Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-697-8
13x19.5 cm, 96 s.
Liste fiyatı: 13,00 TL
İndirimli fiyatı: 10,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Levent Yılmaz diğer kitapları
Sonülke, 1999
Modern Zamanın Tarihi, 2010
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Afrika
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2009

"Şiir sanatı ne kadar yetenekse o kadar da çalışma ve kültürdür. Levent Yılmaz bu şiir kitabıyla görkemli bir yeni şiire temel atıyor." Bu sözlerle dile getirmiş Yaşar Kemal Afrika hakkındaki düşüncelerini. Afrika, Levent Yılmaz'ın Metis'teki ikinci şiir kitabı. Sonülke 2005 yılında yayımlanmıştı. Kitap, Mektup, Kaside, Methiye ve Fahriye başlıklı dört bölümden oluşuyor.

İÇİNDEKİLER
Mektup

Kaside

Methiye

Fahriye
OKUMA PARÇASI

MEKTUP, 5. Bugün bir köpek yavrusu..., s. 17.

Bugün bir köpek yavrusu devriliverdi, bayılmış.

Üzgünüm, ama daha da kötüsü, endişeliyim.

Sıcağa hayvanlar bile dayanamıyor.

Öğle sonraları mı? Bir gölge bulduğumda

çocukluğumuzun öğle sonralarını hatırlıyorum,

sıkıntılı, hülyâlı, ama dertsiz, tasasız.

İz bırakayım diyorum buraya, bu dünyaya,

hatıralar kazıyayım.

Kimsenin yapmadığı şeyleri yapayım:

Mesela, bahçede yerlere kadar eğilen bir çiçek var,

dev gibi de yaprakları, şöyle yemyeşil bir yatak yapsam?

Yoksan yoksun, ama sen hiç sensiz olmadın,

ama ben, yoksan, yokum. Kaç geceler...

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Pakize Barışta, “Afrika”, K. Dergisi, Mayıs 2009

Edebiyat, kendi dünyasını kendi yaratır.

Şiir, kendi rüyasını kendisi kurgular –o, bunun bilincindedir–.

Edebiyatın, şiirin, insan hayatından farkı da budur işte; döngü, edebiyatla, şiirle tamamlanır çünkü.

Edebiyatsız (şiirsiz) bir insan, döngüsünü kolay kolay tamamlayamaz. Edebiyatla –özellikle şiirle–, döngü tamamlandığında, her seferinde başka bir başlangıca varılır; söz/yazı her seferinde başka bir ‘nokta’dadır, yeni bir yol(culuk) için.

Şiir hep yenidir.

Şiir zamanı taşır.

Ve şiir, zamanı kurgulayabilen tek şeydir.

Zaman, şiirin iradesi içinde doğar zira.

Şiirli bir dünya, zamanın ta kendisidir; zaman artık farklıdır ve tersine, öze doğru akar.

O, eskiten, yıpratan değil, sürekli yeniden-yaşatan bir özsuyudur artık.

Şair de, zamandan inendir!

Zira, bulanıp bulanıp durulan aşk’a, bu dünya zamanı yabancıdır.

“Yazıydı bu. Aşktı.”

Şair, sözünü böyle bağlıyor Kasidesi’nde.

Levent Yılmaz, Afrika adlı şiir kitabında sözün büyüsüne doğru çekiyor okurunu; hayalini neredeyse kaybetmiş olan günümüz insanına hayal gücünü hatırlatıyor.

Afrika’nın şiirsel edebî çağrısı, bizleri oldukça muammalı ama aynı zamanda net bir gerçeklik alanına çekiyor; sezgi ile kesinlik arasında bir farkındalık ve bir uyanma biçimine.

Levent Yılmaz’ın poetikası, saf tutan, yeni saflar açan değil, meydan açmaya çalışan bir poetika; bu şiir, vaazı değil, muhabbeti işaretliyor.

Bu yeni poetika, zamanı taşımaya çalışan genç bir ses; içindeki doğurgan yorgunlukla sözün çiçeklerini açtırıyor; yorgunluk ise bizim yorgunluğumuz. Ve şair, bunu bizim adımıza taşımayı üstlenmiş.

