Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-169-0
11x18 cm, 210 s.
BASKISI YOK
BASILACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Frederik Pohl diğer kitapları
Uzay Tacirleri, 1996
Pısırıklar Çağı, 1998
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hukuk Gladyatörü
Özgün adı: Gladiator-at-Law
Çeviri: Nazlı Korkut
Yayın Yönetmeni: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kapak İllüstrasyonu: Tim White
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Mücellit Fatih Mücellit
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 1997

Borsa mı daha acımasız bir savaş alanı, gladyatör oyunları mı? Bunu, ikisini de deneyenlere sormak gerek...

Pek yetenekli olmayan genç bir avukat, duyma özürlü bir prodüktör eskisi, beyni yıkanmış genç bir varis ve onun ters, erkeksi ablası, yaşlı ve uyuşturucu müptelası bir avukatla birleşip dünyanın en büyük tekellerine meydan okumaya kalkarlarsa ne olur?

Mahkeme salonundan borsaya, gençlik çetelerinin cirit attığı kenar mahallelerden dev şirketlerin gökdelenlerine uzanan, arada yakın gelecekteki gladyatör oyunlarının sergilendiği Arena'ya da uğramayı ihmal etmeyen bir macera. Hukuk Gladyatörü'nü okuduktan sonra, bir konut kooperatifine girmeye karar vermeden önce bir kez daha düşünmeniz gerekecek.

OKUMA PARÇASI

Açılış bölümü, s. 5-12

Sanık her haliyle "Yapısal Psikopat Durumu" sergileyen soluk benizli, sansar yüzlü biriydi. John Marshall Hukuk Fakültesi mezunu Charles Mundin'in yüzüne haykırdı:

"Avukat, beni buradan çıkartmalısınız! Daha önce de iki kere yargılandım; bu sefer beynimi yıkayacaklar!"

Mundin yüzünü buruşturarak ilk müşterisini süzdü. "Suçunu kabul etmeyeceksin, öyle mi?" diye sordu yeniden, umutsuzca. Mahkeme tarafından bu davaya bakması için atanmıştı ve şu anda mahkemenin ona nasıl böyle pis bir oyun oynadığını düşünüyordu. Adamın suçu A tipiydi, Monmouth Stadyumu'ndaki bilet gişesinden para kutusunu aşırmıştı. İşi becerme tarzı daha önceki iki suçuyla pek uyuşuyordu. Suç ortağı olduğu iddia edilen kişi, yani gişedeki biletçiyi işin bitmesi için gerekli olan beş dakika boyunca meşgul eden adam, savcıyla yaptığı pazarlık sonucunda tanık sandalyesine oturmaya razı olmuştu. Ve bu herif hâlâ suçunu kabul etmemekte direniyordu.

Mundin bir kez daha denedi. "Bak, o kadar da kötü olmayacak. Sadece bir hastanede birkaç gün geçireceksin. Neredeyse canın hiç yanmayacak. Bak laf olsun diye söylemiyorum. Kendi gözlerimle gördüm, okulda birinci sınıftayken oraya götürmüşlerdi..."

Adam bağırdı: "Avukat, hâlâ anlamıyorsun. Aman yarabbim! Eğer beynimi yıkarlarsa çalışmak zorunda kalacağım."

Mundin omuz silkti. "Avukatının tavsiyesine uymuyorsun. Gene de elimden geleni yapacağım."

Ama dava birkaç dakika içinde sona erdi. Mundin suç ortağı kişinin tanıklığına itiraz ederek durumun düzeltilebilir bir hata olduğunu ifade etmeye çalıştı. Umutsuzca da olsa, koşullandırma cezasını hak eden bir suç söz konusu olunca, tanığın ahlaki niteliği yüzünden verdiği ifadenin kabul edilemez olduğunu iddia etti. Harvard Hukuk Fakültesi'nin yüksek rütbelilerinden biri olan savcı, koşullandırma cezasını hak eden suç durumunun özünde eylem gerçeğinin değil sanığın niyetinin bulunduğunu ve bunun da suç ortağının ifadesiyle ispatlanmış olduğunu söyleyerek Mundin'i alaşağı ediverdi. Bir çırpıda bu duruma benzer örnekler sıraladı.

