Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-483-7
13x19.5 cm, 208 s.
Liste fiyatı: 21,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ursula K. Le Guin diğer kitapları
Yerdeniz, 6 Cilt Takım,
Yerdeniz Büyücüsü, 1994
Rocannon'un Dünyası, 1995
Dünyaya Orman Denir, 1996
Balıkçıl Gözü, 1997
Mülksüzler, 1999
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, 1999
En Uzak Sahil, 1999
Atuan Mezarları, 1999
Tehanu, 2000
Yerdeniz Öyküleri, 2001
Bağışlanmanın Dört Yolu, 2001
Öteki Rüzgâr, 2004
Dünyanın Doğum Günü, 2005
Marifetler, 2006
İçdeniz Balıkçısı, 2007
Sesler, 2008
Güçler, 2009
Lavinia, 2009
Rüyanın Öte Yakası, 2011
Aya Tırmanmak, 2012
Yerdeniz, 2012
Malafrena, 2013
Zihinde Bir Dalga, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Uçuştan Uçuşa
Özgün adı: Changing Planes
Çeviri: Çiğdem Erkal İpek
Kapak Fotoğrafı: Niki de Saint Phalle
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2004

Yerdeniz'in yazarından bu kez farklı dünyaları anlatan bir kitap. Bir tür seyahat kitabı ya da gezi rehberi. Bildik bir mekânda, havaalanında başlayan seyahatler bunlar, ama yolculuk için uçak şart değil. Havaalanına varışla uçağa ayak basana kadar geçen o eziyetli saatlerde gergin bir ıstırap, bıkkınlık, hazımsızlık ve nabız artışı boyutlar arası seyahati başlatmak için yetiyor da artıyor bile.

Uygulamalı genetik biliminin mucizesi İslac halkı, sessizliği laf kalabalığına yeğleyen Asonular, öfkenin ele geçirdiği Veksiler, Ansarların biyolojik döngüsü, kolektif rüyaları paylaşan Frinliler, hemen herkesin Kraliyet Ailesi'nin bir üyesi olduğu Hegnler, hiç uyumayan insanlar, ölümsüzler ve diğerleri...

Ekolojik felaket, gen teknolojisi, mühendislik, inanç savaşları, kontrolsüz tutkular ve tamahkârlık hakkında bir tür kehanet gibi de okumak mümkün; dil, tercihler, sabır, erdem, aşk ve benzersiz dünyalar hakkında sürükleyici öyküler olarak da.

İÇİNDEKİLER
Yazarın Notu
Sita Dulip Yöntemi
İslac'taki Bulamaç
Asonu Sessizliği
Hennebetlerin Yanında İnsanın Yabancılık Çekmemesi
Veksilerin Öfkesi
Ansarların Mevsimleri
Frin'in Toplu Rüyaları
Hegn Soyluları
Mahigul'dan Kederli Hikâyeler
Büyük Saadet
Uykusuzluk Adası
Nna Mmoy Dili
İnşaat
Gy Uçanları
Ölümsüzler Adası
Uñi Karmaşası
OKUMA PARÇASI

Açılış Bölümü, “Sita-Dulip Yöntemi”, s. 11-14

Uçakların menzili –birkaç bin mil, dünyanın ta öbür ucu, hindistancevizi ağaçları, buzullar, mısır, Mısır, lama, Lama vs.– havaalanının sağladığı deneyimlerin (tabii kullanmasını bilenler için) uzantısı ve çeşitliliği yanında acınacak ölçüde sınırlıdır.

Uçaklar ıkış tıkış, gürültülü, mikroplu, telaşlandırıcı ve sıkıcıdır; üstelik son derece olmadık aralıklarla, görülmedik derecede berbat yiyecekler ikram edilir. Havaalanları daha geniş olsa da kalabalıkları, o berbat havaları, gürültüleri, amansız gerilimleri uçakları aratmaz, kurumuş bir şeylerin parçacıklarından oluşan yiyecekleri genellikle daha berbattır; üstelik bu yiyeceklerin yenecekleri yerler de insanı canından bezdirecek kadar iç sıkıcıdır. Uçaklarda herkes kemerle bir koltuğa bağlıdır ve insanlar sadece mesanelerini boşaltmak için kuyruğa girdikleri kısa sürelerde ve tam tuvalet kabinine varacakları sırada rahatsız edici hoparlörün herkesi yeniden kemerle bağlanıp hareketsizleşmek için taciz ettiği ana kadar hareket edebilirler. Havaalanlarında elleri kolları bavul dolu insanlar nihayetsiz koridorlarda bir oraya bir buraya koşuşturup durur, tıpkı iblisin ellerine cehennemden kaçma yollarını gösteren değişik değişik yanlış haritalar tutuşturduğu ruhlar gibi. Bu koşuşturan insanlar, yere sabitlenmiş plastik sandalyelerinde sandalyelerine sabitlenmiş gibi oturan insanlar tarafından izlenir. Yani bu noktaya kadar havaalanı ile uçaklar, nasıl bir fosseptik çukurunun dibi sonuç olarak bir diğerinin dibiyle eşitse, aynı şekilde birbirlerine eşittir.

