Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-648-0
13x19.5 cm, 152 s.
Liste fiyatı: 16,50 TL
İndirimli fiyatı: 13,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Tutkular ve Çıkarlar
Kapitalizm Zaferini İlan Etmeden Önce Nasıl Savunuluyordu?
Özgün adı: The Passions and the Interests
Çeviri: Barış Cezar
Yayına Hazırlayan: Bülent Doğan
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2008
2. Basım: Aralık 2014

Siyasal iktisadın tanınmış isimlerinden Albert O. Hirschman, kapitalizmin şekillenmekte olduğu on yedinci ve on sekizinci yüzyıllardaki düşünsel havayı inceleyerek, çok uzun süre günah sayılan maddi çıkar peşinde koşmanın nasıl olup da hayatın merkezine oturduğu sorusuna cevap arıyor.

Kapitalizmin yükselişine farklı bir yorum getiren yazar, Marksist ve Weberci düşüncenin ortak paydası olan kopuş fikrine değil, eski ile yeni arasındaki sürekliliğe vurgu yapıyor. Montesquieu, James Steuart, John Millar, Adam Smith gibi düşünürlerin görüşlerini inceleyen Hirschman, yaşanan uzun süreli ideolojik değişimi içsel bir süreç olarak tanımlıyor ve uzun bir tarihsel dönem boyunca zıt kavramlar olarak tanımlanmış tutku ve çıkarların, Adam Smith tarafından aynı kefeye konmasıyla birlikte koskoca bir düşünce zincirinin hafızalardan silindiğine işaret ediyor. Kapitalizmin "eksiksiz insan kişiliğinin" gelişmesine engel olduğu yolundaki eleştirileri ele alırken, on dokuzuncu yüzyıl öncesinde kapitalizmin zaten hükümdarların ve diğer soyluların tutkularını bastırma ve "daha az yönlü, öngörülemezliği azalmış, tek boyutlu bir insan kişiliği" yaratma amacıyla savunulduğuna dikkat çekiyor. Keynes gibi "bırakınız yapsınlar" ideolojisi savunucularının savlarının da, kapitalizmin gerici yüzünü göstermesinden önce hakim olan "herkesin kendi çıkarının peşinden koşması iyi bir düzen sağlayacaktır" fikrinin bir tekrarından ibaret olduğunun altını çiziyor.

Düşünce tarihinin bu kitapta ele alınan bölümü hakkında bilgi edinmek, kapitalizm üzerine yapılacak çalışmalara ciddi ölçüde katkı sağlayacaktır.

İÇİNDEKİLER
Önsöz, Amartya Sen
Yirminci Yıldönümü Basımına Yazarın Önsözü
Teşekkürler
Giriş

1. Bölüm
Tutkulara Karşı Çıkarlara Başvurulması: Şan Kavramının Gözden Düşüşü
"Gerçekte Olduğu Gibi" İnsan
Tutkuların Bastırılması ve Yönlendirilmesi
Dengeleyici Tutku İlkesi
"Çıkar" ve Tutkuların Terbiyecisi Olarak "Çıkarlar"
Çıkar, Yeni Bir Paradigma
Çıkar Tarafından Yönetilen Bir Dünyanın Artıları: Öngörülebilirlik ve Tutarlılık
Para Kazanma ve Ticaret: Masum ve Doux
Para Kazanma: Ilımlı Bir Tutku

2. Bölüm
İktisadi Genişleme Siyasal Düzeni Nasıl İyileştirecekti? Bir Öğretinin Öğeleri
1. Montesquieu
2. James Steuart
3. John Millar
Benzer Ama Uyuşmayan Görüşler
1. Fizyokratlar
2. Adam Smith ve Bir Öngörünün Sonu

3. Bölüm
Düşünce Tarihinde Bir Dönem Üzerine Düşünceler: Montesquieu-Steuart'ın Öngörüleri
Nerede Hatalıydı?
Çıkar Tarafından Yönetilen Bir Dünya Vaadine Karşı Protestan Ahlakı
Güncel Notlar

Notlar
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, Amartya Sen, s. 11-18,

