Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-673-2
16X21 cm, 160 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hazırlayan: Yılmaz Aysan
‘68 Afişleri
ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesinin Öyküsü
Kapak ve Kitap Tasarımı: Yılmaz Aysan
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2008

‘68’in devrimci ruhunun en önemli parçası, üniversitede, sokaklarda, grev ve işgallerde kendini afişlerle ifade etmesiydi.

Devrimci afiş atölyesi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde, ilk deneyimlerini Mimarlık Balosu afişlerinin basılmasından edinmiş bir grup öğrencinin inisiyatifiyle ortaya çıktı. Kısa zamanda devrimci kampanyalar yazmaya, tasarlamaya girişti. El yordamıyla baskı teknikleri geliştirdi. Sonunda yüz binlerce afiş üreterek Türkiye’nin dört bir köşesine dağıtan bir organizasyona dönüştü...Yılmaz Aysan, atölyenin kuruluşunda ve gelişmesinde rol oynamış, orada bizzat çalışmış Ahmet Sönmez, Ali Artun, Ertuğrul Kürkçü, Hasan Barutçu ve Sait Kozacıoğlu’nun tanıklıklarını ve 68-70 döneminin afişlerinden bulunabilen örnekleri bu kitapta bir araya getirdi.

İÇİNDEKİLER
Önsöz: Yılmaz Aysan
Hasan Barutçu
Ahmet Sönmez
Doç Ofset
Ali Artun
Ertuğrul Kürkçü
Dev-Genç iddianamesinde yer alan afişler
Sait Kozacıoğlu
İpek baskı tekniği elkitabı
ODTÜ afişleri
Aynı dönemde yapılan diğer afişler
Biyografiler
Sonsöz
OKUMA PARÇASI

Giriş: Hep genç ve özgür olmak, Yılmaz Aysan, s. 6-9.

Aradan kırk yıl geçti ama o yaşlanmadı. Kâğıdı sarardı, yırtıldı ama 1968’lerden kalan bu afişteki sol yumruğu havada, haykıran, isyankâr genç hâlâ gepgenç, hâlâ özgür ve hâlâ yakışıklı. Bazılarınız bu kitaptaki afişlerin hiçbirini görmedi, görünce ve hikâyelerini okuyunca, olan bitene çok şaşıracak. Bazılarınız ise hiç unutmadı. Bu afişler, herkesi eski günlere götürecek, o günlerin ruhunu; eşit, kardeşçe ve özgür ruhunu, cesur ruhunu yeniden tattıracak.

Ankara’da, ODTÜ’de 1968-70 döneminde öğrenciler yeni bir afiş stili geliştirdiler. O güne kadar, profesyonel afiş tasarımcıları ve reklamcıların tasarım tekelinde olan ve ticari matbaalara bağımlı olan afiş sanatında güçlü bir kopuş yaşandı. Teksir, serigrafi ve bunlara ek olarak kendi icat ettikleri tekniklerle çoğu anonim ve kendiliğinden, o anda orada bulunanların katkısıyla oluşmuş afişler ürettiler. Sloganları da kendileri yazıp, o sloganlara en uygun imajları, o günlerde erişebilecekleri kısıtlı kaynaklardan, dergilerden, fotoğraflardan yararlanarak kendileri yarattılar. 1917 devriminde, 1936’da İspanya iç savaşında, 1960’larda Küba’da ve eşzamanlı olarak Fransa’da olduğu gibi; amatör, profesyonel, öğrenci, hoca, tasarımcı veya değil, hep birlikte “kooperatif“ bir anlayışla çalıştılar. Afişleri, satılsın, koleksiyoncular saklasın diye veya sanatsal bir faaliyet olsun diye yapmadılar. O anda kullanılsın diye yaptılar ve anında kullandılar. Afişler aceleyle hazırlanmış bir kişiliğe sahipti; anında iletişim için radyo, televizyon gibi kitle iletişim araçlarının yerini tutuyor ve bir ivedilik duygusu taşıyordu. Devrim ve iletişim iç içe geçmişti, aynı anda yapılmaktaydı. Bu afişleri üretenler, kendilerine özgü bir yaratıcı grup gibi davranmaktaydılar. Bizzat Sosyalist Fikir Kulübü üyeleri, Dev-Genç başkanları önce siyaset yapıyorlar, fikirler üretiyorlar, eylemler planlıyor, sonra da bunları duyurabilmek, taraftar bulabilmek için yazıyorlar, sloganlar buluyorlar, çiziyorlar, afişler yapıyorlar, basıyor, dağıtıyor ve geceleri bizzat duvarlara yapıştırıyorlardı. Ertesi gün her tarafı birden renklenivermiş bir kente uyanıyordunuz. Hem rengârenk afişlerle, hem de yepyeni fikirlerle.

