Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-237-6
13x19.5 cm, 392 s.
Liste fiyatı: 36,00 TL
İndirimli fiyatı: 28,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Üç Aynalı Kırk Oda
Kapak Resmi: Balkan Naci İslimyeli
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 1999
9. Basım: Nisan 2017

Murathan Mungan ilk hikâye kitabı Son Istanbul'u 1985 yılında yayımladı. 1999'da yayımladığı Üç Aynalı Kırk Oda ile altıncı kitabına ulaşırken, hem usta bir anlatıcı, hem de geniş bir okur kitlesi tarafından çok sevilen bir yazar olduğunu kanıtladı. Kitap üç baskı halinde 80 000'lik bir satışa ulaştı. Üç Aynalı Kırk Oda Mungan'ın üç uzun hikâyesini bir araya getiriyor: Alice Harikalar Diyarında, Aynalı Pastane ve Gece Elbisesi.

"Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kâğıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz."

OKUMA PARÇASI

"Aynalı Pastane", s. 111-114

Kasada oturuyordu bütün gün. Tuşları, tuşların üzerindeki rakamları, uzun, biçimli tırnaklarını, tırnaklarının ışıyan cilasını görüyordu en çok. Tuşlara basmaktan tırnaklarının cilasının biraz daha aşındığını görüyordu. Bu, ona ömrünü düşündürüyordu, bir ömrü olduğunu; akıp giden zamanı... İşinin ona sunduğu alabildiğine gündelik, sıradan ve bayağı bu örnekte yaşamına ilişkin bir "metafor" buluyordu. Hayat: Aşınan tırnak cilası... Sen istediğin kadar tuşlara bas dur! Zaman hiçbir şey olmadan geçiyor!

Kasada oturuyordu bütün gün. Bütün dünyayı buradan görüyordu. Bunlarla görüyordu. Ona, dünyayı bunlar sağlıyordu. Geriye dünya kalmıyordu oysa, geriye hiçbir şey kalmıyordu, olsun. Başka bir hayat bilmiyordu. Kasa ona emanetti. Patronların güvenini kazanmıştı. Özellikle para konusunda çok titiz, çok dikkatliydiler; başka şeylere fazla karışmazlardı. Üstelik fazladan herhangi bir şey yapmadan kazanmıştı onların güvenini. Olduğu gibi davranmıştı yalnızca, kendi gibi, her zamanki gibi, kimseyi bir şeye inandırmaya, ikna etmeye çalışmadan. Hayatta da böyleydi. Fazladan gayret göstermeye hiç inanmazdı. Yaşamın akışını hiç zorlamazdı. Her şeyi zamanın akışına bırakmakta kendiliğinden kazanılmış bir ustalığa sahipti. Belki de bu yüzden kazanmıştı güvenlerini. Yaşamda birçok şeyi, belki de bu yüzden yitirdiği gibi...

Kasanın tam karşısına düşen duvar, boydan boya aynaydı. Yaldızlı ayna. Bu yüzden adı Aynalı Pastane'ye çıkmıştı buranın. Herkes pastanenin kendi adını bırakmış, "Aynalı Pastane" demeye başlamıştı. Kimi zaman aynadaki paslı beneklerle uçsuzlaşan kendi derinliğine dalar giderdi. Dudaklarını kıpırdatmadan uzun uzun konuşurdu, kendiyle konuşurdu. Daha çok yeni sevgililer, köşe-bucak kaçamağı yapan çiftler gelirdi pastaneye. Gözlerden ırak masalara, tenha köşelere çekilir, birbirlerinin ağızlarının içine düşerek mırıl mırıl konuşur, cilveleşir, öpüşür, koklaşır giderlerdi. Oturduğu yerden hepsine hikâyeler uydurur, gelecekler kurar, ilişkilerini kendi kafasında yeniden yazardı. Evlensin istediği çiftler olurdu, mutlu olsunlar, ömür boyu hiç ayrılmasınlar istediği çiftler olurdu, kavgalarına tanık olduğu çiftler olurdu, ayrıldıklarına çok üzüldüğü çiftler olurdu, evliliklerinden memlekete zarar geleceğini düşündüğü, her davranışlarına "sinir olduğu" burnubüyük çiftler olurdu. Daha görür görmez uzun sürmeyeceğini anladığı ilişkiler olurdu. Epeydir ortalıkta görünmedikten sonra, bir gün yalnız başına çıkıp gelen birinin, nedense anılarının izini sürdüğünü düşünür, onunla birlikte içlenir, hüzünlenirdi. Kasanın başında ve aşkın merkezinde oturduğunu düşünürdü. Bir eski çağ masalcısı gibi aşklara hikâyeci olduğunu düşünürdü. Sezgilerini ve gözlemlerini önemserdi. Müşterilerle özel ahbaplıklar, yakınlıklar kurmamaya özen gösterirdi. Patronların temel ilkesiydi zaten bu. Her müşteriyi ilk kez görüyormuş gibi yapacaksınız, diyorlardı; öyle yapacaksınız ki, rahat girip çıksın buraya. Kendini hesap vermek mecburiyetinde hissetmesin, diyorlardı. Çoğunun karısı vardır; babası, ağabeyi vardır. Onları tanımadığınızı düşünmelerini sağlayın. İlk defa görüyormuş gibi yapın. Böylece, kaçamakları konusunda içleri rahat eder. Güven duyarlar. Unutma, insanlar kandırılmak ister!