Yargıcın bakışları anlamsızlaştı ve uzaklaştı. Parmaklığın arkasındakiler, yargıcın büyük bir itinayla işlenmiş peruğunun altında saklı duran kulaklık yardımıyla vızıltı gibi kulaklarına dolan seslerden, örneklerin onaylandığını duyabildiler. Yargıç başını öne eğdi ve Mundin'e bakarak konuştu: "İtirazınız geçersiz bulundu. Devam edin."

Mundin yeniden itiraz etme gereği bile duymadı.

Savcılık iddianameyi bitirdi. Mundin ayağa kalktı, boğazını temizledi. "Mahkemenin yüksek izniyle," diyerek konuşmaya başladı. Yargıç hiçbir şey için mahkemenin yüksek izninin alınamayacağını anlatan bir bakışla karşılık verdi. Mundin jüri kutusuna döndü: "Savunma makamı kuvvetli deliller sunulmadığını göz önünde bulundurarak tanık göstermiyor." Bu, Harvard'lının jüriye önceki iki mahkûmiyetten bahsetmesini engellemek anlamına geliyordu. "Savunma makamının şimdilik söyleyeceği bir şey yok."

Harvard Hukuk'tan olan savcı buz gibi bir gülümsemeyle, sanığın sapına kadar suçlu olduğunu gösteren zehir zemberek üç kıyastan oluşan otuz dakikalık bir özet sundu.

Mahkeme kâtibinin parmakları şifreli şeridin üzerinde hızla hareket ediyordu ve tam Mundin ayağa kalktığı sırada, beklenen bir şekilde havada hazır durumuna geçti.

"Mahkemenin yüksek izniyle," dedi Mundin. Gene o bakış. "Müvekkilim talihsiz bir insan. Yıkılmış bir evin ve Bokkent'in hendeklerinin bir ürünü, adalet her yurttaş gibi onun da hakkı. Fakat bu şartlarda belirtmem gereken şey adaletin sonuçlarının ancak merhametle birlikte bir işe yarayabileceğidir."

Yargıç da, savcı da açık açık gülmeye başlamışlardı. Küçük düşmenin böylesi! Mundin kâtibin kodlama makinesinden çıkan sarı rulo şeridi okuyabilmek için boynunu uzattı. Eğer yeterince basitse jüri kutusunun kodunu şöyle ya da böyle okuyabilirdi.

Özetin şifreli kopyası yeterince açıktı. Şeritte şöyle yazıyordu:

O-O...O-O...O-O...

"Savunma makamının ekleyeceği bir şey yok," diye mırıldandı Mundin ve adamının ümitsiz fısıltısını duymazdan gelerek sandalyesine yığıldı.

Yargıç, "Sayın Kâtip, davayı jüri kutusuna sununuz lütfen," dedi. Kâtip seri biçimde iki şeride de gerekli bilgileri geçirdi. Jüri kutusu ses çıkardı ve ışığı yanıp söndü. Tabii bunlardan birine herhangi bir anlam verebilirse! Mundin orada duran kocaman mühre bakarak düşündü bunu. Ya da o allahın belası kâtiplerden birine o şeridi kestirebilirse – yo, bu da anlamsız bir şey olurdu. Bu kâtipler de beyinlerinin yıkanmasını gönüllü olarak istemişlerdi çünkü. Tıpkı eski zamanlarda gönüllü olarak hadım edilen haremağaları gibi. Güvenli bir yaşam için insan olmaktan vazgeçenler gibi.

Kırmızı pencerede ışık yandı: SUÇLU BULUNDU.

"Çalışacağım!" diye mırıldandı adam, gözleri hortlak görmüş gibiydi.

Yargıç peruğunu toparlarken kulaklığının birazı da görünmüştü. "Mübaşir Bey, suçluyu götürün. Ceza yarın saat on birden itibaren geçerli olacaktır. Celse sona ermiştir."

Sanık inledi: "Bu iğrenç makinelerden nefret ediyorum. İnsanlardan oluşan bir jüri bulunamaz mıydı, ya da belki böyle bir karar alınamaz mı..."

