Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-763-0
13x19.5 cm, 192 s.
Liste fiyatı: 20,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Yaşamasız Yazabilmek
Vüs'at O. Bener'in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım
Yayına Hazırlayan: Süha Oğuzertem
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2010

"Efendim, benim de hayatım roman, daha doğrusu gülmece. Neden öyle küçümser bakışlar yerleşti gözlerinize?" diyordu Vüs'at O. Bener "Kendi Öyküsü" başlıklı yazısında. Zorluklarla geçen hayatının edebiyata hasredebildiği dönemlerinde Bener, Türkçe edebiyatın çıtasını yükselten ürünlere imza attı. Zanaatkâr ciddiyetini, sabrını, samimiyetini modernist yazı işçiliğine kattı. Kendisinden ve edebiyattan taviz vermeyen düşündürücü metinler kurdu.

Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi'nin ilk kitabı olarak Reyhan Tutumlu'nun 2007 Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü'nü alan Vüs'at O. Bener incelemesini yayımlıyoruz. Bener'in poetikasının bu kapsayıcı, yetkin çözümlemesinde Tutumlu, edebiyatın kavramsallaştırılması en zor alanlarından birine el atarak otobiyografi, anı, günlük, kurmaca, metinlerarasılık gibi ilişkili ve gerilimli konularda kuramsal bir berraklık sağlamayı hedefliyor. Yaşamasız Yazabilmek, arkasındaki titiz araştırmacılık ve önerdiği çözümlerle, çağdaş Türkçe edebiyatın köşe taşlarından birini evrensel bir kuramsal bağlamda değerlendirirken Vüs'at O. Bener üzerine çalışmaları da yeni bir düzleme taşıyor.

İÇİNDEKİLER
Sunuş
Önsöz
Giriş
A. Vüs'at O. Bener'in Öyküsü
B. Öne Çıkan Bazı
C. Vüs'at O. Bener'i

Birinci Bölüm
Dost'tan Yaşamasız'a Bir Değişimin Öyküsü
A. Öyküsünü Oluştururken
B. "Ben"in Öyküleri • 42
C. Dost ve Yaşamasız'daki Öykülerin İlk ve Son Baskıları Arasındaki Farklar

İkinci Bölüm
İpuçlarını İzlemek: Buzul Çağının Virüsü
A. Bir Virüsün Yaşamından Parçalar
B. Kurgulanan Zaman
1. Osman'ın Akçay'da Yaşadıkları
2. Osman'ın Tutuklanması
3. Osman'ın 1960 Sonrasında Ankara'daki Yaşamı
4. Osman'ın İstanbul Gezisi
5. Ahmet'in Öyküsü
C. Anlatan Kim?
Ç. Yaşamdan Romana Yansıyanlar

Üçüncü Bölüm
"Ben"lerin Monoloğu: Bay Muannit Sahtegi'nin Notları
A. Bay Sahtegi'nin Gündökümü
B. Zaman Zaman İçinde
C. "Ben"leri Fark Etmek

Dördüncü Bölüm
İç İçe Geçen Anlatılar
A. Siyah-Beyaz
B. Mızıkalı Yürüyüş
C. Kara Tren
Ç. Kapan

Beşinci Bölüm
Kurmaca-Gerçeklik Sınırında
A. Kurmacalaştırılan Yaşam
B. Sınırdaki Türler

Sonuç

Ekler
Ek A: Vüs'at O. Bener'in Yaşamı
Ek B: Vüs'at O. Bener'in Soyağacı
Ek C: Dost-Yaşamasız'daki Öykülerin İlk ve Son Baskıları Arasındaki Farklar
Ek Ç: Yapıtlardaki Ortak Kişiler
Ek D: Yapıtlardaki Ortak Olaylar

Kaynaklar
Dizin
OKUMA PARÇASI

Sunuş: Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi'ni Sunarken, s. 9-11.

Yüzyılların çokkatmanlı, çoksesli birikimini bambaşka sözlerle bugüne taşıyan edebiyatları yalnızca kendilerine benzeten, kendilerinden türeten yalıtmacı eskil paradigmalar günümüzde temelden sarsılırken, edebi anlatımları ulusötesi, dünyalı bir perspektiften yorumlayan çalışmalar giderek yaygınlaşmakta. Kanımca bu, bilgiye ulaşmada sınırların erimesiyle birlikte, edebiliğin yeryüzünde tarih- ve kültürötesi mevcudiyetlerinin farkına varmamızın bir sonucu. Modernitenin geçirdiği değişime paralel olarak zihnimizdeki "edebiyat" nosyonu da kalıbını kırıyor; edebi izleklere, türlere, tarzlara ilişkin algımız, beklentimiz, yorumumuz dönüşüme uğruyor. Edebiyat tarihleri önemli yazarlar, yapıtlar, akımlar silsilesi olmaktan çıkmakta. Metinleri özerkleştiren, mutlaklaştıran, bağlamlarından yalıtan yaklaşımlar aşındıkça baş ve saf yapıt nosyonları da, onlar aracılığıyla verili tarihin doğrulanıp kutsanması da son buluyor. Folklorun sınır tanımadığının keşfedilmesini anımsatacak şekilde, ilk sekülerleşme hamlesinden sonra edebiyatlar ve eleştiri yeni bir dünyevileşme geçiriyor.

