Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-496-7
13x19.5 cm, 248 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Barış Müstecaplıoğlu diğer kitapları
Korkak ve Canavar, 2002
Merderan'ın Sırrı, 2002
Bataklık Ülke, 2004
Şakird, 2005
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Tanrıların Alfabesi
Perg Efsaneleri IV
Yayına Hazırlayan: Emine Bora
Kapak İllüstrasyonu: Deniz Erbaş
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2005

Her yolculuğun bir sonu vardır. Her mutluluğun ve her acının bir sonu olduğu gibi.

Perg Efsaneleri'nin bu son cildinde Leofold, Guorin, Nume ve Nela'nın yolculukları da onlara hem çok tanıdık hem de çok yabancı olan topraklarda son buluyor. Kendileri ve sevdikleri hakkında tüm sırları öğrenecekleri Dernat'ta, kahramanlarımızı yine pek çok sürpriz bekliyor. Ve bir maceradan çok daha fazlası...

Farklı kimliklerle karşımıza çıkan eski dostlar, asırlık gizemler, katledilmiş tanrılar, buzla kaplı ovalar, görkemli meydan savaşları ve kendini bulan kahramanlar.

Belki her yolculuğun bir sonu vardır ama yaşadıklarımız ve öğrendiklerimiz bize kalır. Perg Efsaneleri, önyargılar ve vazgeçmemek hakkında çarpıcı bir anlatı.

OKUMA PARÇASI

Giriş, s. 11-14

BİLGE KARTAL... GÖKLERİN KRALI... ULU SRENAH...

NE DE ÇOK, NE DE TUMTURAKLI İSMİM VAR BENİM BÖYLE! İNSANLAR VE PROMLAR PERG'İN DÖRT KÖŞESİNDE DUALARINA İSMİMİ EKLİYORLAR. EVLERİNİN KARANLIKLARINA ÇEKİLİP KIPIR KIPIR DUDAKLARIYLA ONLARA ŞEFAAT ETMEM İÇİN BANA YALVARIYORLAR. CANLARINDAN ÇOK SEVDİKLERİ ÇOCUKLARINI ESİRGEMEM İÇİN GÖZYAŞLARI DÖKÜP EL AÇIYORLAR. BEN ISSIZ TOPRAKLARDA, ÇIPLAK BİR DAĞIN TEPESİNDE PİNEKLERKEN, KENDİ YARATTIĞIM SORUNLARA BİLE ÇARE BULMAKTAN ACİZKEN, YÜREKLERİNDE DERİN BİR İNANÇLA BENDEN MEDET UMUYORLAR. TANRIM, NE KOMİK...

NE KADAR ACI.

BENİM İÇİN NASIL DA GÜZEL BİR HEYKEL YAPMIŞLAR ÖYLE! USTALAR TÜM GÖZ NURLARINI DÖKMÜŞLER BU İŞE. BELLİ Kİ UĞRUNDA ÖMÜRLERİNİ HARCAMIŞLAR. BUGÜNE KADAR HİÇBİR TANRI AŞKINA BİR BENZERİ YAPILMAMIŞ OLMALI. HİVER'İN HEYKELLERİ YANINDA SIRADAN TAŞ PARÇALARI KALIR. HUNSA'NIN GAZABINA UĞRAMASINA RAĞMEN KANATLARI ÖZGÜR KALMASINI BİLMİŞ. SADECE KANATLARI BİLE İNSANLARIN, PROMLARIN, HATTA ŞU SANAT DÜŞKÜNÜ BURFENLERİN HAYRANLIĞINI KAZANMASINA YETİYOR. SIRF ONU GÖRMEK İÇİN DENİZCİLER GÜNLER BOYU YOLCULUK EDİYOR, SEFERLER DÜZENLİYOR. BÖYLE SEVİLMEYİ HAK EDİYOR MUYUM GERÇEKTEN? ANCAK GÖZLERİNİ GÖREBİLDİĞİM O ZAVALLI YARATIĞA, O ŞÖVALYE ESKİSİNE, O ÇİRKİN CANAVARA BİLE YARDIM EDEMEMİŞKEN BUNU HAK EDİYOR MUYUM?..