Albert Hirschman çağımızın büyük entelektüellerinden biridir. Yazıları iktisadi gelişme, toplumsal kurumlar ve insan davranışları hakkındaki fikirlerimizi etkilemiş; kimlik, sadakat ve bağlılıklarımızın doğası ve kapsamı konusundaki anlayışımızı değiştirmiştir. O yüzden, bu kitabı Hirschman'ın en iyi katkılarından biri olarak nitelemek fazlasıyla iddialı olacaktır. Bugünlerde pek ilgi çekmeyen, saygı görmeyen ve dünyanın önde gelen üniversitelerinin ders programlarından da silinmeye yüz tutmuş bir konu olan iktisadi düşünce tarihi üzerine bir kitap –hatta incecik bir monografi– olduğunu düşünürsek bu niteleme daha da iddialı görünecektir. Tutkular ve Çıkarlar kamu kararlarına katkı niteliğindeki bir eserin (Hirschman'ın The Strategy of Economic Development'ında –İktisadi Kalkınma Stratejisi– bulunan) siyasi önemine ya da pratik aklın gereği olan bir aciliyete (Exit, Voice, and Loyalty'nin –Terk Etme, Sesini Yükseltme ve Sadakat– mükemmel biçimde ortaya koyduğu gibi) sahip değil. O zaman bu kitabı böylesine özel kılan nedir?

ZARARSIZ ÇIKARLAR VE ZARARLI TUTKULAR

Bu sorunun cevabı yalnızca Hirschman'ın kapitalizmin ideolojik temellerine yeni bir gözle bakmamızı sağladığını kabulde değil, aynı zamanda bu yeniliğin iki yüz yıldan daha eski olan düşüncelerden kaynaklandığı gibi şaşırtıcı bir gerçekte gizlidir. Dile getirilme tarzlarını ve gelişimini araştırdığı temel varsayım, kapitalizm savunusunu "bazı zararlı insan uğraşları yerine yararlı uğraşları harekete geçireceği" inancına dayandırıyor. Konuya böyle bakmanın bugün bize çok uzak görünmesi kaçınılmazdır, ki zaten uzaktır; dolayısıyla bu tezin harekete geçirici kapitalizmin erken dönem fedaileri tarafından son derece güçlü (ve kendi mantığı içinde gayet ikna edici) bir biçimde geliştirilmesi ve savunulması özellikle dikkat çekicidir. Kapitalizmin günümüz dünyasındaki başarısı o kadar mutlak ve o kadar kabul edilmiş, artıları ve eksilerinin tesbiti artık öyle bir standarda oturmuştur ki, ilk zamanlarda düzenin düşünsel savunusunun, bugünkü bakış açısından ne kadar uzak fikirlere dayandığını kavrayabilmek pek de kolay değildir.

Temel düşünce ikna edici basitlikte. Klasik Hollywood tarzında bir benzetme yaparsak, bir özelliğinizden –teninizin rengi, burnunuzun biçimi, inancınız, vb.– büyük bir tutkuyla nefret eden gözü dönmüş fanatikler tarafından kovalanmakta olduğunuzu düşünün. Tam yakalanmak üzereyken etrafa bir miktar para saçıyorsunuz ve hepsi de banknotları toplamak gibi ciddi bir işe girişiyor. Kaçarken, serserilerin böyle faydalı bir şahsi çıkar anlayışına sahip oldukları için şanslı olduğunuzu düşünerek sevinebilirsiniz, ama meslek icabı evrenselleştirmeye alışkın bir teorisyen bunun yalnızca servet edinme yönündeki zararsız çıkarın vahşi tutkuyu bastırmasının bir örneği –biraz da ilkel bir örnek– olduğuna dikkat çekecektir. Baş savunucularının gözünde buradaki olayda alkışı hak eden kapitalizmdir ve Hirschman'ın bu etkili eserinde de söz konusu savunucular ele alınmıştır.

ENFORMASYON EKONOMİSİ VE

TEŞVİKLERLE KIYASLAMA

Kapitalizmin davranışsal temelleri tabii ki ilgi çekmeye devam ediyor, şahsi çıkar peşinde koşma kapitalizmin işleyişi ve başarılarıyla ilgili teorilerde hâlâ merkezi bir konuma sahip. Ama son döneme ait bu teorilerde, çıkarlara daha farklı ve çok daha "pozitif" bir rol yüklenmiş; zararlı tutkulara engel oluşturmak gibi negatif bir rolün yerine enformasyon ekonomisi ve teşviklerin düzgün işlemesiyle kaynakların verimli dağılımını sağlama rolü geçmiştir.

Hirschman'ı bu tarihsel incelemeyi yapmaya iten bir pasajdaki Montesquieu'nün savı, tutkular insanları "kötü" olmaya itebilecekken "kötü olmamak onların çıkarınadır" şeklindeki inancıyla ilişkiliydi. James Steuart "çıkarları" överek "despotluğun akılsızlığına" karşı "en etkili dizgin" diye niteliyordu. Bu tür bir anlayış, piyasa ekonomisi ve kısıtlanmamış kapitalizme dair güncel teorilerde yer alan güdüsel (motivasyonel) analizden çok daha farklı bir yönü işaret ediyor.

