basımda bazı küçük düzeltiler dışında değişiklik yapılmamıştır.

O.A.

İstanbul, Eylül 2000

Dördüncü Basıma Not: Bu basım için çeviri gözden geçirilip yeniden dizilmiş, bazı düzeltmeler yapılmıştır.

O.A.

İstanbul, Mart 2006

Devamını görmek için bkz.

ÖNSÖZ, sayfa 11-13

Bu kitabı belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri—ya da benzer düşünceleri—kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak.—Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak.

Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve—sanıyorum—gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır. Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilir : Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir ; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.

Kitap böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok—düşünmeye değil, düşüncelerin dilegetirilişine : Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi).

Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir, ve sınırın ötesinde kalan da, düpedüz saçma olacaktır.

Çabalarımın başka düşünürlerinkilerle ne ölçüde çakıştığını, ben yargılayacak değilim. Hem, burada yazdıklarım, tek noktalarda hiçbir yenilik savı taşımıyor ; bu yüzden de hiçbir kaynak belirtmiyorum, çünkü düşündüğümü benden önce bir başkasının düşünmüş olup olmadığı, benim için farketmiyor.

Yalnızca şunu belirtmek istiyorum ki, Frege'nin büyüklüklü yapıtlarına ve dostum Bay Bertrand Russell'ın çalışmalarına, düşüncelerimin uyarılmasının büyük bir bölümünü borçluyum.

Bu çalışmanın bir değeri varsa, bu, iki noktada bulunuyor. İlkin şurada ki, içinde düşünceler dilegeliyor, ve bu değer de, düşünceler ne kadar iyi dilegetirilmişse, o kadar büyük olacaktır. Darbeler, çivinin ne denli kafasına vurulmuşsa.—Bu noktada olanaklının çok gerisinde kaldığımın bilincindeyim. Düpedüz şundan dolayı ki, benim gücüm bu ödevle başedebilmek için pek zayıf.—Başkaları gelse de daha iyisini yapsa.

Buna karşılık, burada bildirilen düşüncelerin doğruluğu bana sorgu-sual edilemez ve kesin-kes görünüyor. Böylece, şu kanıdayım ki, sorunları özlerinde sonuna dek çözdüm. Ve bunda da yanılmıyorsam, işte, bu çalışmanın değerinin bulunduğu ikinci nokta, bu sorunların çözülmesiyle ne denli az şeyin başarılmış olduğunu göstermesidir.

L. W.

Viyana, 1918.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ata Devrim, “Felsefenin ergenlik çağı”, Radikal Kitap Eki, 7 Nisan 2006

Felsefe dünyasının en ilginç çehrelerinden birisidir Wittgenstein; Herakleitos ya da Hegel gibi birkaç biçimde yorumlanabilir. Kimisine göre Wittgenstein, söylenebilecek olanı bir seferde söyleyip kendi kabuğuna çekilmek ister gibi felsefede bir 'vur-kaç' taktiği izler, dediği dediktir ve felsefi özgüveni, tüm düşünsel serüvenin doruk noktası olduğu inancına dayanır. Çekiçle felsefe yapmak diye bir şey varsa, işte bu odur. Kimisine göre Wittgenstein, zaten var olan bir gerçeği felsefi alanın bilinçdışından çıkarır: Felsefenin tüm dünyayı tinselleştiren dilden başka bir nesnesi yoktur. Bu nesneyi kullanması onu sınırlandırmak yerine, onun tüm dünyaya erişmesini sağlayacaktır. Buna karşı çıkanlar ise dilin kimi zaman gerçeği açıklamakta aciz kaldığını söylerler. Doğrudur bu; 'beden dili' diyerek, yani yine tinselleştirerek, en ufak kavrama çabasını baltalayarak yabancılaştığımız gözyaşı, ter, yüzün kızarması vb. somatik tepki, dilden daha iyi betimlerler durumları.

