Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-603-9
12.5x19.5 cm, 104 s.
Liste fiyatı: 13,50 TL
İndirimli fiyatı: 10,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Kâğıt Taş Kumaş
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2007

Murathan Mungan’ın Mezopotamya Üçlemesi’ni oluşturan Mahmud İle Yezida, Taziye ve Geyikler Lanetler ile Bir Garip Orhan Veli oyunlarına 2007’de yeni bir kitap eklendi: Kâğıt Taş Kumaş. Üç perdeden oluşan bu kitap da “tiyatro oyunları okunamaz” görüşünü bir kez daha geçersiz kılacak. Tiyatro tutkunlarına olduğu kadar tüm edebiyat severlere de hitap eden bir niteliği var.

OKUMA PARÇASI

Hazır Giyim’den, s. 63-67.

Açılış Sözü

Kumaşların kaderi yoktur, giysilerin kaderi vardır. Kesilmiş, biçilmiş, dikilmiş kumaşlar, kesilip biçildikçe; biçilip dikildikçe kader kazanırlar. Gövdemize yerleştikçe bizden bir kendimiz yaparlar. Bize benzese de, benzemese de zamanla kendimiz sandığımız biri çıkar ortaya. Kumaş ete kaynadıkça. Parça parça.

Biz dediğimiz zaten nedir ki? Kimdir? Etinden, kumaşından, var olduğu zamanın töresinden bağımsız bir biz var mıdır ki!

Biz yapılır.

Ben demeye, biz demeye başladıkça.

Ben, bir yapımdır.

Bunu önce giysiler anlatır.


(Kısa sessizlik.)

Parça parça.


(Yukarıdaki sözler ister yazılı olarak yansıtılsın, ister banttan ses olarak verilsin, ister birilerine söyletilsin; koral seslendirilsin, kitaptan okunsun ya da bambaşka bir biçimde değerlendirilsin; yazarın açılış sözüdür.)

Kumaşların Kaderi

Sahne zemini kemik rengi, uçuk pembe, ağarmış kül, kirli beyaz kumaş.

Düzlük. Uçsuzluk. Çölsü bir boşluk duygusu uyandırması gereken ucu açık bir belirsizlik. Çirişsi bir doku.

Kuşku uyandırıcı uzun bir sessizlikten sonra...

Geride mavi gökyüzü, ağır ağır yükselen birkaç bulut parçası belki.

Oyun alanının bir ucundan diğerine gerili bir ipin üzerinde, ipin ve sahnenin tam ortasında, güneşte kurumaya bırakılmış gibi asılı duran, uzun kollu, önü açık iki uzun giysi görülür. Sonra hafif bir rüzgâr çıkar. Giysiler, sesi giderek yükselen rüzgârda uçuşarak çırpınırlar; renkleri havaya karışır.

Sonra İki kişi girer. Erkektirler. Çıplaktırlar. Gelir giysilerin önünde dururlar. Giysileri, asılı oldukları ipten indirmeden; hüner gerektiren stilize hareketlerle bir gösteri yapar gibi giyinir; sonra aynı hünerli hareketlerle mandallardan, ipten kurtulup sahne üzerinde belli bir hedefe gidiyormuş gibi yürümeye başlarlar. Etekleri bir ucundan birbirine düğümlenmiştir; birbirlerine etekleriyle ve yollarıyla bağlıdırlar; dolayısıyla adımları, yürüyüşlerinin tartımı, birbirini kollar.

Zaman zaman açıp kapayan güneşin ve bulut gölgelerinin altında, çaba ve bilgelik gerektiren bir yol katediyormuş gibi, oyun alanında geniş bir kavis çizdikten sonra vardıkları yerde açık duran bir kitap bulurlar. Yerde açık bir kitap.

Periaktoi

Birinci Kişi, eline aldığı bu büyük boy kitaptan "periaktoi" sözcüğünün anlamını yüksek sesle okurken, diğeri sahne zemininden söküp, kazıp, koparıp aldığı basit malzemelerle bir "periaktoi" yapar. Yüzü kendi içine kapanmışken, bedeni göstermeci hareketlerle yaptığını bize gösterir. Tarihin, zamanın gösteremedikleriyle gösterir.

Birinci Kişi, konuşmaya başladığında, üzerlerine geçip giden bulutların gölgesi düşer.

