Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-740-1
13x19.5 cm, 224 s.
Liste fiyatı: 22,50 TL
İndirimli fiyatı: 18,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Katmandu’da Ev Hali
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Fotoğrafı: Saner Gülsöken
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2010
2. Basım: Şubat 2013

"1997-2008 arası Nepal'in başkenti Katmandu'da yaşadım. Dünyanın tek Hindu krallığının son on yılına, Nepal'in iç savaşına denk geldim. Sonunda Maocu gerillalar Kral'ı devirdi. Yeni cumhuriyetin ilk yıllarını gördüm. Günlük hayat Katmandu'da yine günlük hayattı. Alıştığımız öbür yerlerde yaşamaktan bir düzlemde pek farklı değildi. Nepal'de ama başka düzlemler de vardı sanki, onlar sahiden başkaydı:

"Mesela Himalayalar. Katmandu şehrinin kuzeyinde bir uçtan bir uca altı, yedi, sekiz bin metrelik dağlar öyle duruyorlar. Bakması öyle mıknatıslı ki insan kendini dağların yüzü suyu hürmetine orda öyle bıraksa, memleketine dönmeyi unutsa şaşmamak lazım. Merhaba ve hoşçakal yerine 'İçindeki tanrıyı selamlarım,' diyoruz, nasılsın yerine de 'Pilavını yedin mi?' diye soruyoruz. İçine tanrıça girmiş küçük bir kız çocuğunun yüzü suyu hürmetine Nepal'in ayakta durduğuna inanıyoruz.

"Ölüm mesela, ağır, karanlık bir yer değil. Bedenimiz tapınak, aile en önemli şey, evlilik kutsal, kocalar Tanrı Vişnu'nun evimizdeki temsilcisi. Annemizle babamız bizim için neyin iyi olduğunu bizden iyi biliyor, eminiz. Yerin altında yaşayan Şahmeran'ı rahatsız etmemek için lavabodan sıcak su da dökmüyoruz.

"Duygularımızı açığa vurmak ayıp, kızgınlık göstermek karakter zayıflığı. Karşımızdakini üzecekse doğruyu söylemek terbiyesizlik, teselli edici yalanlar bulmak erdem. Sokakta etrafımızdakileri hoş görmek üzerine kurulu bir hayat düşünün: Trafikte şoförler burada çok küfredeceğimiz durumlarda kocaman sırıtıyorlar. Sahiden."

İÇİNDEKİLER
Sunuş
Katmandu'da Ev Hali
Lu Wong
Bakire
Buda'nın Doğum Günü
Upahar
Hikâyelerin Sonları
Dikkat Et
İlk Defa Denizi Görmek
Kırmızı
Tanrı Kocalar
Düğün
Kopan Manastırı
Bombay
Şimdi Sabah
Bir Battaniye Bir Yorgan
Bu Dans Eden Ben Miyim?
Günler Böyle Geçiyor
Simit, Peynir
Çocuk Albayın Yıldız Laneti
Demir Çağ
Bugün Bayram
Loktantra Zindabad
Barış İçin Bir İmza Ver
Nepalli Olmak
Maocu Liderler
Yine Bayram
Görmediğin Bir Şey
Düğün Mevsimi Geldi
Delhi'de Işıklarda
Bayram
Benim Bir Arkadaşımdı
Geçen Yılın Ağırlıkları
Paşupati Babalar
Canakpur
Kulak Tanrısı Meczubu
Zaman Kalpsiz Bir Rüzgâr
Kadıkalesi'ndeyim
En Başa Dönüyoruz
OKUMA PARÇASI

Sunuş, s. 11-13.

Zaten ben bir gün bir kitap yazacaktım. İlkokul üçüncü sınıfta, Gizli Yediler'den esinlenerek bir roman yazmaya başlamıştım. Niyeyse bir panayırda geçiyordu; ilk bölümü vardı, orada karakterleri tanıyorduk. Kötü adamın palabıyıkları vardı. Çocukluğumun en mutlu anları, güzel kitabımı yazdığım iki üç gündür. Derken arkadaşım Güney, "Ya bu kitabı senden önce başkası yazmışsa, seni hapse atarlar, hayat boyu orda kalırsın," deyince korkup kitabımı imha ettim.