Eğer hem siz, hem de uçağınız zamanında gelmişseniz, havaalanı sadece yoğun, uzun, perişan bir uçak yolculuğunun yaygın, kısa, perişan bir başlangıcıdır. Peki ya gelişiniz ile bağlantılı uçuşunuz arasında beş saat varsa; ya da uçağınız rötar yaptığı için bağlantılı uçuşunuzu kaçırdıysanız; ya da bağlantılı uçuşunuzda rötar varsa; ya da başka bir havayolunun çalışanları maaşları için grevdeyse ve hükümet uluslararası kapitalizme karşı gelişen bu tehdidi denetim altına almak için Ulusal Muhafızlara bir emir vermediğinden sizin havayolları çalışanları her zamankinin iki misli insanla baş etmeye çalışıyorsa; ya da tayfunlar varsa; ya da fırtınalar, tipiler varsa; ya da uçağın önemli minik parçacıkları eksikse; ya da uçaklarla bir yerlere giden insanların havaalanlarında oturup, oturup, oturup bir yere varamamalarına yol açan (hiçbir zaman havayollarının kabahati olmayan ve nadiren vaktinde haber verilen) binlerce başka nedenden dolayı beklemek zorundaysanız?

Daha gerçekçi olan bu açıdan bakacak olursak, havaalanları bir yolculuğun başlangıcı, bağlantı noktası değil de durak noktası oluyor. Bir tıkanma. Kabızlık. Havaalanı insanın başka bir yere gidemediği yer oluyor. Zamanın geçmediği, anlamlı bir varoluş ümidinin kalmadığı mevcudiyetsiz bir yer. Bir sınır: Son. Havaalanları insanlara, boyutlar arasındaki aralığa girişten başka bir şey sunamıyor.

Bunu ilk fark eden Cincinatti'den Sita Dulip olmuş ve böylece artık birçoğumuzun kullanmakta olduğu boyutlar arası tekniğini keşfetmiştir.

Chicago'dan Denver'a olan aktarmalı uçuş, uçaktaki belirlenemeyen, ya da en azından kimseye söylenmeyen bir arıza sebebiyle tehir edilmiş. Kalkış saati listeye, iki saat rötarla 13:10 olarak yazılmış. Saat 13:55'te, listede kalkış vakti 15:00 olarak gösterilmiş. Daha sonra da uçuş gidenler listesinden tamamen kaldırılmış. Soruları cevaplamak için kapıda kimse yokmuş. Danışmaların önündeki kuyruklar da, tuvalet kuyruklarından biraz daha kısaymış, yani ancak sekiz mile ulaşıyormuş. Sita Dulip, hepsi hepsi birkaç tane olan masaların tamamı insafsız, acımasız ebeveynleri olan zırıldayan, perişan çocuklar, veya şort ve atlet giymiş, lastik şeritler sarınmış iri yarı, kıllı gençler tarafından tutulmuş olduğu için kirli plastik bir tezgâhta ayakta durarak berbat bir öğle yemeği yemiş. Eğitim bütçesini kullanarak daha çok hapishane kurulmasını savunan, gelirleri Romanya'nın bütçesini aşan vatandaşlar için uygulanan son vergi indirimini alkışlayan yerel gazetelerdeki köşe yazılarını okumuş. Havaalanındaki kitapçılar kitap yerine sadece, Sita Dulip'in tüm bünyesinde meydana gelecek ciddi bir tepkiyi göze almadan okuyamayacağı "best-seller"lardan satıyorlarmış. Bir saatten fazla bir zamandır ayak yerine geçen metal tüplerle yere sabitlenmiş mavi plastikten sandalyeler üzerinde yan yana oturmuş bir dizi insana dönük, ayak yerine geçen metal tüplerle yere sabitlenmiş mavi plastikten sandalyeler üzerine oturmuş insanların yanında, ayak yerine geçen metal tüplerle yere sabitlenmiş mavi plastikten bir sandalye üzerinde oturuyormuş ki, (daha sonra söylediğine göre): "Gelmişler."

Sadece olduğu yerde şöyle bir dönüp, kayarcasına eğilmekle, aslında yapması anlatmaktan daha kolay olan bir hareketle, her yere –her yere– gidebiliyormuş çünkü zaten boyutlar arasındaymış.

