Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-157-7
12.5x19.5 cm, 100 s.
Liste fiyatı: 13,00 TL
İndirimli fiyatı: 10,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Oyunlar İntiharlar Şarkılar
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Tasarımı: Bülent Erkmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 1997
3. Basım: Kasım 2000

Murathan Mungan Metal'den üç yıl sonra 1997 sonbaharında üç şiir kitabı birden yayımladı. Bunların ilkiydi Oyunlar İntiharlar Şarkılar. Kitapta yer alan şiirler 1978-97 arasından, geniş bir zaman dilimine yayılmış şiirler. İşte "Boş Uzam":

Boş zaman: İçi görünen saatler

Bakışın yenik düştüğü an

Bir dolgu malzemesi sessizlik

sessizliği dengede tutan boşluğa

birkaç küçük ayrıntı yerleştirilmiş: BoşAlan

sahnenin sayacında hesaplı kullanım

gerilim tırmandıran saydam elektrik

kullanışlı yenilgi, bir dizi inci kolye gibi

her tanesi es vuruşu temkinli parmak uçlarında

Ayrılık karşıya bırakılmıştır.

Söz'de çürüyecek şeyler.

Formüllerini bilmediğimiz

ama yasalarına teslim olduğumuz

fizik kuralları gibi işliyor her şey

Görünmez trapezde ilk adım karşıya bırakılmıştır.

Replik korkusu önce gelir hareketten

Şalter sonuna dek açılır.

parantezler açılıp kapanırken...

Yüzüdür bir oyuncunun politikası: Boş Sayfa

Beyaz karanlık, hiçbir leke belirmedi

açık kalmış gözlerinde

sessizliğin çekirdeğindeki hikâyenin ansızın gelen finalinden

Suç karşıya bırakılmıştır. Öteye

Zaman durur parmaklarında, saat boşalır

Kolyenin dağılan taneleri her noktasını doldurur

boş uzamın

iner şalter, sayaç boşalır.

Bekleyiş, sessizlik, karşılaşma ve son

her şey baştan boşa alınır.

Sizden beklenen tek şey

Açık kalmış gözler için

sessizliğin çekirdeğine soyutlanacak

benzer bir hikâyeyi

Karşınıza almanızdır.

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ahmet Ada, “Üç kitabıyla Murathan Mungan şiiri”, Virgül, Sayı 10, Temmuz-Ağustos 1998

Murathan Mungan 1997 yılı içinde, birer ay arayla üç şiir kitabı birden yayımladı. Ekim'de Oyunlar İntiharlar Şarkılar, Kasım'da Mürekkep Balığı, Aralık'ta ise Başkalarının Gecesi adlı yapıtlar bunlar. Böylece, şiir kitapları on üçe ulaşan Murathan Mungan, çok okunan kimliğiyle de günümüz şiirinin ender isimlerinden. Aslında üç kitaplık deneyimi yirmi yıla dağılıyor. Bir anda yazılmış şiirler değil, kültürel birikiminin, yıllara dağılan şiir malzemelerinin birer ay arayla gündeme gelmesi olarak görüyorum bu üç kitabın çıkışını.

Murathan Mungan şiirinin tipik özelliklerini yansıtıyor her kitap. Osmanlıya Dair Hikâyat'tan bu yana -ki ilk kitap gelenekle buluşan bir kitaptı- genellikle iki Murathan Mungan şiir çizgisinden, iki üslûptan söz etmek mümkün. Bu saptamayı Cihan Oğuz'a borçluyuz. Birincisi, geleneksel söylemi de barındıran çizgi. Bu çizgi anlatımsal söylemi geleneksel destan söyleminden çıkaran üslûbu içeriyor. İkinci çizgi Metal adlı kitabıyla öne çıkan kentin değerlerini, kentin dilini şiir diline yükleyen çizgi. Bu iki çizgi son üç kitabında da sürüyor. Bir de, bu iki çizginin Murathan Mungan mizacına dönüştüğünü görüyorum. Anonim bir imge bile onun mizacına dönüşüyor. Kentin dili, kırın dili gibi farklı iki dil ortaya çıkmıyor onun şiirlerinde. Her iki dilsel malzemeyi bir deltada buluşturuyor. Anonim bir imge bile Murathan Mungan mizacına, üslûbuna dönüşüyor demiştim ya, aslında anonim imgenin kendisi yok şiirlerinde. Kendisi var o imgede. Kırı ve kenti, bu iki farklı kültürel malzemeyi bir potada eritmiş Murathan Mungan. Geleneğin tutsağı değil, geleneğin tutuculuğuna hapsetmemiş şiirini. Dile çıkan insan malzemesiyle hesaplaşmış ve ödeşmiş görünüyor.