Sonra 1997 Eylülü ile 2008 Bahar arası Nepal'in başkenti Katmandu'da yaşadım. Başka gerçeklik, bazen başka gezegen gibiydi. Başlarda, meraklı gözüm ve mutlu turist kalbim dolayısıyla, haftada bir, olmayacak ama şefkatli bir şey oluyordu. Katmandu sokakları ve Tibetli lamalar gel beni yaz, diyordu.

Sevgili rahip öğretmenim Jatuk Tulku Taşhi Puntsok, sabahları yedide başlayan dil dersimizde Tibet'te iki gözüyle gördüğü ejderha, yeti, yerin altında yaşayan, altından atlara binen üç metre boyundaki şiptak'tan bahsediyordu. Taşhi-la'nın anlattığı acayip hikâyeleri dinlerken ne düşüneceğimi şaşırıyordum; kendime saklamak olmazdı. Kitap yazacaktık, parasıyla Taşhi-la Amerika'ya, ben Tibet'e gidecektim. Derken araya oğlumun dünyaya gelişi girdi. Aklım başka yere gitti, kitabı unuttum. Hatta eski bilgisayarımla birlikte kaybettim. Taşhi-la rahip cüppesini çıkarıp kendini Amerika'ya attı, hâlâ Amdo'daki manastırı için para biriktirmeye çalışıyor.

Kitabı unuttum ama Nepal'in kesifliği devam etti. Bir gün kranio-sakral öğretmenim, hikâyeler ruhundan taşıyor artık senin, bize anlatıp anlatıp dikkatimizi dağıtma, kitap yaz, hem sakinleşirsin dediğinde, aradan sekiz sene geçmişti.

Nepal'e ilk gittiğimde, birtakım komünist öğretmenler yeraltına inip iç savaşı başlatalı bir sene olmuştu. Katmandu Postası gazetesinin üçüncü sayfasında küçük haberlerde, uzak köylerde Maocu gerillaların yaptıklarından ara sıra bahsediliyordu. Zaman geçtikçe savaş büyüdü, Nepal'i, hayatımızı bir çeşit kuşattı. Ama Nepal hâlâ iyi bir yerdi.

Otuzlu yaşlarımı orada geçirdim, arada meraklı gözümü kaybettim. Günlük hayat Katmandu'da yine günlük hayattı. Alıştığımız öbür yerlerde yaşamaktan bir düzlemde pek farklı değildi. Nepal'de ama başka düzlemler de vardı sanki, onlar sahiden başkaydı:

Himalayalar. Katmandu şehrinin kuzeyinde bir uçtan bir uca altı, yedi, sekiz bin metrelik dağlar öyle duruyorlar. Bakması öyle mıknatıslı ki insan kendini dağların yüzü suyu hürmetine orada öyle bıraksa, memleketine dönmeyi unutsa şaşmamak lazım.

Lamaların kalbimizi zihnimizi temizlemek ve şefkat üzerine dersleri. Sokakta gördüğümüz manastırlardan içeri girip rahiplerin arka sırasında gözümüzü kapatıp oturmak. Orada öyle oturabilmek mümkün olduğu için insan memleketine dönmeyi unutsa şaşmamak lazım.

Biriyle tanışırken, güzel isminiz nedir? diye soruyoruz – Tapaiko subha nam ke ho?

Merhaba ve hoşça kal yerine "İçindeki tanrıyı selamlarım," diyoruz, nasılsın yerine de "Pilavını yedin mi?" diye soruyoruz.

Bedenimizin tapınak olduğundan yola çıkarak, etrafımızdan ziyade içimizi temiz tutmak önemli – yani mesela tükürmeyenler pis.

Ölüm mesela, ağır, karanlık bir yer değil. Din, hayat ve sanat tortop olmuş öyle yaşıyorlar. Yıldızlar ismimize, kiminle ne vakit evleneceğimize karar veriyor.