Kendisini Strupsirts'de, hani o kolayca gidilebilen, hâlâ boyutlar arası yolcuların başlangıç için en çok seçtikleri, hortumların, yanardağların pitoresk ama biraz sınırlı bir manzara oluşturdukları bölgede bulmuş. Tecrübesizliği nedeniyle uçağını kaçırmaktan korktuğundan, orada ancak bir iki saat kadar kalıp havaalanına dönmüş. Ama bu boyutta, yokluğunun neredeyse hiç vakit almamış olduğunu hemen anlamış.

Memnuniyet içersinde yeniden sıyrılmış ve bu kez Djeyo'ya varmış. Boyutlar Arası İrtibat Acentesi tarafından çalıştırılan, balkonu kehribar rengi Somue Denizi'ne bakan küçük bir otelde iki gece geçirmiş. Kumsalda uzun yürüyüşler yapmış; serin, yoğun altın suda yüzmüş –"brendi ve sodada yüzmek gibi bir şeydi," demişti– başka boyutlardan gelen bazı cana yakın ziyaretçilerle tanışmış. Djeyo'nun birbirlerinden başka kimseye ilgi göstermeyen ve yere hiç inmeyen küçük ve zararsız yerlileri alm-palmiyelerinin tepelerine bağdaş kurarak pazarlık yapıyor, dedikodu ediyor, birbirlerine yumuşak, hızlı aşk şarkıları söylüyorlarmış. Uçağına binmek için gönülsüzce havaalanına döndüğü zaman, kendi boyutunda ancak dokuz on dakika geçmişmiş. Kısa bir süre sonra da uçağa çağırmışlar.

Küçük kız kardeşinin düğünü için Denver'a uçmuş. Eve dönerken Chicago'ya giden aktarmasını kaçırmış ve o gün bugündür sık sık ziyaret ettiği Choom'da bir hafta geçirmiş. Reklam acentesindeki işi nedeniyle sık sık seyahat etmek zorunda olduğundan artık Choomcayı anadili gibi konuşmaya başladı.

Sita, aralarında olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğum bazı arkadaşlarına nasıl boyut değiştirildiğini öğretti. Böylece bu teknik, bu metot zamanla Cincinnati'den dışarı yayıldı. Boyutumuzda yaşayan başkaları, bunun yolunu kendi başlarına keşfetmiş olabilirler çünkü artık epey kişinin, her zaman bilerek olmasa da, bu yolculuğu uygulamakta olduğu anlaşılmıştır. Şurada burada karşımıza çıkıyorlar.

Asonularla kalırken, bizim boyutumuza çok benzeyen ama çoğunu Toronto'nun oluşturduğu Candensiya boyutundan bir adamla karşılaşmıştım. Bana boyut değiştirmek için bir Candensiyalının yapması gerekenin sadece iki tane dereotlu hıyar turşusu yemek ve on dakika kadar, dakikada on kere nefes alıp vermek olduğunu söylemişti. Bizimkiyle kıyaslandığında, bu, insanı kıskandıracak kadar kolay bir teknik. Biz (yani seyahat etmediğimiz zamanlarda benim de işgal ettiğim boyuttaki insanlar) havaalanları dışında boyutlar arası uçuşa geçemiyoruz, göründüğü kadarıyla.

Boyutlar Arası İrtibat Acentesi uzun bir zaman önce, gergin bir ıstırap, hazımsızlık ve bıkkınlığın özel bir bileşiminin boyutlar arası seyahati başlatmak için şart olduğunu kanıtlamıştır; fakat çoğu boyuttaki çoğu kişi, bizim gibi ıstırap çekmek zorunda değil.

Bana arkadaşlarım tarafından verilmiş veya kendi gezintilerim sırasında aldığım notlardan ve çeşitli kütüphanelerden topladığım bilgilerden bir araya getirilmiş aşağıdaki raporlar ve betimlemeler okuyucuları boyutlar arası yolculuk yapmaları için ikna edebilir; edemese bile, en azından havaalanında bir saat geçirmelerine yardımcı olabilir.

Devamını görmek için bkz.

Susanna J. Sturgis, “Alternatif Evrenler”, Woman’s Review of Book’s, Kasım 2003

Ursula K. Le Guin o kadar uzun bir süredir performansının doruğunda ki, bu performansın ne kadar yüksek olduğunu unutmak işten bile değil. Üç yıldan kısa bir süre içinde yalnızca Uçuştan Uçuşa’yı yazmakla kalmadı, Öteki Rüzgâr adlı bir roman yazdı, Dünyanın Doğumgünü ve Yerdeniz Öyküleri adlı iki serisine birer cilt ekledi ve İspanyol kökenli Arjantinli yazar Angélica Gorodischer’in romanı Kalpa Imperial: The Greatest Empire That Never Was’ı İngilizceye çevirdi. Bilimkurgu ya da fantastik yazarlarının büyük çoğunluğu, başarıyla tasarladıkları, can verdikleri bir dünyayı tek bir öyküde, hatta tek bir romanda “harcamayı” tercih etmez – bunu bir seride kullanmak ister. Yaklaşık 250 sayfalık Uçuştan Uçuşa’da Le Guin 15 dünya yaratıyor; fikirlerinin tükenmesinden pek korkmadığı ortada.

