Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-139-3
13x19.5 cm, 132 s.
Liste fiyatı: 15,00 TL
İndirimli fiyatı: 12,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Başkasının Hayatı
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Tasarımı: Mehmet Ulusel
Kapak İllüstrasyonu: Huban Korman
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 1997
3. Basım: Mart 2010

Yazarın filme alınmamış özgün senaryosu. İlk kez kitap olarak... Yıllar sonra...

Murathan Mungan külliyatında yazarın üç senaryosu yer almaktadır: Dört Kişilik Bahçe, Dağınık Yatak ve Başkasının Hayatı. Sözü Murathan Mungan'ın bu kitap için söylediklerine bırakalım. Tadımlık'ta okuyabilirsiniz.

OKUMA PARÇASI

"Üç Kitap İçin Bir Önsöz", s. 7-11

Söz konusu bu üç kitap, Dört Kişilik Bahçe, Dağınık Yatak ve Başkasının Hayatı'dır.

Bir zamanlar yazmış olduklarınızı, günün birinde nasıl bir araya getirirsiniz? Nasıl bir düzenleme yaparak okur karşısına çıkarırsınız? Sanırım yalnızca benim değil, farklı yazı türlerinde ürün vermiş, sanatın ve yazının çeşitli serüven kollarını denemiş, benzer kaygılar taşıyan birçok sanatçı için yakıcı önemde bir soru bu.

Farklı nedenlerle birçok kez dile getirdiğim, beni yakından izleyenlerinse, haklı olarak biraz sıkılmış olabilecekleri, kendim için seçtiğim bir "doğruyu", ne yazık ki burada bir kez daha yinelemek zorundayım: Benim için kitap, her zaman "mimari bir bütünlük", bir "proje tutarlılığı" demektir. Farklı da olsa parçaların aynı yapı içinde örtüşmesi, aynı çatı altında yan yana durabilmesi demektir. Birbirinden bağımsız birimler olan şiir, öykü, denemelerden oluşan kitapların da tıpkı bir roman gibi, kendi içinde bir "yapı bütünlüğü" göstermesi gerektirdiğini düşünürüm. Şiir ve öykü kitaplarımın "bütünleniş tarzı"nın, bu konudaki tutumumun canlı birer kanıtı olduğunu sanıyorum.

Bu yüzden de, farklı tarihlerde, farklı amaçlarla yazılmış, belki de gelişmenizin farklı aşamalarına karşılık düşen çeşitli yazıları ya da yapıtları bir araya getirirken, tek tek ya da bir tür dizi olarak sunarken, onların "aynı proje" içerisinde düşünülmesini sağlayacak; okur karşısına birlikte çıkmalarına tutarlı bir gerekçe kazandıracak bir bağlam ortaklığı kurmak gerekir, diye düşünürüm. Tahmin edersiniz ki, gazete ve dergi sayfalarında kalmış, çeşitli konularda yazılmış yazılarımı, –sağ olsunlar– meraklılarının bıktırıcı takiplerine karşın, bir araya getirmekte yıllardır bu yüzden güçlük çekmekteyim. Getirdiğimdeyse, benzer bir önsözü bir kez daha yazmam gerektiğini biliyor, bunu da hem size, hem kendime şimdiden duyuruyorum.

Yıllar önce yazılmış bu senaryoları okur karşısına çıkarmak söz konusu olduğunda, yine aynı sorunla karşı karşıya buldum kendimi ve benzer sıkıntılar çektim. Bu senaryolar, kitap olarak yayımlanmak düşüncesiyle yazılmamışlardı. Senaryo, elbette filme alınsın diye yazılan; doğası gereği, ancak filme çekildiğinde anlamlanan, yerini bulan bir tür. Okuma keyfini ise ne yazık ki, ancak meraklıları duyabiliyor. Meraklıların sayısını artıracak kadar da senaryo kitabı basılmıyor ülkemizde...

Bugüne değin üç film senaryosu ile birkaç film hikâyesi yazdım. "Boş zamanlarımda" hâlâ gizli gizli senaryo yazmaktaysam da, bunları ortalığa çıkarmamak konusunda kararlı görünüyorum. Film hikâyelerimin hiçbir senaryolaşmamışken; senaryolarımın da ancak biri filme alındı: Dağınık Yatak.

