Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-795-1
13x19.5 cm, 288 s.
Liste fiyatı: 28,00 TL
İndirimli fiyatı: 22,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Stüdyo Kayıtları
Kapak Tasarımı: Pınar Kazma
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2011

Diğer deneme kitaplarına göre biraz daha farklı bir içeriğe sahip olan, daha kişisel bir ton taşıyan Stüdyo Kayıtları, Mungan'ın yazarlık dünyası hakkında masanın arka tarafından söz alan; yazdığı şiiR, öykü, oyunlara ilişkin kimi ipuçları taşıyan, bazen aydınlatıcı göndermelerde bulunup bazen açıklama yerine geçebilecek notlar düşen irili ufaklı yazılardan oluşuyor. Yazarın atölyesini ve mutfağını göz önüne seren kitap, Mungan'ın yazı yazarkenki hassasiyetleri, ölçüleri, merakları, inatları, takıntıları konusunda da fikir verici.

İÇİNDEKİLER
Kayda giriyoruz! 3, 2, 1, kayıt!

I
Göz
El
Ten

II
Dramaturjiden remix'e kendi uykusunu uyuyan esin
Açık dize saklı anlam kara kutu
Yazla geçen yazıyla kalan
Burcumun bilenmiş yıldızları
Kaf Dağının Önü'nde alınan söz

III
Düğümler
Parçabaşı bütünlük
Benden başka kimsenin görmediği
Duyuyorum anlatamıyorum
Oppau 33
Seç bakalım
Yakın dostum uzak akrabam Ang Lee
İfşa ve adalet
Yerli olmak

IV
Tümleme
Duvardaki testi
Dev ve Veronika
Masalı devretmek
Kültürel çeviri sorununa bir örnek
"Muradhan ile Selvihan ya da Bir Billur Köşk Masalı"
Ayrı tür aynı malzeme
Sahne üstündeki "Binali ile Temir"
Manzum tiyatro etrafında
Gömleklerin gücü
491505
Retime
"Öteki Mithosu"
Mırıldandıklarım'ın adı
İkinci seçki
Kitapların on lira olduğu zamanlardan
Kitaba adını veren sokak
Fay "tarihi"
"Bis" yapmak
1993 yazıydı
Radyo ve Ölümburnu
Hayat ve yazı bilgisi
Çocukluktan kurtulmak
Çocukluk hatıralarından başlayarak
Sadrazamın gözleri (Bir karşı pencere hikâyesi)
Telefon kulübesi, otobüs durağı, eczane
Yazı, otoportre, portre
Yeniden bulmak dili
Hiç üstüne alınmamak
Sabah erkeni başlangıçlar
Kapıyı açan el
Açık dilde saklı katman
İki cümle
Yazılı olmayan cümleler
İle, ikilemeler
Kitap adları
Bazı şiir adları
Bazı şiir tekrarları
İthaf yılları
Sonu 7 ile biten yıllar
Tarihlendirme işaretleri
Arka kapak yazıları
Yazarın kemik yaşı
Kitaptan çıkarken
OKUMA PARÇASI

Kayda giriyoruz! 3, 2, 1, kayıt!, s. 7-10.

Diğer deneme kitaplarıma göre biraz daha farklı bir içeriğe sahip olan bu kitapta yer alan yazıların çoğu, yazarlık dünyam hakkında masanın arka tarafından söz alan; yazdığım şiir, öykü, oyunlara ilişkin kimi ipuçları taşıyan, bazen aydınlatıcı göndermelerde bulunup bazen açıklama yerine geçebilecek notlar düşen irili ufaklı yazılardan oluşuyor. Yazı'mın kendimce ışıklandırabildiğim art alanlarını okura açmak, ön çalışma ve tasarımlara ilişkin bazı fazladan bilgileri onunla paylaşmak, bu vesileyle de kendi üstüme yüksek sesle düşünme isteği denebilir en fazla. Baştan belirteyim, amacım okurun işine karışmak, onun işini yapmak değil; bunca yıl sonra "kendi kendinin çevirmeni ya da eleştirmeni olmak" gibi bir niyetim de yok. Okunmaya başladığında hemen görülebileceği gibi, yazdıklarım üzerine iri sözler etmeye, kapsamlı açıklamalarda bulunmaya, derin çözümlemelere girmeye kalkışan yazılar değil bunlar; hatta tersine kimi zaman önemsiz sayılabilecek ayrıntılara, gözden çabuk kaçabilecek bağlantılara, yazarlık takıntılarıma dikkat çekmeyi, okurda bu yönde bir farkındalık geliştirmeyi amaçladıkları söylenebilir. İçlerinde bazı metinleri rahatlıkla "anı-deneme" olarak nitelendirebilir, hatta bazılarını azıcık hercai bulabilirsiniz. Öyle ya da böyle bu yazılar okura, benim yazı yazarken, kitap çatarken/kurarken/yaparken değer verdiğim, gözettiğim, dikkat ettiğim, özen gösterdiğim, kerteriz aldığım noktalar hakkında fikir verecek; hassasiyetlerim, ölçülerim, meraklarım, inatlarım, takıntılarım konusunda bilgilendirecektir.