GÜNCEL BAĞLANTILAR

Gelgelelim, bu yapıta duyulan ilgi yalnızca sağladığı tarihsel aydınlanmadan kaynaklanmamaktadır. Bugünün kaygılarıyla burada ele alınanlar arasında birçok bağlantı var. Kötü tutkuların günümüz dünyasındaki korkunç etkilerini düşündüğümüzde, kapitalizm ve sahip olma içgüdüsünün insanları yıkıcı davranışlarından uzaklaştıracak biçimde kullanılıp kullanılamayacağı sorusunu sormak gerçekten de önemlidir. Şahsi çıkarı büyük bir kurtarıcı olarak görenler yalnızca Montesqueiu, Steuart ve bir kısım çağdaşları değildi; daha sonraki dönemde birtakım yazarlar da (genellikle daha önceki külliyatın farkında olmadan) şahsi çıkarı kötü tutkuların etkisinden kaçmanın çok iyi bir yolu olarak gördüler.

Hirschman'ın da işaret ettiği gibi, Keynes bile "insanın kendisiyle aynı durumdaki yurttaşlarına zorbalık etmesindense kendi banka hesabına zorbalık etmesi yeğdir," diyor ve ikincinin ilkine "bir alternatif" oluşturması umudunu dile getiriyordu. "Burada anlatılan öyküden sonra Keynes'in, kendisine özgü biçimde alttan alarak yaptığı kapitalizm savunmasında, Dr. Johnson ve diğer on sekizinci yüzyıl isimlerince kullanılan sava başvurması pek iç sıkıcıdır," diyen Hirschman birazcık haksızlık ediyor olabilir. Nitekim bu sav orijinal olmasa da ilginçliğini korumaktadır ve Keynes'in bu konuda daha önce yazılanları bilmiyor olması sorusunun geçerliliğini azaltmaz.

Eğer ileri sürülen bağlantı işe yarasaydı, kapitalizm için elle tutulur bir gerekçe sağlardı; üstelik bu gerekçe "verili" tercihler ve iktisadi kaygıların diğer güdülenimlerden yalıtılmış olarak ele alınmasına ağırlık veren Genel Denge Teorisi ve ona bağlı yapılardan tümüyle farklıdır. Aslında Hirschman da bu akıl yürütme tarzını Rival Views of Market Society (Piyasa Toplumuna Dair Karşıt Görüşler) adlı eserinde çok güzel bir biçimde devam ettiriyor. Tabii ki kâr sağlama ve piyasalaşmayı desteklemeyi köktenci saldırganlık ve zararlı tutkuları bastırmak için genel bir yöntem olarak görmek zordur (örneğin, iktisadi şahsi çıkarları destekleyerek Bosna, Ruanda ya da Burundi'deki sorunlara acil bir çözüm bulunması pek muhtemel değildir), ama burada bilhassa uzun vadede tamamen göz ardı edemeyeceğimiz bir bağlantı ihtimali var.

Ampirik bağlantılar pek basit değildir ve tamamen koşullara bağlıdır. Çıkar peşinde –satış belgeleriyle kuşanarak– alışveriş ve ticaretle uğraşmanın, düşman görülenleri –palalar ve başka saldırı silahları kuşanarak– tutkulu biçimde kovalamayla pek uyuşmadığı düşüncesi akla yakındır. Yine de, uygun koşullar oluştuğunda, bir Mafya etkili bir biçimde para kazanma ile şiddet ve acımasızlığı bir araya getirebilmektedir. Ampirik bağlantılar çok karmaşıktır ve koşullara bağlı özelliklerin daha yakından incelenmesi gerekmektedir.

