Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-193-5
11x18 cm, 168 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Frederik Pohl diğer kitapları
Uzay Tacirleri, 1996
Hukuk Gladyatörü, 1997
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Pısırıklar Çağı
Özgün adı: The Age of Pussyfoot
Çeviri: Mehmet Moralı
Yayın Yönetmeni: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kapak İllüstrasyonu: Tim White
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Mücellit Sistem Mücellithanesi
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 1998

Bir yangında kahramanlık yapmaya kalkışan çağdaşımız Forrester, duman ve ateş soluyarak ölmüştü. Cesedini dondurup sakladılar ve beş yüz yıl sonra yeniden canlandırdılar. Yeniden doğmak güzel bir şeydi mutlaka, ama milyonlarca insanın yeniden diriltilmek için sırasını beklediği, savaş meraklısı Siriuslular'ın Dünya'ya saldırmak için fırsat kolladığı bir çağda, ciddi uyum sorunları da olabilirdi insanın. Özellikle "ölüm korkusu" üzerine kurulu bir uygarlıkta ölüp, bildiğimiz anlamda "ölüm"ün olmadığı bir uygarlıkta uyanıyorsanız...

Sıvı helyum ısısında kimya durur. Bu gerçeğe ve mantıklı bir varsayıma dayanılarak yirminci yüzyılın en büyük endüstrisi doğmuştu.

Mantıklı varsayım şuydu: Tıp geçmiş yıllardaki mucizevi ilerlemesine gelecekte de devam edecek ve günün birinde, ölüm nedeni ne olursa olsun, bunun tedavisi, telafisi veya tamiri yolu bulunacak veya hiç olmazsa hayatın fazla etkilenmeden sürdürülmesi sağlanacaktı (tabii dondurmanın etkilerinin giderilmesinin yöntemi de buna dahildi). Önemli olan nokta dondurma işleminin zamanı durdurmasıydı.

Ve sanayi de Ölümsüzlük A.Ş.'ydi.

OKUMA PARÇASI

Açılış bölümü, s. 5-9

Odadaki –yoksa orası bir park mıydı?– herkesin üzerinde ışık değişik biçimlerde renkler yansıtıyordu. İncecik bir elbise giymiş olan kızın bir an için parıldayan pembe gözleri vardı, hemen sonrasında gümüşi saçlardan bir haresi oluştu. Forrester' ın yanındaki adamın teni altın rengiydi ve yüzüne maske gibi bir gölge düşüyordu. Dalga dalga belirsiz birtakım kokular –adaçayı, hemen arkasından gül goncası– uçuşuyordu. Derinden ama berrak bir müziğin nağmeleri ara ara duyuluyordu.

"Zenginim!" diye haykırdı, "üstelik hayattayım!"

Kimse ilgilenmemişti sanki. Forrester, Hara'nın önerdiği renksiz üzümden bir tane kopardı, doğruldu, ince elbiseli kıza hafifçe bir şaplak attı, sallanarak havuzda çıplak bir karmaşa halinde eğlenen gruba yaklaştı. Yeni âdetleri öğrendiği ve eski, lüzumsuz bilgilerden kurtulduğu canlandırma sonrası eğitimine rağmen Forrester o eski âdetinden vazgeçememiş olduğu için, çıplaklığa ilgi duyuyordu.

"İşte zengin adam, Forrester!" diye haykırdı birisi. Forrester gülümseyip el salladı. "Hadi ona bir şarkı söyleyelim," dedi kızlardan biri. Ve hep bir ağızdan şarkıya başlayıp ona sular sıçrattılar:

Ah, o öldü de öldü de öldü
(Faş!)

Ve bağırdı da bağırdı da bağırdı
(Faş!)

Öfkesi ve dehşetiyle âlimleri şaşırttı,

Ve onun çeyrek milyon doları var!

Forrester!
(Faş! faş!)