Stüdyo Kayıtları'na bu bilgilerin ışığında bakıldığında, önceki deneme kitaplarıma oranla malzemesi gereği daha kişisel bir ton taşıdığını söyleyebilir; bu nedenle de yapıtlarıma ve yazarlık dünyama özel bir yakınlık duyanları biraz daha yakından ilgilendireceğini varsayabilirim. Bu arada bu kitabın, ben ve kitaplarım üzerine inceleme ya da akademik çalışma yapacak kişilere kısıtlı da olsa yardımcı kaynak oluşturabildiğini ummak isterim.

Stüdyo Kayıtları'ndan üç yazı, 2000 yılında 13+1 kutusu içinde tek baskı olarak yayımlanan Fazladan Bir Kitap'ta yer aldı. Orada, bu yazıların ileride yer alacağı kitabın adını "Atölye Yazıları" olarak dipnot düşmüşüm. Oysa 2002 yılında Milliyet gazetesinin haftada bir yayımlanan "Kültür-Sanat Eki"ndeki sayfamın adı "Hayat Atölyesi" olunca bu adı –gene aynı çağrışımı koruyacak biçimde– Stüdyo Kayıtları olarak değiştirdim. (Nitekim 2005'te yayımlanan Elli Parça'da artık bu adla anılır.) Söz konusu Kültür-Sanat Eki'ndeki gazete yazılarının da içinde yer aldığı kitapsa, 2009'da Hayat Atölyesi adıyla yayımlandı. Bütün bu söylediklerim seçilen sözcükler, nitelemeler, adlandırmalar ne olursa olsun, işin mutfağını; atölye, stüdyo çalışması diye nitelendirilebilecek arka planını ne denli önemsediğimin işareti olarak değerlendirilebilir.

Bilindiği gibi Batı'da büyük müzik grupları ve şarkıcıların, bir zamanlar stüdyoya girip seslendirdikleri halde sonradan yayınlanmamış şarkıları, yahut bazı şarkıların farklı biçimde yorumlanmış ilk hallerinin yer aldığı ses kayıtları müzik yaşamlarının bir aşamasında, bir kariyer selamlaması olarak "Stüdyo Kayıtları" başlığı altında bir araya getirilerek yayınlanır. Buradaki yazıların, yazarlığımın ve yazdıklarımın bir anlamda arka planına, pişirme mutfağına işaret düşüren malzemesi nedeniyle kitaba bu adı vermenin ona ironik bir renk katacağını düşündüm.

Yazıyı iş edindiği günden bu yana "kendini zalim denebilecek gözlerle didikleyen biri" olarak, bir yazarın belli dönemlerde durup kendi üstüne yeniden düşünmesini, yazdıklarını yabancı gözlerle gözden geçirmesini her zaman önemli bulmuşumdur. Sevdiğim, değer verdiğim yazarların çoğunun böyle yaptığını; yalnızca kültür sanat ve edebiyat sorunları üzerine değil, aynı zamanda kendi yazarlık dünyaları, kişisel malzemeleri; konuları, temaları ve o güne dek yazdıkları üzerine de ciddi ölçüde kafa yorduklarını görmek beni gönendirmiş, eğitmiştir.

Önceki deneme kitaplarım gibi Stüdyo Kayıtları da baştan tasarlanmış bir kitaba doğru adım adım ilerleyen; düzenli, yöntemli bir çalışmayla kotarılmış yazılardan oluşmuyor; tersine farklı tarihlerde kaleme alınıp çeşitli dergilerde yayımlanmış dağınık düzen bir çalışmanın ürünü bu yazılar; ayrıca yapıtlarımın, yazdıklarımın tümünü kuşatmadıklarını da söylemem gerekir. Zamana yayılmış yazıları kucaklama isteğiyle ortaya çıkan bu çeşit toplama kitapların, hep kendi içinde bir bütünlenme sorunu olur, ama bundan öncekileri göz önüne alırsak bu işi fena yapmadığımı söyleyebilirim sanırım. Bu çeşit kitaplaştırma çabalarında bir eşiğe geldiğimde, kitabın siluetini belirleyecek genel bir iskelet çizerek, malzemenin harcını yeni konular, yeni yazılarla besleyerek zenginleştirmeye, bu toplamın kendi içinde daha tutarlı bir profil sunmasına çalışırım; başta değilse bile ortalarda bir yerde belirlenmiş bir hedefe doğru ilerlerim; bu sefer de öyle oldu. Buna karşın konusu ve öznesi gereği gene de tamamlanmış, bitmiş bir kitap sayılmaz bu; yazdıklarımın çoğunu kapsamadığına, yaşadıkça, yazmayı ve yazdıklarım üzerine düşünmeyi sürdürdükçe benzer yazılar çoğalacağına göre, "stüdyo kayıtları" zamanın dönen makaralarında, başka kitaplar, başka toplamlarda kendini sürdürecek demektir. Nitekim bu kitabın son bölümü için düşünüp tasarladığım kimi daha oylumlu, kapsamlı yazıları kitabı iyice ağırlaştıracağı, iç dengesini bozacağı düşüncesiyle başka kitaplara erteledim.