Wittgenstein'a yöneltilen, dil ve gerçek arasındaki bağı bilemeyeceğimiz eleştirisi, tek başına değil, Wittgenstein ile diyalektik ilişki içerisine girdiğimizde değer kazanır. Bu eleştiriye Wittgenstein, felsefenin, dilin mantığı olduğu, dolayısıyla dilin önerdiklerini sınama hakkına sahip olduğu şeklinde yanıt verecektir. Öyleyse, felsefe, Wittgenstein'ın da dediği gibi, bilgi veremez ancak bilme faaliyeti içerisinde yer alır. Bilmemizi sağlar. Bu noktada çelişki iyice belirginleşir. Çelişki, Wittgenstein'ın felsefeyi dili sınamakla görevlendirmesidir. Ancak felsefe elinde 'bilgi' olmadan bu görevi nasıl yerine getirecektir? Yöntem de, elbette, bir şeyin nasıl yapılacağının bilgisi olduğuna göre, felsefe de tıpkı bilim gibi bilgi içerir. Bilgiyi ancak yöntembilgisi ile edinebilir ya da sınayabilir. Croce'nin iddiasının aksine, felsefe de sanat gibi sezginin ürünüdür, çünkü ikisi de aynı amaca hizmet ederler: Her ikisi de sorgular ve bastırılanı ortaya çıkarırlar. Örneğin bilimden özenle uzak duran Hegel -ondan önce Aristo ve Herakleitos- sezgileri ve basit deneysel gözlemleri ile diyalektik yöntemi geliştirmiş ve sonra bu yöntem, bilim tarafından da onaylanmıştır. Bu açıdan felsefe bir öngörü, bir yetidir.

Üstelik Wittgenstein, çığırtkanları ile aynı görüşte bile değildi. Kendi yorumlarını bir 'son' olarak görmedi ve ileride bunların yanlışlanabileceğini ama yine de görüşlerinin Sokrates'in anakrisis'ine yolaçabilecek nitelikte olduklarını Tractatus'un son paragraflarında şöyle dile getirdi: "Benim tümcelerim şu yolla açımlayıcıdırlar ki, beni anlayan, sonunda bunların saçma olduklarını görür -onlarla-onlara tırmanarak- onların üstüne çıktığında. Bu tümceleri aşması gerekir, o zaman dünyayı doğru görür." Bu tümcelerden hemen sonra onun meşhur 'uyarısı' gelir ve ama çığırtkanlar, bunları atlayıp son cümleyi cımbızla çekerler. Bu dikkatsizlikten değil de felsefe düşmanlığından ileri gelir biraz. Felsefeyle ilgileri olmadığı için ya da onu istedikleri gibi yönlendirmek için ellerinde cımbızla okurlar kitabı, böyle okudukları için de felsefenin sonunu getirmek için Wittgenstein'ı beklemeleri gerekir. Oysa onların açlıkla aradıkları 'son' antik çağda çoktan gerçekleşmiştir bile, Xenophanes'in şu tümcelerinde: "Tanrılar ve sözünü ettiğim bütün şeyler konusunda kesin doğruluğu bilen yoktur,olmayacaktır da. Evet, biri kalkıp rastlantısal olarak, son aşamada doğru herhangi bir şey söyleyecek olsa bile, onu henüz kendisi de biliyor değildir." Bu sözlerden sonra felsefenin asırlarca yaşadığını bilmem söylemeye gerek var mı? Kierkegaard, sanki bunların her ikisini de görmüş gibi "İnsanlar bize konuşmayı tanrılarsa susmayı öğretiyorlar" der. Bunun yanı sıra Wittgenstein'ın "Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı" sözü asırlar önce Gorgias'ın "Hiçbir şey bilinemez, bilinse de bir başkasına aktarılamaz" şeklindeki -dil'e bile güvenmeyen- felsefesinin meta-ilkesi idi. Gorgias'ın felsefesi ise Herakleitos'un tilmizi Kratylos tarafından pratiğe geçirilmişti. Kratylos, hiç konuşmaz ve yalnızca parmağını oynatırdı. Bunlarla birlikte kelimelerin yerli yerinde kullanılmasına önem veren Keos'lu Prodikos da Wittgenstein'ın soyağacında yer alabilir. Hatta yaşlıların felsefe yapmasını küçümseyen Kallikles'i bile sayabiliriz. Ama ne garip ki her ikisi de felsefe tarihine dahil edilmiştir. Açıkçası, Wittgenstein'ın bu ünlü sözü olağanüstü bir şey değildir. Antinomilerle (çatışkı) ondan önce Kant da karşılaşmış ama hiç olmazsa antinomileri eylemlerle aşmak gibi bir yol göstermişti. Wittgenstein ise konuşmayı bile yasaklamıştır.