BİRİCİK GÜDÜ OLARAK ŞAHSİ ÇIKAR

Diğer bir güncel bağlantı ise iktisat teorisindeki genel davranışsal varsayımların gelip geçici doğasıyla ilgili. Kapitalizmi ilk başlarda savunanlara son derece ikna edici ve tabii gelen bir teorinin bugün bir o kadar uzak –hatta tuhaf– gelmesi, bugünkü teorisyenlere ikna edici ve tabii gelen davranışsal varsayımlara şöyle bir durup bakmamızı gerektiriyor. İktisat teorisinin ana akımı şahsi çıkarın peşinden tam bir adanmışlıkla gidileceği önkabulünü etkili biçimde kullanmaktadır. Verimlilik üzerine temel Arrow-Debreu teoremleri ve rekabet dengesiyle ilgili Pareto çözümü dahil olmak üzere bazı sonuçlar, "dış etkenlerin" (özgecilik dahil) çok kısıtlı kimi istisnalarla tamamen denklem dışı bırakılmasına dayanır. Özgeciliğe izin verildiği zaman bile (Gary Beeker'ın akılcı dağılım modelinde olduğu gibi), özgeci davranışların her bireyin kendi şahsi çıkarına olduğu için ortaya konduğu varsayılır; başkalarının sempatisini kazanan özgeci kendi hesabına fayda görmektedir. İyi biri olmak için iyi davranmaya çabalama güdüsüne ya da bireyin kendi yararına olmayan amaçlar peşinde koşmasına hiçbir rol biçilmemiştir. Bütün bunlar, bir yanda ilk dönem kapitalizm teorisyenlerinin şahsi çıkarla karşılaştırdığı şeytani tutkuları, diğer yanda ise Kant'ın Pratik Aklın Eleştirisi'nde incelediği ve Adam Smith'in Ahlaki Duygular Teorisi'nde ele aldığı toplumsal ödevleri dışarıda bırakmaktadır.

Hirschman'ın başka yerlerde de işaret etmiş olduğu gibi, böyle "eli sıkı" teorilerin aleyhine pek çok kanıt ve şahsi çıkarlarımızla kamusal kaygılarımız arasındaki dengenin zaman içinde belli örüntüler –bir olasılıkla da döngüler– uyarınca değişimler gösterebileceği yönünde kimi belirtiler vardır. Shifting Involvements (Değişen İlişkiler) adlı eseri böylesi bir iktisadi ve toplumsal davranışın sergilediği zengin analiz imkânlarının ana hatlarını çizmektedir. Bu önemli soruların daha derinine inmek için burası çok uygun bir yer değil, ama bunlar zaten Hirschman'ın diğer eserlerini ilgilendiriyor. Ne var ki (bu kitapta ele alındığı üzere), kapitalizmin davranışsal temelleri üzerine geliştirilmiş ve şimdiki varsayımların savunulduğu kadar güçlü biçimde savunulmuş olan daha önceki bir teorinin sonunun gelmesi, ana düşünce akımına ve çoğu durumda gelip geçici biçimde hâkim olan modalara genelde daha dikkatli yaklaşmamız gerektiğini gösteriyor.

KÜLTÜRÜN ROLÜ

Aslına bakılırsa, tam da çağdaş ana akım iktisat teorisi basit bir biçimde şahsi çıkarların peşinden gidildiği önkabulü etrafında görüşbirliğine vardığında, iş ve siyasetin pratik dünyasında kapitalizmin güdüsel tamamlayıcıları konusunda kimi kültüre ilişkin söylemler ortaya çıktı. Örneğin, Doğu Asya'da "düzen", "disiplin" ve "sadakat"a ("Asya değerleri"nde bulunduğu ileri sürülen) bağlılığın kapitalist başarıya katkısı yönünde iddialar görülüyor. Japonya ile başlayan örnek göstermeler önce dört "kaplan"ı içine alacak biçimde genişletildi, sonra da sayıları çabucak artan hızlı büyüyen Asya ekonomilerine doğru genişletildi. Konfüçyüsçü ahlaka, samuray kültürüne ve güdülenmeyle ilgili diğer yaklaşımlara yakın zamanlarda yapılan göndermelerin yanında Max Weber'in "Protestan ahlakı" emekli bir atletin çekingen düşünceleri gibi kaldı.

Yeni teorisyenlerden bazıları düzen ihtiyacının otoriter yönetimler (ve belki de insan haklarının askıya alınmasını) gerektirdiğini düşünüyor; bu yaklaşım da Hirschman'ın yazılarında ele aldığı düşüncelerle karşılaştırılmayı hak ediyor. Örneğin, Steuart'ın "despotluğun akılsızlığı"nı açıkça eleştirmesi güncel bir tartışma için güzel bir çıkış noktası olurdu. Her ne kadar Hirschman'ın incelemesi tümüyle Avrupa düşüncesine odaklanmışsa da, ele aldığı konu dünyanın yeni kapitalizmin merkezi olma iddiasındaki kısmında da şu an tam anlamıyla günceldir.