Düşünürken, hayal ederken, tasarlarken, yazarken keşfettiklerimiz olduğu gibi, yazdıklarımızı okurken de keşfettiğimiz yanlar vardır. Bazen kendi hakkımızda yazdıklarımızdan bilgi aldığımız olur. Yazarken fark etmediğimiz kendimizdeki bir yanı, okurken fark ederiz. Okurluğun aslan payıdır bu. İnsan kendini "okumayı" da bilmeli; bunun için gözlerini açık ve temiz tutmalıdır.

Bir insanın kendi hakkında her şeyi bilemeyeceği gibi, bir yazar da yazdıkları hakkında her şeyi bilemez. Bile isteye, seçerek, amaçlayarak, kararlaştırarak, akıl ederek, hayal kurarak, düşünüp tasarlayarak; rastlantıya ve sürprize şans tanıyarak yaptığı şeyler olduğu gibi, kendinin de farkında olmadığı, kimi zaman içgüdüleriyle bulduğu, sezgilerinin yardımıyla keşfettiği, okuduklarından, seyrettiklerinden, öğrendiklerinden içselleştirdiği tortul bilginin yol göstericiliğiyle yakaladığı şeyler de vardır. Kimi zaman içinin kendine bile yabancı derinliklerinden, bilincin köklerinden, rüyalar âleminin birbirine açılan uçucu kapılarından çıkagelen esinlerin yardımıyla kotarılmış bir malzemeyle çıkar okur karşısına. Aklın, ruhun, bilginin, sezginin, içgüdünün, bilincin, deneyimin, imgelem yeteneğinin, alışkanlığın, rüyanın, rastlantının izlerinin iç içe geçtiği bir yaratım sürecinden kendince bir disiplin taşıyan ve belli bir kompozisyon içinde ifade edilmiş eserlerle çıkagelir.

Farklı okuma biçimleri ve değişik yöntemler içeren metinçözümsel yaklaşımlar, bize yazılanların katmanlarını aralar. Metin üzerindeki yazılı cümleler kadar, yazılı olmayan cümleleri de okumayı öğreniriz.

Önsöz niyetine söyleyebileceklerim sanırım bu kadar, şimdi kayda giriyoruz. Kırmızı ışık yandı, başlayabiliriz...

Eylül-Ekim 2010

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Elif Tanrıyar, “Masanın arka tarafından notlar”, Sabah Kitap Eki, 27 Ocak 2011

"Yazarlığım, hissettiğim şeylerin doğru kelimelerini arama, bulma tarihidir bir bakıma," diyor Murathan Mungan, denemelerinden oluşan Stüdyo Kayıtları'nın bir yerinde. Deneme dediğimize bakmayın, bu kitap bildiğiniz anlamda denemelerden oluşmuyor. Zaten Mungan da kitabın başında şöyle açıklıyor çalışmasını: "Diğer deneme kitaplarıma göre biraz daha farklı bir içeriğe sahip olan bu kitapta yer alan yazıların çoğu, yazarlık dünyam hakkında masamın arka tarafından söz alan; yazdığım şiir, öykü, oyunlara ilişkin kimi ipuçları taşıyan, bazen aydınlatıcı göndermelerde bulunup, bazen açıklama yerine geçebilecek notlar düşen irili ufaklı yazılardan oluşuyor." Yani kendi sözünden yola çıkacak olursak eğer, Mungan bir bakıma yazarlık hayatı boyunca doğru kelimeleri nasıl arayıp bulduğuna dair bir tarihçe yazmış. 1998-2010 arasında yazılmış yazıların çoğu daha önce çeşitli yerlerde yayınlanmış ancak içlerinden ilk defa bu kitapta ortaya çıkanları da var. Yazıların kimi yerlerindeyse yeni, güncellenmiş yorumları yer alabiliyor Mungan'ın. Böylece bu kitap aracılığıyla hem okuyucusunu hem de bir anlamda kendisini, yazarlığı üstünden bir tür 'arkeolojik' geziye çıkarıyor. Katmanları kazdıkça ortaya çıkan buluntularla hem Mungan'ın yazarlık sırlarına dair fikir sahibi oluyor hem de bir anlamda yazarlık, şairlik, genel olarak yaratıcılık üstüne bir çeşit belgesel izlemiş hissine kapılıyorsunuz. Mungan kendisi de bu konuda şunları söylüyor: "Yazı'mın kendimce ışıklandırabildiğim art alanlarını okura açmak, ön çalışma ve tasarımlara ilişkin bazı fazladan bilgileri onunla paylaşmak, bu vesileyle de kendi üstüme yüksek sesle düşünme isteği..."