BİRİNCİ KİŞİ – Periaktoi, tiyatro tarihinin ilk dekoru sayılır. Basit bir üçgen prizmadır aslında. Yapımı kolaydır. Sıradan bir ahşap malzemeyle çatılan bu üçgen prizmayı ayakta tutacak, bir direğe gereksinim vardır. Bu direğin ekseni etrafında dönen kumaş kaplı üç yüzeyin her birine, ayrı bir mevsimin, zamanın ya da mekânın resmi çizilir, betimlenir. Oynanan oyunun gerektirdiği zamanın, mevsimin, mekânın resmi... Periaktoi, kendi ekseni etrafında dönerken, sırayla mevsim, zaman ya da mekân değişir. Bazen bir kır manzarası, bazen sarayın önü, bazen şehrin meydanı olur. Tiyatro tarihinde ilk dekor sayılagelen bu ilkel üçgen prizmaya, Antik Yunan'da "periaktoi" denir.

Konuşması bittiğinde bulutlar da diner. Açık gökyüzü.

İKİNCİ KİŞİ – Benim şu anda yapmakta olduğum işte budur.

BİRİNCİ KİŞİ (Elinden kitabı bırakır,) – Ham gerçek herkesçe bilinir.

İKİNCİ KİŞİ (Kitabı yerden alır,) – Ama her seferinde yeniden söylenir.

BİRİNCİ KİŞİ – Hemen her şey Antik Yunan'da söylenmiştir aslında. Gerisi tekrardır.

İKİNCİ KİŞİ (Elinden kitabı bırakır,) – Geriye birkaç şey kalmışsa eğer, onları da Shakespeare söylemiştir zaten.

BİRİNCİ KİŞİ (Kitabı yerden alır,) – Bugün artık her şey yalnızca tekrarın bilgisidir.

İKİNCİ KİŞİ – Kendi ekseni etrafında dönen dünyanın en sevdiği şey, kendini tekrar etmektir. Periaktoi, dünyayı taklit eder yalnızca. Döne döne tekrar eder.

BİRİNCİ KİŞİ (Elinden kitabı bırakır,) – Ama üç yüzey, üç boyut değildir.

İkisi de dizleri ve elleri üstünde yere çökerek aynı anda kitabı okurlar:

BİRİNCİ VE İKİNCİ KİŞİ – Tekrar, yüzeyleri dalgalandırır, boşlukları doldurur, âlemlerin birbirine açılan kapılarından geçerek yeni zamanlar yeni mekânlar yeni var oluşlar yaratır. Tekrar, çok görülmenin bilgisine sığınır. Çok görülmenin bilgisine sığınan tekrar, böylelikle gösterdiği hakikatleri saklamayı başarır.

Burası dünyadır. Burası tiyatro. Dünyadaki tiyatro ile tiyatrodaki dünya, âlemlerin bilgisiyle bakışır.

Bakıştıkça eskir dünya. Bakıştıkça eskir tiyatro. Hayat eskir. Hayat her şeyi eskitir.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emre Koyuncuoğlu, “Okurun ve yönetmenin ‘kendi’ oyunu”, Vatan Kitap Eki, 15 Nisan 2007

Murathan Mungan’ın yeni oyunu Kâğıt Taş Kumaş, okunur okunmaz, “şimdiden çağdaş bir Türk tiyatrosu klasiği” olduğunu düşündürtüyor. Dili, yapısı ve özgünlüğüyle hayranlık uyandıran bir oyun metni. Toplumsal eleştirisi çok sağlam ve net, sanatsal düzeyi de bir o kadar güçlü olan; yerelden evrensele, evrenselden yerele seslenen bir tiyatro eseri Kâğıt Taş Kumaş. Bu yazı, oyunu okuduğumda bir tiyatrocu olarak hissettiğim yoğunluğun bir çeşit tarifini bulma çabası…

Mungan’ın diğer oyunlarında alışık olduğumuz dil ve kurgu yapısına ait birçok özelliğin bu oyunda da tadını alıyoruz. Ancak, Mungan bu oyununda diğerlerinden farklı olarak bir öykü ya da anlatıdan değil, nesnelerden yola çıkarak, onların çevresinde var ettiği kavramları, sembolleri, işaretleri, hikâyeleri, sesleri, ortak belleği, renkleri, hareketi, ritüeli, müziği ve yazara göre daha ne gerekiyorsa hepsini, bir durumun birçok gerçeğini ve kurgusunu yan yana, üst üste koyarak okuyucunun zihninde çok güçlü karşılaşmaların gerçekleşmesine neden oluyor. Aslında, bir tiyatrocu için oyunun karmaşık ve imgeye dayalı yapısı hem çok ürkütücü, hem de müthiş iç gıcıklayıcı . Bir yandan da oyun metni yönetmene çok büyük bir sorumluluk yüklüyor. Metin görselleşirken / sahnelenirken sonsuzca şekillenebilir kılınmış. Bu, yönetmene inanılmaz bir alan tanıyor. Ama bir yandan da inanılmaz bir imge zenginliğinin içinde, tutarlılık ve bütünsellik adına kendi alanının sınırlarını çok iyi çizmek anlamına geliyor.