Şahsen benim "Asya değerlerinin" harikalarını öven teoriler hakkında şüphelerim var. Genellikle kötü biçimde araştırılmış genellemelere dayanıyor, ayrıca otoritercilik ve insan hakları ihlalleri konularında suçlanan hükümet sözcülerince savunma amacıyla kullanılıyorlar (1993'te Viyana'daki İnsan Hakları Dünya Konferansı'nda dikkat çekici bir biçimde yapıldığı gibi). Ama Hirschman' ın incelediği Avrupa düşünsel geleneğinin fikirlerine yakın duran, davranışın kültürel öncelleri diye niteleyebileceğimiz araştırma alanı ("Asya değerleri" ile ilgili pek olgunlaşmamış iddiaların temelsiz olduğu ortaya konmuş olsa bile) bu "değerler" üzerine ciddi araştırmalar yapmayı makul kılıyor. "Avrupa Aydınlanması"nın doğası, etkili olduğu alan ve insanlık adına ortaya attığı genelleyici savlar –Hirschman tarafından ele alınan başka bir konu– da doğrudan işin içindedir. Bu bereketli araştırma alanı ve iktisatçı olmayan pek çok kişinin de –tarihçiler, edebiyat uzmanları, atropologlar, sosyologlar, psikologlar ve diğerleri– çok ilgisini çekecektir.

İktisatçılar umumiyetle birbirleri için yazarlar, ama Hirschman' ın yazıları disipliner sınırları aşan yaklaşımları nedeniyle çok özeldir. Bu çalışma, pek çok başka eseri gibi, çok çeşitli alanları ilgilendiren konular üzerinedir; Hirschman'ın ilgi çekici savları ve duru üslubu da buna eklenince Tutkular ve Çıkarlar'ı çok geniş bir kitleyi ilgilendiren bir kitap yapıyor. Örneğin, Hirschman kapitalizmin "'eksiksiz insan kişiliğinin' gelişmesini engellediği" biçimindeki sava ilişkin yorumda bulunurken bunun tam da "kapitalizmin yapması beklenen" (burada ele alınan yazarlara göre) şey olduğu gerçeğinin altını çizdiğinde, iktisat dışındaki çeşitli disiplinleri de ilgilendiren bir analiz ortaya koyuyor.

AMAÇLANMAMIŞLARIN GERÇEKLEŞMESİ

VE GERÇEKLEŞMEMİŞ AMAÇLAR

Bu eserin ana teması aynı zamanda kendimizle ilgili bilgi edinme konusundaki ortak bir merakla da bağlantılıdır: Şu anda olduğumuz yere nasıl geldik? Bu çalışmadan edindiğimiz aydınlanma kişisel bir kendini keşfe benzetilebilir – erken yaşlara ait unutulmuş düşünceleri toparlamak gibi; tam da makinist olmamaya karar verdiğimiz o döneme ait, ama sahiden olan şeylerle bir şekilde bağlantısı bulunabilecek başka bir şeyin keşfi diyebiliriz buna. Burada anımsanan düşüncelerin henüz gelişmekte olan kapitalist düzeni meşrulaştırmada (yararlı şahsi çıkarın gücüne başvurulması yüzünden) epeyce bir etkisi olmuştu ve her ne kadar işler tam olarak öngörüldüğü gibi gelişmese de, düşünceler olup bitenleri etkilemişti. İşte şu anda içinde yaşadığımız gerçek dünyanın meydana getirilmesinde rol oynayan tahayyül edilmiş bir dünyanın can alıcı gerçekliğidir bu.

Bu kitapta konu edilen özel alan bir kenara bırakılsa bile, sonuçta kendileri gerçekleşmeseler de etkili ve önemli değişikliklere yol açan ve bu değişiklikleri besleyen beklentiler arasındaki ilişkiler genelde çok daha ilgi çekicidir. "Amaçlanmamış ama gerçekleşmiş etkiler"e ilgi duyan Smith ile Menger ve bu etkileri çarpıcı bulan Hayek'in aksine, Hirschman "amaçlanan ama gerçekleşmeyen etkiler"in gücünü ve etkisini göstermektedir. İkinci tip ilkine göre daha zor gözlemlenebiliyor olabilir (gerçekleşmemiş etkiler ortada yoktur), ama o gerçekleşmemiş beklentilerin etkileri bugün bile güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir.