Söz kaybolmaz

Dört bölüm halinde düzenlenmiş yazıları okumanın en hoş yanlarından biri de –özellikle de eğer Mungan sevdiğiniz ve tüm eserlerini yakından takip ettiğiniz bir yazarsa– onun takıntıları, merakları, inat ve hassasiyetleri üstünde fikir sahibi olmak... Kitabın samimi bir tonu var. Zaman zaman itiraflarda bulunabiliyor: "Her zaman bir rock şarkıcısı olmak istemişimdir." Ya da dertleşebiliyor: "Başkalarının kendileri için belirlemeye çalıştığı bir gündemde açtıkları gereksiz polemiklerin oyuncusu olmak istemediğinizden, kişisel çekişme olarak anlaşılma riski taşıyan bu çeşit konuları zamanın ellerine teslim eder, günü geldiğinde, kişileri ve günlük çekişmeleri aşan, temel olguları kuşatan bir teorik çerçeve içinde kendi lisanınız ve üslubunuzla söz alırsınız. Yoksa söz kaybolmaz. Zamanı gelince herkes cevabını alır." Bazen de hüzünlendiriyor: "Paranın Cinleri'ndeki 'Fazla Cesaret Fazla Merhamet Fazla Sevgi' adlı metinde benim için acı olan hatırasını anar, 1983'te tamamladığım Cenk Hikâyeleri'ni babama ithaf ettiğimi, ama o kitabın yayımlandığını görmeden öldüğü için 1984'te dosyanın başına 'anısına' yazan bir sayfa daha eklemek zorunda kaldığımı kederle anlatırım." Örneklerden de göreceğiniz üzere bu tür bir 'edebi kazı' çalışması ister istemez yazarın özel dünyasındaki ayrıntılara sokuyor insanı. Ancak Mungan üstüne basa basa 'edebiyatın yazarın başından geçenleri anlatma sanatı olmadığını' söylüyor ve kendisine yöneltilen eserlerine dair kişisel soruları (örneğin Terastaki Havlu şiirindeki havlunun renginin ne olduğu gibi) yanıtlamadığını belirtiyor. Ve bu konuda karşılaştığı ilginç olayları anlatıyor. Öte yandan Stüdyo Kayıtları, her şeyden önce Mungan'ın eserlerini daha yakından tanımak, onun yaratıcılık evrelerini öğrenmek ve satır aralarında kalan sırları keşfetmek için benzersiz bir kaynak. Mungan'ın ne denli çalışkan bir sanatçı olduğu bilinir. Ancak onun yalnızca yazmak değil farklı türler yaratmak, örneğin şiiri yalnızca 'yazmak' değil bir tür küratörlük çalışması gibi 'şiir yapmak' üstüne nasıl kılı kırk yararak kafa yorduğunu ve farklı arayışlar içine girdiğini izlemek de sanat ve sanatçı olmak üstüne zihin açıcı bir deneyim sunuyor.

Anlaşılmış olmak daha önemli

Murathan Mungan'ın, hep farklı türlerin arayışına giren bir yazar olduğu bilinir. Farklı türleri ya da yazı sanatlarını bir arada kullanarak farklı türler oluşturmayı dener. Yazılarından yazı doğabilir, organik biçimlerde çoğalır ve yeni yaşamlar sürebilirler. Stüdyo Kayıtları da benzer bir doğaya sahip. Yazar, daha önceki yazılarını alıp kimi zaman yeni yorumlarla güncelleyip, kimi zaman da yazılışına dair arka plandaki sırları fısıldayarak yazının ömrünün yazıldığı haliyle sınırlı olmadığını, yaşamaya devam edebileceğini gösteriyor. Satır aralarında ise bu kitabın macerasının da, düşünülüp kurgulanmış ancak yer bulamamış kimi başka yazılarıyla, ileride de devam edeceğini müjdeliyor. Öte yandan Mungan'ın, çoğu kendi okurluk geçmişinizde de izler bırakan eserlerine dair bilinmeyenleri öğrenip, yeni baştan bir kez daha andıkça, öğrendiğiniz bu yeni bilgiler ışığında elinizde olmadan hepsini yeni baştan okumak iştahıyla da doluyorsunuz. Kitap bu anlamda da okuyucusuna o an okumakla sonlanmayan ve devam edecek farklı bir sanat- edebiyat deneyimi sunuyor. Yazarın kendi eserlerine dair bilgilerin ötesinde yıllar içinde onda iz bırakmış, kendi sanatçı kimliğini geliştirmesine yardımcı olmuş pek çok sanatçıya dair bilgi ve anekdotun yanı sıra sinemadan edebiyata, müziğe dek çok sayıda eserle ilgili de ilginç oldukları kadar ufuk açıcı bilgiler de yer alıyor. Kimi zaman da genç yazar adaylarına yazarlığının ilk başlarında kendi başından geçen talihsizlik yayıncılık serüvenlerinden örnekler vererek ümitlerini ve azimlerini kaybetmemeleri konusunda gönendirici öğütler veriyor. Kitabında defalarca onun için bir eserin kapanış biçimi ve kapanış cümlesinin ne denli önemli olduğundan bahseden yazarın, bir küratör titizliğiyle yalnızca içerik olarak değil biçimsel olarak da tasarladığı kitabının sonlandırılış hali de yine kitabın esprisiyle hoş bir bütünlük içeriyor. Arka kapak yazılarından ithaflara, kitap ya da şiir adı seçiminden tarihlendirme işaretlerine kadar eserlerinin oluşturulması sürecine dair en küçük detayları bile ele alan Mungan, kitabı sonlanırken "Başka şair, yazarları bilmem ama, benim için sevilmekten daha önemli olan şey, anlaşılmış olmaktır," diyor.