Pek çok yazar gibi, Le Guin de bildiği bir yerden başlıyor: bu sefer havaalanlarından.

“Havaalanlarında elleri kolları bavul dolu insanlar nihayetsiz koridorlarda bir oraya bir buraya koşuşturup durur, tıpkı iblisin ellerine cehennemden kaçma yoları gösteren değişik değişik yanlış haritalar tutuşturduğu ruhlar gibi. Bu koşuşturan insanlar, yere sabitlenmiş plastik sandalyelerinde sanki sandalyelerine sabitlenmiş gibi oturan insanlar tarafından izlenir. (s. 11)

Bir aktarmalı uçuşun gecikmesi yüzünden Chicago’da mahsur kalan Cincinnati’li Sita Dulip bu sıkıntılı durumdan kaçmanın mümkün olduğunu, “sadece olduğu yerde şöyle bir dönüp, kayarcasına eğilmekle, aslında yapması anlatmaktan daha kolay olan bir hareketle, her yere –her yere– gidebileceğini, çünkü zaten boyutlar arasında” (s. 13) olduğunu keşfeder. Fakat bunu ilk keşfeden o değildir: Çok uzun zaman önce Boyutlar Arası İrtibat Acentesi turistlerin ziyaret edebileceği pek çok boyut üzerinde oteller kurmuştur. Seyahate çıkacak olanlara, dil engelini en aza indirmek için bir çevirimatik ve bir de muhakkak Rornan’ın Pratik Boyutlar Rehberi’ni yanında bulundurması önerilmektedir.

Turistler ziyaret ettikleri bu boyutları çok fazla kötüye kullanır ya da sömürürlerse Boyutlar Arası İrtibat Acentesi devreye giriyor. Ansar’da Ansarlar çok uzun zamandır bir Yol’u izlemektedirler. Onların dilinde bu yolun adı Madan’dır. Güney’de kentli ve komünal bir yaşam sürülürken Kuzey’de kırsal ve aileye dayanan bir yaşam sürülmektedir. Kuzey’de ilkbahar ve yaz mevsimlerinde gençler çiftleşmekte ve üremektedirler; cinsellik önemli bir yer tutmaktadır; Güney’de ise ayın mevsimlerde durgunluk hâkimdir, eşitlikçilik önplandadır. Yazarın da dediği gibi, “cinselliğin olmadığı yerde cinsiyetin pek bir önemi olmaz.” Bu bin yıllık Yol takip edilirken Bayderler gelir: “Unon Boyutu’ndan oldukça yüksek maddi teknolojiye sahip, diğer boyutlara burunlarını soktukları için Boyutlar Arası İrtibat Acentesi’yle pek çok defa başı derde girmiş saldırgan ve atılgan bir halk.” (s. 63) Çevreye ve içgüdülerinize hükmedin, diye öğütler Bayderler; araç kullanın, yürümeyin; tüm yıl boyunca sevişin (ve çocuk yapın). Ansar kadınları bunun cinsiyet farklılıklarını kurumlaştıracağını ve muhtemelen feci sonuçlara yol açacağını hatırlatırlar. Oylama yapılmasına karar verilir ve Boyutlar Arası İrtibat Acentesi’nin de teşvikiyle Ansarlar Bayderlerin gezegenden gitmesi yönünde oy kullanır.

Tatil Boyutu’nda turist ekonomisi ile modern emperyalizm arasındaki genelde biraz bulanık olan sınır çizgisi tamamen silinmiştir. Büyük Saadet Şirketi tatil adalarının yerlilerini oranın çalışanları haline getirmiştir. Bu adalardan her biri, Noel, Paskalya ve 4 Temmuz’un da dahil olduğu, yıl içindeki tatillerden birine ayrılmıştır. Boyutlar Arası İrtibat Acentesi bu sömürüyü haber alınca boyutu kapatır. Tatil adaları bundan böyle adaların yerlileri tarafından işletilecektir, çünkü bölgenin “hassas ekonomisi” Büyük Saadet Şirketi tarafından harap edilmiştir ve bir anda düzelmesi söz konusu değildir.

Nasıl gözlemcilerin varlığı deneyleri etkilerse, bu boyutlar da yeni gelenlerin etkisi altında kalmaktadır. Gelenler ister verimli tarım arazileri arayan çiftçiler olsun, ister şiddet düşkünü bir tanrıya tapan haçlılar olsun, isterse de başka bir boyuttan turistler olsun, belli bir etki yaratmaktadırlar.