YARDIM ETMEK Mİ... KİMİ KANDIRIYORUM. TAM TERSİNE, BELKİ BANA FAYDASI DOKUNUR DİYE O YÜREKLİ ÇOCUĞU BİR KBUSUN İÇİNE HAPSETTİM BEN. HUZURU SÖKÜP ALDIM PENÇELERİNİN ARASINDAN. YENİDEN İNSANA DÖNÜŞMESİNİ YASAKLADIM ONA, BU YÜZDEN ÇEKECEĞİ ACILARI BİLDİĞİM HALDE. HALBUKİ O KÜÇÜK KIZI NE DE ÇOK SEVİYORDU! HİÇ BU KADAR DERİN BİR SEVGİ GÖRMEMİŞTİM DAHA ÖNCE.

GÜNAH DAĞIMA EKLENECEK UFAK BİR TAŞ DAHA İŞTE... YAPTIĞIM EN KÖTÜ ŞEY DE DEĞİL KUŞKUSUZ. DOĞRU BİLDİKLERİ UĞRUNA CENNETİ REDDEDECEK DENLİ BÜYÜK BİR KALBİ VARDI ONUN. O KALP UMARIM BENİ AFFEDEBİLECEK KADAR DA BÜYÜKTÜR.

TANRIM, NE ÇOK SIRRIM VAR. KİMSEYLE PAYLAŞAMADIĞIM SIRLAR... KANATLARIMA DOLANMIŞ, ASIRLARDIR CANIMI ACITAN, BENİ BU SONSUZ YAŞAMDAN ÇOKTAN BEZDİRMİŞ DİKENLİ TELLER. BİR GÜN ONLARI SIRTIMDAN ATIP TAMAMEN ÖZGÜR KALABİLECEK MİYİM ACABA? HEYKELİM GİBİ KANATLARIMI YUKARIDA TUTABİLECEK MİYİM BEN DE?

ŞİMDİ TEK UMUDUM, O ÇOCUKLARIN BU YÜKÜN ALTINDAN KALKABİLECEK KADAR GÜÇLÜ ÇIKMALARI. HAYIR, ONLARI BU İŞE BEN BULAŞTIRMADIM. KADİM GÜÇLER'İN TAKDİRİYDİ BU, BİLİYORUM. YİNE DE TAMAMEN MASUM KALABİLDİĞİM SÖYLENEMEZ. ONLARI BİR MİKTAR YÖNLENDİRDİĞİMİ KABUL ETMELİ, EN AZINDAN O ÇİRKİN CANAVARA YAPTIM BUNU. BİR MELEK OLDUĞUMU HİÇ SÖYLEMEDİM Kİ!

NE ZAMAN DOĞDUĞUMU HATIRLAMIYORUM DOĞRUSU. NİCE ASIRLAR GEÇMİŞ OLMALI ÜZERİNDEN. GEÇMİŞ ZAMAN, KOYU BİR SİS PERDESİNİN ARDINDA SAKLI, HAYATIMLA İLGİLİ HEMEN HER ŞEY GİBİ... BELKİ PERG İLE BİRLİKTE YARATILDIM, BU DA MÜMKÜN. BİR AİLEM VAR MIYDI ACABA? ŞIMARDIĞIM BİR ANNEM YA DA İÇİNDE BÜYÜDÜĞÜM SICAK BİR YUVAM? BİRLİKTE KANAT ÇIRPTIĞIM KARDEŞLERİM... BUNLARI DÜŞÜNMEK BİLE BENİ HEYECANLANDIRIYOR, İTİRAF ETMELİYİM. NE YAZIK Kİ HEPSİ SONSUZA KADAR CEVAPSIZ KALMAYA MAHKÛM SORULAR. BEN BİLMEDİKTEN SONRA KİM BİLEBİLİR Kİ YANITLARINI? BELKİ HİVER, BELKİ... AMA PEK KÜÇÜK BİR İHTİMAL BU. SONUÇTA GÖLGEM ONUNKİNDEN ÖNCE DÜŞTÜ PERG TOPRAĞINA.