Devamını görmek için bkz.

M. Sadık Aslankara, "Kuşaktan kuşağa deneme", Cumhuriyet Kitap Eki, 14 Temmuz 2011

Deneme yazınımız, cumhuriyetin armağanı bize... Bir gerçek buysa, öteki de ilk deneme yazarlarımızın, türün altyapısını hazırlamak, süreğenliğini sağlamak için yoğun çaba harcayıp emek verdikleri, gerektiğinde görece bedel ödedikleri gerçeği...

Denemenin kurumlaşması, varlığını yine cumhuriyete borçlu olduğumuz ilk büyük toplu çeviri eylemiyle enikonu bu yönde bir göreneğin oluşması toplumda insan hakları, özgürlük, demokrasi kavrayışının gelişmesine katkıda bulunmuş insanımızın bireyleşmesinde etkin rol de üstlenmiş olmalı...

Ancak geçmişten günümüze bir yüzyıla bile sığmayacak sürede elde edilen bu çok önemli gelişmenin, bir biriktirim değil de birikim olacağı açık... Bu nedenle deneme yazınımızdan belirli kalıplar yönünde üretilip giderek kopyaya dönüştüğü izlenimi bırakan verimler beklemek safdillik olur kuşkusuz...

Batıya oranla çok kısa bir geçmişe sahip olsa da deneme yazınımızın güçlü bir birikim temelinde yükselip bugünlere vardığını öngörmek zorundayız. Nitekim gerek bilimde, felsefede gerekse tüm sanat dalları, bu arada yazın alanında geniş yelpazeye dayalı kalıt anlamında bir deneme yazını üzerinde oturduğumuz su götürmez.

Ötesinde, bu yönde çok çeşitli arayışlarla, biçemsel uğraklarla, şaşırtıcı anlatımlarla karşılaşabiliyoruz. Bunu salt konu çeşitliliği, yöntemsel bakış derinliği, açılım zenginliği anlamında söylüyor değilim. Yalnız öteki yazınsal türlerimiz değil, deneme yazınımız da kendi içinde eksik etmediği devrimci tutumla kol kola sürdürüyor varlığını...


(...)

Murathan Mungan, bir şairin, öykücünün, oyun yazarının, son olarak bir romancının bütün birikimlerini arkaya alarak yapılandırıyor metinlerini. Sorularla yol almayı bilen, bir denemeci tutumunun soy yazarlara özgü örneğini sergiliyor. Kendisiyle çatışırken, hesap sorar ya da verirken düşünce çakımları yaratıp insanı bir an silkelemeyi başaran, sisli, bulanık ortama yönelik kışkırtısıyla insanı, bilinen yollardan gitmek yerine bilinmeyen patikalara sapması konusunda isteklendiren bir tutum bu. Diyelim, yakıştırılabilecek biçemle bir “Murathan Mungan Kayıtları Ansiklopedisi”...

Stüdyo Kayıtları, yazarın kendi verimlerine yönelik kazısını içeriyor aynı zamanda. Ama bu kazıyı, Mungan’ın yanısıra hep birlikte yapıyoruz. Peşine takılan bizler bu büyücünün kazısından kurtarıp da başımızı başka yakaya bakamıyoruz bir türlü. Nedeni açık; yazdıklarının büyüsünde, bunun gizinde aramak gerekiyor bu bağımlılığı...

Gerçekten Mungan, bir şair yazar olarak kendi verimlerine dönük “stüdyo kayıtları”yla, özöyküsel bağlamda içsel kazı yapmaya girişirken, aynı zamanda sanata, yaşama, ama özellikle yapıt kurmaya dönük çok önemli kuramsal, deneyimsel açılımlar üzerinde düşünce gelgitleri savururken, uçkunlarla da bu yaratı evreninin uçsuz bucaksızlığı içinde gezindirmeye yöneliyor okurunu.

Bu çerçevede yararlanılabilecek burgaçlarla düzülen yolda önümüzü kesen varyantlardan oluşuyor denebilir metinler. Onun için birer düşünce krosu gözüyle de bakılabilir bu okumalara.

