Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-611-4
13x19.5 cm, 184 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 15,00 TL
İndirimli fiyatı: 7,00 TL
İndirim oranı: %53,33
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ralf Rothmann diğer kitapları
Deniz Kenarında Geyikler, 2009
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Genç Işık
Özgün adı: Junges Licht
Çeviri: Ogün Duman
Yayına Hazırlayan: Haluk Barışcan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2007

Almanya’nın Ruhr bölgesinde yaşayan on iki yaşındaki Julian Collien, yeterince paraları olmadığı için sadece annesi ve kız kardeşinin tatile gitmesi üzerine evde madenci babasıyla kalmıştır. Olayların hep bir parça dışında duran, her zaman adeta bir seyirci durumunda olan, başına gelenlere sessizce katlanan Julian, komşularının üvey kızı Marusha, “hayvan kulübü”ndeki arkadaşları, yaşlı kaçık Pomrehn, ölü gömücü Jupp Dedesi ve diğerleriyle geçen uzun yaz günlerinde cinsellik ve ölümle tanışır. Sıcak, tembel yaz haftaları, kimi zaman kendi hayal gücünün esiri olan Julian’ın kendisinin yol açmış olduğunu düşündüğü bir felakete doğru yol almaktadır.

Rothmann gözlem gücünün keskinliği ve detayların tasvirindeki inceliğiyle gündelik yaşamın sıradan olay ve ayrıntılarından kalkarak şiirsel bir dille büyülü atmosfer yaratıyor.

OKUMA PARÇASI

Sayfa 45-47.

(…)

Ufacık koridorda babamın pantolonu asılıydı. Sağ cebinin ağzına iki bisiklet kıskacı takılıydı. Oturma odasındaki döşeme tahtaları inlerdi ama burada çerçeve destekleri vardı; o kadar gürültü çıkmıyordu. Tül perdelerin ardındaki büyük yapraklı bitkiler sokak lambasından gelen ışığı kesiyordu ve odanın arka köşesi öylesine karanlıktı ki, soğuk televizyon tüpünden, parlayan Loewe-Opta yazısından fazlasını göremedim. Kanepenin kolluğu üzerinde sigara ve çakmak duruyordu ve mutfağa gitmek istediğimde dış kapının aralık olduğunu gördüm, sadece iki parmak kadar. Dikkatlice kapattım kapıyı.

Bulaşıklıktaki tabak çanak yıkanmıştı. Bardaklar ve salata kâseleri ay ışığında ışıldıyordu, ben de tezgâhın önünde durup çitinin mavi gölgeleri Fernewald Sokağı'na kadar uzanan bahçeye baktım. Sokak bomboştu. Bir tilki sokak lambalarının ışığında maden ocağının kulesine doğru yürüdü.

Buzdolabını açıp önünde çömeldim. Kapı rafında gümüş kapaklı bir şişe süt, tel rafın üzerindeyse üç haşlanmış patates ve Chicogo marka bir oje duruyordu. Ayrıca bir parça Rama ve yağlı kâğıda sarılmış birkaç dilim salam vardı; bir dilimini katlayıp ağzıma attım ve zarıyla birlikte yuttum. Dolapta ne maden suyu ne de ahududu şurubu bulamadığımdan kapağını kapatmak üzereydim. Tam o sırada alt gözde, ekmeklerin durduğu poşetin arkasında babamın çay matarasını gördüm. Eskiden bira şişelerinden olan cinsten lastik contalı bir kapağı vardı ve ezilmiş alüminyum gövdesinin üzerinde damla damla su birikmişti.

Matarayı çıkardım ve alnıma, enseme, kollarıma dayadım. İçindeki çay o kadar soğuktu ki, sadece iki yudum aldıktan sonra bile başım zonklamaya başladı; ama tadı harikaydı, şekerli ve limonlu siyah çay; kapısı açık buzdolabının önüne oturup küçük yudumlar almaya koyuldum. Şişeden süzülen su damlaları şortuma ve fanilama damladı ve ses çıkarmadan geğirdiğimde elime değen soluğum neredeyse çay kadar soğuktu.

İçmeye devam ettim, her yudumda kendime bunun sonuncu olduğunu söyleyerek. Sonra bir yudum daha aldım, daha ufak bir yudum daha, bir yandan da keyifle soluyordum ve sonunda şişe boşaldı; kulağıma tuttuğumda dibinde çok az çay kalmış olduğunu işittim. Ayağa kalktım, şişenin içine iki kaşık şeker koyup ağzına kadar çeşme suyuyla doldurdum. Sonra şişeyi yerine koydum.

Kapalı balkon kapısından bahçelerin ötesine baktım. Çalılar ve ağaçlar gölgelerinden daha soluk görünüyor, bazıları hayvan siluetlerine benziyordu; bazılarıysa siyah göz çukurları ve dağınık kaşları olan insan yüzlerini andırıyordu. Tsimaneklerin fasulyelerinin ardında yeni aldıkları DKW* duruyordu. Etrafta kimsecikler yoktu. Bir tek tilki hâlâ Fernewald Sokağı'nda dolanıyordu, sanırım bir yavruydu. Arka patilerinin üzerinde yükselip arklı sokak lambalarının ışığında uçuşan sinek ve kelebekleri kapmaya çalışıyor, hatta bazen sıçrıyordu.

Yeniden koridora döndüm, annemle babamın yatak odasından bir hışırtı duyunca soluğumu tuttum, kapının altına baktım; aydınlanmadı. Bir tek banyonun ışığı yanıyordu. Kardeşim açık bırakmış olacaktı. Aynanın yanındaki elektrik şalteri ona yüksek geliyordu ve kimi zaman çişini yaptıktan sonra diş fırçalamak için kullandığı taburenin üzerine bir kez daha çıkmaya üşeniyordu. Sesli şekilde boğazımı temizledim. Kapı kilitlenmemişti ve eşiğe basınca kapı kolu terden ıslanmış avucumdan kaydı.