Bütün sorunlarına karşın daha eşitlikçi ve çoksesli bir dünyaya gidilirken, muhtelif ideolojik dürtülerle edebiyatı kendi kendisinden türetme, fetişleştirme, aşkınlaştırma, tektipleştirme çabalarının karşısında çoğul tezahürleriyle edebiyatlar "arıza yaratmak" ve cendereye sokulamamak üzere varoluşlarını sürdürürler. Ama bu her zaman özgürleş(tir)me hesabına yazılmaz; deneyime kapalı, içevliliklerle kısırlaşmış, dar görüşlülükle sakatlanmış ürünler de edebiyat namına dolaşımdadır hep. Dolayısıyla eleştiri, etiksizlik ve estetiksizliği hedefleyen edebiyat uygulamalarını, bunları koşullayan nedenleri gözden geçirmekten vazgeçmez; örneğin, metropol ve iktidar odaklı, kurmacacı, çoksatmacı ve benzeri seçeneklerin neden başatlaştığını araştırır. İnkârcı envanterlemeler, kalıplaştıran dönemlemeler, ayrıcalıklaştıran kanonlamalar, hiyerarşik klasiklemeler marifetiyle gerçekleştirilen taşralaştırma, marjinalleştirme işlemleri fark edildikçe, neden bazı edebi pratiklerin hakikatin dışına itildiği anlaşılır; ikincilleştirilen miraslar, alternatif güzergâhlar böylelikle gün ışığına çıkar.

Dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye'deki verili tarih ve edebiyat bilgisi de artık yetmemekte. "Bizim edebiyatımız bizi anlatır; zaten en iyi olanı hepsinden daha iyi anlatır" demenin artık mümkün olmadığı bir devre girildi. Hayatın, tarihin, edebiyatların gerçeklerinden çok zihinlere dayatılan, biz-bize-benzerizci eskil modele bağlılığın aşılmaya başladığı hissediliyor. Türkçe edebiyat bağlamındaki yenilikçi eleştiri, yazarları, yapıtları yetkeleştiren, edebiyat tarihini tekdüzeleştiren yorum tarzlarını gözden geçiriyor. Kuramsızlığı marifet saymayıp kuramlara eleştirel yaklaşma basiretini gösterebiliyor. Edebiyatın çeşitli tezahürlerine daha duyarlı, merkez-çevre etkileşimlerinin daha farkında, metinleri Şarklılaştırma ya da Garplılaştırma tuzaklarına düşmeyen, "içini dışını" kurcalayan incelemelere daha sık rastlanıyor. Ancak, eskilliğin özellikle akademide yoğunlaşan dar zihniyetini kırmak kolay olmayacak. Uzun yıllardır bu alanda bilimsel kazanımlar sınırlı kalmış, özgün, eleştirel, dünyalı düşünceyi özendirmek şöyle dursun, bilinçli olarak törpüleyen ortamlardan öz-Türk edebiyatı namına yapılan öz-propaganda dışında bir katkı pek beklenememişti. Bu atmosferin metinlere yansıyan hasılatı ise, bir yandan "edebiyatın hakiki maksadı ve mahiyeti" üzerine ölçüsüz beyanlarda bulunma, diğer yandan da geleneği teksesli okuma, edebiyatı malzemeleştirme, fikrimizin vesilesine dönüştürme, spekülatif amaçlarla sömürme, birincil ve ikincil kaynakları talan ederek alıntıları yığma, açık ya da örtük intihallerle bezeme şeklinde biçimlenmişti.

Metis Yayınları'nın, Bilge Karasu'nun vasiyetine uygun olarak, Türkçedeki, Türkiyeli ya da Türkiye'yle ilgili edebiyatlara evrensel ölçütler içinde eleştirel yaklaşan çalışmaları yayın programına almasının, öncelikle Türkçe edebiyatla ilgili yenilikçi bilincin serpilmesine katkıda bulunacağını sanıyoruz. Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi'nde dönem, tür ve konu sınırlaması olmaksızın, Türkiye bağlamındaki edebiyatlarla ilgili, birincil ve ikincil kaynakların hakkını veren özgün çalışmalar yayımlanacak. Edebiyatla ilgili olmak kaydıyla çeviribilim, dilbilim, psikoloji, siyaset, sosyoloji ve tarih gibi alanlardan eleştiri ve kurama yapılacak karşılaştırmalı ya da disiplinlerarası katkılar da dizide yer bulacak. Türkiye' deki nitelikli eleştirel üretimi özendirirken uluslararası eleştiri literatürünün de bir parçası olmayı hedefleyen dizinin kitaplarının, rüştünü çoktan ispat etmiş Metis Eleştiri kapsamında yayımlanması son derece memnuniyet verici.