Forrester gayri ihtiyari başını salladı ve kendini bıraktı. Ilık, kokulu suyla onu ıslattılar. Çıplak vücutlarına bakıp sırıtarak "Eğlenin, eğlenin!" diye haykırdı. Yanık veya beyaz, diri veya yumuşak, her vücut güzeldi. Boynu ve belindeki çıtçıtları açıp elbisesini çıkartsa ve onlara katılsa aldırmayacaklarını biliyordu. Ama aynı zamanda kendi vücudunun o Adonisler' le karşılaştırılamayacağını ve diri göğüslü o Venüsler'i kesinlikle etkileyemeyeceğini de biliyordu, bu yüzden havuzun kenarında kaldı. "İçin ve mutlu olun, çünkü biz dün öldük," dedi ve onlara hazvericisiyle kokular püskürttü. Onlar kadar güzel olmaması Forrester'ı üzmüyordu, en azından şimdilik. Mutluydu. Hiçbir şey onu endişelendirmiyordu; ne tasa, ne bezginlik ne de korku. Vicdanı da onu rahatsız etmiyordu; çünkü zaman yitirmesine rağmen buna bile hakkı olduğunu düşünüyordu.

Hara zaten öyle demişti. "Gevşe," demişti Hara. "Ortama alış. Yavaş ol, çok uzun süre ölü kaldın."

Forrester onun önerilerine uymaktan fazlasıyla memnundu. Sabaha olaylara daha ciddi yaklaşacaktı. Sabaha bu yeni dünyaya çıkacak ve kendine bir yer bulmaya çalışacaktı. Elinde olmayan bir gururla, bunu ihtiyaçtan değil –tamam çeyrek milyon doları vardı– ama asıl doğru olan bu olduğu için, mutluluğu hak etmek için çalışması gerektiğine inandığı için yapacağını düşünüyordu. İyi bir yurttaş olacaktı.

Sırf denemek için kızlardan birine müstehcen bir öneri haykırdı (aslında Hara ona bu devirde konuşmaların müstehcenlik içermediğini söylemişti). Cevap olarak, kız ona çekici bir işaret yaptı, Forrester bunu müstehcen bir cevap olarak yorumlamaya zorladı kendini; kızın yanındaki erkek ise tembelce hazvericisini Forrester'a doğrultup onu aniden cinsel bir heyecana sürükleyen, hemen sonrasında doygunluk ve anlık bir yorgunluğa iten bir koku sıktı.

Ne güzel bir yaşam biçimi, diye düşündü Forrester. Döndü ve şarkının devamını dinleyerek oradan uzaklaştı:

Ve o uyudu da uyudu da uyudu,

Ve o ağladı da ağladı da ağladı–

Bizi lanetliyor mu yoksa kıyamete mi sürüklüyor?

Bu arada, acaba o insan mı?

Forrester!

Fakat onu ıslatamayacakları kadar uzaklaşmıştı. Bu arada konuşmak istediği birisini gördü.

Bir kızdı bu. Daha yeni gelmişti ve görece ayıktı. Yalnızdı. Üstelik Forrester kadar uzun boylu bile değildi.

Bu bir bakıma Hara'nın partisi olduğu için, isterse onları tanıştıracağını biliyordu. Fakat o an için Hara'yı göremedi. Hara'ya ihtiyacım da yok, diye düşündü. Kıza doğru ilerledi ve koluna dokundu.

"Ben Charles D. Forrester," dedi. "Beş yüz doksan altı yaşındayım. Çeyrek milyon dolarım var. Bu, donuk uykudan çıkışımın ilk günü, oturup benimle biraz konuşur, beni öperseniz memnun olurum."

Kız onun elini tutup "Elbette," dedi. "Gel şu menekşelerin üzerine uzanalım. Hazvericime dikkat et, özel bir şeyle doldurulmuştur."

Yarım saat kadar sonra Hara geldi ve onları sırtüstü uzanmış, kolları birbirlerinin altında ve baş başa vermiş durumda buldu.