Kentin dili, kentin malzemesi, bilim ve teknik terimleri bir kimya oluşturuyor onun şiirlerinde. Bazen tiyatrodan bir oyuncu kimliğindedir, onun söylemiyle çıkar karşımıza; bazen başka bir kimlikte. Tiyatronun yaşantı birikimi, dili, şiirin diline yükleniyor. Tiyatro dünyasının insanı törpüleyen yanları anlatımcı bir üslûpla aktarılıyor. Dizeleri alt alta kırarak anlam öbekleri oluşturuyor. Kapalı değil, açık seçik olan anlatımcı üslûbunu yeğliyor. Tema bütünlüğü görüyorum Oyunlar İntiharlar Şarkılar'da. Bir de özdeyiş olabilecek kadar çarpıcı kimi dizeleri: Bazen hatırlamak kadar zordur unutmak (s. 27). Sahne, dekor, koro, oyun, söz, replik sözcükleri kurucu öğeleri bu şiirin. Bu sözcüklerle sahne dünyası anlatımcı/betimleyici bir üslûpla varoluyor. Şiirlerin yazılışı 1978-1997 yıllarını kapsıyor. 'Bir Kadın ve Bir Irmak İçin Şiirler' uzun bir şiir. Soyutlamalarla gelişiyor.

Woolf !

yani bir kadın

yani bir insan

çeyizlerini emanet ettiğin duyarlıklar

dilerim ki ırmaksız yaşar

yeryüzünü kanatmadan (s. 43).

'Pavese'nin Günlükler'inde anlatımcı üslûp yitmiş, söz, söylem yoğunlaşmış, felsefî bir hâl almış. Pavese'nin günlüklerinden yola çıkan şair, Pavese'yi 'bir ölüm denemecisi' olarak niteliyor.

sevdaydı, şiirdi, öfkeydi, aşktı

bunların hepsi usul usul intihar evrimleri (s. 50) olarak yorumluyor. Gerek Virginia Woolf'la gerekse Cesare Pavese'yle konakladığı şiirlerinde, intiharı sorgulayıcı tutumunu sürdürüyor. 'Kilit Taşı' da böyle bir şiiri:

London'un yangın evi

Benjamin'in siyah çantası

Zweig'in iki kişilik tabancası

Tıp Terimleri Sözlüğünde akan kan Beşir Fuat

İntihar eden yazarların yaşamlarındaki ayrıntılar, bazı parçalarda, düzyazısal şiir olarak aktarılıyor: hayat kelimelerden daha büyük (s. 61) gibi özlü dizelerde. Kitabın III. bölümünde -ki şarkılar bölümü- 'Lloronoa', 'Corazon', 'Imagine', 'İnce L', 'Lalena', 'Hey Joe!' adlı şiirleri yer alıyor. Bu bölüm şarkılara, şarkıcılara göndermeler içeren şiirlerden oluşuyor. Karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir ('Imagine', s. 74) gibi eleştirel/özeleştirel dizeler de yer alıyor. Daha önce Mırıldandıklarım (1990) kitabında yer alan 'Imagine', kitabın da en iyi şiiri.