Le Guin, edebi kariyerinin başından beri mekânlar ile insanlar arasındaki etkileşimleri, özellikle de dengenin içeriden ya da dışarıdan bozulduğu durumlarda meydana gelen çatışmaları ve uzlaşmaları anlatmaktan büyük keyif almıştır. “Gy Uçanları” adlı öyküde denge içeriden bozulur. Kuşa benzeyen fakat kanatları olmayan Gyr halkının üyelerinden bazıları ergenlik çağının sonuna doğru dönüşüm geçirirler. Neredeyse bir yıl süren bu acılı dönüşümün sonunda kanatları çıkar. İlk semptomlar ortaya çıkıncaya kadar kimin dönüşeceği belli olmaz. Şehirli Gyr’lardan bazıları kanatları çıkınca uçuyorlar, ama diğerleri kanatlarını bağlayıp yerde kalıyor. Gy uçanlarının yaşadığı zorlukları okuyanlar gezegenimizde yaşayan pek çok kişiye –sanatçılara, eşcinsellere ve kendini topluma yabancı hisseden diğerlerine– tanıdık gelecektir.

Turistler genellikle ev sahipleriyle ortak zeminler yakalamayı beceriyorlar, ama asıl zor ve önemli olan onların farklılıklarını anlamak ve saygıyla karşılamak. Le Guin bunu dil aracılığıyla gösteriyor bize. Asonu çocukları her yerdeki çocuklar gibi geveze, ama büyüdükçe daha az konuşuyorlar: Yetişkinler nadiren konuşuyor ve bilmece gibi sözler söylüyorlar. “Bu neredeyse daimi konuşma perhizi onları çok ilginç yapıyor,” diyor yazar. Çünkü söz söylemenin kaçınılmaz olduğu ve insanların sessizliğe dayanamadığından televizyonu ve radyoyu sürekli açık bıraktığı bir kültür için Asonu’lar son derece egzotik yaratıklar. Bu durum ziyaretçilerden birine çok kışkırtıcı geliyor. Asonu’ların çocuklarını susmaya zorladığını düşünerek bir Asonu çocuğunu kaçırıyor ve “Asonu’nun Gizli Bilgeliği”ni söylesin diye onu sürekli konuşur tutmaya çalışıyor.

En yabancı ve anlaşılmaz dil de “Nna Mmoy Dili”; çevirimatikleri her seferinde dumura uğratıyor. Yazar bu durumu şöyle açıklıyor:

“Nna Mmoy dilinde hiçbir kelimenin manası yoktur ama her kelime içinde bulunduğu cümleye göre harekete geçirilebilen veya yaratılabilen potansiyel çağrışımların çekirdeğini oluşturur … Nna Mmoy lisanında yazılan metinler doğrusal değillerdir, yani ne yatay, ne de dikeydirler; bunun yerine merkezden çevreye doğru, her tarafa doğru ilk veya merkezi bir kelimeden sürgün verirler, tıpkı ağaç dalları veya büyüyen kristaller gibi; ama yazılan tamamlanınca bu kelime söylenenin merkezi ya da başlangıcı olmayabilir.” (s. 139-40)

Burada temel mesele bağlam. Bağlam olmadan hiçbir şey tam olarak anlaşılamaz. Kendi tarihimizi de, başka bir kültürün karmaşık özelliklerini de bağlam dışında anlayamayız. Bağlam olmadan gözler gerçekten göremez.

Ursula K. Le Guin, beklenmedik gelenekleri, yeni gelenlerin apaçık saydığı şeylerle çelişen fikirleri olan kültürler tasarlayıp yarattığı karakterleri buralara göndermekten hep hoşlanmıştır. İlk temasın ardından atılan, kimi zaman hoş durumlarla, kimi zaman faciayla sonuçlanan adımlar sırasında ziyaretçi de ev sahibi de –hatta durumu her iki bakış açısından da gözlemleyen okuyucu da– değişimler geçirir. Uçuştan Uçuşa’daki boyutlar arası ziyaretler ne kadar kısa da olsa, ziyaretçiler fotoğraflardan ya da hatıra eşyalardan çok daha dayanıklı imgeler ve fikirlerle dönüyorlar evlerine.

(Çeviren: Bülent Doğan)

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Aslıhan Gencay, “Boyutlararası irtibat acentesi”, Radikal Kitap, 21 Ekim 2004

Yerdeniz beşlemesi ve Mülksüzler'in yazarı Ursula K. Le Guin'in yeni kitabı Uçuştan Uçuşa, Metis Yayınları tarafından basıldı ve elbette bizi çok sevindirdi. 1929 Kaliforniya doğumlu yazarın genelde bilimkurgu ve fantastik öğelerin ağır bastığı eserler verdiğini biliyoruz ve çok sayıda da ödül sahibi olduğunu. Le Guin antropolog bir baba ve yazar bir annenin çocuğu olduğundan doğallığında onların birikimlerinden etkilenmiştir. Geneldeyse romanlarında alternatif toplum ve düşünce biçimleri yaratır. Onun kitaplarında, bilimkurgu ağırlıklı olmaları nedeniyle teknolojik gelişmeler arayanlar daha çok kültürel antropoloji, siyaset ve psikolojiyle karşılaşırlar. Yarı fantastik-yarı gerçekçi konular işler Le Guin. Bu yüzden onun aslında hayatın ta kendisini yazdığını da söyleyebiliriz.