Forrester onu hemen fark etmişti, ama kızla konuşmaya devam etti. Başlarının üzerindeki bir daldan renksiz, berrak üzümleri koparıp yemekle meşguldüler. Rahatlatıcı meyve, içinde bulunduğu ortam ve ona hâkim olan kendini iyi hissetme duygusu, onu toplumsal yükümlülüklerinden kopartmıştı. Nasıl olsa Hara onu anlar ve affeder diye düşündü. Kıza "Ona aldırma tatlım," dedi. "Verici olarak anlaşma yapmamamı söylüyordun."

"Veya av olarak. Birçok çaylak bu tuzağa düşer, çünkü parası iyidir. Fakat sana öyle davranırlar ki, uzun vadede zarar edeceğini göremezsin."

Forrester, "Bu çok ilginç," dedi, içini çekti ve başka taraflara baktı. Hara'yı selamlayıp "Biliyor musun Hara?" dedi. "Engel oluyorsun."

Hara, "Sen de sarhoş oluyorsun," diye cevap verdi. "Selam Tip. İyi eğleniyormuş gibisiniz."

"O çok tatlı," diye cevapladı kız. "Elbette sen de çok tatlısın Tip. Şampanya zamanı geldi mi?"

"Geçti bile. Yanınıza bu yüzden geldim. Bu şampanyayı bulmak için bir sürü zorluğa katlandım, onun için Forrester kalkıp birazını içse de nasıl içildiğini biz de görsek."

"Şişeyi eğip şampanyayı döküyorsun," dedi Forrester.

Hara ona daha dikkatlice bakıp hazvericisine el attı. "Sana söylediklerimden hiçbirini mi hatırlamıyorsun?" diyerek, Forrester'a bir an için canlandırıcı gibi gelen ama sarsmayan, buz gibi bir şey sıktı. "Bu akşam fazla sarhoş olma, biraz alışmaya bak. Sakın ölmüş olduğunu unutma. Sana söylediklerimi yap, olur mu? Şimdi şu şampanya denilen şeye bakalım."

Forrester uslu bir çocuk gibi yerinden kalktı, kızın koluna girip, servis masalarına doğru ilerleyen Hara'yı takip etti. Kızın kabarık bir taç gibi, soluk renkli saçları vardı ve ışık oyunları, aralarında ateşböcekleri uçuşuyormuş hissi uyandırıyordu.

Forrester bir zamanlar evleneceği Dorothy'yi tekrar görmesi durumunda böyle şeylerden vazgeçmesi gerekeceğini düşündü. Fakat, hiç olmazsa şimdilik, bu çok zevkli ve güven vericiydi. Kolunu güzel bir kızın beline dolamışken daha doksan gün önce vücudunun, kalbi ve beyni durmuş, akciğerleri tahrip olmuş bir durumda ve çok düşük ısıda bir kristal olarak sıvı helyum ortamında yattığını düşünmek çok zordu.

Şampanyanın mantarını ustaca patlattı, kadehini kaldırdı ve içti. Markasını evvelce hiç görmemişti, ama şampanyaydı işte. Hara'nın isteği üzerine, alkışlar arasında "İngiltere'nin Piç Kralı"ndan dizeleri haykırarak okudu ve gene sendelemeye başladığını fark etmesine rağmen kimsenin onu ayıltmasına izin vermedi. "Sizi çürümüş otlar," dedi dostça, "o kadar çok şey bilmenize rağmen sarhoş olmasını bilmiyorsunuz."

Yirmisi birden daire oluşturmuş, parmakla çalınan çello ve flüt sesleri eşliğinde, ayaklarını vurarak ve arada aniden yön değiştirerek bir tür halk oyunu gibi dans ediyorlardı. "Oh, Charles! Charles Forrester!" diye haykırdı kız. "Beni de bir Arkadyacı yapacaksın neredeyse!" Kızı sağ eliyle tutarken bir taraftan da başıyla onu tasdik edip homurdandı, sol tarafında da turuncu taytlı, irikıyım bir mahluk vardı. Birisi adamın Mars'tan yeni geldiğini söylemişti ve dünyanın alışamadığı yerçekimi yüzünden zorlanıp sallanıyordu. Ama adam gene de gülüp duruyordu. Aslında herkes gülüyordu. Birçoğu da Forrester'ın beceriksizce dansına gülüyordu ama, hiçbiri onun kadar kuvvetli gülmüyordu.