Ayrıca bir yazarın karşı çıkma kılavuzu olarak da okunabilir herhalde denemeler. Kendi cinliklerini yine kendisi köpürten… Öte yandan aman, anlaşılmamış olmasın diyen bir kuşkucunun yazdıkları kadar, birinci ağızdan deyiverişinin çetelesi bir bakıma. Ancak bunların, kolayca söylenivermiş, böbürlenmeye dönük orta malı, şişinik satırlar olduğu da düşünülmemeli sakın ola.

Çünkü yazınsal yola koyulan her gencin başucu öğreni kitabı olarak, yetkinliğini, olgunluğunu koruyacak anlatılar bunlar. Ötesinde okuma eyleminin mutlulukla kesiştiği denemeler de kuşkusuz. Özellikle yazın alanında yola yeni çıkanlar, pusula gözüyle bakabilir metinlere. Yanısıra pek çok yetişkin yazarın da göz bağlarını araladığı, düpedüz farklı ufuklar açarak anlak şavkımaları yarattığı da savlanabilir yapıtın.

Bir iki satırcık bal da ondan çalalım ağzımıza:

“...Yazar adayı gençler çabuk umutsuzluğa kapılmasınlar... Tüm dünyaya karşı küskünlük duyduğumuz dönemler yaşasak da yazıya hiç küsmemek gerekir. Tabii sahiden inanıyorsak yazıya, yazı’mıza, kendimize...”; “Zaman karşısında diri kalmanın yolu, kendini yeniden adlandırmaktan, konumlamaktan, tazeleyerek var etmekten kısacası yeniden gerçekleştirmekten geçiyor.” “Yazı ile hayat birbirlerine yardım ederler yalnızca. Birbirlerinin yerine geçmezler.” (76, 71, 55)

Devamını görmek için bkz.

Rengin Arslan, "Murathan Mungan’ın yazı odasından notlar", Remzi Kitap Gazetesi, Mart 2011

Yazarın kendi eserlerinin bir dökümünü çıkarması, bu eserlerinde ne yaptığını ne yapmadığını, neyi yapmaya çalıştığını enine boyuna anlatma işine soyunması sanırım güç bir iştir. Bu, yazar açısından ne kadar güçse, okur için de okuma sürecini o kadar ferahlatan yol gösterici bir edimdir.

Bu edim, yazarın okurunu yazı odasına davet etmesi anlamına gelir ki iyi bir okur için bulunmaz bir nimettir. En azından Virginia Woolf’un sadece eserleriyle ilgili günlüklerini bir araya getiren Bir Yazarın Güncesi kitabı bana bu tadı vermişti. Onu Yıllar’ı, Mrs Dalloway’i yazarken görmek, hakkında çıkan eleştiriler karşısında neler hissettiğini okumak, Woolf’un romanlarını farklı bir gözle görmemi ama belki de en önemlisi, yazarı tanrı konumundan insan konumuna taşımamı sağlamıştı.

Bu yazıya sebep olan kitap ise bir yazarın günlüğü değil, ölümünün ardından toparlanmış edebiyatına, eserlerine ilişkin notlar hiç değil. Murathan Mungan’ın Stüdyo Kayıtları isimli kitabı, Mungan’ın yazı odasını, eserlerini “pişirdiği” mutfağı okura açıyor.

Mungan, “Kayda Giriyoruz! 3, 2, 1, kayıt!” başlığını taşıyan ilk yazısında, oyunlarının, öykülerinin, şiirlerinin arka odasını okura sunarken bu kitapta yer alan yazıların amacını açıklıyor: “Yazdıklarım üzerinde iri sözler etmeye, kapsamlı açıklamalarda bulunmaya, derin çözümlemeye girmeye kalkışan yazılar değil bunlar; hatta tersine kimi zaman önemsiz ayrıntılara, gözden çabuk kaçabilecek bağlantılara, yazarlık takıntılarıma dikkat çekmeyi, okurda bu yönde bir farkındalık geliştirmeyi amaçladıkları söylenebilir.”

Ancak bugüne dek yazdıkları üzerinde söz söylerken, yani okurla eser arasındaki “söze karışırken” durması gereken noktayı da net bir şekilde çiziyor: “Düşünürken, hayal ederken, tasarlarken, yazarken keşfettiklerimiz olduğu gibi, yazdıklarımızı okurken de keşfettiğimiz yanlar vardır. Bazen kendi hakkımızda yazdıklarımızdan bilgi aldığımız olur. (...) Okurluğun aslan payıdır bu. İnsan kendini ‘okumayı’ da bilmeli; bunun için gözlerini açık ve temiz tutmalıdır.”

Bu bağlamda kitap, özellikle Murathan Mungan’ın eserlerinde açıktan belirtmediği, görece kapalı kalan noktaları okurun önüne sermesiyle bugüne kadar yazdıklarına yönelik algının bir kademe daha yukarı çıkması anlamına gelebilir.