HER ŞEYE RAĞMEN HEP BU KADAR BİLGE DEĞİLDİM SANIRIM. ÇÜNKÜ ESKİDEN, SADECE BENİM ANLAYABİLECEĞİM KADAR ESKİ ZAMANLARDAN BAHSEDİYORUM, DAHA MUTLU OLDUĞUMU ANIMSIYORUM. GÖZLERİMİN DAHA AZ HÜZÜNLÜ BAKTIĞI GÜNLERİ... ACI, BİR ZAMANLAR DAHA DAYANILIRDI. BİLDİKLERİM ARTTIKÇA ACIM DA ARTTI. DÜŞÜNCELERİNE SIZDIĞIM KİŞİLERİN ÇEKTİKLERİNİ KENDİM ÇEKİYOR GİBİ HİSSEDİYORUM ŞİMDİ. KARŞILIKSIZ SEVDALAR, ARZULARINDAN UZAK KALMALAR, AŞAĞILANMALAR, KENDİNİ BEĞENMEMELER, ÖLÜMDEN KORKMALAR, HAYAL KIRIKLIKLIKLARI, SEVDİĞİNİ KAYBETMELER VE EN KÖTÜSÜ, EN DAYANILMAZI, FİZİKSEL ACILAR... HER AN, HER KAHROLASI AN BİR YERLERDE BİR MASUMUN CANI YANIYOR. YA RUHU KAVRULUYOR YA DA BEDENİ. TADINA BAKACAK BAŞKA ACI KALDI MI, GERÇEKTEN BİLMİYORUM. BİLMEK İSTEDİĞİMİ DE ZANNETMİYORUM. BENİMLE ANCAK HİVER BOY ÖLÇÜŞEBİLİR BU KONUDA. AMA O BAZEN BAZI ŞEYLERE BOŞ VERMESİNİ BENDEN İYİ BECERİYOR.

MERDERAN, KEŞKE ESKİSİ GİBİ YANIMDA OLABİLSEYDİN SEVGİLİ DOSTUM. İKİMİZ BİRLİKTEYKEN HER ŞEY MÜKEMMELDİ, ÖYLE DEĞİL Mİ? SANA SADIK BİR YOLDAŞ OLMAK, TEK BAŞINA BUNCA DERDİ GÖĞÜSLEMEKTEN BİN KAT YEĞDİ, İNAN BANA. O ZAMANLAR SANA BUNU YETERİNCE HİSSETTİREMEMİŞ OLMAKTAN KORKUYORUM. YÜREĞİMİ TÜMDEN AÇAMADIM SANA, SAKLI TUTTUM ÇOĞU ŞEYİ. HER ZAMAN HERKESE YAPTIĞIM GİBİ YANİ. ŞİMDİ DÜŞÜNÜNCE, NEDEN ÇEKİNDİĞİMİ ANLAYAMIYORUM. BİR ZAVALLININ YAPACAĞI GİBİ NİYE SAKLARDIM HİSLERİMİ? SEVGİDEN VE DOSTLUKTAN SÖZ ETMEK NEDEN BU KADAR ZOR GELİRDİ BANA? BELKİ FAZLA GURURLUYDUM O GÜNLERDE. KİM BİLİR, BELKİ DE FAZLA KORKAKTIM.

ŞEHİRLERİN ÜZERİNE DOĞRU ALÇALDIĞIMIZDA GÖĞÜ KAPLAYAN HAYRANLIK DOLU UĞULTULARI HATIRLIYOR MUSUN? BULUTLARIN ARASINDAN ÇIKIP RÜZGRI GÖĞÜSLEYEREK YAPTIĞIMIZ PİKELERİ... BAZEN KÜÇÜK KUŞLAR TAKILIRDI PEŞİMİZE. YARENLİK ETMEK İSTER GİBİ KANAT ÇIRPARLARDI YANI BAŞIMIZDA. İRİLİ UFAKLI YÜZLERCESİ BULUŞTUĞUNDA, ARDIMIZDA DALGALANAN BİR PELERİN VARMIŞ GİBİ GÖRÜNÜRDÜ. BÖYLE ANLARDA GÜLÜMSERDİN BENİMLE BİRLİKTE, SAKLAMAK İSTESEN DE SAKLAYAMAZDIN. ENSEMİZDE GERİDE BIRAKTIĞIMIZ GÜNEŞİN SICAKLIĞINI HİSSEDERDİK. GELİYORLAR, İŞTE GELİYORLAR, DİYE BAĞIRIRDI HALK UMUT DOLU YÜZLERİYLE. ONLARA GETİRDİĞİMİZ HER ZAMAN UMUT OLMASA BİLE...