Hatta, Hirschman'daki karşıtlığın daha ilgi çekici olduğunu iddia ediyorum. Hareketlerimizin kimi etkilerinin amaçlanmamış olması her şeyin birbirine bağlı olduğu bir dünyada önemli olabilir de olmayabilir de. Hareketlerimizin çok çeşitli etkileri olabilir ve bunların yalnızca bir kısmı bizim istediklerimizdir. Basit bir örnek vermek gerekirse, gazete almak için evimden dışarı çıktığımda tanımadığım kişiler tarafından görülürüm. Ama dışarı çıkmamın nedenlerinden biri hiç de tanımadığım kişilere görünmek olmayabilir (yalnızca gazete almak istemişimdir); bu amaçlanmamış ama gerçekleşmiş bir etkidir. Birçok vakada "hareketlerin amaçlanmamış etkileri" hakkında çıkarılan kuru gürültü biraz yapay olabilmektedir.

Buna karşın, amaçlanmış etkilerin –tam da o niyetleri hedefleyerek– girişilen hareketlerde önemli rol oynadığı açıkça görülmektedir. Dolayısıyla, o amaçlanan etkilerin meydana gelmemesi umulandan gerçek bir sapmadır ve bu yüzden çok daha ilginçtir. Her ne kadar Hirchman'ın ele aldığı karşıtlık eski "amaçlanmamış etkiler"in değişik bir türü gibi görünse de, aslında kendisine has bir ilginçliği vardır ve gerçekten de sonuçta Smith, Menger, Hayek ve diğerlerince üne kavuşturulan o sözde açmazdan çok daha olağanüstü ve derin olabilir.

SON BİR SÖZ

Bu önsözde Tutkular ve Çıkarlar'ın yalnızca önemli bir düşünsel katkı değil, aynı zamanda Hirschman'ın kendi yazıları arasında da en iyilerinden biri olduğu iddiasını temellendirmek için birtakım nedenler sunmaya çalıştım. Kapsamı tarihsel olduğu kadar günceldir ve yalnızca iktisat ya da iktisat tarihinden değil, birçok farklı disiplinden okurlara sahiptir. Bu kitabı nihai olarak değerlendirirken başvurulacak en çetin standartların yine yazarın kendi eserlerinde olması Hirschman'ın hayranlık yaratan başarılarının bir göstergesidir. Bu heyecan verici standartlara ise ulaştığını söyleyebiliriz.

Temmuz 1996

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Orhan Tüleylioğlu, "Tek boyutlu insan", Milliyet Sanat, Ocak 2008

Para kazanmaya yönelik uğraşlar; yüzyıllarca doymak bilmezlik, paragözlük ve açgözlülükle ilişkilendirilerek aşağılandıktan ve lanetlendikten sonra nasıl oldu da modern çağın bir noktasında namuslu işler durumuna geldiler? Siyasal iktisadın tanınmış adlarından Albert O. Hirschman, Tutkular ve Çıkarlar adlı kitabında, kapitalizmin şekillenmekte olduğu on yedinci ve on sekizini yüzyıllardaki düşünsel havayı inceleyerek bu soruya yanıt arıyor. Yeninin eskiden doğma düzeyinin genelde sanıldığından daha yüksek olduğunu gösteren ve pek çok kaynaktan kanıtlar sunan yazar, kapitalizmin "ruhu" ve yükselişine dair yorumlara yeni bir yaklaşım getiriyor. Montesquieu, James Stevart, John Millar, Adam Smith gibi düşünürlerin görüşlerinde iz sürüyor; dönemin tarihsel önemine ve bazı güncel sorunlarımızla nasıl ilişkilendirilebileceğine dikkat çekiyor.

Ortaçağ felsefesinin ana hatları Hıristiyanlık döneminin başlarında Aziz Augustinus tarafından ortaya konmuştu. Buna göre, cennetten kovulmuş insanın üç temel günahı şöyle sıralanıyordu: para ve mal edinme arzusu, iktidar arzusu ve cinsel arzular. Bireysel kazanç peşinde koşulmasını serbest bırakma ve teşvik etme yaklaşımı Batı düşüncesinde uzun süreçlerin bir sonucuydu. On yedinci yüzyıldaki insan doğasına kötümser yaklaşımlar ve tutkuların tehlikeli ve yıkıcı oldukları hakkındaki yaygın inanç sonraki yüzyılda değişmeye başlayacak, para kazanma dürtüsü ve ona bağlı ticaret, bankacılık ve nihayetinde sanayi gibi etkinlikler daha açık ve yaygın bir biçimde saygı görmeye başlayacaktı.