Süha Oğuzertem

İstanbul Bilgi Üniversitesi

Mayıs 2010

Devamını görmek için bkz.

Giriş’ten, s. 15-17.

Çağdaş Türk edebiyatının yenilikçi öykü, roman ve oyun yazarlarından Vüs'at O. Bener (1922-2005), fazla yazmayan, geniş bir okur çevresine ulaşmamış, fakat yapıtlarında kullandığı anlatım teknikleri, oluşturduğu kurgular, parçalı ya da çokkatmanlı anlatım ve yarattığı yeni dille Türk edebiyatında özgün bir yere sahip, "öncü" bir yazardır. Bener, yapıtlarında daha çok bireyin iç dünyasını, yaşadığı yabancılaşmayı, çatışmaları, kendini sorgulamasını, korku ve kaygılarını yer yer dönemin toplumsal olaylarına da yer vererek anlatır.

Edebiyatın farklı türlerinde ürünler veren Vüs'at O. Bener, iki roman, iki oyun, altı öykü ve bir şiir kitabı yayımlamıştır. Bener'in kitaplaşmış yapıtlarını şöyle sıralayabiliriz: Dost (1952), Yaşamasız (1957), Ihlamur Ağacı (1962), Buzul Çağının Virüsü (1984), İpin Ucu (1989), Bay Muannit Sahtegi'nin Notları (1991), Siyah-Beyaz (1993), Manzumeler (1994), Mızıkalı Yürüyüş (1997), Kara Tren (1998) ve Kapan (2001). Yazarın "Batak" öyküsü Almancaya, "Dost" öyküsü Fransızcaya, "İlki" öyküsü de İngilizceye çevrilerek Almanya, Fransa ve Amerika'da yayımlanmıştır. Bunların yanı sıra Bener'in 1957-1958 yıllarında Forum ve 1975-1976 yıllarında Özgür İnsan dergilerinde yazdığı eleştiri yazıları vardır. Ayrıca, Jean Bruller Vercors'un İnsanlar ve Hayvanlar (1998) adlı oyununu kardeşi Erhan Bener'le birlikte Fransızcadan Türkçeye çevirmiştir.

Türk edebiyatında 1950 kuşağı öykücüleri arasında değerlendirilen Bener, başlangıçtan itibaren özgün anlatımı ile dikkat çekmiş, tarzını zaman içinde geliştirmiştir. Tanzimat'tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi'nin "Vüs'at O. Bener" maddesinde Mehmet H. Doğan'ın, Bener'in ilk öyküleriyle ilgili olarak şu saptamasına yer verilir: "Konuları, insanları, olaylarıyla daha seçmeci bir Memduh Şevket; anlatımıyla, iç konuşmalarıyla daha derli toplu, daha titiz bir Sait Faik" (168). Ayrıca Doğan, Bener'in "Memduh Şevket Esendal'dan kaynaklanan ve dalları gerçekçi hikâyeciliğimize uzanan akım ile, Sait Faik'le başlayıp hikâyeyi konunun bağlarından, klasik biçimin dar kalıplarından kurtaran yenilikçi akım" arasında bağ kurduğunu belirtir (168). Enis Batur ise, "Vüs'at O. Bener'in Romanı Tam Bir Hüzün Konçertosu" başlıklı yazısında "Vüs'at O. Bener, Dost (1952) ve Yaşamasız (1957) adlı hikâye kitaplarıyla, Sait Faik sonrasında, yazınımız için özgün bir arayışa girmeyi başarmıştı. 1950 kuşağı hikâyecileri (Karasu, Edgü, Özlü, Kutlar, Duru, Şipal, Öz) üzerinde sanıyorum Sait Faik kadar olmasa bile, önemi küçümsenmeyecek bir etkisi oldu" (62) diyerek Bener'in Türk edebiyatındaki önemini vurgular.

Bener'in modernist anlatıları, klasik anlatımdan uzaklaşması, türleri yeniden düşünmemizi sağlaması, kendine özgü bir dil yaratmasıyla eleştirmenlerin dikkatini çekmiştir. Feridun Andaç, Enis Batur, Asım Bezirci, Cevat Çapan, Semih Gümüş, Nurdan Gürbilek, Bilge Karasu, Orhan Koçak, Erdal Öz ve Ayşegül Yüksel gibi birçok eleştirmen, Bener'in yapıtları hakkında kaydadeğer eleştiri yazıları kaleme almıştır.

Eleştirmenlerin çoğunun sıkça vurguladığı gibi, Bener, yapıtlarında dilin anlatım olanaklarını geliştirerek yeni sözcükler türetir, şiirsel ve ironik bir dil kullanır. Bu yapıtlardaki dil, özellikle incelenmesi gereken önemli bir konudur. Fakat bu konu, kitabın odaklandığı alanın büyük ölçüde dışında kaldığı için burada ele alınmamıştır. Bener'in yapıtlarını bütün boyutlarıyla tek bir çalışma içinde değerlendirmek mümkün değil. Yazarın Ihlamur Ağacı ile İpin Ucu oyunları ve Manzumeler adlı şiir kitabı da bu çalışma dışında bırakılmıştır. Bener'in yapıtları başka okuma yöntemlerine, yeni araştırmalara açıktır.