Ama, onun müşterilere karşı gösterdiği bu kayıtsızlık, patronlarının gönlünü hoş etmekten çok, kendi içe kapanışından kaynaklanıyordu. Buraya gelenler, tıpkı film kahramanları gibi, yalnızca maceralarını seyrettiği insanlar olmalı ve öyle kalmalıydılar; onlara ilişkin kimi meraklarını nasıl olsa kendi hayal gücünün tamamladığını düşünüyordu. Herkes onun hayal ettiği kadar kalmalıydı. Onların gerçek hikâyelerini yüklenmek istemiyordu. Onları, kendine ait sözcüklerle konuşturuyor, kendine ait sözcüklerle tanımlıyordu. Onların kendi sözcüklerini, kendi ağızlarından duymak istemiyordu. Burada bir kuyudaydı ve bol yıldızlı bir gökyüzüne bakarak hayal kuruyordu. Düştüğü kuyuyu ancak kendi masalları anlamlandırabilirdi. Çocukken aile albümlerindeki ölmüşlerin resimlerini yan yana koyar, onları konuştururmuş. Şimdiyse, yaşayan, karşısında duran, gözlerinin önündeki bu insanları konuşturuyor; burada, şu pas benekli aynalara vuran masaların soluk yansısında, sihirli hikâyelerden bir dünya kurmayı öğreniyordu. Koca bir dünya. Hep ilk aşkların taze heyecanlarını duyan genç sevgililer değildi gelenler tabii. Her gelişlerinde yanlarındakini değiştiren macera düşkünü hızlı çapkınlar, kart zamparalar, film yıldızlarından çaldıkları pozlara kendini fazla kaptırmış, saçları bolca sürülmüş briyantinden yağlı yağlı parlayan, etrafa kötü kötü sırıtan genç adamlar gelirdi. Sonra para karşılığı çalıştığını düşündüğü kızlar... Bu kızlar başlangıçta daha kötü giysilerle, daha bakımsız bir halde gelir; iğreti oturur, suçlu gözlerle etrafa bakınır, bir fincan çay istemeye bile çekinirler; bir süre sonra, yanlarındaki erkekler değişmeye; üstleri başları toparlanmaya; saçlarının rengi açılmaya başlar; ilk geldiklerindeki çekingenliklerini atarlar üzerlerinden, garsonu başka türlü çağırmaya başlarlar; seslerine bir genişlik gelir, elleri kolları serbestler, hatta yavaş yavaş küstahlaşırlar; kendilerini savunmayı öğrenmişlerdir, giderek yırtıklaşırlar; eğer "mesleklerinde" ilerlemişlerse, yeniden alçakgönüllü ve kibar görünmeyi, etrafa iyi muamele etmeyi, güler yüzlü ve nazik davranmayı, alçak sesle konuşmayı ve kendinden emin olmayı öğrenirler. Artık tehlikeyi aşmış demektir bunlar. Paranın her şeyi satın aldığı güvenli ve vaat edilmiş topraklardadırlar şimdi. Böyle bir çizgisi vardır kaderlerinin. Bir süre sonra ise, artık hiç gelmez olurlar. Kimi daha iyi yerlere yükseldiği, kimi tutunamayıp daha kötü yerlere düştüğü için. Onun için onların hikâyeleri burada biter. Gerisi başka yerdedir, başka tanıklıklar gerektirir. Başka sözler... Kasanın altındaki kendi "şahsi eşyalarını" koyduğu çekmecede her zaman bulundurduğu şömiz ciltli, sayfaları dağılmış sözlükte bundan sonrası için sözcük yoktur. Yalnızca boş sayfalar...