Oyunda, “Doğuda hikâye gösterilmez, anlatılır,” deniyor ve Metin Anlatıcısı oyunun tüm görsel özelliklerini betimliyor. Ancak, betimlenen her sembol, işaret, yer, an, mekan ortak bir belleğin parçacıkları olmasına rağmen, bütün bunları tek bir resimde okurun kendisi bütünlüyor. Yazar hem bir Doğulu gibi anlatıyor, hem de bir Batılı gibi okuyucuyu / yönetmeni göstermeye yöneltiyor. Bunun dengesini de her okumada/sahnelemede ve her dönemde o zamana ve o yere, oranın seyircisi ve oynayanlarına göre kurmaya teşvik ediyor.

Görsel dil ile sözel dilin, birbiriyle “dansı” gibi, kendi alanlarını belirlemek ve bir denge oluşturmak için sürekli bir hareket/devinim halinde bulundukları oyun metninde, her şey, bir şeyin gölgesi. O “bir şeylerin gölgesi” de bazı gerçekler barındırıyor içinde. Metin, kavramsal sorgulamalarda, “geniş zaman” varoluşlarında, ya da Prometheus’un, “ekrandaki” koro tarafından sorgulanmasında ya da helikopter sesinde ve helikopterden inen askerlerin telaşlı koşuşturmalarının yarattığı uzamda, bize ait imgeyi çağrıştıran her türlü veriyle bizi somut olana geçiriveriyor.

Oyun metni aynı zamanda üç bölümlük bir anlatı özelliğinde. Yani diğer yazınsal türler, “bir kitap olarak” da zevkle okunabilir. Her okur kendi “oyununu” kendi hafızasındaki resimleri çağırarak, kendi oyununu –kendi hikâyesini– zihninde sahneleyip canlandırabilir. Okur kendi hikâyesini kurgularken kendi gerçeğinin gölgesinden koşabilir… Özetle, Kâğıt Taş Kumaş çok yönlü bir okumaya çok açık. Aynen çok yönlü sahnelemeye çok açık olduğu gibi.

Mungan, o çok katmanlı dilinin zenginliğini ve cömertliğini istediği kurgu/gerçek ilişkisini yaratırken soyut anlatımı olabildiğince geniş kullanıyor. Somut gerçeklikte ise alabildiğine geniş bir politik tavır ve söylem oluşturup, bu ikisini aynı anda (aynı zamanda), aynı mekanda ve aynı boşlukta var ediyor.

Yazar okurunu/yönetmeni oluşturduğu kurgudan ve ortaya çıkan gerçekten sorumlu kılıyor. Sorumlu olduğuna da sahip çıkmasını sağlıyor.

Oyun metninde yer alan koreografik tanımlamalar, sahne tasarımı için önerilen bir nevi “enstellasyon”lar, metnin içinde yer alan “şarkı” sözleri yine her okuru/sahne sanatçısını farklı disiplinlerin alanlarında yaratıcı düşünceye teşvik eden dinamikler arasında.

Devamını görmek için bkz.

Övül Avkıran, Mustafa Avkıran, “Okudukça çoğalan metinler”, Radikal Kitap Eki, 27 Nisan 2007

Murathan Mungan'ın yeni tiyatro kitabı Kâğıt Taş Kumaş meraklısıyla buluştu. Üç ayrı oyundan ya da üç bölümlü bir oyundan oluşan kitap, Mezopotamya Üçlemesi'nden sonra Murathan Mungan'ın tiyatromuza yeni armağanı. Birinci oyun, 'Sayfadaki Gibi', yazı ve kâğıt ilişkisinden başlayarak bize Doğu'nun gizemli dünyasının anahtarlarını vermeyi sürdürürken, 'Taşın Gölgesinde', tiyatronun en eski söylenceleri üzerinden taşa yazılan, taşlaşan yazıları, dünyaları, yeni bir tiyatro diliyle sunuyor. Üçüncü oyun 'Hazır Giyim' ise, giysi tarihinin içine girip kumaş ve giysi üzerinden bütün hazır giyimlere, hazır hayatlara ait alışılmadık bir dünya kuruyor bize, bir oyun dünyası. Murathan Mungan bu üçlemeyle kitabın isminden, basıldığı kâğıttan başlayarak bize bir oyun kitabı sunuyor, okumak için, oynamak için, içinde kaybolmak için. 1993 yılından bu yana Murathan Mungan metinleri üzerine çalışan iki tiyatrocu Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran yeni oyun kitabı üzerinden Murathan Mungan'ı, dünyasını ve tiyatrosunu konuştular...