O yılların Türkiyesi‘nde sokak duvarları neredeyse bomboştu. Tek tük sinema, tiyatro afişleri vardı sağda solda. Henüz “billboard“larla tanışmamıştı kentliler. Boş duvarlarda genellikle “Afiş yapıştırmak yasaktır“ yazardı. O günlerde seçime katılacak partiler için, her partiye bir tane olmak üzere duvarlara yağlıboyayla kareler çizilir, içlerine partilerin isimleri yazılırdı. Böylece her parti afişini nereye yapıştıracağını bilir, kafası karışmazdı. Bunun dışında, kentliler afişe pek alışık değildi. O yıllardaki durum devrimci öğrenciler için ideal bir haberleşme ortamı sağlıyordu aslında. Bu “boşluk“tan dolayı afişler hem dikkat çekiyor, hem milyonlarca insana mesaj iletebiliyor, hem de daha önce böyle bir şey görmemiş kentlilerin akıllarında yer ediyordu.

Bu afişleri yapanlar çoğunlukla ODTÜ Mimarlık öğrencileriydi, sanata, tasarıma meraklıydılar. Bir kısmının “eli kalem tutmaktaydı“. Kısıtlı olanaklarla yurtdışına çıkmayı başaranlar, gittikleri ülkelerde yaşananlara kendi gözleriyle şahit oluyorlardı. Özel radyolar, televizyonlar, internet, o yıllarda henüz yoktu, iletişim olanakları çok kısıtlıydı. Her şey “canlı“ydı, o anda orada yaşanmaktaydı. Bu afişler benim için çok güzeller. Hem de pek çok açıdan. Ama bunları tek tek saymayacağım. Söyleşileri okurken, afişlere bakarken bu güzellikleri kendiniz fark edeceksiniz – hem çok güzel hem de özgün olduklarını. 1970’te o dönemin son demlerine yetişip girdiğim ODTÜ’de ilk gördüğümden bu yana aynı fikirdeyim. Ben onları ancak duvarlarda görebildim ve sadece bir keresinde yapımını izlemek ve bazılarını taze basılmış halleriyle elimde tutma şansını elde ettim. İşte hayatıma yön veren en önemli olay belki de buydu. İlerleyen yıllarda, serigrafi tekniğine meraklanmam, afiş tasarımları yapmaya başlamam, hatta hayatımın mesleği olarak grafik tasarıma yönelmemin kaynağında hep bu var diye düşünüyorum.

O günler, siyasetiyle, sloganlarıyla, talepleri, öngörüleri ve saptamalarıyla bu afişlerde elle tutulur bir şekilde vardır. Bu afişler, bu nedenle tarihsel önemi olan belgelerdir. Çok sağlam bir tasarıma sahip olmalarının yanı sıra, hem kendi içlerindeki bütünlükte hem de beraber kullanımla sağlanan total etkiyle de önemlidir. 40 yıl önce yaşanan bu süreçte salt “afiş“ tasarımının ötesine geçilmiş, yaratıcı mecra kullanımları geliştirilmiştir.