İçine bir tanrıça girmiş küçük bir kız çocuğunun yüzü suyu hürmetine Nepal'in ayakta durduğuna inanıyoruz. Katmandu'nun yerlileri öyle inanıyorlar en azından.

Sabahları beşte kalkıyoruz, ziyaretler ve telefonlar altı-yedi civarında gerçekleşiyor. Misafirlerle otururken hep karşılıklı konuşmak durumunda değiliz, uzun suskunluklar normal. Sabah yedide evinize gelip oturan misafirin gördüğü bir gazeteyi kitabı karıştırmaya başlaması da normal misafir davranışı.

Telefonların yanlış düşmesi normal olduğu için, birini aradığımızda "Alo" yerine "Nereye düştü?" diye soruyoruz – Kaha pareyo? Aradığımız şahıs yaşadığı mahallenin adını söylüyor. Yanlış düşmüşse çat diye kapatıyoruz, karşımızdaki zaten bizden özür beklemiyor.

Çiçeklerin sahibi yok. Bahçenizdeki çiçekleri, tapınağa gitmekte olan birileri gelip koparabilir. Çiçekler çünkü Nepal'de tanrılara sunmak için varlar, bize değil tanrılara aitler.

Duygularımızı açığa vurmak ayıp, kızgınlık göstermek karakter zayıflığı. Karşımızdakini üzecekse doğruyu söylemek terbiyesizlik, teselli edici yalanlar bulmak erdem. Hata yapan birine onun adına utandığımızı göstererek dayanışmak için gülüyoruz.

Sokakta etrafımızdakileri hoş görmek üzerine kurulu bir hayat düşünün: Olmayacak bir şey yapan birine sinirlenmek yerine gülüveriyoruz. Trafikte şoförler burada çok küfredeceğimiz durumlarda kocaman sırıtıyorlar. Sahiden.

Sevgili okuyucu, size en azından elinizde kitabım varken bu ruh halini diliyorum.

Kadıkalesi, 2008

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Behzat Miser, “Nepal'in yerlisi gibi”, Radikal Kitap Eki, 28 Mayıs 2010

Himalayalar veya Everest denildiğinde aklınıza gelen nedir? Elbette Nepal değil mi? Nepal’i Nepal yapan bu dağlardır bir anlamda. Himalayalar veya Everest’le ilgili eminiz birçok kitap hatmettiniz, hatta Nepal’deki yaşamla ilgili de... Ancak, orada on bir yıl kalıp kitap yazan Elif Köksal’ı okumasak, Nepal’deki birçok ortak noktamız olduğunu, Maocuların kralı devirdiğinde olanların ayırtına bile varmayacağız belki de.

Hiç unutmuyorum, on yedi- on sekiz yaşlarındaydım. Rock müzikle yeni yeni tanışmış, 68 kuşağı ağabeylerden o dönem yaşadıklarını, dünya görüşlerini dinleyerek bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Birgün Yüksel Caddesi’nde uzun saçlı, hiç de moda olmayan İspanyol paça pantolonu, çiçekli gömleği, takıları ve kemik gözlüğü ile komik görünüşlü bir hippi ile karşılaştım. Bana bir adres sordu ve kısa bir süre sohbet ettik. Anlattığına göre, uzun yolculuklardan sonra Katmandu’dan geldiği Ankara’da bir arkadaşını görmek istiyormuş. Bana Katmandu’yu, Nepal’i, Everest’i, Everest’e tırmanmak için gelenleri. O kısa zaman diliminde anlattı. Ve ben de, ‘seyahat virüsü’nü ilk kez o gün kaptım. Her ne kadar Nepal veya Katmandu’ya gidemesem de, seyahat tutkumu Türkiye’de giderdim, gidermeye çalışıyorum.