Hatırladığı hemen hemen son şey de bu oldu. Onu ne yapacakları hakkında bazı bağrışmalar duydu. Kimisi onu ayıltmayı önerdi, ama bu reddedildi. Gülüşmeler arasında uzunca bir tartışma sırasında o, kafası yaylı bir oyuncak gibi, sürekli baş sallıyordu. Partinin ne zaman bittiğini hiç hatırlayamadı. Belli belirsiz kızın onu yüksek, karanlık, anıt gibi yapıların arasındaki boş bir yoldan sürüklediğini hatırlıyordu, o ise bu arada yüksek sesle yankılara şarkı söylüyordu. Kızı öptüğünü de hatırladı, bu arada kızın hazvericisinden süzülen bir afrodizyak onda karmaşık ihtiras ve korkuyla dolu bir his uyandırmıştı. Ama odasına döndüğünü, yatağına girdiğini hiç hatırlamıyordu.

Ve sabah uyandığında neşeli, dinlenmiş, sağlam ve yalnızdı.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Zühtü Bayar, “Ölümsüzlük ideali”, Cumhuriyet Kitap, 12 Kasım 1998

Ölümsüzlük teması, bilimkurgu bilimkurgu olalıberi bu alanda kalem oynatan yazarların bellibaşlı ilgi odaklarından birini oluşturmuştur. Denebilir ki, ilk bilimkurgu eserlerinden: Frakenstein or, The Modern Prometheus (1813) yazarı Mary Shelly'le başlayan; ''ölümsüzlük ideali peşinde koşmak'' ya da yaşama tekrar dönme teması, o tarihten bu yana pek sık aralıklarla moden bilimkurgunun adeta bir leitmotiv'i haline gelmiş bulunmaktadır. Bu alanda Shelley'in, sonradan birçok film yapımcısına sinema alanında ölümsüz eserler yaratma olanağı sunan Frankestein'dan başka bir iki klasik ad daha saymak gerekirse: Heny Bernay'ın Yüz Sene Uyuyan Adam'ı (1939) ile Curt Siodmak'ın Donovan's Brain (1943) adlı eserlerini anarak; Frank Herbert'ten Robert Silverberg'e, Edmund Cooper'dan Edmond Hamilton'a kadar uzanan çok geniş bir listeyi de buna eklemeliyiz:(1)

Doğal olarak bunların arasında ölümsüzlük temasını bilimsel bir tabana yayarak, tutarlı kurgular yapabilen yazarlar, iki elin toplam parmak sayısını bile geçmez. İşte bunlardan biri de, eserlerinde sık bir biçimde ölümsüzlük ve tekrar yaşama dönme, (ressurection), temalarını, yeni ve şaşılası kurgular içinde işleyen Frederik Pohl'dür. Pohl, genellikle Heeche Destanı üçlemesinde ve özellikle de Pısırıklar Çağı, (The Age of Pussyfoot, 1969) adlı romanında; her bilimkurgu yazarının sanki bu alanda yazarlık kariyerinin kaçınılmaz bir gereğiymiş gibi en az bir kez elattıkları konuyu enine boyuna didikler.

Pohl'ün konuya yaklaşımı, diğer bilimkurgu yazarlarından azıcık farklıdır. Yazar, ölümsüzlük temasını, tekrar yaşama dönme biçiminde kurgulamış ve bu konuda kendinden önceki yazarların buluşlarından yararlanarak; yıldızlararası uzun yolculuklarda kullanılması tasarlanan kışlama (hybernation) tekniğinin bu alanda kullanımını betimlemiştir. Şöyle der, Pohl romanının 21. sayfasında;

Sıvı helyum ısısında kimya durur.