Aliye ise bu kasanın başından hiç kalkmaz. Kasanın ötesini düşünmek de istemez. Kasa, onun için güvenli bir yaşamın sınırıdır. Önünden geçen kurbanlar ve kahramanlar ona değmesin ister. Onun başını beklediği şeyin, rakamlar ve kelimeler olması gerektiğini düşünür. Sırları uçuklamış aynanın pas benekli yüzeyinden hızla gelip geçen görüntülere gömülüp kaybolan hikâyelerin ardına düşmek istemez. Orada bırakır. Hiçbirinin hikâyesinde yol almaz.

Ortaokul sıralarındaki acemi, sarsak kenar mahalle aşklarını saymazsak eğer, kendi sevgilisi olmadı hiç. Ticaret lisesindeyken zaten pek parlak bir öğrenci değildi, kendini genç yaşta bu kasanın başında buldu. Yaşı küçüktü ama, az paraya çalışacak çok güvenli bir kız bulmuştu patronları. Onu hemen işe aldılar. Sanki bütün hayatı bu kasanın başında geçmişti. "Aynalı Pastane"nin aynasından görmüştü bütün dünyayı. O kadarını ise güzel anlatıyordu. Bir masalcı gibi yaşamaya karşı hiçbir yeteneği yokken, sözcükler ve hayallerle kurduğu dünya, ve kurduğu bu dünya içinde birer masal kahramanına dönüşen, gördüğü bütün bu insanlar, onun görünmez varlığında derin derin soluk alıyor, keskin hatlarla çizilmiş capcanlı karakterlere dönüşüyor, kendilerinden habersiz bir ikinci hayat yaşıyorlardı. Bu da Aliye'nin katlanma gücünü artırıyordu.

Epey uzun bir süre böyle sürdü bu.

Ta ki, o, bir gün o kasanın başından kalkmaya karar verene kadar.

Kendi masalını yaşamaya karar verene kadar.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Yılmaz Çongar, “Üç Aynalı Kırk Oda”, Cumhuriyet Kitap, 13 Nisan 2000

Yapıtta üç uzun öykü var: Alice Harikalar Diyarında, 96 sayfa, Aynalı Pastane, 110 sayfa, Gece Elbisesi, 164 sayfa.Son uzunöykü, diğer ikisini, bir iki noktadan küçük ilmeklerle kendine bağlar.

Alice (Alis) Harikalar Diyarında)

Okumaya başlarken, ormanda tavşanların peşinde koşan, küçücük deliklerden geçip çiçekler arasında kelebeklerle oynayan Alice'le karşılaşacağımı sanmıştım. Ama bu Alice başkaymış. Teksaslı asi kız, kaç kez kaçmıştı evinden, köyünden. Annesi Kathy, bar işleten, kovboylara viski, bira uzatan ve yüzü hiç gülmeyen, Alice Star'ın bile üveyannesi sandığı çirkin bir kadındır, köpek Kathy. Babası içki bağımlısı bir zavallı.

Alice Star, yetişme çağında kasaba oğlanlarının kendine yüz vermemesinden yakınır. Müziğe olan yeteneğini ve sesinin güzelliğini de geç ayrımsar. Sanat yönlendiricisi (menajeri) Eddie d'Ascanto'ya (Edi Daskonto) rastladığında, şarkı söyleyerek para kazanmanın porno film çevirmekten daha iyi bir iş olduğunu kabul eder. 45'likleri satılmayınca tüm umutları suya düşer. Fakat "Yitirilmiş Zamanın Ardında" adlı uzunçaları onu müzik dünyasının bir numarasına yerleştirir. Ünlendiğinde porno kasetlerini piyasadan toplaya toplaya bitiremez.