Ö.A.: Geyikler Lanetler ile başlayan Murathan Mungan tanışıklığından bahseder misin?

M.A.: 28 Mart 1993 yılında Yücel Erten bana, Antalya Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'nü teklif ettiğinde ilk aldığım kararlardan biridir Mezopotamya Üçlemesi'ni sahnelemek. Mahmud ile Yezida, beni ağlatan tek tiyatro metnidir. Taziye bence hâlâ Türkiye'de her tiyatronun repertuarında olması gereken oyunlardan biridir, bize çağdaş bir tragedyanın bütün zenginliğini yaşatır. Geyikler Lanetler ise bir başyapıttır, bir tez konusudur benim için. Oyunların yazarını tanımıyordum. Bir akşam kendisiyle karşılaştım, yanına gidip tanıştım ve ona üçlemeyi yapmak istediğimi söyledim, "Önce Mahmud ile Yezida, ikinci olarak Taziye, ardından da Geyikler Lanetler" dedim. Murathan Mungan, "Geyikler Lanetler" dedi ve ekledi "önce oyunun ismini doğru söyleyin."

İşte böyle tanıştık ve ben Geyikler Lanetler'in isminden başlayarak neredeyse her sözcüğünü ezberledim, Antalya, Ankara ve Selanik'te (Yunanca) üç kez sahneledim. "Hiçbir yeniden kolay değildir" der Murathan, hiç de kolay olmadı... Bu maceranın ortağı, en yakın takipçisi, şahidi olarak sen benden daha iyi biliyorsun süreci. Hem oyuncu, hem koreograf, hem yönetmen olarak sen de Murathan Mungan metinleri konusunda en az benim kadar deneyimli ve heyecanlısın. Şimdi karşımızda Kâğıt Taş Kumaş, bu oyunları birlikte okuduk. İlk okumada ne düşündün, ne yaşadın?

Ö.A.: 1993 yılında Murathan Mungan'la tanıştığında yanındaydım. O günden sonra Murathan Mungan'ın nasıl da tiyatro hayatımı etkileyeceğini henüz bilmiyordum. Antalya Devlet Tiyatrosu'nda, Ankara Devlet Tiyatrosu'nun ardından Selanik benim ikinci, senin üçüncü Geyikler Lanetler projen oldu. Ve ben hâlâ İstanbul'da Geyikler Lanetler'i yeniden sahneleyelim diyorum. Ben Murathan Mungan metinleri üzerinden hem tiyatro koreografisi, hem oyunculuk bilgimi sınadım, özellikle Geyikler Lanetler ve Dumrul ile Azrail'le çok şey biriktirdim. Bu metinler aracılığıyla Anadolu kültürünün anlatı geleneği, müziği, danslarıyla gerçek anlamda tanıştım. Kâğıt Taş Kumaş'ı okurken, oyuncu olarak veya koreograf olarak oyuncularla çalışırken zevk aldığım, derinleştiğim ve tanışık olduğum metaforlarla karşılaşmaktan heyacan duydum. Bu oyunların beni çok şaşırttığını da söylemeliyim. Diğer oyunlarında veya öykülerinde kullandığı metaforları da içine alarak ama bir o kadar da farklı bir tiyatro dili kurmuş, heyacan verici. Fakat kendisinin de söylediği gibi bu sefer herkesin rolüne el atmış yönetmenin,tasarımcının, koreografın. Sen bu konuda ne söylemek istersin?

M.A.: Oyun arabaları mı, oyun kitapları mı? demek istiyorum. Murathan bugüne kadar yazdıklarında oyun alanı olarak oyun arabalarını işaret ediyordu. Bunlar tarihten gelir, meçhule giderlerdi. Giderken de bize zamanlarımızı karıştırma şansı verirlerdi. Bu üçleme de tıpkı Mezopotamya Üçlemesi gibi hem tek tek hem de bir üçleme olarak oynanabilecek üç oyun. Burada oyun arabaları yok, oyun kitabı var. Bu oyunları oynamak önce kitabı anlamakla başlayacak, diye düşünüyorum. Bu nedenle de kitabın kuruluşundan başlamak gerek. Bu oyunlardaki anlatıcı, metin anlatıcısı, kişiler, parantezler, dipnotlar, hepsi birer işaret.