Murathan Mungan'ın Mürekkep Balığı adlı şiir kitabında ise 1977-1997 yılları arasında yazılan şiirler var. 'Cam Yaz ve Anahtar Külü' başlıklı bölümde yer alan şiirlerinde Murathan Mungan duyarlılığının saflığı, temizliği, bozulmamışlığı şiirin dokusuna yerleşiyor. 'Çay', 'Beyaz Ayı', 'Cam Yaz' adlı şiirleri çocuklukta kalan saflığın duyarlılığıyla yazılmış:

Adını arayan rumuz

Eylüllerden yaz yap bana

Bir dönümlük bir dünyada

Şiirimin mıntıka temizliği

Cam şişelere koyduğum ('Cam Yaz', s. 13) gibi özgün buluşları, Kendime trenlerden ayrılık yaptım gibi yaşantı birikimi taşıyan dizelerle iç içe geçiyor. Böylece, Murathan Mungan şiirinin kendini deşifre eden en saf bölgelerini oluşturabiliyor. Bu saf bölgeler, bazen bir müziğin tınılarında gezdirebiliyor okuru. Bazen bir sözcüğün büyüsüne kapılıp uçurtma olup geçiyor pazar yerinden (s. 10). Doğayla, evle, kapı önleriyle bütünleşen Mungan, yaşadığı kentin kirlenmişliğinden uzaklaşıyor. İyi de ediyor, çünkü iyi şiiri bu bölgelerde buluyor.

Kısa şiirlerinde de çarpıcı jest dizelerle çıkıyor okurun karşısına. Jest dizelere şiir demek oldukça güç:

solcunun eskisinden

sağcının yenisinden

ibnenin gizlisinden

sakla koru yarabbi! (s. 37).

Bu tür şiirler gerçekliği ironiyle verme özelliği taşımalarına karşın Murathan Mungan şiirini temsil etmiyor. Şair, ayrı bir kitapta toplamalıydı bunları. Seçmeci bir tutum benimseyerek şiir çizgisinde iğreti duran bu çalışmalarını kitabına almayabilirdi. 'Tarihi Direklerarası İçin Bir Karşı Metin' adlı eleştirel metin için de aynı şeyleri yineliyorum. Çünkü şiir değil, adı üstünde metin. Lirizmin yittiği, ironik bir dille toplumdaki çelişkileri eleştirdiği 'Yeni Dalgacı Mahmut', 'Bu Ne Biçim Hayat', 'Oy Na Na', 'Raspa Raspa Ras!', 'Horasandan Gelen Bahadır', 'Gestus' adlı şiirleri ayakta kalabilirler mi? Zaman gösterecektir. Ama bir işçiliğe vardığı 'Gül', 'Kar Kedisi', 'Geleneksel Sevda Köleliği İçkili Hisar'da' gibi şiirleri iyi, güzel diye nitelediğim şiirler.

Başkalarının Gecesi, 1990-1997 yıllarında yazılmış şiirlerden oluşuyor. Demek ki en yeni şiirleri bunlar Mungan'ın. Şiir ayrıntıda gizlidir sözünü doğrulayan kısa, ama çarpıcı dizelerin bir yapıya ulaştığı şiirler. Neyin ayrıntıları bunlar? Bireysel yaşamın kendinde biriken ayrıntıları. Hiçbir yere varmayan yolcu birey ('Kara Saplanan Tren', s. 14). Kendisiyle hesaplaşan, içselden dışa dönen, yaşamın gizli ayrıntıları olan ve bunları imgelere, eğretilmelere döken birey. Başkalarının Gecesi'nde, şair-bireyin içsel söylemi öne çıkıyor. Dış dünya ile ilişkili içsel söylem birbirinin ardı sıra mantıksal zincirlerle örülen dizelere dönüşüyor. 'Kara Saplanan Tren', 'Kar Prensi' adlı şiirlerinde bir arınmışlık duygusu ve bozulmamış değerlere yönelme görüyorum. Dış dünyanın kirletilmişliğine bir tepki olarak algılamak mümkün. Bir de gizemli bir yan var Murathan Mungan'ın şiirlerinde. Kimselerin görmediği, ancak ayak izlerine rastlanan 'Kar Adamı', hayal, ölü yıldızların bakışları, ateşin gizini bilen tılsımlı kadınlar; bütün bunlar metafizik bir dünyaya gönderiyor okuru. Korkulan bir dünya! Bu korkutan, ürperten gizemli dünya, Murathan Mungan'ın söylemine felsefî bir boyut ekliyor aynı zamanda. Yönsüz ve belirsiz. Doğa bütün vahşi görkemi ve suskunluğuyla giriyor şiirlere:

Dilsiz göl mavi sözcükler

Akşam esintisi karıştırır sayfaları

Belleğimiz dağılır ruhlarımız taptaze

Sonra suskunluğun şafağı

Yüzümüzün derinliklerinde ('Dilsiz Göl', s. 39)

dizelerinde görüldüğü gibi doğayla bütünleşmiş birey, gizemli bir dünyanın içine düşmüş belirsiz aydınlıkta, hep aynı yerde olan gölgelerde, ağır kilidi yüzümüze dönen güneş saatinde dolaşmakta, okuru da gizemli bir dünyanın çok katmanlı şiir diliyle yüz yüze bırakmaktadır.

Murathan Mungan Başkalarının Gecesi'nde fire vermeyen ödünsüz bir yapı kuruyor. Düzyazı tuzağına düşmüyor. Roman ve hikâyelerindeki düzyazı ustalığıyla ilintili elbette şiiri. Şiirin modernist özelliklerini korumaya özen gösteren bir Murathan Mungan var Başkalarının Gecesi'nde. O bakımdan 'Eteğimdeki Taşlar'da geleceği şiirsel düzeyi merak ediyorum.

Devamını görmek için bkz.

Didem Özdemir, “Mungan ve şiirsellik”, Cumhuriyet Kitap, 28 Aralık 2000

"Sedef tuttu adanmış gövde izi sürülen yüreği sınanmış gecelerden / Açılmazlar, açılamazlar, / Gidemezler kendilerine bile..." Bu mısralar (ve yazıdaki bütün diğer alıntılar) Murathan Mungan'ın Omayra adlı eserinde geçiyor. Kitabın ilk sayfalarından itibaren yapraklarını yavaş yavaş açtıkça bambaşka bir dünyanın kapılarından geçiyoruz. Şiirler sanki bitmeyen bir yolu size tattırıyor. Yanınızda sadece içinizdeki ince titreyişleriniz ve sözcükler, yani söylenmişler var. İstediğimiz sözcükleri, tek tek alıp bir araya getirdiğimizde bir şiir karesi oluşturabiliyoruz. Dümdüz seyir eden ince ince dokunmalardan sonra kıyıdaki bir dalga alıp yazarın simgeler dünyasında, istenenin yakınına taşıyor, en bilinen ortaklığıyla açıyor kendini...

Ve siz, bu tempoya alışıyorsunuz...İzi sürülen yürek...açılamazlar dizeleri sanki bir sayıklama türünden belli düşünsel basamaklar oluşturarak yavaş yavaş birikiyorlar anahtarı aranan bir oda gibi yolumuzun üzerinde.

Evren, Murathan için de bir sırlar yumağı. Zaman zaman bu durumdan yakınma, zaman zaman mutlu yorgun bir memnunluğu sezebiliyoruz. Bu türlü titiz seçen çok sözcüklü bir şairin dünyasını ne türlü oluşturduğu, şiirsel anlatımını nasıl ortaya çıkarttığı ise kitabı okumaya devam etmemiz için bizi adeta sarmalıyor. İçinizde bir yerlerin yoklandığı, ifade etmekte çaresizleştiğiniz ancak duyumuna sahip olduğunuz gerçekliğe, başka'nın ayak bastığını bilme; kendinden bir şeyleri bilerek -şiir olarak- unutması; anlamların saklandığı yerden gizli bir mahcupluğu tattırmakta.