Dört Kişilik Bahçe'nin, Son Istanbul adlı kitabımda yer alan öyküsünden bir ölçüde izi sürülebilirse de, senaryosu yine de bilinmiyordu.

Başkasının Hayatı ise hemen herkes için, her bakımdan tam bir bilinmeyendi. Bu kitapla birlikte görülmüş olacak.

Bu senaryolar, daha önce kitap haline getirilerek, ayrı tarihlerde teker teker de yayımlanabilirdi elbet. Salt yayımlamış olmak için yayımlamak istemedim onları. Bunca zaman sonra üçünü aynı anda okur karşısına çıkartırken, daha çok kendi yazılı tarihime ışık tutacak bir "külliyat" fikrinin öne çıkmasını, bunun vurgulanmasını istedim.

Senaryolarımın hiçbiri, bir yönetmenin ya da yapımcının isteği üzerine yazılmamıştır; hepsi de son derece kişisel bir biçimde, özgün hikâyelerini kendim kurarak kaleme aldığım çalışmalardır. Dağınık Yatak ve Başkasının Hayatı, daha yazılma aşamasındayken bazı yapımcılara önerilmiş, film olarak gerçekleştirilebilme olasılıkları için ilişki kurulmuştur yalnızca.

Bu üç kitabın, yazılış tarihlerine göre ilki olan Dört Kişilik Bahçe'nin içinde, senaryonun yanı sıra radyo oyunu ve öykü olarak yazılmış halleri de bulunuyor. Aynı malzemenin üç ayrı türde yazılmış olmasına ilişkin inceleme yazıları da, büyük ölçüde, bu kitapta bütününü kullanmadığım üniversite "master" tezimden alınmış bölümlerle çatıldı.

Dağınık Yatak'ın film olarak gerçekleştirilmesinden duyduğum düş kırıklığı sonrasında, kendimi yeniden ifade etme gereksinimiyle ya da yeterince anlaşılmamış olmanın burukluğuyla diyelim, senaryodan yola çıkan –özellikle Fransızların sıkça denediği ve adına "sine-roman" dedikleri– bir çeşit roman olarak yazmaya karar verdim Dağınık Yatak'ı. Senaryodaki sahneleme düzenine ve sırasına bütünüyle sadık kalan, yalnızca o sahneleri biraz edebiyatlaştırarak, okur için daha okunabilir kılan, roman tadında bir kitap yapmayı amaçlamıştım. Gördüğünüz gibi, işin daha başındayken tamamlamaktan vazgeçtim; ama bu kitabı kotarırken, bu çalışmanın da bilinmesini, uygulamanın görülmesini istediğim için, yazdığım kadarını bir değişikliğe uğratmaksızın bu kitaba aldım. Merak etmeyenler bu bölümü olduğu gibi atlayabilirler.

Başkasının Hayatı ise yalnızca senaryo olarak yazıldı. Olası oyuncuları nedeniyle bir süre magazin basında adından söz ettirdi, gerçekleşmeyince de tamamıyla unutuldu gitti. Yalnız tıpkı Dağınık Yatak'da başıma geldiği gibi, Başkasının Hayatı'nın da bazı temel fikirlerine, kimi sahnelerine hemen o sezon çekilen bazı Türk filmlerinde rastladım.

Senaryo yazarlığımın ve sinema deneyimimin elle tutulur ilk ürünleri olan bu senaryolar, böylelikle işte şimdi üç kitap halinde bir araya gelerek ilk kez okura sunulmuş oluyorlar.

Bunca yıl sonra yazdığım film senaryolarını ayrı kitaplar halinde aynı anda bastırmak söz konusu olduğunda, okur karşısına çıkarmadan önce yeniden baktım onlara. Ufak tefek düzeltmeler dışında temel bir değişiklik yapmadım. Küçük oynamalar yapmak; kimi teknik açıklamaları, okuru bunaltıp sıkmaması için biraz daha açımlamak; yönetmenlerin ve oyuncuların "dikkatine özel" yazılmış kimi bilgilerin, meslekten olmayan okurlarca da alımlanmasını sağlamak için biraz ayrıntılandırmak gibi, "yeniden yazmak" kavramından çok , "yayına hazırlamak" kavramı kapsamına girebilecek önemsiz müdahalelerde bulundum. Bunun dışında yazıldıkları tarihlerin havasını, iklimini, duygusunu korumaya çalıştım... Elbet, kendi yazarlığımın o zamanki havasını da... Bu senaryoların, dil ve anlatım özelliklerinin, amaçladığı atmosferin bütünüyle korunduğu bir tutumla; bugün için artık orada olduğum ve olmadığım bütün yanlarıyla okur karşısına çıkması gerektiğini düşündüm.