HL AKLIMDAN GEÇENLERİ DUYABİLİYOR MUSUN, BUNU BİLMİYORUM. BUNU HAYAL ETMEK TEK AVUNTUM ARTIK. AMA BEN GİTTİĞİN YERDEN SESİNİ DUYAMIYORUM NE YAZIK Kİ. YİNE DE EMİN OL, SONUNDA GİDEBİLMİŞ OLDUĞUN İÇİN ÇOK MUTLUYUM SADIK DOST. KÖŞENE ÇEKİLME VAKTİN GELİP GEÇMİŞTİ ÇOKTAN. ZAYIF DÜŞTÜĞÜM ZAMANLAR BENİ HİÇ SUÇLAMADIN SEN. TERSİNE, YARDIM ETMEK İÇİN YANIMDA KALDIN. BUNUN İÇİN SANA YETERİNCE TEŞEKKÜR EDEBİLDİM Mİ ACABA? BEN BÖYLESİNE GÜÇLÜ OLABİLİR MİYDİM, DOĞRUSU EMİN DEĞİLİM. CENNET AYAKLARIMA SERİLMİŞKEN O BERBAT YERDE YAŞAMAYA KATLANABİLİR MİYDİM, BİLMİYORUM. KOLAY BİR KARAR DEĞİLDİ BU GERÇEKTEN. SEN CENNETİ ÇOKTAN HAK ETMİŞTİN CESUR ÇOCUK.

BİLGE KARTAL... GÖKLERİN KRALI... ULU SRENAH... TEKRARLADIKÇA DAHA DA ANLAMSIZ, DAHA DA GÜLÜNÇ GELİYOR İHTİYAR KULAKLARIMA.

NE KADAR YALNIZ OLDUĞUMU BİR BİLSELER...

NE KADAR MAHZUN OLDUĞUMU BİR BİLSELER...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Kadir Aydemir, "İyinin ve kötünün ötesinde", Radikal Kitap Eki, 18 Şubat 2005

Barış Müstecaplıoğlu, yıllardır üzerinde çalıştığı fantastik roman dizisi Perg Efsaneleri'nin dördüncü ve son halkası olan Tanrıların Alfabesi'ni yayımlayarak diziye son noktayı koydu. Son kitabını "tarihin her döneminde, dünyanın dört bir yanında, ufacık bir ümit gördükleri sürece mücadeleden vazgeçmeyenlere" ithaf ediyor yazar. Yeni bir diyar yaratmanın düşüncesi bile her zaman için ilginçtir; yarattığınız karakterler, yolculuk ettiğiniz geminin detayları, konuşulan dil, giyilen kıyafetler, binlerce yeni nesne ve daha da ötesi...

Bu iş biraz da sihir gerektiriyor sanki. Özellikle fantastik edebiyat bağlamında düşünürsek oldukça zaman alıcı, üzerinde titizlikle çalışılması gereken, özveriden de öte şeylere ihtiyaç duyan bir iştir yapmaya karar verdiğiniz. Siz bir anlatıcısınızdır, bir yerden sonra kenara çekilip, kendi yaşam alanını kuran efsanenize dışardan bakar ve uzaklaşırsınız. Müstecaplıoğlu da bunu yaptı, vermek istediği mesajları Perg Efsaneleri'nin içine kodladı ve sık ormanın içinde karda ayak izlerini bırakarak kayboldu. O, yarattığı efsanenin gücünü zamanla daha da iyi anlayacak diye düşünüyorum, çünkü Perg Efsaneleri, Türkçe yazılmış en iyi fantastik romanlardan biri ve Türkiye'nin ilk fantastik roman serisi olarak hafızalarda yer etti.

Bir bütün olarak baktığımızda, bu serinin edebiyatımızda yaratıcılığın en yoğun kullanıldığı öyküye sahip olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Tamamen hayal gücüne dayanan bir dünya, yeni medeniyetler, pek çok detayıyla tanıdığımız olağanüstü hayvanlar, efsanevi gemiler, birbirinden ilginç mekânlar ve bin bir işe yarayan büyülü aletler... Bilinmeyen ve gerçeğinden çok daha renkli bir dünyada gezmenin keyfini yaşadık dört roman boyunca. Bazen yeraltı labirentlerinde gün ışığını aradık, bazen buzla kaplı ovalarda teknemizle yol aldık. Uzun deniz yolculuklarına çıktık dağ gibi gemilerle, nehirlerde azgın sularla boğuştuk. Kimi zaman oldu başımıza ne gelecek bilmeden sürprizlerle dolu Öte Diyarlar'da dolaştık. Tanrılarla da söyleştik, tanrılardan daha bilge, sırtında köy taşıyan kuşlarla da. Bataklık Ülke'de dev örümcekleri andıran porengorları binek niyetine kullandık. Cam sanatında usta burfenleri, yamyamlığın felsefesini kurmuş hurgları tanıdık. Üstelik tüm bunları, kalbimizde yer eden dostlar eşliğinde yaptık.