“... Sen, ben ve zaman. / Geçiyor olduğumuzu bilmek bana iyi geliyor. // Ama bir gün gelir de konuşamazsak, harflere taşıtalım sözleri. / Harfler işaret çiçekleridirler, hem ürkütücü, hem tatlı! // Arasıra şaşırırım da yanlış çizerim onları .... // Zaman: Geçer, geçiyor.”

Şairin şu deyişi, bu mısraların, diğerlerinin ve henüz yazılmamış diğerlerinin örtülü manalarını anlayabilmemizde bize yardımcı oluyor:

“İsterim ki şiir aracılığıyla ‘hayatın üzerinde süzülelim, seyredelim onu ve hiç çaba sarfetmeden çiçeklerin ve taşların dilini anlayabilelim.’” Yani, biz de kendi şiirimizi içimizde hissedelim!

Yoksa, Horatius’un dediği gibi, Aut insanit homo, aut versus facit (İnsan ya delirir ya da şiir yazar).

Afrika bir öz’e, evrensel duygunun bir kokusuna ve rüzgârına doğru sakince hızlanan şiirlerdir bana göre; insanın, doğanın ruhunu koruyan bir özdür bu, ancak yazıyla buluşan bir aşktır.

Levent Yılmaz, Petrarca’nın Africa’sını sürdürüyor, kendi Afrika’sında: “Derler ki o insanlar gibi hareket etmez. / Öylesine hafif basar ki ayakları kırlara, / sanki ufak bir esinti otları ikiye ayırır.” Petrarca’nın bu üç sakin mısraı, büyük bir patlamayı, büyük bir altüst oluşu barındırmıyor mu özünde? İşte günümüz şairi de bu özün –ruhu ve güzelliği– bir taşıyıcısı olarak hepimizi sarıp sarmalamış olan o büyük yalnızlığı sözle aşmaya çalışıyor.

Petrarca’nın Africa’sı nasıl tamamlanamadıysa, Levent Yılmaz’ın Afrika’sı da tamamlanmamalı bence. Hep sürüp gitmeli bu poetika.

“Ötede, heyecanlandığında yarılan ve süt sızdıran incir, / sanki kendini dünyaya hazırlıyor, / ama dikilse bir ocağa, neyi niye yapar, bilmeyecek: / içinde kötülük yok. Bir incir o. / Kötü biziz.” Bu beş mısralık Mektup, şiirin (sözün) bittiği nokta mı acaba?

Bazen öteye geçmek zorlaşır da...

Afrika’da yer alan şiirler dört grupta toplanmış: Mektup, Kaside, Methiye, Fahriye. Levent Yılmaz’ın rüzgârı, evrensel şiir kültürünü –Doğu’suyla Batı’sıyl – kalıcı bütün duraklarından geçerek, hüznün ve güzelin dilini sunmaya çalışıyor.

“Sana erguvan yetiştirmek istedim bugün /................................. / Arkamdan bağırış çağırış geldi çocuklar / avuçlarında çiçekler.”

Afrika, bu mısralarla bitiyor. Bir aşka –oldukça geniş manada– düşmüşün gizlediği hayal-gerçekle.

Aşk gitmeye mi, yoksa dönmeye mi az kalıyor?

Levent Yılmaz’ın şiiri, hayal gücümüzü kışkırtıyor. Tam da düşlediği gibi. Saf bir dile sahip çünkü bu şiirler. Hatta çocuksu, hatta tomurcuklu: “Dünyanın en küçük limonunu buldum demin. / ................. // Senin kadar da mahcup.”

Afrika’nın kaderinde bir kült şiir kitabı olmak yatıyor bana göre. Çünkü mısralarının taşıdığı duygular, bir özsuyu arzusu taşıyor.

Levent Yılmaz’ın insanı doğanın içine yerleştirmesi, bir parçalanmışlığın nihayet düzeltilmesi gibi. Bu açıdan bakıldığında şiirlerinde ilginç bir vuslata erme seziliyor.

Ki, bir zamanlar bir bütündü doğa ve insan.