Tractatus'ta ergenlik çağındaki bir çocuğun buyurgan öfkesi vardır. Bu kızgın çocuk, 'dil'den başka bir ölçüt kabul etmez ve güzellik ile iyilik arasındaki bağıntıların tabiata yönelik araştırmalar olduğunu unutup bunu linguistik bir edim sanır. Wittgenstein mantıkla metafiziği birbirine karıştırmıştır. Duns Scotus'un dediği gibi mantıkçı var olan şeylerle değil, kavramlarla ilgilidir. Scotus'a göre varlığın fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki yapısı vardır.

Bir gün Wittgenstein'ı derin düşüncelere dalmışken bulan Bertrand Russell, şakayla "Felsefi şeyler mi düşündüklerin, yoksa günahlarını mı düşünüyorsun?" diye sorar. Wittgenstein'ın buna yanıtı "Her ikisini birden" olur. Tractatus'u yazan Wittgenstein, bir felsefeciden çok bir mantıkçıdır; mantığı felsefenin başına bir denetleyici olarak diker, felsefeye mantığın yardımıyla sınır çizgileri çizerken bir anda felsefeyi de mantığa eşitlemiş olur. Wittgenstein'ı en büyük tartışmaların merkezine koyan felsefenin sonunu getirme eylemi de, belki bundan ötesi değildir.

Sırada felsefi soruşturmalar var

Felsefe tarihçileri tarafından Wittgenstein'ın birinci dönemi denen Tractatus'un Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcı olan 1914'te filizlendiği ve yazımının son hâlinin 1918'in son aylarını bulduğu biliniyor. Wittgenstein bu eserini takip eden yıllarda felsefeyi bırakır. Uzunca sayılabilecek bir aradan sonra, 1. Kısmını 1945'te, 2. Kısmını ise 1947-1949 arasında tamamlayacağı Felsefi Soruşturmaları yazar. Wittgenstein, bu suskunluğuna son verdiği Felsefi Soruşturmaları gerekçelendirirken, "burada yazılanlar son 16 yıldır, sürekli üstünde çalıştığım felsefi sorulara dairdir. Birçok konu var: anlam, kavrayış, önerme ve mantık kavramları, matematiğin temelleri, bilinç durumları ve daha birçok soru," diye açıklar. Bunların çoğu kuşkusuz Tractatus'un da konularıdır. Wittgenstein, Tractatus'ta hükme bağladıklarını, bütün bu zaman içinde belli ki yeniden ele almış, kimi yerlerde temel bazı değişikliklere gitmiştir. Böylece ortaya daha esnek, okuru ile daha fazla ilişkiye giren, paragraflar halinde, nerdeyse değiniler şeklinde yazılmış olan Felsefi Soruşturmalar çıkmıştır. Yazarın iki farklı dönemini mühürleyen bu yapıtlar Wittgenstein düşüncesi ile ilgili karşılaştırmalı araştırmalara sık sık konu olmuştur.

Felsefi Soruşturmalar, 2006 yılında Haluk Barışcan'ın Almancadan yaptığı çevirisiyle, yine Metis Yayınları'ndan çıkacak.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.