"Sessiz ol!"
(…)

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Fatih Balkış, “Çocukluk ya da büyülü zamanlar”, Radikal Kitap Eki, 25 Mayıs 2007

Çocukluğumuzun büyülü zamanlarında, yaşamın yaşam oluşunu bilmediğimiz yıllarda kendimize kurduğumuz dünyanın bir parçasıyızdır hâlâ. Mesafelerin, zamanın ve her türlü ahlak anlayışının dışında her şeyle bir olarak varoluruz. Dünya ve öteki şeyler bizden ayrılmamış, araya büyüklerin yaşam deneyimleri girmemiştir. Yönelimimiz gerçeklere değil masallara, sıra dışı olana, düşsel olanadır. Büyüklerin deneyimleri, yaşam bilgelikleri hiç ilgimizi çekmez; bir süre sonra şu anlaşılır, yaşamın yükü, onların deneyimlerinin sonucudur, gerisi olabildiğince saftır. Hölderlin'in söylediği gibi "Çocuk Tanrısal bir varlıktır: İnsanlığın bukalemun renklerine bürünmeden önce. O ne ise odur; ve onun için bu kadar güzeldir."

Çocuğun dünyası sırlarla, ağaç evlerle, defter aralarıyla, arka bahçede ve gizli bölmelere saklanan şeylerle anlam kazanır. Büyüklerin dünyasından gizlenen her şey, onlara karşı kazanılmış bir zaferdir aynı zamanda. Çocuk sır saklamada ve gizlenmede ustalaştıkça karşı dünyanın yetkin bir gözlemcisi olur. Ayrıntıları yakalayışı, her zaman tetikte bir algı ve zekice bir kavrayış onun eşlikçileridir. Çocuk bu gücü benliğine saflıkla dalabilmesinden alır.

Kendi dünyasının mantıkla çevrili kurallarını büyüklerin anlaması olanaksızdır. Büyükler yalnızca dış uyarıcılara dönüşür ve bu uyarıcılar giderek çocuğu bu özel dünyadan çekip çıkarmaya çalışırlar. "Artık büyüdün" sözü yüceltme niteliğine bürünse de, gerçekte aldatıcıdır. Oyunun onların kurallarıyla oynanacağının ilk işaretidir bu. Bir çeşit ruh düşmanlığıdır. Bu yüzden büyükler kendinden emin bir gülümseyişle, çoktan geçmiş olduğu yolları işaret ederek şimdinin, bu yılların ne kadar da değersiz olduğunu gösterirler...

Hayvan kulübü çetesi

Alman Edebiyatı'nın yetenekli yazarlarından Ralf Rothmann'ın Genç Işık romanı da çocukluk ve gençlik arasında bir yerde kendi dünyasını kurmuş olan on iki yaşındaki Julian'ın bakışını temel alıyor. Tıpkı Törless, Tonio Kröger, Stephan Dedalus gibi Julian da dünyasını, çevresini ve ilk adımlarını atacağı toprakları tanımak için bir çeşit yaşam eğitiminden geçiyor. Mann'ın ya da Musil'in sonunda dönüştürücü bir güce sahip olan kahramanlarının sancıları Rothmann'ın da başlıca teması haline geliyor. Duygulardan düşüncelere, izlemekten gözlemeye doğru evrilen bir zihni kavramak üzere yazıyor Rothmann.

Roman bizi savaşın bittiği ve refah toplumunun oluşmaya başladığı, insanlardan yalnızca daha çok çalışması beklenilen yıllara götürüyor. Madenci bir baba, hastalıklı bir anne ve cıvıl cıvıl zeki bir kız kardeşle birlikte Julian, yaz tatili boyunca yaşamla ilgili pek çok düşünceyi ve gözlemi on iki yaşını sürdüğü o yaz edinecektir. Bir yanda 'hayvan kulübü çetesi'ne katılma çabası, diğer yanda cinselliği keşfetmesi ve babasına yakınlaşma girişimleri Julian'ı yaşamın karmaşık ilişkilerinin tam ortasına iter. Kimi zaman anlam verilemeyen olaylar, üstesinden gelinmesi gereken sorunlar ve sorumluluklar zihnini kurcalayan bilmecelere dönüşür. Aslında olabildiğince tipik bir çocukluktur Julian'ınki. Çocukluğumuzda kalan pek çok gizin ve ayrıntının Julian'ınkilerle koşut gittiğini söylemeliyim. Sürekli bir uydurma hali, görmezden gelme, abartılı anlatımlar, güç gösterileri Julian'ın yaşadığı o yazı bize tanıdık kılıyor. Ama hepsinden önemlisi kendi çocukluğumuzda keşfettiğimiz ve yalnızca bilmekten dolayı suçluluk hissettiğimiz onca şey Genç Işık'la birlikte yeniden ortaya çıkıyor. Julian'ın bir madenciyle kesişen hikâyesi de romanın sonunda anlam kazanıyor. Julian bütün bir boşluğun üstesinden sınırsız dünyalar yaratma gücüyle gelirken, madenci bunca çabanın sonunda aslında yaşamına dayatılmış olan kaçınılmaz yazgısına doğru sürükleniyor.

Rothmann'ın yalın bir dili ve ustaca bir kavrayışı var. Gözlemlerin üstü örtük olanı açığa çıkarmak için yapıldığı, çocukluğa adanmış bir roman Genç Işık. Sonsuzluğun ışıltısını bir ucundan yakalamış olanların ve ruhu deneyimleyenlerin romanı.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.