Bir diğer ve temel ortaklıkları da, bu senaryoların üçünün de, "kadın dünyasını" eksen almaları dolayısıyla, aralarında kendiliğinden oluşan tema ve tutum yakınlıklarıdır.

Senaryoların on küsur yıl önce yazılmış olduklarını bir kez daha anımsatmak istiyorum. Bu, onların modalarının geçmiş olduğuna ilişkin bir kaygıdan çok, daha sonraları başkalarınca denendiği için tazeliğini yitirmiş kimi şeyleri öncelemiş olduklarına dikkat çekmek içindir. Alıcı hareketlerinde, bazı geçişlerde, hikâye bölümlemesinde, renkli filmin arasında serpme siyah-beyaz görüntüler kullanımında olduğu gibi, o zamanlar için bir ölçüde yeni sayılabilecek, sonraları ise sıkça denenmiş bir dolu şey var. Onları burada tek tek sıralamaktansa, bu noktanın hatırda tutulmasında yarar görüyorum.

Bir de Dağınık Yatak ile Başkasının Hayatı arasında, hikâye etme ve atmosfer kurma benzerliklerinin dışında, bazı teknik anlatım özellikleriyle de kurulmaya çalışılan özel bir akrabalık söz konusu... Örneğin, siyah-beyaz görüntü kullanılışı... Türk Sinemasının siyah-beyaz döneminden, renkli filme geçiş döneminde, o günün koşullarında maliyeti yüksek olduğu için ancak "büyük starlar" için yapılan "kısmen renkli" filmler vardır. Kısmen renkli olan bölümler de, "masal kipi" üzerine kurulu Yeşilçam Sineması geleneğine yakışır bir biçimde ve konunun gelişimine göre, çoğu kez ya büyük bir kavuşmanın, "vuslatın"; ya da büyük bir başarınının gerçekleştiği, hasretle beklenen bir "yarın" duygusu üzerine kurulu, şarkı söylenen, dans edilen, cennet kadar mutlu rüya ya da hayal sahneleridir. Söz konusu bu iki senaryoda da, bunun tersi bir yöntemle, artık ulaşıldığı varsayılan bir yarından çocukluğa bakan geçmişe dönük bütün sahnelerde siyah-beyaz kullandım. Dört Kişilik Bahçe'ninse zaten bütünüyle siyah-beyaz çekilmesi gerektiğini düşünüyordum. Yine aynı biçimde, her iki filmin finalinin de, o ana dek sözleri hiç duyulmayan müziklerinin birdenbire "sözlenerek" filmin adını taşıyan kendi şarkılarıyla bitmesi gibi ortaklık duygularını güçlendirici benzerliklere başvurdum. Bu ve benzeri koşutluklar, büyük harf bir anlam kuşatması içermeyen, yalnızca dikkatli gözlerin bağlantı kurduğunda tadına varabileceği alçakgönüllü göndermeler niteliğindedir.

Özellikle Dağınık Yatak ve Başkasının Hayatı'nda Yeşilçam sinemasının diyalog geleneğine uygun bir konuşma düzenini, amaçlı bir biçimde, kimi zaman melodrama içkin olarak, kimi zaman melodram-aşırı bir öge olarak yeniden kurmaya çalıştım. Başkasının Hayatı'nda ise bunun bir oyun olduğunu apaçık belli ettim.

Sonra senaryo yazmaya ara verdim. Beni mutlu etmeyen deneyimlerimin; olaylara ve insanlara ilişkin hayal kırıklıklarımın sonucunda, sinemaya duyduğum kişisel kırgınlıktan ötürü değildi bu yalnızca; aynı zamanda Türk Sinemasının içine düştüğü çıkmaz da bunda rol oynadı. Benim gibi birçok kişiyi kendinden uzaklaştırdı.