Bener'in farklı anlatım teknikleri kullanılan yapıtlarının çoğunda karşımıza karmaşık bir yapı çıkar ve ilk okumada bu yapıtlar, anlaşılması zor metinler gibi görünebilir. Oysaki Bener, yapıtların arasında bir dedektif gibi dolaşan okurunu yalnız bırakmaz. İncelikle dokunmuş anlatıları, metni çözümleyebilmek için gerekli ipuçlarını barındırır. Okur, bir yandan, yaratılan anlam katmanlarıyla, kurulan dünyalarla yaşamını zenginleştirir, diğer yandan da bulmacayı çözmenin hazzını yaşar.

Bener'in yapıtlarının birbirini tamamlayan, kendi içlerinde gönderimlerle ilerleyen ve bir bütün olarak okunabilecek bir yapısı vardır. Her yapıt bir diğerinin anlaşılabilmesine katkıda bulunur. Bu çalışmada metinlerdeki ipuçları takip edilerek farklı okuma yöntemleri, özellikle anlatıbilim ve yazar odaklı yaklaşım bir arada kullanılarak Bener yazını çözümlenmeye, yapıtlardaki anlam katmanları ortaya çıkarılmaya çalışıldı. Yapıtlar hem tek tek hem de birbirleriyle bağlantılı olarak ele alındı. Yazarın Dost, Yaşamasız, Buzul Çağının Virüsü, Bay Muannit Sahtegi'nin Notları, Siyah-Beyaz, Mızıkalı Yürüyüş, Kara Tren ve Kapan adlı yapıtları, anlatıcının konumu, anlatım teknikleri, zaman kullanımı gibi anlatıbilimsel öğeler açısından incelenerek Bener yazınının temel özellikleri saptandı.

Bütün bu anlatılar bağlantılar gözetilerek okunduğunda, Bener'in yaşamının ana hatlarının belirdiği bir altmetin karşımıza çıkar. Dolayısıyla, yazarın yaşamındaki bazı temel dönemeçleri bilmek, metinlerin incelenmesinde bize vazgeçilmez veriler sağlamaktadır. Bu çalışmada, temelde, kurmaca ile gerçeklik arasında gidip gelen bu metinlerdeki kurmaca düzlemleri, yazarın kullandığı kurmacalaştırma yöntemleri araştırılmakta ve Bener'in yapıtlarının türleri konusunda bir tartışma yürütülmektedir.

...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Didem Nur Güngören, “İğneyle kuyu kazar gibi”, Radikal Kitap Eki, 18 Haziran 2010

Türkçede edebiyat eleştirisinden söz açıldığında söylenecek ne çok şey var... Edebi alanın görece darlığı, edebiyat okurunun eleştiriye ilgisizliği, dolayısıyla dar alanda paslaşmak durumda olmak, kaynaklara ulaşmakta hâlâ yaşanılan zorluk, temel kaynakların Türkçedeki eksikliğinin yarattığı açlık... Yine de geçmişe oranlarsak dünya edebiyatının temel kavramsal yapılarının, güncel edebi analiz yöntemlerinin Türkçe eserleri incelemek için de işe koşulmaya başladığını hemen görebiliriz. Özellikle üniversitelerin edebiyat bölümlerini yüksek lisans ve doktora tezleri dilin, edebiyatın verdiklerini büyük bir iştahla ele alıp çoğu zaman büyük bir incelikle analiz eden edebiyat uzmanlarının atölyesi haline gelmekte. Reyhan Tutumlu da ilk hacimli edebi incelemesini doktora tezi olarak sunan bu uzmanlardan bir tanesi. Tutumlu’nun eseri anlatıbilimsel yaklaşımla Vüs’at O. Bener’in yapıtlarını çözümlüyor; eseri diyorum çünkü bu tez Metis Yayınları’nın Türkçeye epeydir gereken nice kuramsal eseri yayınlayan Metis Eleştiri başlığından, Süha Oğuzertem’in hazırladığı Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri dizisinden yayımlandı.