Kehanetler, mesajlar

Taoizm, zen, feminizm, anarşizm gibi akımlardan da etkilenen, Kızılderili efsaneleri ve masallardan esinlendiğini bildiğimiz yazarın bu kitabında, yarattığı 15 ayrı dünyayla karşılaşıyor, geziyor, tanıyor, çelişkiler yaşıyor ve düşünüyoruz. Bazen kendimizi harikalar diyarındaki Alice veya Gulliver gibi hissetsek de verdiği mesajlar çok daha güçlü Le Guin'in. Kitapta yaşadığımız dünya dışında birçok boyut, buralarda yaşayan halklar ve kültürler var. Bu boyutlara Boyutlararası İrtibat Acentesi'nin denetiminde, dil engeli için verilen bir çevirmatik ve Ronan'ın Pratik Boyutlar Rehberi eşliğinde gidilebiliyor. Gidilen boyutlarda yine Boyutlararası İrtibat Acentesi'nin kurduğu otellerde kalınıyor ve turistlerin gittikleri yerleri kötüye kullanması, sömürmesi vb. hallerinde aynı acente müdahale ediyor. Tabi gidiş yolu biraz sıkıntılı. Sita Dulip adlı bir kadının bulduğu yöntemle, havaalanlarında uçak beklerken veya uçaklar rötar yapmışken yaşanan gerilim, sıkıntı, bıkkınlık, hazımsızlık ve nabız artışı boyut değiştirmek için gerekli.

Kitap boyunca tanıdığımız 15 boyuttan İslac'da ve Uykusuzluk adasında genetik müdahaleler ve çılgınca deneylerle yaratılan sonuçları görüyoruz. Islac halkı bitkiler ve hayvanlarla genleri karıştırılarak yaratılmış tam bir bulamaçken, Uykusuzluk adasında uykuyu alt ederek, hiç uyumayan süperzeki bir nesil yaratmak için çocuklar üzerinde yapılan deneylerin yarattığı sonuçlar acılı ve olumsuz. Yazarın genetik müdahale ve teknoloji çılgınlığı üzerine kehanetleri de denebilir buna, bunlara hayır diyecek cesarete ve kararlılığa sahip halkları arayışı da...

Bu öykülerde yazar bize, başka kültürleri, halkları anlayıp tanımak, saygı duymak yerine zorla müdahalelerle yapılan dayatmaların yanlışlığını ve sonuçsuzluğunu da objektifçe anlatıyor. Örneğin Ansar boyutunda bin yıllık gelenekleri uyarınca bir hayat süren, mevsimlere göre güneye veya kuzeye göçen ve bu yaşamlarına Yol diyen Ansarlar, sadece kuzeyde oldukları mevsimlerde çiftleşip üremektedir. Eşitlikçidirler ve komünal bir yaşam sürerler. İleri teknolojiye sahip, saldırgan bir halk olan Bayderlerse, onları küçümseyerek değişmeye zorlarlar. Ansar'a gelip kendi yaşamlarını hâkim kılmaya çalışırlar. Burada çarpışan eşitlikçi komünal yaşama karşı kapitalizmdir ve sonuçta Ansarların kafaları bir süre karışsa da seçimlerini kendi yolları yönünde yapıp Bayderleri gönderirler. Yine çocukluktan sonra yavaş yavaş susan ve hiç konuşmayan Asonularda da benzeri bir müdahale, bir ziyaretçinin bir Asounu çocuğunu kaçırıp kendi boyutuna götürmesi, sergilemesi ve konuşmaya zorlaması yanıyla yaşanır. Sonuç yine başarısızlık ve verilen acılardır.

Ötekilere, farklı olanlara gerici geleneklerin etkisiyle nasıl baskı yapıldığını ve dışlandıklarını, hatta öldürüldüklerini Gy uçanlarının boyutunda okurken, bugünün dünyasında dışlanan, aşağılanan birçok kesimi de düşünmemek mümkün değil. Daha pek çok boyuttan örnekler verebiliriz zira hepsinde önümüze o boyutun meziyetleri de eksikleri de seriliyor, aynı Mülksüzler'deki Anares ve Urass gibi... Yani Le Guin, bir söyleşisinde bu kitabıyla ilgili "Yazdıklarımın çoğunun komik olduğunu sanıyorum" dese de kendi tarzında, karşıtlıkları kullanarak mesajlarını vermekten de geri durmamış. Yine "En iyi kitap daima bir sonrakidir" diyen Le Guin'in bu sözünden yola çıkarak son kitabı Dünyanın Doğum Günü'nün de yayımlanmasını beklediğimizi belirtelim.