İlerleyen sayfalarda, Dev-Genç iddianamesinde suç delili olarak sunulmuş afişlerin listesini de göreceksiniz. Çuvallar dolusu suç delili. Bu listeye bir göz atınız, ancak üzgünüm, çoğunu kitapta göremeyeceksiniz. Çünkü ne yazık ki neredeyse hepsi kayıp. Bir kopyası bile bulunamıyor. O zengin birikimden sadece bu kitapta görebildiklerimiz kalmış. Hem çok yazık, hem de iyi ki en azından geriye bunlar kalabilmiş...

Kitapta yer alan söyleşiler ‘90’ların başında yapılmış, ancak görsel malzemenin yetersizliği nedeniyle kitabın basımı ertelenmek zorunda kalmıştı. 2007’de bazı önemli örneklerin ortaya çıkmasıyla konu yeniden gündeme geldi. Bu kitabın, 1968’in 40. yıldönümüne yetişmiş olması da ayrıca bir sevinç kaynağı oldu. Söyleşiler, uzun yıllar önce, ilk yapıldığı anın sıcaklığı korunarak sadece gözden geçirildi, eksik bilgiler tamamlandı.

20 yıl önce bu söyleşileri yapmak çok heyecan vericiydi. Tanıklar o dönemde pek çok şey yaşamışlardı; yaralanmış, hapis yatmış, pek çok acılar çekmişlerdi. Bazıları “içeriden“ yeni çıkmıştı. Her şey hâlâ çok sıcaktı. Fakat yaşadıkları o sıcak ortamda bile her biri bu projeyi ta içten benimsediler ve sonuna kadar destek oldular. İşte ben onlarda bu samimiyeti, sanatla yaşamın bu iç içeliğini, bu içi dışı bir doğruluğu sevdim.

Öncelikle benim heyecanımı anlayışla karşılayıp bu kitabın oluşmasına tam destek veren Ali Artun, Hasan Barutçu, Sait Kozacıoğlu, Ertuğrul Kürkçü ve Ahmet Sönmez’e, kasete kaydedilen söyleşileri özenle kağıda döken İnci Aysan’a, bu afişleri bir kenarda saklayacak kadar seven ve bugüne kadar koruyan, ve bu kitaba sundukları belgelerle, sözleriyle, tavsiyeleriyle, yardımlarıyla katkıda bulunan: Süha Özkan, Haldun Dostoğlu, Çetin Ünalın, Selçuk Demirel, Aydan Keskin Balamir, Mehmet Sinan Niyazioğlu, “Doç“ Gürol Gerçel’e, tüm Metis Yayınları katkıları adına Semih Sökmen ve Emine Bora’ya ve anonim katkılarıyla destek veren herkese teşekkürler.

Kitaptaki fotoğrafımda, ODTÜ hazırlık okulunun önünde direğe yaslanmışım arkadaşım Memet’le. O fotoğrafta, tıpkı afişlerdeki isyankâr genç gibiyiz... Ve sanıyorum sonsuza kadar öyle genç kalacağız, hep beraber öyle kalacağız.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Kerem Morgül, "68 Afişleri: ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesinin Öyküsü", Bianet, 24 Mayıs 2008

Yılmaz Aysan'ın kitabı, "kentlilerin henüz 'billboard'larla tanışmadığı ve duvarların boş olduğu" bir dönemde ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nde basılan devrimci afişlerden yola çıkarak bir kuşağa ışık tutuyor. Belki de o coşkulu ruhu yakalamak için yeniden isyankâr, canlı ve kardeş afişler üretmek lazım.

"Bağımsızlık için omuz omuza (elinde kitap bir öğrenci, elinde buji anahtarı bir işçi, elinde kazma bir çiftçi, omzunda tüfek fişeklik miğfer bir asker resmi)."

12 Mart 1971 askeri muhtırasından sonra açılan Dev-Genç davası iddianamesinde "devrimci hareketin ne kadar yaygın ve ürkütücü olduğunu vurgulamak için" örgütün imzasını taşıyan afişlerin listesine yer verilmişti.

Sahiden de 1960'ların sonunda geniş bir kitlesellik ve eylemlilik yakalayan devrimci hareketin önemli unsurlarından biriydi afişler.