Bu gerçeğe ve mantıklı bir varsayıma dayanılarak yirminci yüzyılın en büyük endüstrisi doğmuştu.

Mantıklı varsayım şuydu: Tıp, geçmiş yıllardaki mucizevi ilerlemesine gelecekte de devam edecek ve günün birinde, ölüm nedeni ne olursa olsun, bunun tedavisi, veya tamiri yolu bulunacak veya hiç olmazsa hayatın fazla etkilenmeden sürdürülmesi sağlanacaktı. (Tabii, dondurmanın etkilerinin giderilmesinin yöntemi de buna dahildi.)

Garip bir alem

Önemli olan nokta, dondurma işleminin zamanı durdurmasıydı.

Ve sanayi de ölümsüzlük A.Ş'ydi.

Pısırıklar Çağı'nın kahramanı Charles D. Forrester, beşyüz yıllık bir kışlama (hybernation) uykusundan sonra, toplumsal, ekonomik ve siyasal yönetimin merkezi bir bilgisayara emanet edildiği, insanların yasal haklar edinerek öldürme amacıyla birbirlerine saldırdıkları, paranın pul mertebesine düştüğü, günlük bin dolar gelirin dilencilere layık görüldüğü, onbeş milyon kadavranın, dünyanın çeşitli büyük kentlerinde, dev kışlama depolarında canlandırılmayı beklediği çok garip bir aleme gözlerini açar.

Yeniden yaşama dönmüş olmasından dolayı memnun ve mutludur. Sigortada beşyüzyıldan beri mürekkep faiziyle işleyen parası önemli bir servet ölçüsüne varmıştır. Ancak, N. Forrester, bu yeni dünyayı yeteri kadar tanımamakta, merkezi bilgisayarla ilişkisini sağlayan ve adına, hazverici denen bir tür iletişim aygıtından yeteri denli yararlanamamaktadır. Sonunda Forrester, kışlama uykusundan çıktığının ertesi günü adına düzenlenen partide hemencecik aşık olduğu Adne adlı kadının beş ve sekiz yaşlarındaki çocuklarını, kendisine bu yeni dünyayı tanıtma yolunda hoca olarak seçer. Çocuklar da ne çocuklardır ama! Annelerinin regl zamanına, gönül ilişkilerinde ''doğal alışkanlık'' olarak adlandırılan tarza, kışlama yatakları ve tekniğine, özetle zamanın genel geçer bütün bilimlerine vakıftırlar ve inatçı Forrester'a çok iyi birer hoca olurlar. Zamane değil, geleceğin çocukları!

Yirmibeşinci yüzyılın betimlemesi

Frederik Pohl, romanın genel akışı içinde, tarzı gereği, okurun ilgisini sürekli sıcak tutacak birtakım araya girmelerle yirmibeşinci yüzyılın genel anlamda bir betimlemesini yapmaya girişir. Usta bir bilimkurgu yazarı da olsa, zamanımızdan beşyüz yıl sonra gelecek olan bir dünyayı betimlemek pek öyle kolay bir iş olmasa gerekir. Bu konuda sözkonusu bilimkurgu yazarının prophecy. (öngörü-kehânet) yeteneğinin boyutları akla gelir. Ve klasik bilimkurguda, (bugün de olduğu gibi,) o yazarın öngörü alanında ne derece isabetli kestirmeler yapabildiği onun teorik bilimkurgu alanındaki liyâkati olur. Bu alanda yapılan incelemeler, Jules Verne ile Arthur C. Clarke'in öngörü konusunda isabetli kestirmeleriyle başı çektikleri saptanmıştır.

Pohl ise öngörü konusunda en yürekli ve atılgan yazarlardan biri olmuştur. O da tıpkı, zaman zaman meslektaşı Philip K. Dick'in yaptığı gibi, imgelem gücünün dizginlerini kapıp koyvermiş ve kurgu disiplini ile mantıksal tutarlılık arasındaki ince dengeyi ihmal etmiştir.