Yolculuğa çıkacaklara...

İyinin ve kötünün amansız mücadelesini, savaş ve barışın trajik detaylarını usta bir dille kaleme aldı Müstecaplıoğlu. Kitaba ilk başta tepkiyle yaklaşanlar bile okuduktan sonra ülkemizde de dünya standartlarında iyi bir fantastik roman yazılabileceğini anladılar. Genç edebiyatımızın bu yetenekli yazarı Tanrıların Alfabesi'yle birlikte yolculuğa son noktayı koydu dedik, ama bu seriyi yeni keşfedenler ve yolculuğa bugün çıkacaklar için dört kitabı da kısaca tanıtmak istiyorum.

Müstecaplıoğlu'nun yayımlanan ilk kitabı Korkak ve Canavar'da iyilik ve kötülük kavramları üstünde ustaca duruluyor, bu kavram çerçevesinde insanların kafasında çeşitli soru işaretleri oluşturuluyordu. 'Kötü bir insan ne kadar kötü olabilir?' 'İnsan neden kötüdür?' 'İnsan sadece kötü olabilir mi?' gibi sorulara yanıtlar arayıp, şu sonuca varılıyordu kitapta: "Kimse sadece iyi ya da sadece kötü olamaz." İnsanların korktuğu bir canavar ya da karısını korumaktan aciz bir korkak bile olsalar! Onlar bile kahramanlaşabilir, yeter ki kendileriyle barışsınlar ve özgüvenlerini kazansınlar. Perg Efsaneleri'nin kahramanlarının yolculuğa bir canavar ve korkak damgası yemiş bir köylü olarak başlaması, masallarda ve Hollywood filmlerinde, kahramanların hep dört dörtlük kişilerden seçilmesine, batının Süpermen takıntısına yapılmış bir göndermeydi belki de...

Korkak ve Canavar aynı zamanda Perg Efsaneleri serisinin zorlu yolculuğuna çıkış biletiydi tüm okurlar için. İkinci kitap Merderan'ın Sırrı adını taşıyordu. Oldukça hareketli sahneler, yer yer şiirsel bir dil yine kitabın kaderini ve kalitesini kutsayan bir yapıdaydı bu eserde de. Anlatılmak istenenler, öykünün kendisini gölgede bırakmıyordu. Merderan'ın Sırrı'nda kişinin iyi ya da kötü olduğunu görünüşünden anlayamazsınız diyordu yazar. Victor Hugo'nun güzel deyimiyle, yürekle bakmak gereklidir karşınızdaki insana. Oraya, samimiyeti yakalayabileceğiniz tek yere yani. Ama orada her gördüğümüze de inanmalı mıyız? Hayır, asla! İnsanı tanımak için vakit gerekir, en yakınımızdaki bile gün gelir şaşırtabilir bizi.

Üçüncü eser olan Bataklık Ülke'deki atmosfer gerçekten de çok ilgi çekiciydi. Tamamen balçıktan oluşan bir ada ve inançları yüzünden ikiye bölünmüş bir halk. Kitabı bitirince şu düşünceler çakıyor beynimizde: Eğer ruhunun hakkını vermek istiyorsan, iki şeyin seçimini başkasına bırakmamalısın: Âşık olacağın kişinin ve inanacağın tanrının. Müstecaplıoğlu'nun sadece bir fantastik roman yazmadığını, gerçek toplumsal hayata, sorunlara, yanlışlara da özgün bir yoldan gizlice dokunduğunu en iyi anladığımız kitap bu oldu. Kahramanların başına gelenler, aslında gerçek dünyada yaşanan ve yaşanabilecek olayların hayal gücüyle renklendirilmiş halinden ibaretti. Evet, hepimizin bildiği gibi her inançta iyi ve kötü insanlar vardır ve olacaktır. İnsanların kendi inançlarını dilediğince yaşamaya, onu tek doğru bulmaya hakları vardır, ama başkalarına sırf farklı inançları yüzünden düşmanlık göstermeleri mantıkla açıklanabilecek bir durum değildir.