"Kentlilerin henüz 'billboard'larla tanışmadığı, sokak duvarlarının neredeyse bomboş" olduğu yıllarda şehirleri rengarenk fikirlerle donatan onlardı. Ve onlar, "özel radyo ve televizyonlarla internetin olmadığı" bir dönemde devrimciler için en "canlı" iletişim araçlarıydı.

Devrimciler onlar aracılığıyla özlemlerini, taleplerini, öfkelerini ve en güzel ütopyalarını dile getirdiler. Kent duvarlarında kol kola veren afişlerde öğrenci, işçi, köylü ve askerleri omuz omuza getirdiler.

ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesi

İşte o yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi'nde, bir grup öğrencinin girişimiyle bir devrimci afiş atölyesi kuruldu. Son derece kısıtlı olanaklara rağmen öğrenciler kendi geliştirdikleri tekniklerle sayısız afiş tasarladı ve üretti. Atölye kısa zamanda önce ODTÜ sonra da Ankara sınırlarını aşarak Türkiye'nin dört bir yanına dağıtım yapan bir "fabrika"ya dönüştü.

Atölyenin hikâyesini 1971-1976 arasında ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nde öğrencilik yapan sanatçı ve grafik tasarımcısı Yılmaz Aysan yazdı.

Aysan, Metis'ten çıkan '68 Afişleri: ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesinin Öyküsü isimli kitabında, atölyede bizzat çalışmış Ahmet Sönmez, Ali Artun, Ertuğrul Kürkçü, Hasan Barutçu ve Sait Kozacıoğlu ile yaptığı söyleşilerin yanı sıra 68-70 döneminden elde kalan afişlerin örneklerine ve Dev-Genç iddianamesindeki afiş listesine yer veriyor.

Bıyıksız, silahsız, uzun dağınık saçlı Dev-Genç'li

Bunlar dönemle ilgilenen tarihçiler için oldukça değerli belgeler. Yazarın kendisi afişlerle siyasal ve tarihsel arka plan arasındaki ilişkiyi bir tarihçi hassaslığıyla incelemeye girişmiyor. Yahut süreç içerisinde afişlerde yaşanan değişimden yola çıkarak devrimci hareketin tarihsel evrimine dair derinlikli bir analize kalkışmıyor.

Fakat bu konuda bazı ipuçları sunuyor. Örneğin ilk afişlerdeki "Boykot" ve "İşgal" yazılarının yerlerini zaman içinde "Bağımsız Türkiye" gibi sloganlara bırakması, hareketin üniversiteden çıkıp ülkeye yayılmasıyla açıklanıyor.

Benzer şekilde sonraki yılların klişeleşmiş devrimci tiplemesinden farklı olarak bıyıksız, dağınık uzun saçlı, yakası bağrı açık, bir yumruğu havada ve silahsız bir genç imajının öğrenci gençlik tarafından benimsenerek adeta Dev-Genç'in sembolü olabilmesi, henüz çok şiddetli saldırılarla karşılaşmamış hareketin katı bir hiyerarşiden yoksun özgürlükçü yapısına referansla ele alınıyor.

Kendiliğinden ve kolektif çalışma

Nitekim söyleşilerde en fazla vurgulanan noktalardan biri atölyedeki hiyerarşi, uzmanlaşma ve işbölümünün göreli zayıflığı. Afişlerin, gönüllü olarak bir araya gelen gençlerin birlikte yönettiği, oyun oynar gibi haz aldığı, kendiliğinden ve kolektif bir çalışma sonucunda ortaya çıktığının altı çiziliyor.

Öyle ki anlatılanlara göre Dev-Genç teşkilatı işin içine girdiğinde bile atölye ekibi önerilen sloganları beğenmeyip kendi slogan icat edebilen, tartışıp kararlarını dayatabilen yarı özerk bir bölüm olarak çalışır. Başı çeken birileri olsa da herkes işin bir ucundan tutar. Yeri gelir, bir tane el kasnağıyla bir gecede beş bin tane afiş basılır.