Mundin bıkkın bir şekilde yanıtladı: "İnsanlardan oluşan bir jüri seni çarmıha gererdi. Ne diye gidip Stadyum'dan çaldın ki? Neden Kilise'den ya da yargıcın kumbarası gibi daha güvenilir bir yerden çalmadın? Yarın görüşürüz." Sırtını adama döndü ve savcının yanına gitti.

"İyi denemeydi, genç adam." Asilzade buz gibi bir edayla gülümsedi. "Ama her zaman kazanamayız, değil mi?"

Mundin sinirlenmişti: "Madem bu kadar zekisin neden şirket avukatı olamıyorsun?" Sonra da mahkeme salonundan çıktı.

Verdiği cevaptan pişman olduğunda çoktan caddeye varmıştı. Gerçi Harvardlı'nın yüzü kendisini mutlu edecek şekilde bozulmuştu ama attığı laf da başka bir O-O idi. Peki, neden? Elbette Mundin'in kendisi de şirket avukatı olamadığı için. O, kuşaktan kuşağa geçen dev şirket hukuku işlerinden birine sahip değildi ve asla da olamayacaktı. Harvard Hukuk Fakültesi'nde hafızlamış olmak bile insana kolayca Root, Lincoln, Dulles veya Choate ailelerinde doğmak gibi bir avantaj sağlamıyordu. Büyük yapılanmalar, davalı malların idare edilmesi ve hisse senedi meseleleri ne bu savcı ne de Charles Mundin için geçerli olabilirdi. Şirketlerin birbirleriyle birleşmesi ve koruyucu komiteler de onları ilgilendiremezdi. İnsan yargıçlar, insan jüriler, insan vekiller ve insanların oluşturduğu komisyonlar önünde dava açıldığında su yerine altın akıtan musluklar da onlar için değildi. Onlar için geçerli olabilecek tek şey jüri kutusu ve ceza hukukunun önemsiz ayrıntılarıydı.

Monmouth'un sıcaktan kızışmış, iç bayıltıcı caddelerinde on beş dakikalık bir yürüyüşle bürosuna ulaştı. Gözleri binanın kapısındaki küçük ilana takılınca bir an için içi hop etti. Neyse ki kira işi ile ilgilenen acentalar özür dileyerek hiç boş yer olmadığını söylüyorlardı. Mundin en azından kendi bürosu söz konusu olduğu sürece bu durumun sürmesini diledi.

Bir asansöre binip "On altıncı kat," dedi. İlk müvekkili olan şu adamı düşünüyordu. En azından bir ücret almalıydı: Bu türden davalarda bir ücret alınırdı. Adam artık çalamayacağını anladığında dehşete düşmüş olmalıydı. Belki de Avukat Mundin'in kendisi daha akıllı davranıp Monmouth Stadyumu'ndaki o bilet penceresine yukarıdaki duvardan bir kanca ve ip sallandırıp...

Ya da belki gerçekten büyük bir ümitsizliğe kapılıp Büyük Gün Gösterileri'nde kendini yarışmacılardan biri olarak bulabilirdi.

Posta kutusu boştu, ama garantili ve tam otomatik Yirmi Dört Saat Hizmet Veren Telesekreter –hâlâ taksitlerini ödüyordu– dikkatini çekecek şekilde yanıp sönüyordu. Gene kiralama acenteleri mi yoksa diye düşündü. Ya da hukuk ansiklopedileri satıcılarından mı? Belki de bir müşteridir? "Konuş bakalım," dedi.

Makine o mükemmel sesiyle konuşmaya başladı. "Telefon, saat 12.05. Bay Mundin dışarıdalar hanımefendi. Bir mesajınız varsa almaya hazırım."

Cevap veren, İlçe Komitesi Başkanı ve küçük kıyakların dağıtıtıcısı Del Dworcas'in sesiydi: "Sen kim oluyorsun da bana hanımefendi diyorsun, kızım?"

Telesekreter: "Gı-gı-gı-oooh. Efendim."