Anlatım bilimin olanakları

Edebiyat eleştirisinin çetrefili yalnızca eleştirel bakış açısını geliştirmenin ve sürekli ilerletmenin temelde zor bir şey oluşundan kaynaklanmaz. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından beri dünyanın, yaşamın gitgide artan karmaşıklığı karşısında özellikle sanat eserlerinin daha da karmaşıklaşması, bunları ele almaya niyetlenen her türlü hamlenin arka planı kuvvetli bir kuramsal çerçeve ile çizilmesini gerektiriyor. Bugün bu manzaraya bir de coğrafyaya, dile, tarihe, gündeme ilişkin yeni paradigmalar ekleyin, bir de kuramsal olanın ancak belirli koşullarda belirli eserler için geçerli olduğunu yeniden düşünün, karşınıza çıkan şu olacak: Bir esere bakmak için belirgin bir kurama atıfta bulunmak, teori marifetiyle bir eseri kavramak, anlamlandırmak dünyanın en zor işlerinden bir haline gelmiş durumda. Her şeyden önce yola teorinin asla ve asla yeterli olmayacağını bilerek çıkmak gerekmekte, ikincisi ise kuramın bir noktaya geliştirilip çoğu kez içinde bulundurduğu handikaplarla birlikte dönüşüme uğradığını kabullenmek icap etmekte. Belki de en önemlisi, incelemek istediğimiz eserin yanında teoriyi de bu eserin yapısıyla birlikte yeniden ele almak ve dönüştürmek de işlerimizden biri haline gelmekte. Reyhan Tutumlu da Vüs’at O. Bener eserlerini titizlikle, neredeyse iğneyle kuyu kazar gibi inceleyebilmek için anlatıbilimin temel kavramlarını seçmiş. Bununla da kalmamış, gerçek bir dönüştürme işine girişmiş –hem kuramı hem de yapıtı–: Bener’in yapıtlarındaki birinci tekil şahıs kullanımını, bu kullanımın yapıtların otobiyografik özelliklerine referans olup olmadığını; anlatının temalarının, karakterlerin, anlatı ya da öykü zamanlarının Vüs’at O. Bener’in gerçek yaşamıyla ilişkide olup olmadığını, öyleyse nasıl bir ilişkide olabileceğini sorguluyor Reyhan Tutumlu. Bu noktada anlatıbilimin, anlatının temel mekanizmalarını dilin kalıpları ve bu kalıpların üzerinden nasıl işletildiğini inceleyen bir yaklaşım olarak anılmasının yanı sıra, sadece yapının iç ilişkilerini masaya yatırması nedeniyle sonradan da dönüşüme uğramış teorik yaklaşımlardan bir tanesi olduğunu, aslında kadim form/içerik tartışmalarının da bir parçası olduğunu hatırlamak gerek. Özellikle Rus Biçimcileri’nin anlatıbilim konusunda biçime ve iç yapıya yaptıkları vurguyu hafifleten Mikhail Bakhtin’i ya da bu vurguyu ortadan kaldıran Roland Barthes’ı da. Çünkü Reyhan Tutumlu’nun anlatıbilimi bu yönde Türkçede işlevsel hale getirerek, yapıtların içinden dışına doğru bir çıkış buluşu, yazarın gerçek kimliği ile yapıtları arasındaki ilişkiyi gerçek kişilere (Vüs’at O. Bener’in kendisine, yakınlarına) danışarak araştırması, edebiyat (ya da genel anlamda sanat) ile yaşamın birbirinden klasik çağlar boyunca ayrı tutulmuş olan alanlarını yeniden kuramda ve pratikte bir araya getirmeye çalıştığı anlamına geliyor.

Bu soru edebiyat analizinin en can alıcı sorusu. Ne anlama, hangi anlamlara gelebileceğini araştırmak bile özellikle Türkçede edebiyatın gündelik yaşamdan, politikadan ya da toplumsal alanın korundan ayıklanması sürecini tersine çevirme uğraşında yeni bir adım anlamına geliyor. Tutumlu’nun anlatıbilim tekniği bu açıdan oldukça cesur bir kuramsal tavrı ortaya koyuyor: Gerçeği, gerçeğin olasılıklarını, yansımalarını, dünyaya ait olan şeyi doğrudan arama cesareti. Hem de Türkçenin en zevkli ama dikenli dünya bahçesi olan Vüs’at O. Bener’in yapıtlarında.

Devamını görmek için bkz.

Metin Celâl, “Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi”, Cumhuriyet Kitap Eki, 8 Temmuz 2010

Metis Yayınları 'Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi' adıyla yeni bir diziye başladı. Edebiyatı salt bir beğeni konusu olmaktan çıkararak, edebiyat eserlerini eleştirinin, yorumlama ve anlama çabasının konusu haline getirmek amacıyla girişilmiş araştırma ve inceleme ürünleri dizide yer alacakmış. Dizinin kitapları da Bilge Karasu Fonu'nun katkılarıyla yayımlanacakmış. Bilge Karasu'nun vasiyeti ile 1995'te ölümünden sonra eserlerinin gelirinden bir fon oluşturulmuş. Fon, edebiyat üzerine yapılan yaratıcı çalışmaların yayımlanmasında, desteklenmesinde kullanılmakta, bu destekle yayımlanmış eserlerin gelirleri de aynı amaçla kullanılmak üzere bu fona aktarılmaktaymış.