Çıkar düşüncesi ortaya çıkar çıkmaz sadece paradigmalaşmakla kalmayıp adeta moda oldu. Tüm insan davranışları şahsi çıkar kavramıyla açıklanmaya başladı. Çıkar hem tutkunun hem de aklın iyi taraflarını almış kabul ediliyordu. Kendini sevme tutkusu akıl tarafından dizginleniyor ve geliştiriliyor, akıl ise bu tutku tarafından yönlendiriliyor ve güçlendiriliyordu. Daha işin başında, bu yeni öğretiyi reddedenlerde oldu. Onlara göre "çıkar ve tutku insanı kötülüğe sürüklüyor"du. Ancak bu derece olumsuz bakış bir istisnaydı. "Tutkulara karşı çıkarlar tezi" 1776’da yayımlandığında çığır açan Ulusların Zenginliği ile yerle bir oldu. Adam Smith bireysel kazanç peşinde koşmanın sınırlanmaması konusundaki düşüncelerini ortaya koyarken tutkular ile çıkarlar arasındaki ayrımları bir kenara itmişti; bu kazanç çabalarının önleyeceği siyasal tehlikeler ve felaketlerin değil, getireceği iktisadi yararların altını çizmeyi yeğlemişti. Birçok ünlü ismin aklını kurcalayan, çıkarlarca yönlendirilen davranışların tutkulu davranışlar üzerindeki etkileri konusundaki spekülasyonlar, yerini, Smith’in genel (maddi) yararın en iyi biçimde ancak toplumun her üyesinin kendi şahsi (maddi) çıkarının peşine düşmesine izin verilmesiyle sağlanabileceği önermesine bırakacak, bu bilmeceyi çözmek nesiller boyu iktisatçıları meşgul edecekti.

Albert O. Hirschman, kitabının son bölümünde kapitalizme yöneltilen güncel eleştirilere bakıyor ve şunları söylüyor: "Bu eleştirilerin en çekici ve etkili olanlarından birinde kapitalizmin baskıcı ve yabancılaştırıcı yönüne ve "eksiksiz insan kişiliğinin" gelişimini nasıl engellediğine ağırlık verilmiştir. Bu yazının bakış açısından, böyle bir suçlama biraz haksız görünüyor, çünkü kapitalizmden beklenen tam da çeşitli insan dürtülerini ve eğilimlerini bastırması, daha az yönlü, öngörülmezliği azalmış ve tek boyutlu bir insan kişiliği yaratmasıydı. Bugün çok tuhaf görülen bu, belli bir tarihsel dönemdeki açık ve net tehlikelerin yarattığı büyük rahatsızlıktan, insani tutkuların yarattığı yıkıcı güçler konusundaki kaygılardan kaynaklanıyordu. Özetle, kapitalizmin tam da bir süre sonra kendisinin en kötü özelliği olarak gösterilecek şeyleri gerçekleştirmesi gerekiyordu zaten."

Albert O. Hirschman, Tutkular ve Çıkarlar adlı yapıtıyla, olağanüstü bir değişimin herhangi bir ideolojinin başka bir ideoloji karşısındaki zaferiyle açıklanamayacak kadar karışık ve dolambaçlı öyküsünü başarıyla ortaya koyuyor, düşünce dünyasına önemli bir katkı sağlıyor.

Devamını görmek için bkz.

Ayşe Çavdar, “Çeteler, çıkarlar ve tutkular”, Aktüel, Şubat 2008

Hayatın tutkudan arındırılması sürecinin bireysel yaşamların ötesinde, modern toplumun ağız tadı bağlamında neye tekabül ettiğini anlatan bir kitap yayınlandı geçtiğimiz günlerde. Tutkular ve Çıkarlar: Kapitalizm Zaferini İlan Etmeden Önce Nasıl Savunuluyordu, tutkulu bir akademisyenin kesinlikle edebi nitelik taşıyan bir çalışması. Hirschman, kapitalizmin neden can sıkıcı bir düzen olduğunu anlatıyor. Tutkusuzluğumuzun neden olduğu can sıkıntısının, ağırlıklı olarak 17 ve 18. yüzyıllarda bir toplumun nasıl yönetileceği sorusuna cevap arayan düşünürlerin attıkları bir nevi kazık olduğunu söylüyor. Hirschman’a göre söz konusu düşünürler, “çıkarların yalan söylemeyeceklerini” keşfettiler, çünkü onlara göre “çıkarlar üzerine kurulmuş bir dünya daha öngörülebilir, dolayısıyla yönetilebilir” bir dünyaydı. Oysa tutkuların insanları nereye sürükleyebileceği bilinemezdi ve tutkularını ön planda tutan insanlar kolay kolay yönetilemezlerdi.