Hayatın tüm kapılarına girip yoklama, zaman zaman bir çocuk kadar korunaksızlık ötesinde, gizleri art arda geçme, yeni yollar arama, duraklama, seyretme.. hallerini adım adım bulacağız. "Bitkin bir şaşkınlık içinde vadilerde kaldı eski derinliğimiz hangi ay geri çağırır bizden çekilen suları.. dizeleri insanın kendi varoluşuyla ilişkili anlarını, doğanın anlarıyla benzeştirerek farklı bir gözden sunar. Zaten her yazılan, evrene açılan bir göz, kurulan yeni bir pencere, ötekiyle iletiyi sağlayacak yeni bir umut demek değil mi? O eşsiz sallanış anılarımız ancak, tek başına kendi kıyımızda bizi büyük sulara ulaştıracak aracımızı yapmak, düşünmek, en azından beklemekle geçer. "Bulmak değil aramak ömrün altın zamanı... karanlıkta beklettiğim onca yıl..." Sözcükler bildik tek yol fakat onların da çaresizliği sezdirilir. "simgelerin dilsizliğinde/ karşı karşıya dururken biz/ armalardır her şeyi kararlaştıran/ bazı sözler karanlıkta söylenir/ bazı sözler hiçbir zaman.." Sözcükler söylenmiş, söylenebilecek olanın dile getirilmesiyken bir sürü şey de anlatım olanağı bulmadan yürekte birikir; uygun sözcüklerle bütünlenemez. Bildik bir tıkanıklıktır çoğu an...

Mungan'ın bu kitabında geçen bazı simgelerden biri bıçaktır. Sanki her insan bir yerlerden bıçak yarası alır. İçimizde bir bıçakla yaşamak: Yaşamın bize verdiği özgür olanak, zamanın, geçenlerin artlarında bıraktığı önemli kalıntılardan biri olarak bıçak, derinlerde yer eden ve zaman zaman varlığını duyuran.. İki bıçak seç kendine biri yaralamak için biri öldürmek... içimizdeki bıçak bir kere daha dönüyor olduğu yerde..... kimi zamanlar olur sevgilim iki bıçak bile yetmez bir tek ölüme.. " Unutulmuş bıçaklarla ise, giden sevgilinin izini aradan geçen zamana rağmen üzerinde taşıdığını söylemek ister O... "Bedenimin sırtında bulacaksın ay ışığından bıçağını.."

Senin, onun, benim bıçaklarımız, bıçaklar bir yerlerimizden bizi acıtır. Kendimize korunaklı dünyalar kurmak ya da derinliğine yaşananları duyumsamak gerek.. Kederden kurtulmanın yolları sorgulanır aranır... Şeyler keder verir, aşklar, dostluklar, zaman, bitecek olanlar, söylenenler, söylenmeden kalanlar... Zaman olur ki yaşamın yedeğinde sular sararır. Susuz anları, sessizliğin dalgalınımlarını duyarız. Işıkta durup şeyleri var etmek yoklayıp bulunduğumuz düzlemden onlara değmek isteriz. Görebilme istenci bir tutkuya dönüşür şüphesiz.. Tünelin başından baktığımız karartılar aydınlıklarla buluşup, seçilen yol hayallerimize çıkar mı? Daha ne kadar aynı dönemeçte kalıp, sıkıca kavradığımız, her adımı kabulleniş olan varlığımızı dönüştürüp, hatta gözden çıkarabileceğiz?