Türkiye'de edebiyat eleştirisinin ne kadar cılız olduğu malum. Özellikle kitap boyutunda çalışmalara pek rastlanmıyor. Zaten bu tür çalışmalar olsa da yayımlanma olasılığı çok düşük. Yayınevleri satış şansı olmayan bu tür kitapları yayımlamak konusunda isteksiz. 'Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi' bu açılardan çok önemli. Dizinin yayın yönetmeni Süha Oğuzertem sunuş yazısında 'Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi'nde dönem, tür ve konu sınırlaması olmaksızın, Türkiye bağlamındaki edebiyatlarla ilgili, birincil ve ikincil kaynakların hakkını veren özgün çalışmalar yayımlanacak. Edebiyatla ilgili olmak kaydıyla çeviribilim, dilbilim, psikoloji, siyaset, sosyoloji ve tarih gibi alanlardan eleştiri ve kurama yapılacak karşılaştırmalı ya da disiplinlerarası katkılar da dizide yer bulacak' diyor ve dizinin 'Türkiye'deki nitelikli eleştirel üretimi özendirirken uluslararası eleştiri literatürünün de bir parçası olmayı' hedeflediğini belirtiyor.

Dizinin ilk iki kitabı; Reyhan Tutumlu'nun Yaşamasız Yazabilmek ve Jale Özata Dirlikyapan'ın Kabuğunu Kıran Hikâye. Tutumlu da Dirlikyapan da Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü kökenli akademisyenler. Süha Oğuzertem'in öğrencileri. Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü 2000'li yılların başında edebiyat eleştirisinde bir sinerji yaratmıştı. Genç Edebiyatçılar Sempozyumlarıyla bölüm öğrencileri edebiyat ortamının dikkatini çekmiş, birçoğunun ürünleri edebiyat dergilerinde yayımlanmıştı. Şimdi bu genç edebiyatçıların oylumlu çalışmaları yine Oğuzertem'in çabasıyla kitaplaşıyor.

Yaşamasız Yazabilmek

Reyhan Tutumlu'nun Yaşamasız Yazabilmek'i 'Vüs'at O. Bener'in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım' altbaşlığını taşıyor. 'Vüs'at O. Bener'in yapıtları ne anlattığı kadar nasıl anlattığıyla da öne çıkan modernist metinlerdir. Bu yapıtlarda genellikle dil oyunlarıyla örülmüş, parçalı ve çokkatmanlı bir anlatım gözlemlenir. Bu özelliklerin yanı sıra metinlerde zamansal sıçramalar, farklı anlatı tekniklerinin kullanılması ve metinlerarası göndermeler de dikkati çeker' diyerek söze başlıyor Tutumlu.

Vüs'at O. Bener'in yapıtlarının bir özelliği de yaşamından birçok olayın konu olarak ele alınmış olması. Bu da yapıtlarının çözümlenmesinde kurmaca-gerçeklik ilişkisinin sorgulanmasını gerektiriyor. Yazarın yaşamıyla anlatılarının arasındaki bağlantıların da ortaya çıkartılması gerekiyor. Reyhan Tutumlu kitabın altbaşlığında 'anlatıbilimsel bir yaklaşım' uygulayacağını belirtmişse de yazar odaklı bir yaklaşımı da kullanmış.

Tutumlu, Dost'tan başlayarak Vüs'at O. Bener'in tüm anlatılarını anlatıcının konumu, anlatım teknikleri, zaman kullanımı gibi öğeler açısından inceliyor, Bener'in yapıtlarında kullandığı kurmacalaştırma yöntemlerini saptamaya çalışıyor. Kitabın sonunda yer alan 'Yapıtlardaki Ortak Kişiler' ve 'Yapıtlardaki Ortak Olaylar' tabloları Vüs'at O. Bener'in eserleri arasında nasıl bağlar olduğunu, yaşamöyküsünü eserlerini oluştururken nasıl kullandığını net olarak görmemiz açısından önemli. Bu iki tablo uzun izahatlara gerek kalmadan Vüs'at O. Bener'in eserlerinin yapısını kavramamıza yardımcı oluyor.

Vüs'at O. Bener, 1950 Kuşağı Öykücüleri'nin öncülerinden. Yenilikçi bir biçimi, kendine has kurguları, özgün anlatımı ve diliyle Türk öykücülüğüne birçok yenilik getirmiş. Öncü olması, eserlerinin döneme göre çok ileride olması nedeniyle kolayca anlaşılamamış ve beklenebileceği gibi 'anlaşılmazlık'la suçlanmış yazarlardan. Çok okuru olmamış ama hep önemsenmiş, dikkatle okunmuş. 1957'de ikinci kitabı Yaşamasız'ı yayımladıktan sonra 1984'te dek yayın hayatında bir boşluk var. 1984'te yayımlanan Buzul Çağının Virüsü ile bir anlamda edebiyata dönüş yapıyor. 2001'de yayımlanan son eseri Kapan'a kadar da edebi çevrelerce önemseniyor, okunuyor, konuşuluyor. Reyhan Tutumlu'nun belirttiği gibi Buzul Çağının Virüsü 'parçalı ve çokkatmanlı bir anlatının bulunması, dil oyunlarının fazlaca kullanılması, zaman zaman anlatıcının değişmesiyle kimin anlattığının belirsizleşmesi gibi özellikleriyle' önceki iki kitabından farklı bir Bener anlatısı. Bu anlatıyı izleyen kitaplarda da Bener bu tutumunu sürdürmüş. Tutumlu'nun kitaptaki son sözleri aslında her şeyi çok iyi açıklıyor: '20. yüzyıl Türk edebiyatının köşe taşlarından olan Vüs'at O. Bener, yapıtlarını kendi sıkıntılı, 'yaşamasız' yaşamından kaynaklanan bir altmetnin üzerine inşa ederek bütünlüklü bir yapıt oluşturmaya çalışmıştır. Bunu yaparken de kurmaca ile gerçeklik arasındaki gerilimli ilişkiye devingen bir boyut kazandırarak edebiyatın yaşamla alışverişine dikkat çekmiştir.'