Müstecaplıoğlu, Bataklık Ülke'de dedi ki: Farklı inanıştaki insanlara hep beraber yaşama ve anlaşma şansı tanınabilirse, yöneticiler tarafından buna uygun zemin hazırlanabilirse, bir ülkede 'sevgi duvarı' aşılabilirse, bu düş neden gerçeğe dönüşmesin? Kitabın bir diğer önemi de çarpıcı göndermeleriydi. Olası bir savaşta iki düşman şehrin Emirlerinin uyandıracağı ve Bataklık Ülke'yi yıkıma sürükleyecek devasa canavarlar, Sovyetler ve ABD'nin birbirlerine yıllarca tehdit unsuru olarak kullandıkları nükleer silahlara yapılmış bir gönderme olarak da okunamaz mıydı? Yine Anageh Emiri'nin düşman şehirden gelen "Kaçırılan oğlunuz bizde değil, gelin arayın, gereksiz yere savaşmayalım" teklifine verdiği cevap ve bu teklifi reddederek savaşı başlatması, Irak tarafınca ABD'ye yapılan "Bizde kitle imha silahı yok, gelin arayın," teklifine karşılık Bush'un kanlı tepkisine verilen bir eleştiri olarak da görülemez miydi! Hem de romanın yazılış zamanının tam da bu olaya denk geldiği düşünülürse...

'Karanlıkta yürümek'

Kitaptaki bir diyalogdan alıntıyla, "Bu bir maceradan çok daha fazlasıydı!" Ve çok yakınlarda yayımlanan son kitap Tanrıların Alfabesi'yle her şey aydınlığa kavuşuyor. Kayıp karakterler farklı kimliklerle karşımızda beliriyor, öğrendiklerimiz bizi yolculuğun başına geri götürüyor. İlk romandan bu yana okuduğumuz her şeyin aslında birbirine sımsıkı bağlı olduğu, Perg Efsaneleri'nin başı Korkak ve Canavar, düğüm bölümü devam kitapları ve sonuç bölümü Tanrıların Alfabesi olan tek bir roman olarak da okunabileceği ortaya çıkıyor.

Kısaca, 'ışığı bekleyerek çürümektense, karanlıkta yürümek evladır' diyor bu kitabın öyküsü bizlere. Şaşırtıcı ve sarsıcı bir kurgu, duygulara hitap eden bir üslup, engin bir hayal gücü eşliğinde anlatıyor derdini. Kahraman canavar Leofold, başkalarını koruması gerektiğinde korkaklığını unutan Guorin, asla pes etmeyen Nume, kimsenin çekmediği acıları yenmiş Nela sayesinde. İnsan olarak doğru olduğuna inandığımız şeyler için mücadele etmek zorundayız. Yarı yolda pes etmemeli, bir mucize beklemektense ayağa kalkmalı, belki de bizzat biz bir mucize yaratmayı denemeliyiz. Şartlar ne kadar kötü olursa olsun. Her şey bir hayalle başlar, sonunu bilmesen de ilk adımı atmalı, gücünü barıştan ve iyilikten yana kullanmalısın! Bu şekilde sona eriyor Perg Efsaneleri... Ama bitmeyen bir yolculuk bu aynı zamanda, iyiliğin ve barışın, kötülüğe ve şiddete karşı verdiği asla bitmeyecek o zorlu mücadele...

Devamını görmek için bkz.

Çiler İlhan, “Ötede ne var?”, Time-Out İstanbul, Nisan 2005

İlk Türk fantezi kurgu serisi Perg Efsaneleri’nin son kitabı Tanrıların Alfabesi, Metis Yayınları’ndan çıktı. Macera sonlandı; Barış Müstecaplıoğlu yelkenini başka diyarlara açana dek, şimdilik...

Perg’deyiz. Engin Mavi Hunsa’sıyla, Bataklık Ülkesi’yle, Öte Diyarları’yla. İrili ufaklı on yedi ülkeden oluşan toprakların Kadim Güçleriyle; bilgelik, nefret gibi kavramları temsil etmek için yaratılmış olup, zaman içinde tanrılaştırılan ölümsüzleriyle; belli başlı dört ırkı promları, hurgları, burfenleri, insanları ve birbirinden tuhaf diğer yaratıklarıyla...