Ama yine de uzak gelecek sözkonusu olduğu zaman, Pohl'ün K. Dick'e oranla daha dengeli ve daha tutarlı öngörülerde bulunduğu saptanabilir. Varsayımların; sayımlarındaki tutarlılığın çok önemli bir kritik denge unsuru olduğu bilimsel kurguda, imajinativ yaratıların coşkusu içinde ölçüyü kaçırmak çoğu bilimkurgu yazarının fantazya adına zaferi olarak kabul edilse de; bilimkurgudaki kurgusal-mantıkî tutarlılık adına yazarın bir zaafiyeti gibi görülür.

Pısırıklar Çağı'nda dünya uygarlığının Siriüslü'lerle sürekli bir savaş gerilimi içinde olması, romanın kahramanına, insanoğlunun savaşa bakış açısını eleştirme olanağını verir.

Dünyalı bir uzay savaş gemisinin kaptanı yıllar önce ilk kontakt sırasında, hiç bir uyarıya gerek görmeden Siriüs yakınlarında bir Siriüs inceleme gemisine ateş açarak onbeş kadar Siriüslü'nün ölümüne ve böylece de galaktik savaşın başlamasına neden olmuştur. O zamandan beri de dünya, pasif korunma tedbirleri, yeni silah ve savaş gemileri üretimi ve sığınaklara koşma eğitimiyle tam bir gerginlik içindedir. Yirmibeşinci yy'ın insanları, bir yandan ekonomik gelişmişlik ve buna bağlı olarak da toplumsal refahtan paylarını alırken, bir yandan da ne zaman başlayacağı ve sonucunun ne olacağı belli olmayan bir savaş beklentisinin sinirli gerginliği içindedirler.

Buna bir de Robert Sheckley'in Onuncu Kurban- The Tenth Victim, (1966) adlı romanında olduğu gibi, devlet denetimindeki yasal düellolar da eklenince, bu yeni dünya bütün çekici yönlerine karşın Forrester için artık dayanılmaz olur. Ancak kahramanımızın en büyük hatası, herşeyin, özellikle de gıda maddelerinin çok pahalı olduğu bu dünyada geçimini sağlamak için, bilmeden düşmanla, (yani Siriüslülerle) işbirliği yapması olur. Forrester, bir yandan düellodaki hasmı Deli Marslıyla, bir yandan Siriüslü'lerle işbirliği yaptığı görünümü dolayısıyla halkın hoşnutsuzluğuyla ve bir yandan da sevgilisi Adne'nin ilgisizliğiyle uğraşmaktadır.

İlginç ve sürükleyici

Pısırıklar Çağı, ünlü Astonishing Stories dergisinin editörü Frederik Pohl'ün, genel bilimkurgu tanımları dışına pek çıkmayan, uzak geleceğe dair ilginç öngörüler taşıyan, derli toplu bir romanı olarak tanınır. Eser, yapısındaki serüven unsurlarıyla sürükleyici; geleceğe dair öngörüleriyle de ilginçtir. Özellikle toplumsal, kütürel ve etik öngörüler, bilimsel ve teknolojik öngörülere nazaran daha ilginç ve başarılı gibi görünmektedir.

Pısırıklar Çağı, sıkı bilimkurgu okurunun kitabı...

Notlar


(1) Bernay, Henry; Yüz Sene Uyuyan Adam', Ankara Kütüphanesi, xxxı. Çev. Muzaffer Nayır, Kanaat Kitabevi, İst... 1939 ve; Siodmak, Curt; Donovans Brain, ''Bantam Books, New York, 1950. Eserin çocuklar için hazırlanmış Türkçe bir edisyonu; Donovan'ın Beyni, Çev. Suna Asımgil, Şaheser Çocuk Kitapları Dizisi, Ülkü AŞ. İst... 1981 Yukarı

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.