Özellikle şiirlerinin ve öykülerinin yazım süreçlerine ilişkin verdiği bilgileri burada anmayacağım ancak yazarlık yolculuğu ve aydın olmak üzerine belirttiği birkaç noktaya dikkat çekeceğim.

Yazarlık sürecinde, bilinen pek çok yerli ve yabancı yazar gibi uzun süre ilk eserinin yayımlanmasını beklemiş Mungan. Kâğıt sıkıntısının had safhada olduğu bir dönemde kader olmuş beklemek. Öyle ki kitabı ithaf ettiği babasına bir sürpriz yapmakken niyeti, babası kitabın basıldığı günü görememiş ne yazık ki. Burada önemli olan şu sanırım: İnat etmek, sabretmek ve üretimini sürdürmek… Dünya edebiyat tarihi de, ilk aklıma gelen örnek olan Jack London gibi pek çok yazarın bu inadıyla şekillendi biraz da, öyle değil mi?

Dikkat çekmek istediğim bir nokta da, Mungan’ın evrensellik ve yerellik bağlamında yazdıkları. Mungan “Yerli Olmak” başlıklı yazısında şöyle diyor: “(…) ne kadar evrensel dikkatler gözetilerek yazılmış; ne kadar çağdaş estetik değerlerle donatılmış olursa olsun bir edebiyat yapıtının anlamını en çok kendi yazıldığı dilde, içinde yer aldığı kültür iklimine bulduğuna inananlardanım. (...) Başka dillerde ve yerlerde iyi bir yabancı olmak için, geldiğiniz yerin iyi bir yerlisi olmanız gerekir.” Bu cümleleri okuduğumda Nâzım Hikmet’in İngilizceye çevrilmiş şiirleri geldi aklıma. Yanlış hatırlamıyorsam Penguin Books tarafından basılmış İngilizce bir komünist şairler antolojisiydi. Çin devriminin önderi Mao Zedung’un şiirleri bile vardı içinde. Ama ne yazık ki ne Nâzım’ın bildiğim şiirlerini, ne Mao’nun daha önce hiç okumadığım şiirlerini beğenmiştim. Takur tukur, hani okuduğunuz şiir değil de yemek olsa dişinizi kıracak cinsten. O zaman kendimi, en azından Nâzım’ı Türkçe okuduğum için şanslı hissetmiştim. Bu aynı zamanda şairin yerelliğinin, kullandığı dil malzemesine olan hâkimiyetinin ve o dille arasındaki sıkı bağın bir göstergesiydi. Elbette çeviriyi toptan işlevsiz kılmaya, kötülemeye yönelik değil söylediklerim ama her eser kendi dilinden kopup yeni bir dile evrilirken bir şeyleri arkada bırakmak zorunda kalıyor sanırım.

Son olarak Mungan’ın kitabında aydın sorumluluğuna ve yazmayı “eylemek” olarak değerlendirmesine değinelim. Başına “Güney Vietnamlı bir polis şefinin Vietkonglu bir komünist olduğundan şüphelendiği genci şakağına tabanca dayayarak infaz ettiği” fotoğrafı koyduğu “İfşa ve Adalet” başlıklı yazısı bu bağlamda önemli. Mungan şöyle diyor: “Eğer bugün yazmayı, söylemeyi, eylemeyi sürdürüyorsam bu, biraz da dünyanın neresinde olursa olsun, bir namlunun elleri kolları bağlı birinin şakağına dayanmaması içindir.” Beklenen adalettir...

Mungan, romanlarının, öykülerinin, şiirlerinin ve henüz tamamlanmamış eserlerinin arasında, kalabalık bir yaşam sürerken anlatmış olan biteni, öyle tutmuş Stüdyo Kayıtları’nı. Kendisinin ifadesiyle, “Bir evde yaşıyorum, ama bilseniz kaç kişiyle? Kurduğum, tasarladığım, hayal ettiğim, aynı anda paralel bir düzen içinde yazmakta olduğum birbirinden farklı öykülerin, romanların, oyunların kahramanlarıyla kaç yıldır iç içe yaşıyorum bir ev içinde… Hangi ev, bu kadar çok kişiyi birden kaldırır ki?”

Devamını görmek için bkz.

M. Sadık Aslankara, "Kuşaktan kuşağa deneme", Cumhuriyet Kitap Eki, 14 Temmuz 2011

Deneme yazınımız, cumhuriyetin armağanı bize… Bir gerçek buysa, öteki de ilk deneme yazarlarımızın, türün altyapısını hazırlamak, süreğenliğini sağlamak için yoğun çaba harcayıp emek verdikleri, gerektiğinde görece bedel ödedikleri gerçeği…

Denemenin kurumlaşması, varlığını yine cumhuriyete borçlu olduğumuz ilk büyük toplu çeviri eylemiyle enikonu bu yönde bir göreneğin oluşması toplumda insan hakları, özgürlük, demokrasi kavrayışının gelişmesine katkıda bulunmuş insanımızın bireyleşmesinde etkin rol de üstlenmiş olmalı...