Anlatılarda öne çıkan diğer noktalarsa yaratıcılık ve sanatsal titizlik. Devrim yapmaya soyunan öğrenciler hem içerik hem de görsel olarak kaliteli ve canlı afişler yaratırlar.

Üstelik bunu afiş sanatının ticari matbaalara ve profesyonel tasarımcılara bağımlı olduğu bir çağda kendi icat ettikleri basım teknikleriyle yaparlar. Hatta teknisyen arkadaşlarının yardımıyla bir ofset baskı aleti bile geliştirirler.

Dünyayı değiştirmeye afişlerden başlamak

Öğrenciler afişleri "koleksiyoncular saklasın diye değil o anda kullanılsın diye" yaparlar. Dolayısıyla acelecilik işin olmazsa olmazıdır. Ancak afişler asla yapılmış olsun diye yapılmaz, siyasal kaygılar sanatsal kaygıları ortadan kaldırmaz.

Daha doğrusu siyasal kaygılarla sanatsal kaygılar ayrılmayacak şekilde iç içe geçmiştir. Daha güzel bir dünya düşleyenler işe hazırladıkları afişlerden başlarlar.

Aysan'ın kitabı, afişler aracılığıyla bir dönemin ve kuşağın ruhuna ışık tutuyor. Belki de o coşkulu ruhu yakalamak için yeniden isyankar, canlı ve kardeş afişler üretmek lazım duvarlarda birbirlerini örtmek yerine omuz omuza veren.

Bir deneme benden olsun: "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz (elinde çekiç bir işçi, elinde tırpan bir çiftçi, eli boş bir işsiz, elinde kitap bir öğrenci)"

Devamını görmek için bkz.

Sennur Sezer, “ ‘68 Afişleri”, Evrensel Kültür, Temmuz 2008

Fransız devrimini, o kısacık komün günlerini anlatan bir dizeyi unutmak mümkün değil: Ne de çabuk geçti kiraz zamanı... Bu dizenin söylenceleri de var elbet. Ama o yalın anlamıyla yiten bir aşkın, bir güzelliğin ağıtı bir dize. Bir iç çekişi...

Benim için ‘68 bir kiraz zamanıydı. Birçok yaşıtım için de. O coşkuyu bir kez daha yaşamıştık gerçi, sekiz yıl önce. O zaman biraz gençtik alanlarda haykıranlardan, şimdi biraz büyüğüz o kadar. Ve çoğumuz o dönemde sevdalıyız. Başımız dönüyor sevdamızdan, umutluyuz gelecekten. O kadar umutluyuz ki, dünyayı çocuklar doğurmaya değer buluyoruz. Üniversite işgallerini desteklemeye giden aydınlar içinde, o dönemin Güzel Sanatlar Akademisi’nde açılan bir şiirresim sergisinde (Faşizm geliyor uyarılı) karnı burnunda bir genç kadınım. Tomris Uyar, Kanlı Pazar’da hırpalandığında H. Turgut Uyar’a hamile... Bunlar küçük ayrıntılar ama yine de bilinmeli. Çünkü 12 Mart 1971 balyozu hepimizin yüreğinde, beyninde yeşeren o yediveren umudu sindirmek için indi.

Bizim ‘68’in tanıkları, belgeleri...

‘68, tanıkları henüz bütünüyle kocamamış bir dönemdir. Türkiye’deki ‘68’in dünyadaki fırtınayla paralellikleri yanında, ondan ayrılan yanları da anlatıldı/ belgelendi; daha da anlatılmalı, belgelenmeli. Çünkü yalnızca bir gençlik hareketi olarak yorumlanamayacak bir dönem söz konusu. Tiyatrosu, şiiri, öyküsü ve afişiyle, bir sanatta yenilenmeden de söz edilebilir/ edilmeli.