Dworcas öfkeli bir sesle konuştu: "Ne diyorsun?.. Ha, şu lanet olası aletlerden bu. Peki, dinle Charlie, eğer bu mesajı alabiliyorsan tabii. Sana birini yolluyorum. Adı Bligh. Ona adam gibi davran. Ve beni ara. Seninle bir şeyler konuşmak istiyorum. Ve eğer müşteri kaybetmek istemiyorsan şu aptal makineni düzelt."

Telesekreter bir süre sonra "Mesajınız bitti mi hanımefendi?" diye sordu.

Dworcas yanıtladı: "Mesajının canı cehennneme, evet. Bana hanımefendi demekten de vazgeç."

Telesekreter gene o anlamsız sesleri çıkardı ve bir kapanma sesi duyuldu.

Oh, harika, diye düşündü, Mundin. Dworcas'i de kızdırmıştı ve bu konuda yapabileceği bir şey yoktu. Telesekreterin cinsleri birbirine karıştırması servisle imzalanan kontratta görünmüyordu.

Ve Dworcas, yetenekli genç avukatlara sandık müşahitliği görevi veren İlçe Komitesi'nin başkanıydı.

Mundin Dworcas'e ve kendisini bu telesekreteri almaya ikna eden satıcılara küfrederken posta tüpünde bir hareketlenme oldu. Çabucak tüpün içinden mektubu aldı ama gönderenin kim olduğunu görünce mektubu açmadan bir tarafa bıraktı. Burs Yatırımcıları İcra Birliği'nin ona söyleyebileceği ilginç ne olabilirdi ki; onlara borcu olduğunu biliyordu ve onlar sayesinde aldığı hukuk kurslarından da ona bu parayı ödetmek için ciddi bir tedbir alamayacaklarını gayet iyi öğrenmişti.

Bu durumda şu Bligh denen adam ya da şerifin bürosundan herhangi biri gelene dek yapılabilecek bir şey yoktu. Haydi bir avukatın yaşamı için kadeh kaldıralım, makineler kadar zeki olmadığı şüphesiyle dırdır eden ve onlarla gevezelik yapan bir avukat için.

Yirmi Dört Saat Hizmet Veren Telesekreter konuşmaya başladı: "Arayan bay ya da bayan olabilir. Gı-gı-gıg. Yardımcı olamıyorum. Üzgünüm." Mundin makineye sertçe bir tekme savurdu. Makine geğirdi ve tekrar konuştu: "Dışarıda bir beyefendi var, Bayan Mundin."

"İçeri gelsenize!" diye bağırdı Mundin, sonra kendini toparladı. "Şey, afedersiniz. Siz Bay Bligh mısınız?"

Adam gözlerini kırpıştırarak baktı ve tedbirli bir tavırla içeri girdi. Etrafını şöyle bir süzüp kendine bir sandalye seçti. Mundin, adamın işitme cihazı kullandığını fark etti; belki de başını bir parça yana doğru tutmasının nedeni buydu.

"Evet, doğru. Ben Norvell Bligh. Ben, ee... Bay Dworcas'den bana birinci sınıf bir avukat önermesini istemiştim; o da sizin adınızı verdi."

Mundin mesafeli bir ses tonuyla sordu. "Sizin için ne yapabilirim?"

"Şey..." Bligh'ın gözleri sinirli bir şekilde odada geziniyordu. "Karım – yani şey, ben evlat edinme konusunda bazı bilgiler edinmek istiyorum. Bir üvey kızım var, karımın ilk evliliğinden, anlarsınız – şey, karım onu evlat edinmemiz gerektiğini düşünüyor.

Sevgili dost Del Dworcas, diye düşündü Mundin canı sıkılarak. Benim Ceza Hukuku Barosu'na bağlı çalıştığımı gayet iyi bilir ve gene de kendi bildiğini okur. Konuşmaya başladı: "Özür dilerim Bay Bligh. Ne yazık ki size yardım edemem. Bu işle ilgilenmesi için bir medeni hukuk avukatı bulmanız gerekiyor."

Bligh işitme cihazının kontrol düğmesine dokundu. "Efendim?"

"Diyorum ki," diye tekrarladı Mundin sözcükleri tek tek söyleyerek, "ben-bunu-yapa-mam."