Türk fantazi edebiyatı 2002’de, Perg Efsaneleri’nin ve genç bir yazarın ilk kitabı Korkak ve Canavar’la kendi ilkine de kavuşmuş oldu. 20. yüzyıl fantastik roman geleneğiyle, adı edebi bir alt tür olarak yeni konmuş olsa da, beşiklerimizden beri bizi büyüleyen masallı toprakların fantastik kültür geleneğini harmanlayan bir seri Perg Efsaneleri: Cepken giyen burfen yiğitleri, camdan saraylarda yaşayan emirler, çini süslemeli tanrı kuleleri ve yerelin gücünü dünya standartlarına taşıyan dört eser. Merderan'ın Sırrı ilk kitapla aynı yılda; Bataklık Ülke 2004’de, Tanrıların Alfabesi ise geçenlerde buluştu bizimle, böylece Perg efsanesi tamamlanmış oldu. Tamamlandı ama okuru şaşırtmadan edemeyeceği belliydi: Kabuklu, dev bir canavar; korkak bir köylü ve dışlanmış bir promla çıktık yola. İkinci kitapta güzeller güzeli bir kadın büyücü de katılınca ekibe, çoğaldı entrikalar, acılar, ama mutlaka umut ve üstüne aşk. Hem de fantastik yazını ciddiye almayanları utandıracak kadar özenli ve berrak Türkçesi, sağlam kurgusu, özgün tipleriyle. ‘Fantastik edebiyat, gerçeklerden kaçmaktır’ diyenleri de din savaşları,inanç zorbaları kılığına bürünmüş, bağırıp çağırmayan, oldukça derin politik mesajlarla cevaplayarak.

1977 doğumlu Barış Müstecaplıoğlu, inşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra Yapı ve Kredi Bankası İnsan Kaynakları Yönetimi'ne girdi hâlâ orada (da) çalışıyor.

“Önyargılardan sıyrılmadan Perg’i hakkıyla kavramak mümkün olmaz. Altın kalpli bir korsan ya da şeytani bir şövalyeyle karşılaşabilir, bir eşkıyanın şefkatine tanık olurken bir ermiş tarafından aldatılabilirsiniz” diyor Perg’in yazarı. Başımıza gelmedi değil. Bazı karakterlerden ummadığımız tepkiler alırken zaman zaman diğer fantastik diyarlardan tanışlar da yokladı zihnimizi: Guorin’in avucunda taşıdığı tılsımın, gücünü değil karakterini ölçen sınavlarında Yüzüklerin Efendisi’nin Frodosu’nu hatırladık; iyilik savaşçılarını koruyan, ışıktan duvarla Star Wars’un ışık kalkanını anımsadık. Koşullanmalarımız, alışageldiklerimiz sarsıldı zaman zaman, mesela bir prom şöyle dediğinde: “... ben kadınıma sarılınca ısınmak isterim. Kıl yumağı olmalı!.. İnsan kadınlar bacaklarını bile traş ediyorlar, ne yazık ki...” Kafamızdaki genel büyücü tanımına benzeyen tek büyücü tekinsiz çıktı; insan yiyen Hurglar ilahi güzellikte müzik yaptılar; kadın kahramanlar, bazı kitaplardakinin aksine ne savaş meydanlarından, ne büyü meclislerinden eksik oldu.

Perg kitapları, iç-dış güzellik kavramı, kader, irade, istek ve hangi türden/ırktan olursa olsun, kimsenin tek yönlü veya mükemmel olmadığı temalarını irdeliyor sık sık. Büyücülerin büyü yaparken bitap düştüğüne, amansız komutanların er meydanında korktuğuna tanık oluyoruz. Onca değişik yaratık içinde kanımca en unutulmazı, kendilerine has konuşmalarıyla sevimli Hunsıblar. Tanrıların Alfabesi’nin sonu, hem okuru hayal kırıklığına uğratmamayı, hem de beklentilerden farklı olmayı başarıyor. Yazar, tüm kahramanlarına karşı çok merhametli. Onları inandırıcılıktan uzak kılmıyor bu merhamet; aksine, tüm yönleriyle anlaşılmalarını sağlıyor.

Yazarın görece genç yaşta gelen başarısı, zengin hayal dünyası, çalışma hızı ve her kitabın bir öncekinden daha doygun bir okuma serüveni sunması da göz önüne alınırsa, Müstecaplıoğlu’ndan gittikçe daha yetkin ve belki de farklı türlerde eserler beklemek sebepsiz olmayacak. Kahramanlardan Guorin’i tanımlayan “İnandığı doğrular uğruna savaşan, yerinde duramayan genç adam”, yazarın ta kendisi olsa gerek.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.