Kabuğunu Kıran Hikâye

Jale Özata Dirlikyapan Kabuğunu Kıran Hikâye'de alt başlıkta belirtildiği gibi 'Türk öykücülüğünde 1950 Kuşağını' inceliyor. 1950 Kuşağı gerçekten de 'hikâye'yi 'öykü' haline getiren öncü bir kuşak. Ferit Edgü, Orhan Duru, Leyla Erbil, Bilge Karasu, Feyyaz Kayacan, Onat Kutlar, Demir Özlü, Adnan Özyalçıner gibi edebiyat ustalarının ilk eserlerini yayımladığı 1950'li yıllar hem siyasi hem de kültürel açıdan önemli değişimlerin yaşandığı bir dönem. Dirlikyapan, dönemin siyasi ve kültürel gelişmelerini özetleyerek işe başlamış. 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi, tek parti yönetimlerinin son buluşu ve Türkiye'nin dışa açılıp dünya kapitalist sistemine dahil olması da demektir. Bir yanda daha önce yaşanmamış özgürlükler tadılırken diğer yanda Sovyetler Birliği ve ABD arasındaki Soğuk Savaş bahane edilerek özellikle muhalifler için yoğun bir baskı ortamı yaratılmış. Bireysel özgürlüklerle toplumsal baskıların yarattığı paradoksal ortama, dünyada gelişen Varoluşçuluk, Gerçeküstücülük gibi akımların etkisi de eklenince edebiyatın yanı sıra sinema, resim gibi diğer sanat dallarında da büyük bir değişim yaşanır. Geleneksel anlayışlar sorgulanır, yeni sanat anlayışları geliştirilir. Resimde soyut akımı, sinemada yeni gerçekçiler Akad, Erksan, Refiğ, karikatürde soyutlamacı yazısız karikatürler, şiirde İkinci Yeni... Hepsi kuramsal olarak birbirleriyle koşutluklar, bağlar kurulabilecek anlayışlar ve öyküde 50 Kuşağı'nın oluşmasının ne kadar somut nedenlere dayandığının göstergesi. Türkiye siyaseten olduğu gibi toplum ve kültür olarak da yüzünü tamamen Batı'ya dönüyor.

Dirlikyapan, ikinci bölümde dönemin edebiyat ortamına bakıyor. 1950'li yıllar aynı zamanda toplumcu akımların da geliştiği bir dönem. Özellikle Köy Enstitülü yazarların ortaya çıkışı ile 'Köy Edebiyatı' altın çağını yaşıyor. Edebiyat matineleri ile edebiyat popülerleşmeye başlıyor. Bohem hayat yaşamaya özeniliyor. A, Mavi, Seçilmiş Hikaâyeler, Pazar Postası gibi dergiler yenileşmede öncü rol oynuyor. 50'li yıllarda yazmaya başlayan şair ve yazarların eserleri bu ortamda bireycilik - toplumculuk, biçim - içerik, anlaşılırlık - kapalılık gibi kavramlar etrafında büyük tartışmalara neden oluyor.

İşte bu ortamda 50 Kuşağı öykücüleri kullandıkları anlatım teknikleri, dil ve eserlerinin içeriği açısından düzyazıda öncü ve değiştirici bir rol oynuyor. Bireye önem veren, insanın var oluşunu sorgulayan eserler bunlar. Bilinçakışı, gerçeküstü öğeler, içkonuşma gibi modern teknikler kullanarak yazılıyorlar ve dili değiştirme, yenileme, kendine has kullanma gibi özellikleriyle de farklılar. Dirlikyapan, 50 Kuşağı öykücülerinin Sait Faik'in 1952'de yayımlanan Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabından hayli etkilendiklerini belirtiyor. Sait Faik'in önceki eserlerinden farklı, 'gerçeküstü ögğeler, kaymalar ve atlamalarla ilerleyen, kimi zaman belirsizlik yüklü anlatım ve iç konuşmalar' içeren öyküleri genç öykücülerin esin kaynağı olmuş.' İlk öykülerini 1950'lerin başlarında yayımlayan Nezihe Meriç ve Vüs'at O. Bener kuşağın öncü yazarları sayılıyor. Sartre, Camus, Kafka, Faulkner gibi modern yazarların yapıtlarının Türkçeye çevrilmesi süreci daha da hızlandırıyor.