Yazar, kendi oyunlarının nasıl oynanması gerektiği üzerine hem çok fazla ipucu veriyor hem de tıpkı öteki oyunlarında olduğu gibi büyük bir özgürlük alanı açıyor. Bir yönetmen gibi değil de bir profesyonel okuyucu olarak bir şeyler söylemem gerekirse; 'Sayfadaki Gibi'nin Doğu lezzeti ve anlatı geleneği ile ilişkisi, kâğıdın, kâğıda yazılan yazı ile oyunun, oynanan bir yazının varlığı ilgimi çekti. 'Taşın Gölgesinde', bütün Antik Yunan Mitolojisi bilgimi, bütün coğrafya bilgimi yeniden tazelemem gerektiğini, taşın sıcak mı soğuk mu olduğunu yeniden düşünmemi sağladı.

'Hazır Giyim' ise bence çok ironik, çok sert bir metin. Her an taşıdığımız, paralar döktüğümüz hazır giyimlerimizle ilgili bir tokat metin. Özellikle final bölümünün 'katil uşak' dememek gibi bir gizi olduğunu düşünüyorum. Okudukça çoğalan metinler her üçü de.

Ö.A: 'Hazır Giyim'in ironisinden, sertliğinden sonra da hazır giyime döktüğümüz paralardan söz ettin. Beni en heyecanlandıran şeylerden biri de bu Murathan Mungan metinlerinde. Katmanları o kadar çok ki. Hem çok yakınımızda hem değil, hem gerçek hem değil, yumuşacık, aslında çok sert. Oynarken bu katmanların arasında dolaşmak en zevkli ve zor olanı. Heyecan duyduğum bir başka yönü ise tamam bitirdim, çözdüm bu metni diyemiyorsun. Hep yeni şeyler keşfediyorsun.

Metinlerin müziğine de değinmek isterim. Oyuncu olarak; oynarken sözü söylemek, anlamını iletmek yetmez. Müzikal dramaturjisini de kurmak gerekir, olmazsa eksik kalır anlatılan. Oyuncuya açılan en büyük alan, metinleri söylerken, söyleme biçimi ile kurabileceği oyunlar. Koreograf olarak; mizanseni veya hareket tasarımını oluştururken metnin içeriği kadar müziğini baz alırım. Gerçekten müzik varsa ardından gelir. Söylediklerim birçok oyunda yöntemim gibi dursa da Murathan metinlerinde bu olmazsa olmazdır benim için.

M.A.: Murathan bugüne kadar biriktirdiği malzemeleri kullanmakla kalmıyor, bütün bunları bize o kadar yeni bir dil ve sahne önermesiyle sunuyor ki zaman zaman bir belgesel tadı, zaman zaman çağdaş bir yerleştirme, zaman zaman ise uzun kış gecelerindeki dengbejler tekrar karşınıza çıkıyor. Ben hep 'Sayfadaki Gibi'deki kervanı merak ettim, gözümü kapatınca görebildiğim kervanı. Prometheus'a sorulan soruyu, Sisyphos'un bitmek tükenmek bilmez çilesini, bir taş ile insanın sonsuz ilişkisini.

Üçüncü oyundaki ironiye tekrar dönersek, kumaş ve kumaş cinslerinin tanımı, sınıflandırılması, iki kişinin birbirine bağı, bağlanma halleri, kumaştan dağlar kurmak, her üç oyunda da neredeyse sahnenin vazgeçilmez elemanı olan ekranın sözün bittiği yerden sonra hâlâ sürüyor olması, bütün bunlar bir metaforlar ustası Murathan Mungan'ı hep daha çok okumamızı gerektiriyor.

Ö.A.: Sahicilik, gerçeklik, mesafe, zaman bilgisi... Oyuncuyu sahiciliğe, samimiyete davet eder metinler. Ama bir o kadar da olgun ve mesafeli olmanı bekler. Bu yeni metinlerini okuduğumda kendi kendime sordum mesafeyi biraz daha arttırmış, zamanı yakınlaştırmış mı diye? Biraz dinlendirip yeniden okumak istiyorum şimdi Kâğıt Taş Kumaş 'ı.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.