İsimlerini burada sayamayacağım söz konusu düşünürler daha da ileri gittiler ve “çıkar temelli insan davranışlarının öngörülebilirliğinden en fazla faydayı sağlamanın, öngörülebilirliği bireylerin ekonomik etkinlikleriyle ilgili olarak kullanmakla mümkün olabileceği”ni dikte ettiler. Dolayısıyla, iradelerimizi yönetmeye talip olanların tek yapması gereken bizlere kimi çıkarlar vadetmeleriydi; daha konforlu, güvenli, zengin yaşamlar, iyi gelecekler, uzun ömürler...

İlk bakışta mantıklı görünüyor, ama Hirschman bütün bunların o kadar da mantıklı olmayabileceğini düşünüyor. Ve bu noktada James Steuart’tan bir alıntı yapıyor: “Bir halk çıkarını düşünmese, yönetilmesi imkânsız olurdu. Herkes ülkesinin çıkarını değişik biçimde görür ve birçoğu da ülkenin çıkarını el üstünde tutmaya çalışırken yıkımına katkıda bulunabilir.”

Bu alıntı aklıma, 22 Ocak sabahı okuduğumuz haberleri getirdi. Ergenekon Operasyonu’yla bir “bu ülkenin çıkarlarını en çok düşünenler çetesi” daha tutuklandı. Bu insanlar ülkelerinin çıkarlarını o kadar düşünüyorlardı ki, aynı ülkenin yasalarını hiçe sayarak, o ülkeden aldıkları güçle insan öldürmeye, darbe yapmaya, o ülkenin sıradan insanlarının kendilerini daha az saygın ve güvende hissetmelerine neden olmaya yetkin hissediyorlardı. Aralarında emekli askerler, halihazırda avukatlık yapanlar, mafya babaları vs. vardı. Hepsi de belli bir gücü tecrübe ediyor gibiydiler; bu ülkenin çıkarlarını koruma fikrinin ve vatanseverlik iddiasının kazandırdığı bir gücü. Kendilerinden fazlasıyla emin görünüyorlardı.

Hirschman’ın pek çok kitabı arasında biri daha var ki, buradan okunduğunda, bu türden vatanseverlik gösterilerinin aynı ülkede yaşayan başkalarına ne yapabileceğini gösteriyor. 1970’te yayımlanan Exit, Voice, and Loyalty (Terketme, Sesini Yükseltme ve Sadakat) adlı kitabında Hirschman özetle şunları söylüyor: Terketme fiziksel bir nitelik taşımak zorunda değil, zihinsel ya da duygusal da olabilir. Yani fiziksel olarak bir ülkede varlığınızı sürdürüyor olabilirsiniz, ama söz gelimi o ülkenin yönetimine katılmıyorsunuz, olup bitenlere ilginizi kaybediyorsunuzdur. Vatandaşlık görevlerinizi yerine getirmez ya da bir şeylerin daha iyiye gitmesi için isteğinizi kaybedersiniz.

Böylesi “ülkesini çok sevenler çeteleri”nin yaptığı asıl şey bu işte. Bir şeylerin daha iyiye gitmesi için isteğimizi kaybetmemize neden oluyorlar. Seveceğimiz varsa da sevmiyoruz bu ülkeyi, devam etme hevesini öldürüyorlar. Ve yaşadığımız ülkeyle aramıza soktukları mesafede varlıklarını sürdürüp, çıkarlarını maksimize ediyorlar. Kötü olansa bunu son derece tutkulu bir şekilde yapmaları ve kimi canı çok sıkılanların da bu tutkunun albenisine kapılıp gerçekte olup bitenleri anlayamamaları. Hirschman’ın anlatmaya çalıştığı da bu; çıkarların kendisi bir tutku nesnesi haline geldiğinde işler içinden çıkılmaz hale gelebiliyor ve kendini soğukkanlı bir biçimde kurumsallaştıran kapitalizm şimdi tüm dünyada olduğu gibi yolunu kaybedebiliyor. Hiç akıldan çıkmaması gereken bir de sorusu var Hirschman’ın: “Hangi toplumsal düzen hem güçlü bir biçimde çeşitli sorunları çözeceği beklentisiyle uygulandığının, hem de açık ve korkunç bir biçimde başarısız olduğunun bilinci karşısında uzun süre varlığını sürdürebilir?”

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.