Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN 975-7650-36-6
13X19.5 cm, 120 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Sarı Köpek
Komiser Maigret
Özgün adı: Le Chien Jaune
Çeviri: Şadan Karadeniz
Yayın Yönetmeni: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Mücellit Tan Mücellithanesi
Baskı Ayhan Matbaacılık
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 1990

7 Kasım Cuma. Concarneau'da el ayak çekilmiş. Eski kentin surların üstünden görünen ışıklı saati on bire beş kalayı gösteriyor.

Deniz yükselmiş, güneybatıdan kopup gelen fırtına limandaki kayıkları birbirine çarpıyor. Rüzgâr sokaklara dalıyor, kâğıt parçalarını önüne katıp olanca hızıyla sürüklüyor.

Aiguillon rıhtımında tek bir ışık bile yok. Her yer kapalı. Herkes uyuyor. Yalnızca, alanla rıhtımın kesiştikleri köşedeki Amiral otelinin üç penceresinde hâlâ ışık var.

Pencerelerde panjur olmadığı halde, yeşilimsi camın ardında gölgeler zorlukla seçiliyor. Kulübesinde büzülmüş olan nöbetçi gümrük memuru, yüz metre kadar ötedeki kahvede geç vakte dek oturan insanlara imreniyor.

Önündeki gemi havuzunda öğleden sonra fırtınadan kaçıp limana sığınan bir kabotaj gemisi var. Güvertede kimsecikler yok. Palangalar gıcırdıyor, iyi toplanmamış bir flok yelkeni rüzgârda şaklıyor. Sonra kırılan dalgaların sürekli uğultusu, on biri çalmak üzere olan saatin tik takı.

Amiral Oteli'nin kapısı açılıyor. Bir adam görünüyor; bir an, kapının aralığından içeridekilerle konuşmasını sürdürüyor. Fırtına kapıyor adamı, paltosunun eteklerini melon şapkasını uçuruyor. Adam atik davranıp yakalıyor onu, elleriyle başında tutarak yürüyor.

Çakırkeyif olduğu, adımlarını güvenli atmadığı, bir şarkı mırıldandığı uzaktan bile seziliyor. Gümrük memuru gözleriyle onu izliyor, adamın bir puro yakmaya kalkmasına gülümsüyor. Sarhoş adamla rüzgârın kapıp götürmeye çalıştığı paltosu ve kaldırım boyunca yuvarlanıp giden şapkası arasında gülünç bir savaş bu çünkü. Yaktığı on kibritin onu da sönüyor.

Melon şapkalı adam iki basamaklı bir eşik farkediyor, oraya sığınıyor, eğiliyor. Çok kısa süren titrek bir parıltı. Purosunu içen adam sendeliyor, kapının tokmağına tutunuyor.

Gümrük memuru fırtına sesine benzemeyen bir gürültü duydu mu gerçekten? Emin değil. Adamın dengesini kaybettiğini, bedeni olmayacak bir biçimde bükülmüş, geri geri birkaç adım attığını görünce güldü ilkin.

Adam kaldırımın kıyısında, başı sokağın kenarından akan suya girmiş, boylu boyunca yere uzanıyor. Gümrük memuru ellerini ısıtmak için iki yanına vuruyor, şaklaması sinirlerini bozan flok yelkenine ters ters bakıyor.

Bir dakika, iki dakika geçiyor. Deminden beri kımıldamadan yatan sarhoşa yeniden bir göz atıyor. Nereden çıktığı bilinmeyen bir köpek durmuş, kokluyor adamı.

"Ancak o anda sezdim bir şeyler olduğunu" diyecekti gümrük memuru soruşturma sırasında…