Ancak geçmişten günümüze bir yüzyıla bile sığmayacak sürede elde edilen bu çok önemli gelişmenin, bir biriktirim değil de birikim olacağı açık… Bu nedenle deneme yazınımızdan belirli kalıplar yönünde üretilip giderek kopyaya dönüştüğü izlenimi bırakan verimler beklemek safdillik olur kuşkusuz…

Batıya oranla çok kısa bir geçmişe sahip olsa da deneme yazınımızın güçlü bir birikim temelinde yükselip bugünlere vardığını öngörmek zorundayız. Nitekim gerek bilimde, felsefede gerekse tüm sanat dalları, bu arada yazın alanında geniş yelpazeye dayalı kalıt anlamında bir deneme yazını üzerinde oturduğumuz su götürmez.

Ötesinde, bu yönde çok çeşitli arayışlarla, biçemsel uğraklarla, şaşırtıcı anlatımlarla karşılaşabiliyoruz. Bunu salt konu çeşitliliği, yöntemsel bakış derinliği, açılım zenginliği anlamında söylüyor değilim. Yalnız öteki yazınsal türlerimiz değil, deneme yazınımız da kendi içinde eksik etmediği devrimci tutumla kol kola sürdürüyor varlığını...


(...)

Murathan Mungan, bir şairin, öykücünün, oyun yazarının, son olarak bir romancının bütün birikimlerini arkaya alarak yapılandırıyor metinlerini. Sorularla yol almayı bilen, bir denemeci tutumunun soy yazarlara özgü örneğini sergiliyor. Kendisiyle çatışırken, hesap sorar ya da verirken düşünce çakımları yaratıp insanı bir an silkelemeyi başaran, sisli, bulanık ortama yönelik kışkırtısıyla insanı, bilinen yollardan gitmek yerine bilinmeyen patikalara sapması konusunda isteklendiren bir tutum bu. Diyelim, yakıştırılabilecek biçemle bir “Murathan Mungan Kayıtları Ansiklopedisi”...

Stüdyo Kayıtları, yazarın kendi verimlerine yönelik kazısını içeriyor aynı zamanda. Ama bu kazıyı, Mungan’ın yanısıra hep birlikte yapıyoruz. Peşine takılan bizler bu büyücünün kazısından kurtarıp da başımızı başka yakaya bakamıyoruz bir türlü. Nedeni açık; yazdıklarının büyüsünde, bunun gizinde aramak gerekiyor bu bağımlılığı...

Gerçekten Mungan, bir şair yazar olarak kendi verimlerine dönük “stüdyo kayıtları”yla, özöyküsel bağlamda içsel kazı yapmaya girişirken, aynı zamanda sanata, yaşama, ama özellikle yapıt kurmaya dönük çok önemli kuramsal, deneyimsel açılımlar üzerinde düşünce gelgitleri savururken, uçkunlarla da bu yaratı evreninin uçsuz bucaksızlığı içinde gezindirmeye yöneliyor okurunu.

Bu çerçevede yararlanılabilecek burgaçlarla düzülen yolda önümüzü kesen varyantlardan oluşuyor denebilir metinler. Onun için birer düşünce krosu gözüyle de bakılabilir bu okumalara.

Ayrıca bir yazarın karşı çıkma kılavuzu olarak da okunabilir herhalde denemeler. Kendi cinliklerini yine kendisi köpürten… Öte yandan aman, anlaşılmamış olmasın diyen bir kuşkucunun yazdıkları kadar, birinci ağızdan deyiverişinin çetelesi bir bakıma. Ancak bunların, kolayca söylenivermiş, böbürlenmeye dönük orta malı, şişinik satırlar olduğu da düşünülmemeli sakın ola.

Çünkü yazınsal yola koyulan her gencin başucu öğreni kitabı olarak, yetkinliğini, olgunluğunu koruyacak anlatılar bunlar. Ötesinde okuma eyleminin mutlulukla kesiştiği denemeler de kuşkusuz. Özellikle yazın alanında yola yeni çıkanlar, pusula gözüyle bakabilir metinlere. Yanısıra pek çok yetişkin yazarın da göz bağlarını araladığı, düpedüz farklı ufuklar açarak anlak şavkımaları yarattığı da savlanabilir yapıtın.

Bir iki satırcık bal da ondan çalalım ağzımıza:

“…Yazar adayı gençler çabuk umutsuzluğa kapılmasınlar... Tüm dünyaya karşı küskünlük duyduğumuz dönemler yaşasak da yazıya hiç küsmemek gerekir. Tabii sahiden inanıyorsak yazıya, yazı’mıza, kendimize…”; “Zaman karşısında diri kalmanın yolu, kendini yeniden adlandırmaktan, konumlamaktan, tazeleyerek var etmekten kısacası yeniden gerçekleştirmekten geçiyor.” “Yazı ile hayat birbirlerine yardım ederler yalnızca. Birbirlerinin yerine geçmezler.” (76, 71, 55)

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.