İçimizdeki çocuk aldığı bıçak darbeleriyle kan içindedir. Bastığımız yerler acıdır. Anladıklarımız şaşırtırken anlayamadıklarımız ürkütür. Bir şeyleri yazmak için gösterdiğimiz çaba zamanı durdurabilmiş olma istemine paralel düşünülür. Yürümenin gerekliliğine inanılıp daha az savunmasısızdır. "sırtımdaki torbasını çözdüm geçmişin/ imzamı değiştirdim/ ..değiş tokuşu kolay sözcükler edindim/ ..hüznümün arkadaşlığına kaldım/ karaağaçlar altında/ feda ettim her şeyi bağlanma korkusu uğruna" Sonsuz bir hüzün, sessizlik sonrasında kendine kapanma anı... "Örtünme vaktim geldi/ vahşi bir melankolide sildim parmak izlerimi kendi tetiğimden bile.."

Bu, aşkın paylaşımının karanlık bir yüzü. Belki aşk değil de başka ile paylaşılan dünyanın ele geçirilmişliği, ötekilerinin dünyalarına ulaşıldığında kazanılan sızılar.. Katlanılacak pek çok şey vardır bu evrende.. Belli bir bedel ödemeye hazırlananlar içindir gerçek aşklar, gerçek dostlar... Duyarsız bir ruhun ödeyeceği günahları ise zaten olamaz..

Bize sunulanların dışında tek tek seçtiğimiz zamanlar bilincimizin var ettikleridir. Tek tesellisi bize aitliğidir. "Kendi kopardığım çığın altında kalıyorum, şimdi kalıntılarımın arasında başka biriymiş gibi dolanıyorum." Yüreğin kuytuda bıraktığı, hesaplaşamadığı hatta gün ışığına çıkartamadığı karanlıklarıdır bunlar. Yanımızdan geçenlerle kesişilen bir an sonrası, tekrar eski çölünüze götürür sizi.. Çöl; insanın yalnızlığa ulaştığı, özlemlerini biriktirdiği kavşaktır şairi için. Çünkü çöl, yaşanmışların mezarlığı gibi ölülerini korur, yok edilen her bir şey küçük taşlar gibi bir değere sahiptir. İçime attığım taşlar tıkadı sarnıcımı..

Yalnızlık insanın karşısına çıkan kazanımları olarak da görülebilir. Salt başka ile ortaklık kurulan anlardan arttırdıklarımız değil kendimiz için verdiğimiz bir buluşma adresi, seçilen yol 'içimizin iklimi'dir. Çöl geçer/ Çöl durur/ Çöl yaratılır yeniden/ Çok uzaklarda değil.. Bu yalınlık ötelerde olmayan ama buna rağmen hemen yanıbaşımızda olup da kolayca var'ladığımız bir durum da değil. Daha çok insanın bırakış anları, kendini tatlı bir aylaklığa koyverdiği, onu kaplayan gömleklerden 'soyunduğu' zamanlamalarıdır. Bazen bu karşı koyuş korkuya da dönüşür. Yalnızlığı bir başka şeyle örtüldüğü saatler geri gelir.

Söylenecek çok şey var bunu hissedebiliyorum, bende, sizde bir dize, bir şiir ve bir Murathan üzerine çok şey söylenebilir. Murathan'ın şiirleri için güzeldir demek yerine insan'idir demek geliyor içimden.. elbette umudu yaşatanlar adına belki kısa süreli aldanışlar, belki bir nehrin akışını değiştirme çabaları... Edip Cansever'in şiirindeki gibi Ne gelir elimizden insan olmaktan başka. Bense söylenemeyenleri, hisler olarak üzerimde taşıyorum. Kim bilir asıl sözcükler belki gizeminden kurtulup o zaman kendini açığa vuracak, uygun simgeler metaforlarla birleşecekler ya da onlar da sözcüklerini hiç bulamayacaklar. Wittgenstein'ın dediği gibi konuşamadığın yerde susmak en anlamlısı. Ben tüm içtenliğimle susma evreninden Murathan'a yönelip belki sustuğum yanlarımla varediyorum onu. Susma; bir anlamda var etme oluyor, duygu evrenine adımımızı atmak, düşlerde özgürce salınabilmek için yapılacak tek şey bu, karşımıza çıkan tek fırsat varoluşumuzu kurabilmek... Bu anlamda Murathan, kendimize yer açtığımız evren içinden akarken, sanatçı duyarlığıyla tüm suskunlukların dilini çözerek kendisine anlatım olanağı bulur ve bizim başkalarıyla ortak bir dünyayı solumamıza fırsat tanır: "İndim beni kattıkları kalabalıktan/ künyemde başka bir ad, başka bir kader için eksiğine bozdurdum kalbimi/ kimsemdi, ölümüne seçtim/ Görenler artık dilsiz sanıyor beni..."