1950 Kuşağı öykücüleri benzeşen yanlarından çok zaman içinde ayrışan, kendine haslaşan özellikleriyle de önemli. Türk öykücülüğünün geleceğini belirleyen bu ustaların 50'li yıllarda ortaya çıkışlarını, eserlerini yorumlayarak anlamak açısından Jale Özata Dirlikyapan'ın Kabuğunu Kıran Hikâye iyi bir başlangıç olabilir. Dirlikyapan'ın da belirttiği gibi bu büyük ustaların yapıtlarını 'tek tek ele alan çalışmalar yapılması Türk öykücülüğüne ve eleştiriye büyük katkı sağlayacaktır'.

Devamını görmek için bkz.

R. Aslıhan Aksoy Sheridan, “Vüs’at O. Bener incelemeleri alanında yepyeni bir dönemeç”, Kanat: Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi Haber Bülteni, Bahar 2010, Sayı: 33

Bölümümüz doktora programı 2007 yılı mezunlarından Reyhan Tutumlu’nun Yaşamasız Yazabilmek: Vüs’at O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım başlıklı kitabı 2010 yılı Mayıs ayı içinde yayımlandı.

Reyhan Tutumlu’nun, Süha Oğuzertem danışmanlığında hazırladığı ve 2007 Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü’nü almış olan “Vüs’at O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım” başlıklı doktora tezinin gözden geçirilmiş metnine dayanan bu titiz çalışmanın içeriğine ilişkin gözlemlerden önce üzerinde durulması gereken önemli bir özelliği, yapıtın Metis Yayınları’nın Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi’nin ilk kitabı olarak yayımlanmış olması. “[E]debiyatı salt bir beğeni konusu olmaktan çıkararak, edebiyat eserlerini eleştirinin, yorumlama ve anlama çabasının konusu haline getirmek amacıyla girişilmiş araştırma ve inceleme ürünlerini bir araya getir[meyi]” hedefleyen bu dizinin kitapları, “1995’teki ölümünden günümüze, eserlerinin gelirlerinin toplandığı” ve yazarın vasiyetiyle “edebiyat üzerine yapılan yaratıcı çalışmaların yayımlanmasında, desteklenmesinde kullanılmak” üzere oluşturulmuş olan Bilge Karasu fonunun katkılarıyla yayımlanıyor. Türkiye’deki edebiyat incelemeleri alanına çok önemli bir ivme kazandıracağı düşünülen bu edebiyat incelemeleri dizisinin ilk örneği olan Yaşamasız Yazabilmek: Vüs’at O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım başlıklı çalışma da keza bu düşünceyi güçlendiren bir nitelikte. Reyhan Tutumlu’nun yapıtının her bir sayfasında ne kertede dikkatli, kılı kırk yaran ve yoğun emek gerektiren bir çalışma sonucunda üretildiği kolaylıkla görülebilmekte ve bu niteliğiyle çalışma, yapıtları genellikle kolay anlaşılmaz, anlamlandırılması zor kabul edilegelmiş olan Vüs’at O. Bener’in anlatı dünyasını okur için artık daha erişilebilir kılmakta.

Vüs’at O. Bener’in kitap olarak yayımlanmış anlatı yapıtlarının basımlarındaki farklılıkları da kuşatacak biçimde son derece dikkatli bir anlatıbilimsel inceleme ve değerlendirmesi olmanın yanı sıra, bu ürünlerin özyaşamöyküsel yönlerini de tek tek ortaya çıkaran bu önemli edebiyat incelemesinin dikkate değer bir diğer özelliği ise, Reyhan Tutumlu’nun çalışma sürecinde gerçekleştirdiği yoğun arşiv tarama etkinliğiyle, yazarın kitaplarına girmemiş “O Ülkede” (1954), “Benim Ölümüm” (1957) ve “Trombosit” (1995) başlıklı üç öyküsünü yittikleri eski dergi sayfalarından yeniden gün ışığına çıkarmayı başarmasıdır.

Vüs’at O. Bener’in karmaşık anlatı dünyasına adım atmak isteyen her okurun ilk başvuru kaynağı, rehberi olmaya aday çalışmasında, Reyhan Tutumlu, yalnız yazarın anlatı poetikasını, hem anlatıbilimsel hem özyaşamöyküsel, tüm yönleriyle kuşatıcı bir biçimde çözümlemekle kalmıyor, söz konusu anlatıların nasıl birbirlerine eklemlenip yekpare bir anlatı evreni oluşturduğunu da tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Bu güç ve karmaşık konuyu büyük bir yetkinlik ve şaşırtıcı bir yalınlıkla açımlayarak çözümleyen Yaşamasız Yazabilmek: Vüs’at O. Bener’in Yapıtlarına Anlatıbilimsel Bir Yaklaşım, Vüs’at O. Bener incelemelerine kanımızca tümüyle yeni bir boyut kazandırıyor.

sheridan@bilkent.edu.tr

Kanat: Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi Haber Bülteni, Bahar 2010, Sayı: 33

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.