OKUMA PARÇASI

Marcel Aymé, Önsöz, s. 5-7

Çağının tüm romancıları arasında, Simenon kuşkusuz en verimlisidir. Kırk yıldan az bir süre içinde yaklaşık yüz yirmi kitap yazıp yayımlamıştır; neredeyse dört ayda bir roman. Bir yazarda, yapıtın niteliğine zarar vermeyen bu büyük, düzenli doğurganlığa hayranlık duyuyorum. Bununla birlikte, Simenon'da beni en çok şaşırtan bu değil. Ne de olsa, geçmişte, aralarında, İnsanlık Komedisi'ni yirmi yılda yazan Balzac'ın da bulunduğu örnekleri vardı bunun. Beni en çok şaşırtan, Simenon'un romanlarının başka dillerde de, en azından Fransızca'da olduğunca okunmasıdır: bu romanların bizimkinden çok daha geniş bir okuyucu yığınına seslendiği ülkeler de var. Amerikalılar olduğunca, Japonlar, Ruslar ya da Habeşler de roman kişileriyle yerlerinin, görüldüğü gibi çok belirgin, çok kendine özgü olduğu bu roman dünyasında kendilerini yabansı duymuyorlar. Paris'in bir mahallesinde, ya da Anvers'in yahut La Rochelle'in bir sokağında geçen bir olayın kişilerinin, onları Meksikalılar ya da Okyanusyalılar için, ayrı düşmüş, güç erişilir kılması gereken özgün yüz anlatımları, yaşam alışkanlıkları, tepkileri, kendilerine özgü mizah anlayışları vardır. Hangi ulustan olurlarsa olsunlar, roman kişileriyle okuyucular arasındaki sınırların, uzaklıkların ortadan kaldırılması tam anlamıyla mucizedir. Ne mesleği, ne toplumsal ortamı, ne töreleri, ne ülkesinin yasaları romanın sayfaları arasından beliren insan varlığının anlaşılmasına engel olacaktır. Öte yandan, yazar, kişilerini açıklamaktan, okuyucunun karşısında bir ruhbilimsel işleyişin çarklarını sökmekten kaçınır. Bilgileri, belirtileri, imleri vermekle yetinir, üstelik tutumluluğu elden bırakmaksızın. Doğrusunu söylemek gerekirse, Simenon'un kişilerini yaratan, onları ayırdeden, okuyucunun kendisiymiş gibi görünür. Burada, yazar açısından dikkate değer bir ketumluk söz konusudur. Roman yaratısına, yarattığı kişilere tam anlamıyla egemen olan yazar, gücü herşeye yeterliğini kötüye kullanmamaya çalışır; böylesine aşırılıkların gerçekliğe zarar vermekten başka sonuç doğurmadığını iyi bilir çünkü. Simenon, kişilerinin gözlerini roman yaşamına açarken, onları bir iç müzikle değil, bir gamla donatır, herbirini, soruşturmanın esintisine, gelgitine, dolambaçlarına göre usul usul ses veren bir çeşit nefesli harpa dönüştürür. Onun kitaplarını okurken, o korkunç kuşkuya kapılırım: hepimizin içten içe birbirimize çok yakından benzediğimiz, yapı değişikliklerini yaratan şeyin, çok ufak, küçücük özellikler olduğu kuşkusuna. Her ne olursa olsun, Simenon'un kişilerinin, çoğunluğu demesek bile, birçoğu anlaşılmaz, belirsiz kişiliklerdir; kendilerini bir anlamda belirlerken, karşıt anlamda da belirleyebileceklerini, çok küçük bir şeyin, basit bir rastlantının bile buna yeteceğini düşündürürler insana. Ünlü komiser Maigret, bu Simenon dünyasının en tanınmış, belki de en belirgin temsilcisidir. Hep devinimler, belirsizlikler içinde olduğundan, betimlemeye, hele tanımlara gelmez. Onu en iyi yakalama olanağı, kişiliğinin olumsuz yanlarına yaklaşmaktır kuşkusuz: parlak çıkarsamalardan, usullerden, fazlasıyla yerli yerinde nüktelerden, hatta ruhbilimden bile kaçınır. Onun gözünde, cinayet araştırması, herşeyden önce, insanın önceden duyumsamadıkça iyi anlayamayacağı insan gerçeğinin araştırmasıdır. Öyleyse, soruşturma boyunca, duyarlı bir yaşantıyı engelleyebilecek herşeyi, ilk önce de, fazlasıyla iyi kurulmuş akıl yürütmeleri bir yana bırakmak gerekir. Maigret'de tastamam bu duyarlık vardır; insanları duyumsamasına, kendini bir kişinin yerine koymasına, kendisinden kuşkulanılan kişinin, kısa bir süre için de olsa, biraz olsun yaşamına girmesine, en ustaca çıkarsamaların, onun alçakgönüllü çekinikliğinden çıkaramayacağı bir gerçeği görmesine olanak veren bir çeşit esneklik bu duyarlığı iki katına çıkarır. Böylece, komiserin piposundan derin soluklar çekerek içine daldığı o uzun sessizliklerde söz konusu olan derin derin düşünme değil, bir romancının, bir güldürü oyuncusunun sanatını andıran çok ince bir oyundur.

Sarı Köpek'te, Maigret, mesleğe yeni girmiş biri değil, otuz beş yaşlarında, otuz yıl sonraki kişiden çok farklı genç bir komiserdir. Tutumu şimdiden ortadadır, kuşkusuz piposu da. Mesleksel düzlemde, polisiye usullere pek önem vermemesiyle meslektaşlarından ayrılır. Geçici görevle Gezici Ren Bölüğü'ne atandığı sırada, alabildiğine gizemli koşullarda işlenmiş bir dizi cinayetin yarattığı bilmeceyi çözmek için Concarneau'ya çağrılmıştır. Ona eşlik eden müfettiş, değerli, ama hiçbir işe yaramayan ipuçları derler, kent içinde dolaşıp her türlü bilgiyi toplar, ama şefinin devinimsizliğinin onda yarattığı tedirginliği gösterme yürekliliğini kendinde bulamaz. Maigret, bir kahvenin camları ardına sığınmış, durmadan pipo içerek, Concarneau limanında üfüren rüzgâra bakar, kahvenin gediklilerinden bir grubun gizli yaşamıyla sinsice bütünleşir. Romana adını veren bir sarı köpeğin yerine kendine koymayı başardığında, sorun çözümlenmiş olur. Dramın oyuncuları, bir tür geçişme aracılığıyla gizlerini açıklamışlardır ona.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.