Devamını görmek için bkz.

Lanotte Trello, “Murathan Mungan, olabildiğince!”, mutasyon.net

Kimi zaman yazdıklarıyla, kimi zaman olaylarıyla, bir şekilde; hemen her gün karşımıza çıkan –çıkartılan–; insanların zamanını, bildik, aldatmalık ve en önemlisi bomboş, çalan gündemlerin çok dışında. Mungan, kim ne derse desin son dönem Türk Edebiyatı'nın önemli kilometre taşlarından biri olmak yolunda.

Yetişdiği Mardin'in alışkın olduğumuz –ya da alışkın olmaya alıştırıldığımız– insan tipinden biraz uzak. ileri görüşlü bir babaya müteşekkir olduğu temiz, akıcı, güzel Türkçe'siyle meydana getirdiği –ki bazıları şimdiden Türk Edebiyatı'nda kendine özel bir yer edinmiş– eserler, onun biraz farklı olduğunu anlamamıza yetiyor zaten.

Belki biraz sembolik ama dil ağdalarından uzak. Asıl vermek istediğini, insanı, içinde bir yerden vurup, duygularla aktarıyor zaten. Dolgu maddesinin duygu olduğu trajik ve çoğu zaman trajikomik anlatılarında, koşullandırılmış, inandırılmak istenilene inandırılan; "Tıpatıp olmayı erdem sayıyorlar"; Çoğu zaman çekingen ve yalıtılmış; "Çok yaşar, çabuk ölür ilk tuttuğu sipere hayatının kalesini inşa edenler"; ama her şeyden çok yabancı, korku derecesinde bilmek arzusundan uzak insan tipini, eleştirel, didaktik, ve oldukça kesin kullanıyor Mungan.

Doğduğu istanbul, yetiştiği Mardin, büyüdüğü Batı; Beyoğlu'nun arka sokaklarında başlayıp, Mardin abbaralarında sona erdiremediğiniz puslu yolculuklarınızda hep size eşlik eder, siz farketmeseniz bile.

Aslında Mungan en iyi bildiğini, yaşadığını yazmaktan başka bir şey yapmıyor zaten. Eğer ilk defa okuyorsanız, ilk başta yabancılık çekeceğiniz; yıldızlar, ay, cinler, geyik ve yılan gibi sembollerin hemen hepsi Mungan'ın kafasındaki, keyfekeder serpişmiş anılardan bir demet yalnızca.

Doğu ve Batı'yı birleştirme, daha doğrusu bilmemek isteyen Batı'ya Doğu'yu anlatma arzusunun etkisi altından biraz çıkıp, ufkunuzu bir kaç sözcük ileri taşıdınızmı; soluk, ince ve keskin simgelerin altında hep aynı şeyi bulursunuz Mungan kitaplarında: Sevgi, sevda, aşk,çok tutku.

Bu biraz da hep sevginin olduğunu zannettiğiniz bir şeyin altında; başka bir şeyler keşfedip ulaştığınız çoşkunun, aslında, keşfettiğiniz şeylerin altından da yine ve yine ilk anda gördüklerinizden başka bir şey çıkmayışının getirdiği hayalkırıklığına benzer.