Herhangi bir durumda insan, eylemi için doğadan izin bile istiyordu. Levent Yılmaz’ın mısralarının gizinde, ben bu iznin –aşk izinin– pırıltılı tozlarına rastlıyorum.

Afrika’yı mutlaka okuyun derim ben.

Devamını görmek için bkz.

Orhan Koçak, “Uçuşan sözlerle...”, Sabah Kitap Eki, 20 Mayıs 2009

Peşinen söyleyeyim: Levent Yılmaz’ın Afrika’sı, onun hakkında söyleyebileceklerimizi, en azından benim söyleyebileceklerimi aşan bir kitap. Çünkü durup düşündükten sonra söyleyeceğiniz her şey, kendinizi zorlayarak varacağınız her ciddi yargı, doğru olsa bile, sizi bu şiirlerden alabileceğiniz hazdan adım adım uzaklaştırabilir. En iyisi, şiire teslim olmak, kendi kaçış çizgisi boyunca seyreden bu kuyrukluyıldızı silindiği noktaya kadar izlemek. Yine de...

Afrika dört bölümlük bir aşk şiiri. Yaşanıp bitmiş, ama bittikten sonra da artık her şeyi aşk haline getirmiş bir aşkın şiiri. Gençler hormonlarıyla bilir, henüz genç olanlar, hatta hâlâ genç olanlar da anı ve istek karışımı bir şeyle bilebilir: Ölüm yoksa eğer, gidenin arkada bıraktığı o tuhaf, yaşayan boşluk çoğu zaman daha da güzel, daha da çekici kılıyordur dünyayı: Uyarılmış hayranlık, nesnesi kaybolduktan sonra da çevreyi ışıtmaya devam etmiştir. Yeter ki acı bizi nobranlaştırmış olmasın; kendi kaybımız bizi ne yüzyılların telafisiz kayıplarına ne de mevsimlerin uçucu kazançlarına sağırlaştırmış olsun.

Levent Yılmaz’ın görünüşlerden oluşan hayalî Afrika’sı, Halikarnas Balıkçısı’nın gerçek Bodrum’u gibi: Balıkçı, bir sürgün olarak gittiği yerde bir cennet bulmuştu, Yılmaz da kendini birden içinde bulduğu boşlukta harikuladenin açılışlarına tanık olan birinin izlenimlerini kaydediyor. Afrika, geçişleri kutlayan bir kitap, vazgeçişlerin ödülü olan geçişleri. Kendini birden “Afrika”da bulmuştur, mektubunda şöyle yazar artık orada olmayan sevgiliye: “Uyandın mı? Uyandı mı aşk? // Bak bakalım geldi mi harfler, gece göndermiştim düşümde. / Dedim ya, iyiyim; sıcağa, gördüklerime, görünüşlere, / bu uçuşan dile alışmaya çalışıyorum: / Sanki dünyaya ilk gelişim bu. // Doğduğum bu dünya fakir, ama ölesiye güzel.” Bu uçuşan dile alışmaya çalışıyorum: Kolay değildir birliğin, aidiyetin, mülkiyetin, kimliğin, sabitliğin ve özdeşliğin dilinden vazgeçişlerin ve geçişlerin diline geçmek. Yeniden doğmak için önce ölmüş olmak gerekir ve bu doğum da kendine yol açan ölümü hatırlamadan edemeyecektir. Ama yine de doğumdur: “Geçecek zaman, fakir ve güzel dünya, / evet ama gittin, zalimsin, yoksun, / geçme deseydik ya zamana, / diye şikayet ederken bir pamuk bulut beliriveriyor topak topak, / yüzün gülüyor yukardan. Nasıl seviyorum o bulutu. / Nasıl seviniyorum!” Bulut savrulduğu, geçtiği için güzeldir; bir süre asılı kaldıktan sonra geçtiği, geçeceği için. Ben bu dersi daha iyi anlatan satırlar okumadım: “Sabahlar böyle öfkeyle dolu olmasın, / şafağın parmaklarında tekrar / güller bitsin, su içelim, toprağa dökelim, / buharlaşalım, / hallerden hallere geçip uçalım, / kokusuz, görünmez dolaşalım havada. / Niye beceremedik katı halde / bir arada olmayı, diye sorma, / hangi karada?” Ben alınmış dersin hiçbir gnosis’te bu kadar alçakgönüllü, ağırlıksız, uçuşan sözlerle aktarıldığını da görmedim.