Şimdi, kafamda yüzlerce film hikâyesi, Pentimento ya da Pişmanlık Yasası; Kedi Gözü; Ay, At ve Kadın; Akşamüstü, Parkta gibi bugün bile gözümü arkada bırakan yarım kalmış birçok senaryo taslağı, günün birinde kendim çekmeyi düşündüğüm, çok ağır ilerleyen ama sinemada bütünüyle yeni bir gramer kullanmayı amaçladığım, bazı sahneleri yazılmış bir-iki senaryo ile avare dolaşıp duruyorum. Bunlardan birinin adını Metal adlı kitabımda yer alan Kutres adlı şiirimde bir dize olarak fısıldamıştım: Taşlar Kumaşlar... belki bir büyü yerine geçmiştir bu ve günün birinde gerçekleşir; Kim bilir, belki ben de böylelikle, içimde bir yeniklik duygusu, ağzımda buruk bir tat bırakan sinema serüvenime, yepyeni bir noktadan yeniden başlayabilirim.

Devamını görmek için bkz.

"'Başkasının Hayatı' için birkaç söz...", s. 13-15

Ankara'da yaşarken yazmaya başladığım Başkasının Hayatı'nı, 1985'te taşındığım Istanbul'da bitirdim. Dağınık Yatak sonrasıydı. 1984 ve 1985 yıllarına yayılan yedi-sekiz ay kadar sürdü senaryonun yazılması.

O günlerde, bugünlere oranla daha popüler olan deyimle, bir "kadın filmi" yazmak istiyordum. Bir de değil, iki kadın. O sıralar, öyle "iki kadınlı" filmler falan da pek yoktu ortalıkta. Dışarıda örneğine sık rastlanan, ama bizim sinemamızda nedense kimsenin pek yanaşmadığı bir şeyi denemek istiyor, iki kadın starı aynı ringe çıkarmayı planlıyordum. Ring de, eldivenler de, havlular da eşit olmalıydı. Bu zorunluluğun beni –belki de senaryoyu– zaman zaman zorladığını, hem her iki kadına eşit ağırlıkta sahne yazmak, hem de bunu akışı ağırlaştırmadan, tempoyu düşürmeden, hikâyeyi hantallaştırmadan organik bir biçimde yapmak gerekliliğinin beni epey uğraştırdığını kabul etmeliyim.

Birbirinin yerinde olmak isteyen, birbirinin hayatına özenen, hatta birbirinin "alter-egosu" olan, farklı kesimden iki zıt kadını, bir biçimde karşı karşıya getirmek istiyordum. İki kadının, film boyunca iki ayrı kanalda gelişen hikâyeleri, sonuçta bir çatalda kesişecek, kendilerine ve hayatlarına ilişkin hemen her şeyin ağır bir biçimde sarsıldığı, derin bir güven kaybına uğradıkları bir dönemde, kendilerini zayıf hissettikleri özel bir anda karşı karşıya gelen bu iki kadının çatışmasıyla birlikte hikâye doruğa ulaşacaktı. Bu karşılaşmanın her iki kadının kendi kişisel tarihlerindeki yeri, zamanı ve anlamı çok önemliydi. Yaşanan bu çatışmanın sonucunda, her ikisinin de hayatında bir şeylerin köklü olarak değişmesi gerekiyordu; bunun için de, onları, o güne değin kendilerine kurdukları dünya içindeki herhangi bir anlarında değil, zırhlarının delindiği, özel, zayıf, yaralı bir anlarında karşı karşıya getirecektim. Bu, hem karşılaşmanın şiddetini güçlendirerek çatışmayı hızlandıracak ve anlaşılır kılacak, hem de sonrasında olacakları daha kolay hazırlayacaktı. Yalnız bir tehlikesi vardı bunun ve kaçınılmazdı: Her ikisini de bir araya getirene kadarki zaman içinde gelişen olaylar, ikisinin ayrı ayrı yaşadıkları hikâyeler filmi uzun kılacaktı. Nitekim öyle oldu. Ayrıca bütün bu hızlı tempolu akan sahnelerden sonra da, Türk sinemasında pek rastlanmayan bir biçimde, kapalı bir tek mekânda geçen ve uzun süren bir hesaplaşma, tartışma, kavga ve barışma sahnesi yazmayı tasarlamıştım. Final, bu anlamda tam bir eskrim gösterisi olsun istedim. Böylelikle, iki kadının hesaplaşması ve ödeşmesi üzerine kurulu bir "oda filmi" havasındaki bu sahnede, her iki oyuncuya da oyunculuk olanaklarını sergileyebilecekleri, "solo yapabilecekleri" dramatik etkisi güçlü anlar yazmış olacaktım. İki kanalda gelişen ve ilerleyen film, başından itibaren, oraya, o noktaya ulaşmayı amaçlayacaktı. Bu da bana daha başlangıçta, üzerinde hedefe ilerleyebileceğim bir dramatik eğri kazandırıyordu. Sondaki o "oda filmi" havasında diye nitelendirdiğim büyük sekansı küçük parçalara bölerek filmin başlarındaki bir noktadan itibaren aralara serpiştirerek, hem sondaki sekansın yükünü hafifletmiş oldum, hem de bu dramatik eğriyi seyirci için de merak edeceği, iz süreceği bir hat haline getirmeye çalıştım. Ses taşmaları eşliğinde zaman zaman ortaya çıkan bu kısa sahneler, başlarda ne olduklarını, nereden geldiklerini hemen ele vermeseler de, bir süre sonra ilerideki belirsiz bir noktanın işareti olarak akıştaki yerini bulacak ve filmin sonundaki o büyük sekansta her şeyin birbirine kenetlenmesiyle aydınlanacaklardı. Bu parçalayıp önceye taşıma yoluyla, filmin sonundaki o büyük sekansı, aynı zamanda upuzun bir tiyatro sahnesi olmaktan da kurtarmış olacaktım.