Sevgi ve kör tutku hep vardır Mungan'ın şiirlerinde. "Bildiğim kendimi bildim bileli hep aşık olduğum / Bildiğim ancak aşıkken varolduğum / işte bu yüzden, benim için aşık olmak / Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum". Yaratılışında ihanet olan insana bile, "İhanet ancak sevgı söz konusuysa vardır" diye kılıf uydurur Mungan. Sevdanın bölücü oluşu ( "insanı ilk kendinden sonra da başkalarından ayırır" ), imkânsızlıklarıyla varolan sevgiler ( "Kimbilir belki de sevgiler imkansızdır" ), ve âşığını öldürmeden mümkün olmayan sevgiler; aşkı, onsuz olunmayan ama olduğunda da sanki kainatın bütün harmonisini, iç hiyerarşisini yok eden, aslen yıkıcı bir düşünötesi olgu yapıp çıkıveriyor işin içinden.

Tutkuysa biraz daha farklı Mungan için. "Tutku tek başına ve çıplaktır. Kendisi için ve kendisiyle vardır". Tutku bir takıntı, dönüp dolaşıp çıkamadığımız; çıkamadıkça daha çok dönüp dolaştığımız, sinir bozucu bir labirent. Mungan'ın kitaplarında amaç, genelde, oluşturduğu tutku tarafından yok edilir. Bu bağlamda ise amaç,biraz da Machivelist yaklaşımlarla amaçlıktan da çıkar.

Tüm bu kavram kargaşaları içinde, Mungan kimi zaman hayata dair, basit,ama görmeye o denli alıştığımız, işte bu yüzden sanki bakınca körleştiğimiz, duyguları, olayları ve varlıkları, gözümüze gözümüze sokmaktan, okuyanı (okuyanı) beklenmedik bir anda şaşırtmaktan büyük zevk alır. Kaçan hayat, kaçan zaman ve bu sayede gene ve gene anılar baş köşededir çoğu zaman. "Hayret doğrusu / daha vakit var diye / dönüp de bir gün / kaldığımız yerden, hepsini birden / yaşarız sandık /oysa emanetmiş bizim sandıklarımız / içlerinde kilitli kalmış onca şeyle / günü geldi / aldılar."

Işığın bir başka kırılıp zamanın ise kaydığı; tesadüflerin hikayenin ( "Herkesin hayatı bir hikâyedir" ) altyapısını oluşturduğu dünyalar; genelde bizim bildiğimiz dünyadan oldukça uzaktır Mungan'ın kafasında. Alice’in (Harikalar Diyarı'ndaki) aramızda dolaştığı, Pamuk Prenses’in haldır haldır yedi cücelerini ve kötü cadıyı arayıp sonunda kartlayıp öldüğü bu dünya; Mungan'ın "maceram" dediği , yazarın temelini Kırk Oda kitabında attığı, farklı odalarda yaşanan maceralardan başka bir şey değil aslında. Ama, Mungan'ın bu öte-dünyası, bildiğimiz, yaşadığımız dünyadan ne bağlarını koparır, ne de gönderme yapmaktan geri kalır bu arada?

Murathan Mungan böyle işte. Biraz kendince, biraz herkes gibi; herkes gibi. Tuttuğunu altın eden bir sihirbaz değil ama, ışıl ışıl parlıyor Mungan'ın çocukları Üç Aynalı Kırk Oda listelerin tepesinde, Mungan oldukça gündemde, Paranın Cinleri ise herkesin okuması gerekir listemde ilk onda. Sizeyse yalnızca okumak kalmış.

“ve siz hiç yakından gördünüz mü

tebessümüyle hala ışıyan

lakin artık çatlamış bir kadehten sızan

rengini eski bir şarabın”

Yazıdaki alıntılar, yazarın: Mırıldandıklarım, Lal Masallar,Yaz Geçer, Oyunlar İntiharlar Şarkılar, Kırk Oda, Paranın Cinleri, Cenk Hikayeleri, Üç Aynalı Kırk Oda kitaplarından alınmıştır.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.