Kraniosakral Terapisti Elif Köksal, 1997-2008 yılları arasında yaşadığı Katmandu’daki yaşadıklarını, deneyimlerini ve gözlemlerini Katmandu’da Ev Hali adlı kitapta biz okurla paylaşıyor. Köksal, Nepal’de turistliğinden öylesine sıyrılmış, öylesine yerlisi olmuş ki, başkent Katmandu’nun iki köy ötede oturan Tanrıça’yı görmeye bile gitmiyor. Himalayalar’ın, Dünya’nın çatısı Everest’in, tapınakların, tanrıların kuşattığı bu mistik şehrin renkli kültürünü, ilginç ritüellerini ve hatta tarihini okurla paylaşan yazar, ‘ne yapayım’ diye sormak için rinpoçhelere gittiğini, sokakta tanıştığı iki genci intihardan vazgeçirdiğini, orada bir oğlu olduğunu, çocuk tanrıçaların ülkeyi koruduğuna inandığını anlatıyor okura. Kısaca Nepal’ın mistik yaşamından kesitler sunuyor.

Ölüm iyi bir şey

Köksal’ın kitabında “Triçen Rinpoçe 22 Ocak günü bir çeşit öldü. Kalbinin durduğunu gazetede okuyunca arkadaşımı aradım. Bağrımız yanıyor ama bedeni çok eskimişti, yenisini edinme vakti geldiydi, dedi...” diye anlattığı Katmandu’da insanların ölüm, beklemediğimiz, yakınımıza geldiğinde çok şaşırdığımız, elimizi kolumuzu bağlayan karanlık, kötü bir şey olarak karşılanmadığını, ‘ana kucağı’na geri dönüş olduğunu öğreniyor.

Kitapta beni en etkileyen bölümlerden biri, Nepal’de kızgınlık göstermenin, kızmanın veya sinirlenmenin ayıplanması oldu. Özellikle şehir yaşamında sinirlerin gerildiği bir ortamda, böyle bir şeyi okumak ilginç geldi.

Kitap, Katmandu hakkında birçok özelliği bize öğretmesinin yanı sıra, kralın devrilişi ve Mao’cuların yönetime gelmesini de anlatıyor. Nepal iç savaşında orada bulunan Elif Köksal, şöyle anlatıyor:

“1997-2008 arası Nepal’in başkenti Katmandu’da yaşadım. Dünyanın tek Hindu krallığının son on yılına, Nepal’in iç savaşına denk geldim. Sonunda Maocu gerillalar Kral’ı devirdi. Yeni cumhuriyetin ilk yıllarını gördüm. Nepal’e ilk gittiğimde, birtakım komünist öğretmenler yeraltına inip iç savaşı başlatalı bir sene olmuştu. Katmandu Postası gazetesinin üçüncü sayfasında küçük haberlerde, uzak köylerde Maocu gerillaların yaptıklarından ara sıra bahsediliyordu. Zaman geçtikçe savaş büyüdü, Nepal’i, hayatımızı bir çeşit kuşattı.”

Türkiye’den gidesim vardı

Yazar, internette yayımlanan bir röportajında, 1993’da yaşanan Sivas kıyımı sonrasında çok üzüldüğünü anlatarak, şöyle devam ediyor: “Türkiye’den gidesim vardı. Sokaklarında dolaşırken etraftakilerin ne konuştuğunu anlamayacağım bir ülkede olmayı hayal ediyordum. O vakitler üzücü gibi görünen bir vesileyle, köpeğimiz çok havlayınca evden kovulduğumuz için, yeni ev tutacak paramız olmadığı için, her şeyi satıp yurtdışına çıktık. Asya’da bir sene sırt çantasıyla dolaştık. Sonra Bangkok’ta iki buçuk sene öğretmenlik yaptık. İstanbul’dan da büyük bir şehir olan Bangkok’tan sonra küçük bir yerde yaşamak lazım geldi. Hayırlı bir yanlışlıkla gittiğim Katmandu o sıralar küçük ve mükemmel bir yerdi, savaş daha çok yeni başlamıştı, gözle görünmüyordu. Orada kalmak istedim. İki seneliğine gitmiştik, öğretmenlik kontratlarımız bitince başka yerde olmak istemedik; fakirlerle çalışan sivil toplum örgütleri elemanlarına dersler veren bir vakıf kurup yerleştik.”

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.