Kaçışlar, akışlar, hallerden hallere geçişler. Ama söylediğim her sözün hem kendimi hem de bu şiirin siz potansiyel okurlarını daha da sıktığını hissediyorum. O zaman bazı satırlar: “Yıllar ufak adımlarla son sürat kaçıyor, / vakit çok geç, / güzellikleri duman oluyor, poyrazla savruluyor.” “Eskiteceğimiz hiçbir şey kalmamış, bir kendimiz. / Güller geçmiş, değillermiş kimsenin.” “Su yollarını izleyerek geliyorum şimdi kendime, / Çatlaklardan sızıyor, süzülüyorum. / Akışa bırakıyorum kendimi. Sana bırakıyorum. / Suyun aynasıyım ben, üstünde salınan kayık, / çektiğim kürekler, oltama vuran balık, hep ben.” Katı haldeyken beceremeyiz, ama bunu anladığımızda da vakit artık çok geç olacaktır. Keyfinizi kaçırmamayım, kitabın daha barok ikinci bölümünde (“Kaside”) bu açmazın açılımlarıyla uğraşıyor şair. Şiirlerin hepsi birbirine bağlı, ama bu örgünün dışında tek başına da okunabilecek bir serendip meseli de var kitapta, Andersen’in bazı “iyimser” masallarını hatırlatan: “Çığlık çığlığa ortalık, / yakartop, kukalı saklambaç, / düşüyor oğlan, dizi kanıyor, / mutsuz, önde başı, / gülüyorlar, kenara çekiliyor, / dışlandığını biliyor, / “Hamsi gibi kaldı” derdi Oktay Bey, / anlamazlıktan geliyor oğlan, / biliyor oysa bal gibi; / geç olgunlaşacak o, nar da öyledir, / kızarır önce, sonra kasım gelir.” Bu “Oktay Bey”, Oktay Rifat olmalı. Bu “çirkin ördek yavrusu” hikayesi de rahmetli büyük şairi gülümsetebilecek, hatta gururlandırabilecekti, kendinden sonra yazılan şiire en ufak bir ilgi duyabilmiş olsaydı eğer. Geç olgunlaşma, hem narın hem de bu artık çok genç olmayan “genç şairin” hayat hikayesidir; nar yaz bittikten sonra kızarır ve “sonra kasım gelir.” Nedir kasım? Olgun narın artık yenilebileceği mevsim mi? Yoksa artık her şeyin çok geç olduğunun anlaşıldığı zaman mı? Şiir, tıpkı Oktay Bey’de olduğu gibi, bu iki şıkkı da içererek ama herhangi birini ötekine üstün kılmadan kendi üzerine kapanır, “kasım” sözcüğüyle mühürlenir.

Devamını görmek için bkz.

Gültekin Emre, “Günü Gününe Şiir Günlüğü”, Varlık, Haziran 2009

Afrika diyor ya Levent Yılmaz, bir soyutlamaya dikkat çekiyor. “Mektup”, “Kaside”, “Methiye”, “Fahriye” bölümlerinden oluşan kitaptaki şiirler günümüz şiirinden divan şiirine bir gönderme içeriyor. Aşkı ve dünyayı kavramayı ön plana almış şair bu şiirlerinde, unutamamayı da. Sıcak, yalın şiirler ama divanı aklından çıkarmadan günümüz şiirine ağmış Levent Yılmaz. “Ama bir gün gelir de konuşamazsak, harflere taşıtalım sözleri,/ Harfler işaret çiçekleridirler, hem ürkütücü, hem tatlı!” “düşlerden geriye” kalanlar üstüne de uzun uzun düşünüyor, şair. Sözcükleri eğip bükmeden, onlara biraz uzak durarak... farklı bir şiire odaklanmış Levent Yılmaz. Kitabın başlığı beni Cemal Süreya’nın “Üvercinka” şiirine yönlendirdi.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.