Güzel bir yaz günü Alice Star, Afrika'daki açlar yararına ünlü La Stadyumu'nda görkemli bir kalabalık önünde konser verir. Bir ara gökyüzünden konser alanına süzülen portakal renkli bir cisim, coşkulu hayranların gözüne çarpar. Bu bir uçan dairedir. Konser bitmeden Alice Star uzaya kaçırılacaktır, aynı Urfa'da Harran ovasındaki kız kaçırmalar gibi. Alice'in uzaylı sevgilisi Adam, daha önce de Dünya'ya inmiş, hatta Urfa'da bir süre yaşamıştır.

Uzunöykünün bundan sonrası; gezegenler, yıldızlar, uydular, bizden çok daha gelişmiş uzaylıların aşkları, tutkuları, dünyalıların cinsel kimyalarını, libidolarını öğrenme merakları, ileri teknikle donatılmış bilgisayar ağlarında izlenen İsa, Meryem, Jan Dark, Saba Melikesi Belkıs, Titanik'in batışı, Mona Lisa'nın gerçekte erkek olduğu savı, kızların iç çekerek beğendikleri birçok ünlü erkek artistin aslında eşcinsel oldukları, androidler (organik olmayan üretilmiş kopya kişiler), robotlar vb. Yazar, okuru evrenin sonsuzluğuna çekerek şaşırtır, imgelemini zorlar ve ilgisini çeker.

Bu yapıtı okuyup bitirdiğimde kuşkusuz mutlu oldum. Aslında daha mutlu olurdum, eğer Sayın Murathan Mungan 11'inci sayfasının üstündeki giriş tümcesini "Bu hikâyede bahsi geçen şahıs ve hadiselerin hakikatle hiçbir alakası yoktur" yerine "Bu uzunöyküde anılan kişi ve olayların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur" şeklinde yazsaydı.

Aynalı Pastane

Aliye kasabada oturur bütün gün. Para alır verir, fiş keser. Tuşlara basmaktan tırnakları aşınır, bazen de kırılır. Karşısında eskimiş, sırları yer yer dökülmüş bir boy aynası vardır. Aynalı Pastane adını buradan alır. Halen çalıştığı bu işi, yazar olan ama aynı zamanda falcılık da yapan genç bir adam aracılığıyla bulabilmiştir. Falcı ondan para değil, bir top kâğıt istemiştir, öykü yazmak için. "Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kâğıt üzerinde yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylece" der falcı yazar.

Aliye, Aynalı Pastane'de yıllarını geçirir. Sevdalı gençlerin göz süzmelerine, varsıl kokonaların afra tafralarına, arabulucuların yapmacık kibarlıklarına tanık olur. İlk günlerin coşkusunu yitirmiş, usanmıştır çalışmaktan, tekdüzelikten ve parasızlıktan. Ayağına çorap alamamakta, eskilerini onartmaktadır. Kasada otururken kamburunu çıkarır, patronu uyardığında toparlanır. Yaşamının iyice anlamsızlaştığı, gelecek için evlilik, için, hiç umudu kalmadığı günlerden birinde Muştik'le tanışır. Onu zaman zaman pastanede görmüş, uzaktan tanımış, ilgisini de çekmiştir. O işine bağlı biridir. İşi ise pezevenkliktir. Aliye'nin tüm yaşamı değişir. Aynalı Pastane'nin kasasında oturan sessiz kız artık bir fahişedir. Muştik'in cinsellikle ilgisi yoktur. Aseksüeldir. Hiçbir kadını arzulamamış, hiçbir gövdeye cinsel ilgi duymamıştır. "Zaten, iki insanın birbirinin bu kadar çok içine girmesi hoşuma gitmiyor (sayfa 197)... Ne dört kitap, ne kırk peygamber seksle baş edemedi. Çünkü seks ne yazık ki, var oluşumuzdur. Var oluşumuz kadar anlamsız ve açıklanamazdır." (sayfa 1999) der Muştik.

Yapıtı okurken Beyoğlu'nun Divan, Tokatlıyan, Park Otel gibi ünlü otellerini, Karlman, Aznavur, Hacapulos gibi büyük pasajlarını, Markiz, Nisuaz gibi pastane ve kafelerini gezer, tanırız. Birbirini çekiştiren çulsuz ozanlarla, yeni dergilerdeki öykülerini arkadaşlarına okuyan dalgın yazarlarla karşılaşırız.