Yılmaz Aslan, ‘68 Afişleri adlı çalışmasında ODTÜ’deki devrimci afiş atölyesinin öyküsünü anlatıyor. Sıkıyönetim dönemlerinden kurtulabilen afişleri sergiliyor. Yalnız ODTÜ’de yapılanları değil, aynı dönemde yapılan başka afişleri de: Devrim İçin Hareket Tiyatrosu’nun, Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun Doğu Gecesi’nin, Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılan Vietnam Savaşının Bilinmeyen Gerçekleri ve Russel Mahkemesi nin afişleri ‘68 üstüne daha ayrıntı irdelemeler yapılması gereğini vurguluyor bence. Singer Grevinde 134. Gün/ Türk İşçisi Eziliyor/ Amerikan Sermayesinin Oyunu ve 5 Nisan 1969’da Spor ve Sergi Sarayında yapılan Devrimci Lastik İşçileri 20. Yıl Şenlikleri afişlerinin işçi sınıfı tarihini hâlâ bütünleyemediğimizi düşündürmesi gibi.

ODTÜ dışında yapılmış afişlere baktığınızda kimi zaman eski simgelerin yeniden/ yenilenerek kullanıldığını da görüyoruz. SD afişinde yer alan 27 Mayıs’ın simgesi kenetlenen ellerin işçi, köylü, esnaf, aydın biçiminde adlandırılışı gibi. Bu grubun kullandığı simgelerden biri yanlış yorumlanmış. Adaleli ve çıplak bir erkeğin/ kişinin diğerinin üstüne basışı/ zafer, Ankara Güven Parktaki anıttan esinlenmiş değil. Afyon’daki zafer anıtından alınmış. Her iki anıtta da yer alan sert figürlerin heykeltıraşları Alman, kuşkusuz, yanılgı bundan doğmuş.

Gereksinim icatların anasıdır

Hem bilimde hem de sanatta ilk anda olağanüstü görünen buluşların kaynağında gereksinimlerin yattığını söylerdi sanat tarihi öğretmenlerimizden biri... ODTÜ’deki afiş atölyesinin öyküsünü okurken bu saptamayı hatırladım. Olanak azlığının kışkırttığı yaratıcılığın sonuçlarıydı sayfalarda izlenen. Bir bakışta fark edilip okunacak yalınlığı bütünleyen çarpıcılık, yenilenerek/ yinelenerek tekrarın etkili olması için gerekli ayrıntılar... Ve hepsinden önemlisi uygulanabilir oluşu.

İpek baskı ya da serigrafi denilen teknik öğrenilirken bu tekniğe eklenenler, tekniği uygulamak için yapılan tasarımlar ayrı bir keyifle okunacak öyküler. Yılmaz Aysan’ın konuştuğu tanıklar Hasan Barutçu, Ahmet Sönmez, Doç Ofset Gürol Gerçel, Ali Artun, Ertuğrul Kürkçü ve Sait Kozacıoğlu var. ODTÜ’den, Akademiden fotoğrafların, ipek baskı (serigrafi) tekniği el kitabının, DevGenç iddianamesinde yer alan afişlerin de yer aldığı kitap, Metis Yayınları’nın sanatlar ve insan dizisinde basıldı.

‘68’de ne oldu? başlıklı, 6 Ocak 1968 1516 Haziran 1970 arasını kapsayan bir kronolojiyle başlayan 158 sayfalık kitabın sonunda, kitapta adı geçen mimar, grafiker vb. uzmanlıklarıyla bu işlere katılanlardan adı anılanların öz yaşamlarının yer aldığı bir bölüm var: Ali Artun, Yılmaz Aysan, Hasan Barutçu, Koray Doğan (19471972), Sait Kozacıoğlu, Ertuğrul Kürkçü, Orhan Müstecaplıoğlu (19242004), İbrahim Niyazioğlu (19481988), Ahmet Sönmez... Kitap, Yılmaz Aysan’ın şu çağrısıyla sonlanıyor: Kırk yıl sonra bile hâlâ ordan burdan eski afişler çıkabiliyor, biliyoruz. Elinizde bu döneme ait, bu kitapta yer almayan başka afişler veya fotoğraflar varsa arşivimize dâhil edilmek üzere benimle iletişime geçerseniz sevinirim.

Bir dönemi öğrenmek, geçmişi anlamak/kavramak kadar geleceği düzenlemek için de gereklidir.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.