Devamını görmek için bkz.

Aksu Bora, “Uzaklara kaçmak”, Birgün Kitap Eki, Sayı 20, Temmuz 2006

“Elbette boyutlar arası geçiş yöntemi her zaman güvenilir değil; hatta yanınızda Rornan’ın Pratik Boyutlar Rehberi bulunsa bile. Çünkü rehber de bazen güvenilmez olabiliyor– ama Le Guin’in de dediği gibi, bir şeye ancak ölüyse tam olarak güvenebilirsiniz”

Okumak, seyahattir. Buna tanıklık ederim. Uzun, sarı, sıcak yazlar boyunca, evin kuytusunda çıkılan yolculuklardan söz açarım; yahut penceresiz, boğucu bir ofisten başlayan maceralardan...

Bazı okumalar, seyyahlık vaadini açıkça dile getirir: Bilinmeyen gezegenler, unutulmuş diyarlar, tuhaf denizler... Bilimkurgu ve fantezi edebiyatı. Bunlara boşuna “kaçış edebiyatı” denmemiştir. “Hadi” derler, “gidelim”... “Edebiyat” denmeyi hak edebilen bilimkurgu ve fantezi edebiyatı örnekleri, kaçmak için iyi araçlar değildir gerçi, ne de olsa, yine bizden söz ederler, biz insanlardan. Gizli köşelerimizden, unuttuğumuz şeylerden, tuhaflıklarımızdan. Böyle olunca, kaçmak hayaldir; “yeni bir ülke bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir” (üstelik denilmiştir ki, kaçmayı engellemeye çalışanlar, gardiyanlardır). Efsanelerin, mitolojilerin, masalların geri çekildikleri, hikâyelerin artık hikâyeye benzemediği bir zamanda, içinde nefes alınabilecek bir hikâyeye gitmek, kaçmak mıdır ayrıca?

Ursula K. Le Guin, gitmeye değecek hikâyeler anlatır. O kadar iyi anlatır ki, inanırsınız. Hem çok yabancıdır anlattığı şeyler, hem tuhaf bir şekilde tanıdık. Tıpkı dünyanın bir ucunda yaşayan insanlar gibi: yabancı ama “bizden”... (Zaten ismindeki “K”, Kroeber’in “K”sidir. Alfred Kroeber; antropolojinin kurucu babalarından biri.) Her şeyin bambaşka olabileceğini hatırlatır bize; kentlerin, evlerin, giysilerin, isimlerin, inançların... Bu bambaşka dünyadan büyüleniriz, şaşırırız, ürpeririz; alttan alta rüyalarımızı hatırlarız (en iyi kitabının adı böyle bir şeydir: “Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar”... Hikâye anlatmanın anlamını düşünmemizi sağlar söyledikleri). Tanımadığımız gezegenlere, bambaşka diyarlara gideriz bu hikâyelerle, bilmediğimiz diller duyarız, zamanla biraz anlamaya başladığımız... Garip alışkanlıkları olan insanlar görürüz, giderek daha az garipseriz, çünkü anlarız ki öyle gerekiyordur...

Eziyetten ödüle

Önceki yıl (ve çok şükür ki yine Çiğdem Erkal İpek çevirisiyle) yayınlanan Uçuştan Uçuşa, herhangi bir Le Guin kitabından çok daha fazla yolculuk kitabı; “Bir tür seyahat kitabı ya da gezi rehberi. Bildik bir mekânda, havaalanında başlayan seyahatler bunlar, ama yolculuk için uçak şart değil. Havaalanına varışla uçağa ayak basana kadar geçen o eziyetli saatlerde gergin bir ıstırap, bıkkınlık, hazımsızlık ve nabız atışı boyutlar arası seyahati başlatmak için yetiyor ve artıyor bile”... Geçen kış, altı saatlik bir havaalanı eziyeti sırasında okuyup bitirmiştim: Eziyet eziyet olmaktan çıkıp ödüle dönüşmüştü; hatta kitabı bitirmeden uçağa çağırmasınlar diye dua bile etmiştim! Şöyle başlıyor anlatmaya:

“Uçakların menzili- birkaç bin mil, dünyanın ta öbür ucu, Hindistancevizi ağaçları, buzullar, mısır, Mısır, lama, Lama vs.- havaalanının sağladığı deneyimlerin (tabii kullanmasını bilenler için) uzantısı ve çeşitliliği yanında, acınacak ölçüde sınırlıdır.