Aliye, Muştik aracılığıyla yeni yaşamına başlarken Aynalı Pastane'nin duvarındaki boy aynasından geçer gider, yeni dünyasında yol alır. (sayfa 176) İstiklal Caddesi'nde gezerken bir vitrinde gördüğü ve yitip giden bir kediyi, bir süre sonra ulu bir ağacın dibinde görür, kedi Aliye'ye gülümser ve kuyruğundan başlayarak yavaş yavaş yitip gider. Okur, yapıtın bu ve bunun gibi birçok bölümlerinde, bilinçaltı gerçeklerini yansıtan olguların peşinden sürüklenir. İmgelemin, çağrışımın sınır tanımaksızın özgürlük denizinde yelken açmasına tanık olur ve sürekli olarak daha sonra ne olacağını öğrenme isteğindedir. Bu durum ise, yazarın "Aynalı Pastane"deki başarısının kanıtıdır.

Gece Elbisesi

"Kesesi yırtılmadan, torba içinde, üstelik kordonu boynuna dolanmış durumda... Evde halalar, herkes çığlık çığlığa..." Doğumu böyle olmuş Ali'nin.

Ali'yi ilk ziyarete gelen kulakcinleridir. Cinler, tüm yaşamında Ali'nin yanındadır. Elini tutarlar, kulağına konuşur, sayrılıktan kurtarırlar. Dede torununu çok sever, o da cinlere karışmıştır. Dede, erkek evlat bulana dek boşanmış, evlenmiş, boşanmış evlenmiş. Bu nedenle evde halalar çoğalmış, çoğu da evlenememiştir. En küçük bir olayda ortalığı birbirine katar bu halalar.

Ali'nin annesi İstanbul gelinidir. Aile varsıldır, ancak anne, Mardin'in iklimine de, geleneklerine de yabancıdır. Evde kimseyle geçinemez. Baba dava vekilidir. Mardin adliyesindeki, fakülteyi bitirmiş genç, zıpkın gibi avukatlar, modası geçmiş dava vekillerini küçümserler. Ali, böyle ortamda büyüyen çelimsiz bir çocuktur. Daha ilkokula başlamadığı günlerde, evde biri kendinden bir yaş büyük, diğeri bir yaş küçük, oğlan ve kız olmak üzere iki çocuk vardır. Evlenmiş, fakat kocasından boşanarak baba evine dönmüş bir halanın çocukları. Çocuklar yalnız kaldıklarında cinsellik yönlü oyunlar oynarlar. Soyunur, cinsel organlarını birbirlerine sürterler. Ali hep altta yatmak ister. Kendi cinsel organını hiç beğenmez, durmadan çekiştirir onu. Başkalarınınkini merak eder ve arzular. Yıllar geçtikçe bu isteği artar. Ruhsal bunalımlara girer, herkes ona deli gözüyle bakar. Başvurmadıkları doktor kalmaz. Annesi Ali'yi falcıya bile götürür. "Bir kadın ruhu taşıdığını" söyler falcı. Ayrıca aile içinde anormal cinsel ilişkiler de vardır, ağabey-kızkardeş, anne-oğul vb.

Yapıtın sonlarında Alice Star (sayfa 336) ve Aynalı Pastane'deki falcı yazar (sayfa 383) sahneye çıkarlar, böylece önceki yapıtlarla ilinti kurulur. Bu uzunöykü bir yaşam kesiti değil, yaşamın bütünüdür. Ali'nin yaşadığı bocalamanın, ikilemin, çektiği acıların, sıkıntıların yazınsal bir ustalıkla yansıtılmasıdır. Bu arada her üç uzunöykü için de dikkatimi çeken birkaç noktaya değinmek isterim:

Toplumumuzda hoş karşılanmayan, eskilerin müstehcen dedikleri aktöre dışı sözcükler açık açık kullanılmıştır. Böyle yapmakla yazınımızın değer kazanacağı, varsıllaşacağı veya okurun ilgisinin daha çabuk artacağı mı umulmuştur? Bu sözcüklerin yerine örneğin, "cinsel ilişki", "erkek cinsel organı", "dişi cinsel organı", "anüs" vb. sözcükler kullanabilirdi. Karşılıklı konuşmalarda uzun çizgi (¯) kullanılmamış, konuşma aktarımlarının başına ve sonuna tırnak imi (") konulmamış, yalnızca virgülle (,) yetinilmiştir. Bu yöntem Türkçe yazım kurallarına aykırıdır sanırım.