Kafamda belli iki oyuncu için kaleme almıştım hikâyeyi; onların Yeşilçam geleneği içindeki imgeleri, oyunculuk ikonları, karşı karşıya gelmeleriyle kazanılacak olan ivme; zıtlıklarından doğacak çakımın hikâyeye kazandıracağı parlaklık ve gerilim hesapları üzerine kurulu bir kanava çatmaya çalıştım; diyalogların da zaman zaman ringteki boksör vuruşları gibi sert, acımasız ve yerinde olması amacı güttüm. Yalnızca bu iki kadına değil, aynı zamanda diğer yan karakterlere de "dramatik derinlik" kazandırmaya çaba gösterdim; film içindeki varlıkları ve eylemlerinin hikâyeyi geliştiren, ileri götüren özellikler taşımasına; o rollerin oyuncularına da "oyun olanağı" sağlayan etkileyici sahnelerle beslenmesine özen gösterdim. Kemal, Refet, Selçuk, Nilgün, Belgin, Gazeteci Zeynep, Senarist, Rüstem Bey, Kıl Necati gibi yan tiplere bakıldığında, her birinin ayrı bir hikâyenin kahramanı olacak kadar malzeme barındırdığının uçları görülür. Niyetim, aynı anda birçok koldan ve bağımsız olarak akan hikâyeyi, daha sonra bir noktada düğümlemekti. Bu düğüm yeri, iki kadının bir araya geldiği film setiydi ve sete girdikten sonra âdeta oraya kilitleniyor ve bir daha dış dünyaya çıkamıyorduk.

Daha ben senaryoyu yazarken, kafamdaki belli iki oyuncu nedeniyle bir film şirketiyle bağlantı kurulmuş, bir anlaşmaya varılmıştı. Sonradan senaryom filme çekilmedi; bana, ilgili hiç kimse tarafından, hiçbir açıklama yapılmadan, hiçbir gerekçe gösterilmeden proje rafa kaldırıldı; yetmiyormuş gibi bendeki de dahil olmak üzere, senaryonun yedi kopyasının yedisi de kayboldu; yıllarca bu senaryoyu aradım. Sonunda haftalık bir dergiye ilan bile verdim. Kayboluşları da, bulunuşları da ayrı bir film hikâyesi olabilecek ilginçliktedir. Ben, bu olayların hikâyesini, senaryonun kendisinden daha çok seversiniz korkusuyla burada anlatmıyorum. Belki başka bir zaman...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.