Uçaklar ıkış tıkış, gürültülü, mikroplu, telaşlandırıcı ve sıkıcıdır; üstelik son derece olmadık aralıklarla, görülmedik derecede berbat yiyecekler ikram edilir. Havaalanları daha geniş olsa da kalabalıkları, o berbat havaları, gürültüleri, amansız gerilimleri uçakları aratmaz, kurumuş bir şeylerin parçacıklarından oluşan yiyecekleri genellikle daha berbattır; üstelik bu yiyeceklerin yenecekleri yerler de insanı canından bezdirecek kadar iç sıkıcıdır. Uçaklarda herkes kemerle bir koltuğa bağlıdır ve insanlar sadece mesanelerini boşaltmak için kuyruğa girdikleri kısa sürelerde ve tam tuvalet kabinine varacakları sırada rahatsız edici hoparlörün herkesi yeniden kemerle bağlanıp hareketsizleşmek için taciz ettiği ana kadar hareket edebilirler. Havaalanlarında elleri kolları bavul dolu insanlar nihayetsiz koridorlarda bir oraya bir buraya koşuşturup durur, tıpkı iblisin ellerine cehennemden kaçma yollarını gösteren değişik değişik yanlış haritalar tutuşturduğu ruhlar gibi”.

Neyse ki, Cincinatti’den Sita Dulip, havaalanlarının sadece eziyet yeri olmayıp boyutlararası aralığa giriş imkânı da sunduklarını keşfetmiş (keşif an’ını anlatan iki sayfayı da yaz buraya diyor şeytan, çok eğlenceli çünkü, ama editörüm asla göz yummaz buna!)– aslında küçücük bir hareket yetiyormuş boyutlararası yolculuğa başlamak için. Tabii henüz deneyimi olmadığı ve uçağını kaçırmaktan korktuğu için kısacık bir ziyaretle yetinmiş; Boyutlar Arası İrtibat Acentesinin hizmetlerinden yararlanmaya böylece başlamış. Zamanla, sık sık yaptığı uçak yolculukları sırasında, bu boyutta dokuz on dakika, başka boyutlarda ise günler süren geçişler yapmış... Ama mesela Candensiyalılar gibi iki tane dereotlu hıyar turşusu yiyerek geçiş yapmak, bizim boyuttakiler için hâlâ mümkün olmadığından, hep uçak yolculuklarını beklemek zorunda kalmış.

Elbette boyutlar arası geçiş yöntemi her zaman güvenilir değil; hatta yanınızda Rornan’ın Pratik Boyutlar Rehberi bulunsa bile. Çünkü rehber de bazen güvenilmez olabiliyor– ama Le Guin’in de dediği gibi, bir şeye ancak ölüyse tam olarak güvenebilirsiniz.

Kara elfler, Islac’lılar...

Başka boyutlar, kara elflerin ölümcül planlar yaptığı, büyücülerin uçtuğu acayip yerler değil, baştan söylemek lazım. Epeyce sıradan yerler– oteller var, müşteriler, hayvanlar, çocuklar, flörtler, züppelikler... Bizim giriştiğimiz bazı işlerde çok ilerlemiş kültürler görebiliyoruz ama; diyelim genetik teknolojisinde sınır tanımayan Islac’lılar... (“Ben şahsen mısırım” diyen bir garson kadın, konuşan köpeklerden yakınıyor: “Her tarafta konuşan köpeklerden var, inanılmayacak kadar sıkıcı şeyler, durmadan, hiç durmadan cinsellikten, boktan ve kokudan; kokudan, boktan ve cinsellikten konuşurlar ve sürekli sorarlar, beni seviyor musun, beni seviyor musun, beni seviyor musun?”) Ya da uykuyu hayatlarından çıkarmak üzere deneyler yapan Orichiler... Herkesin asalet unvanına sahip olduğu, “halk”ın tek bir aileden oluştuğu Hegn’ler...

Şöyle bir dil düşünün: “Nna Mmoy dilinde hiçbir kelimenin manası yoktur ama her kelime içinde bulunduğu cümleye göre harekete geçirilebilen veya yaratılabilen potansiyel çağrışımların çekirdeğini oluşturur. (...) Nna Mmoy lisanında yazılan metinler doğrusal değillerdir, yani ne yatay, ne de dikeydirler; bunun yerine merkezden çevreye doğru, her tarafa doğru ilk veya merkezi bir kelimeden sürgün verirler, tıpkı ağaç alları veya büyüyen kristaller gibi; ama yazılan tamamlanınca bu kelime söylenenin merkezi ya da başlangıcı olmayabilir. Edebi metinler bu çok yönlü karmaşıklığı o kadar aşırı bir noktaya taşırlar ki, görüntüleri labirentlere, güllere, enginarlara, günebakanlara, eğri büğrü desenlere benzer”.

Bence bir havaalanı eziyetini beklemeden de okunabilir “Uçuştan Uçuşa”– okumanın eğlenceli olduğunu hatırlamak, anlayışın yumuşattığı derin bir sesten hikayeler dinlemek, gezip tozmak için. Hazır yaz da gelmişken...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.