Ayrıca, yapıtı okurken "Müteessir, tasavvur, kader, sarih, hürmetle, hafıza, hatıra, esrar, bu kabil, muhtemel, tabiat, vb." sözcüklerin yerine "üzüntülü, tasarlama, yazgı, açık, saygıyla, bellek, anı, gizler, bu gibi, olası, doğa vb." sözcüklerle karşılaşsaydım, güzel Türkçemizin yabancı kökenli sözcüklerden arındığına tanık olup kıvanç duyacaktım. Yapıtlar, zaman zaman gerçeküstücü akımın izlerini taşıyan bir kurgu üzerine kurulmuş, duygusal, sürükleyici, düşündürücü ve sonuç olarak başarılıdır. Üç Aynalı Kırk Oda'yı tüm yazınseverlere önerir, Sayın Murathan Mungan'ı kutlarım.

Devamını görmek için bkz.

Lanotte Trello, “Murathan Mungan, olabildiğince!”, mutasyon.net

Kimi zaman yazdıklarıyla, kimi zaman olaylarıyla, bir şekilde; hemen her gün karşımıza çıkan –çıkartılan–; insanların zamanını, bildik, aldatmalık ve en önemlisi bomboş, çalan gündemlerin çok dışında. Mungan, kim ne derse desin son dönem Türk Edebiyatı'nın önemli kilometre taşlarından biri olmak yolunda.

Yetişdiği Mardin'in alışkın olduğumuz –ya da alışkın olmaya alıştırıldığımız– insan tipinden biraz uzak. ileri görüşlü bir babaya müteşekkir olduğu temiz, akıcı, güzel Türkçe'siyle meydana getirdiği –ki bazıları şimdiden Türk Edebiyatı'nda kendine özel bir yer edinmiş– eserler, onun biraz farklı olduğunu anlamamıza yetiyor zaten.

Belki biraz sembolik ama dil ağdalarından uzak. Asıl vermek istediğini, insanı, içinde bir yerden vurup, duygularla aktarıyor zaten. Dolgu maddesinin duygu olduğu trajik ve çoğu zaman trajikomik anlatılarında, koşullandırılmış, inandırılmak istenilene inandırılan; "Tıpatıp olmayı erdem sayıyorlar"; Çoğu zaman çekingen ve yalıtılmış; "Çok yaşar, çabuk ölür ilk tuttuğu sipere hayatının kalesini inşa edenler"; ama her şeyden çok yabancı, korku derecesinde bilmek arzusundan uzak insan tipini, eleştirel, didaktik, ve oldukça kesin kullanıyor Mungan.

Doğduğu istanbul, yetiştiği Mardin, büyüdüğü Batı; Beyoğlu'nun arka sokaklarında başlayıp, Mardin abbaralarında sona erdiremediğiniz puslu yolculuklarınızda hep size eşlik eder, siz farketmeseniz bile.

Aslında Mungan en iyi bildiğini, yaşadığını yazmaktan başka bir şey yapmıyor zaten. Eğer ilk defa okuyorsanız, ilk başta yabancılık çekeceğiniz; yıldızlar, ay, cinler, geyik ve yılan gibi sembollerin hemen hepsi Mungan'ın kafasındaki, keyfekeder serpişmiş anılardan bir demet yalnızca.

Doğu ve Batı'yı birleştirme, daha doğrusu bilmemek isteyen Batı'ya Doğu'yu anlatma arzusunun etkisi altından biraz çıkıp, ufkunuzu bir kaç sözcük ileri taşıdınızmı; soluk, ince ve keskin simgelerin altında hep aynı şeyi bulursunuz Mungan kitaplarında: Sevgi, sevda, aşk,çok tutku.