"A, evet bunu biliyorum," diye yanıtladı Bligh. "Bay Dworcas de böyle dedi. Ama medeni hukuk avukatlarının böyle bir iş için çok fazla isteyeceklerini ama sizin... Yani onun arkadaşıymışsınız ve ben de onun kardeşinin dostuyum, bu iş arkadaşlığa dayanarak yapılabilirmiş. Tek bilmek istediğim ne yapmam gerektiği. Bence mahkemede bir avukata ihtiyacım olmayacaktır. Sizce de öyle değil mi?"

Mundin umutla adamın söylediklerini kafasında çevirdi. "Hımm, belki de gerekmez." Bu hiç şüphesiz kuşkulu bir durumdu, Dworcas de onu böyle bir işe bulaştırdığı için ufak bir teşekkürü hak ediyordu doğrusu. Gene de durum yalnızca bir öneri ya da bilgi almayı gerektiriyordu allahtan, şirket avukatı çocuklar henüz bunun önünü kesememişlerdi.

Mundin, geriye doğru yaslanarak Bligh'ı süzdü. Belki gördüğü en etkileyici tip değildi ama iyi giyinmişti ve kesinlikle bedavacıya benzemiyordu. Büyük bir ihtimalle sözleşmeli bir çalışandı, ayda bir maaş alan, G.M.L. Evleri'nde oturan, karısının ciddi boyutlardaki dırdırından bunalmış bir adam. Mundin, "Bana hikâyeyi anlatın," diye söze girişti. "Öncelikle, ne kadar?" Bu, mahkemenin çocuğa bakılabileceğine ikna olması için ne kadar kazanıyorsun anlamına geliyordu.

"Şey, ona yaklaşık üç yıldan beri bakıyorum. Afedersiniz Bay Mundin, ama bu konuyu kısa kesebilir miyiz? Şu anda öğle tatilindeyim ve Bay Candella bu konuda oldukça hassastır."

"Elbette, anlıyorum. Bana sadece gerekli bilgiyi verin. Kızın yaşı, babasının nerede olduğu, falan filan."

Bligh tereddütle öksürdü. "Adım Norvell Bligh. Daha çok Büyük Gün Gösterileri ile ilgili satın alma konusunda Genel Eğlence Şirketi adına yardımcı prodüktör olarak çalışıyorum. Karımın adı Virginia. Benden önce Tony Elliston adlı biriyle evliymiş. Onlar... ee... pek iyi anlaşamamışlar. Bu dönem karım için oldukça zor bir deneyim olmuş. Alexandra adında bir kız çocuk doğurmuş. Virginia ve kocası boşanmışlar ama anladığım kadarıyla adam artık yaşamıyor. Neyse, sonuçta kızının velayeti tamamen karımda. Belgeleri burada. Alexandra şu anda on yaşında. Bu kadar bilgi yeterli mi?"

Mundin önündeki kâğıda hızla bir şeyler yazıyordu –sadece öylesine karalamalardı bunlar tabii, çünkü Yirmi Dört Saat Hizmet Veren Telesekreter her şeyi anında kaydetmekteydi. Tekrar düşününce belki de böyle bir tavır almaması gerektiğini hissetti. "Şimdilik bu kadar yeter," dedi. "Avukat arkadaşlarımdan biriyle bu konuyu tartışmalıyım. Eğer tekrar gelebilirseniz cuma aynı saat bence uygun. Ne dersiniz?"

Bligh gider gitmez Yirmi Dört Saat Hizmet Veren Telesekreter kulağı tırmalar şekilde sesler çıkararak konuşmaya başladı: "Alındı mesajı bekletiliyor. Ov-uuuuu. Bayan Mundin şehir dışındalar."

Mundin telesekreteri kapattı.

Bir günde iki müşteri diye düşündü, merakla. Her şey mümkün. Belki de bundan sonra, fabrikadan telesekreteri geri almalarına engel olabilir, o burs veren adamların maaşına haciz koymalarına ve ev sahibinin yolun ortasında onu şöyle bir silkelemesine boyun eğmeyebilirdi.

Tabii belki.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.