Bu biraz da hep sevginin olduğunu zannettiğiniz bir şeyin altında; başka bir şeyler keşfedip ulaştığınız çoşkunun, aslında, keşfettiğiniz şeylerin altından da yine ve yine ilk anda gördüklerinizden başka bir şey çıkmayışının getirdiği hayalkırıklığına benzer.

Sevgi ve kör tutku hep vardır Mungan'ın şiirlerinde. "Bildiğim kendimi bildim bileli hep aşık olduğum / Bildiğim ancak aşıkken varolduğum / işte bu yüzden, benim için aşık olmak / Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum". Yaratılışında ihanet olan insana bile, "İhanet ancak sevgı söz konusuysa vardır" diye kılıf uydurur Mungan. Sevdanın bölücü oluşu ( "insanı ilk kendinden sonra da başkalarından ayırır" ), imkânsızlıklarıyla varolan sevgiler ( "Kimbilir belki de sevgiler imkansızdır" ), ve âşığını öldürmeden mümkün olmayan sevgiler; aşkı, onsuz olunmayan ama olduğunda da sanki kainatın bütün harmonisini, iç hiyerarşisini yok eden, aslen yıkıcı bir düşünötesi olgu yapıp çıkıveriyor işin içinden.

Tutkuysa biraz daha farklı Mungan için. "Tutku tek başına ve çıplaktır. Kendisi için ve kendisiyle vardır". Tutku bir takıntı, dönüp dolaşıp çıkamadığımız; çıkamadıkça daha çok dönüp dolaştığımız, sinir bozucu bir labirent. Mungan'ın kitaplarında amaç, genelde, oluşturduğu tutku tarafından yok edilir. Bu bağlamda ise amaç,biraz da Machivelist yaklaşımlarla amaçlıktan da çıkar.

Tüm bu kavram kargaşaları içinde, Mungan kimi zaman hayata dair, basit,ama görmeye o denli alıştığımız, işte bu yüzden sanki bakınca körleştiğimiz, duyguları, olayları ve varlıkları, gözümüze gözümüze sokmaktan, okuyanı (okuyanı) beklenmedik bir anda şaşırtmaktan büyük zevk alır. Kaçan hayat, kaçan zaman ve bu sayede gene ve gene anılar baş köşededir çoğu zaman. "Hayret doğrusu / daha vakit var diye / dönüp de bir gün / kaldığımız yerden, hepsini birden / yaşarız sandık /oysa emanetmiş bizim sandıklarımız / içlerinde kilitli kalmış onca şeyle / günü geldi / aldılar."

Işığın bir başka kırılıp zamanın ise kaydığı; tesadüflerin hikayenin ( "Herkesin hayatı bir hikâyedir" ) altyapısını oluşturduğu dünyalar; genelde bizim bildiğimiz dünyadan oldukça uzaktır Mungan'ın kafasında. Alice’in (Harikalar Diyarı'ndaki) aramızda dolaştığı, Pamuk Prenses’in haldır haldır yedi cücelerini ve kötü cadıyı arayıp sonunda kartlayıp öldüğü bu dünya; Mungan'ın "maceram" dediği , yazarın temelini Kırk Oda kitabında attığı, farklı odalarda yaşanan maceralardan başka bir şey değil aslında. Ama, Mungan'ın bu öte-dünyası, bildiğimiz, yaşadığımız dünyadan ne bağlarını koparır, ne de gönderme yapmaktan geri kalır bu arada?

Murathan Mungan böyle işte. Biraz kendince, biraz herkes gibi; herkes gibi. Tuttuğunu altın eden bir sihirbaz değil ama, ışıl ışıl parlıyor Mungan'ın çocukları Üç Aynalı Kırk Oda listelerin tepesinde, Mungan oldukça gündemde, Paranın Cinleri ise herkesin okuması gerekir listemde ilk onda. Sizeyse yalnızca okumak kalmış.

“ve siz hiç yakından gördünüz mü

tebessümüyle hala ışıyan

lakin artık çatlamış bir kadehten sızan

rengini eski bir şarabın”

Yazıdaki alıntılar, yazarın: Mırıldandıklarım, Lal Masallar,Yaz Geçer, Oyunlar İntiharlar Şarkılar, Kırk Oda, Paranın Cinleri, Cenk Hikayeleri, Üç Aynalı Kırk Oda kitaplarından alınmıştır.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.