Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-859-0
13x19.5 cm, 160 s.
Liste fiyatı: 17,00 TL
İndirimli fiyatı: 13,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
Kadınlar Arasında, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Aşkın Cep Defteri
Kapak Tasarımı: Pınar Kazma
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2012

Murathan Mungan’ın yeni kitabı çok ilgi görecek. “Yazınca da Geçmiyor”, “Kedi Kapısı”, “Fal Metinleri”, “Bende Kalanlar” ve “Aşkın Cep Defteri” başlıklı beş bölümden oluşan ve bilinen edebi türlerden birine kolay dahil edilemeyecek olan kitapta şiir, öykü, metin ve aforizmalar yer alıyor. Bir deftere yazılabilecek şeyler... Aşk her zaman ardında okunacak bir şeyler bırakır.

İÇİNDEKİLER
Yazınca da Geçmiyor
Terastaki Havlu
Bilardo Topları
El Yazısı
Kayıp Pena

Kedi Kapısı
Uzun Yol
Uyku
Kedi ve Motosiklet
Kanadının Altında

Fal Metinleri
Puhu için Fal Hikâye
Cam
Bakışma
Aşk ve Fotoğraf

Bende Kalanlar
Bende Kalanlar
Kumsalda İki Çocuk
Three Windows: Sarı-Beyaz-Kırmızı
Karşının Işıkları

Aşkın Cep Defteri
Aşkın Cep Defteri
OKUMA PARÇASI

Aşkın Cep Defteri’nden, s. 71-72.

Aşk, bin defa.

Kimine hiç, kimine bin defa.

Farklı yaşların ceplerinde unutulmuş, kâğıda dökülen ya da kâğıttan dökülmüş hatıralarıyla, aşk bin defa.

Aşk demek, belki bu sefer olur, demek.

Aşk kendini tekrarlayarak kanıtlar. En çok da sahibine.

Kalbinden emin olmak iyidir. Sahibini sağlamlaştırır.

Aşk öğretir, aynı hataları yinelememen için, ama yine aşk yüzünden yinelersin.

Aşkın insana öğreteceği pek çok şey ve pek az şey vardır. Aşk da hayatın diğer öğretmenleri gibi büyük ölçüde öğrencisine bağlıdır.

Kırk altı yaşında yazmaya başlıyorum bu metni ve yıllar sonra yeniden âşığım, sevgilim yirmi bir yaşında ve aramızda duran zaman hem çok var, hem hiç yok, bir gidip bir gelerek katediyoruz aramızda yaratılmış yeni zamanı.

Bu yaşımda acıyla öğrendiğim bir gerçek. (Neden şuncacık bir gerçeği bile öğrenebilmek için, bunca yıl bekler insan? Yalın kural: Hayat her şeyi bir kerede öğretmiyor.)

Çok iyi bir âşığım ben. Harika bir âşığım. Tutku, ateş, incelik doluyum. Ama ne yazık ki iyi bir eş değilim. Âşık olmak başka bir şey, eş olmak başka... İlişki dediğin de eşle yaşanıyor. İlişkideki hızımın, kurgularımın, beklentilerimin karşı tarafa ne yaptığının hesabını her seferinde iyi yapabildiğimi söyleyemeyeceğim. Bir arkadaşımın dediği gibi, karşı taraftan kendi hızımı bekliyorum.

Yalnızca bana değil, benim aşkıma da âşık oluyorlar. Onlara nasıl âşık olduğuma.

Kaç kez böyle oldu bu. Artık biliyorum.

Öncesiz çiçekler birdenbire açılıveren aramızda

Yine mi, daha mı, hâlâ mı aşk

Ümit var mı hâlâ aşktan, hayattan

Kime ne, sana ne, bana ne, bana ne

Yalnızca aşk olsun istiyor insan

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Bedia Ceylan Güzelce, “Aşk bağnazlıktır, her anlamda”, Radikal Kitap Eki, 30 Mart 2012

Hegelciler bilir, bir eser hakkında fikir sahibi olmak için onun tamamına vakıf olmanız gerekmez. İçerisinden seçeceğiniz bazı fragmanlar, onunla ilgili genel bir fikir edinmenizi sağlar. İyi mi kötü mü, eser mi değil mi, üzerine yazmaya değer mi değmez gibi soruların cevaplarını bu şekilde bulabilir ve kana karışmadan önce önleminizi alabilirsiniz. Peki ama eserin kendisi bir fragmansa ve hâlâ bir eserse hangi parçasını alıp incelemeli?

Mesela şu cümle dizisine ne dersiniz?

“Ey ruh! Geldiysen üç kere göğsümün tahtasına vur! CERN’den haber aldık diyelim buna.” (s. 100)

Ne çok şey anlatır bu kısacık metin. Şairin bunu yazana kadarki süre içinde teolojiden ve mistisizmden beslendiğini, modern zaman yazarı olduğunu mesela. Her kim ki bu cümleyi okur, şair Murathan Mungan hakkında bu fikirlere varır veya varmaya yaklaşır... Bu alıntıyı gören, mevzubahis şairin ilelebet ve daima okunmaya değer olduğunu anlar veya anlamak üzeredir.

Metis Yayınları’ndan çıkan Aşkın Cep Defteri, okur, biçim ve algı üzerine farklı bir çalışma. İçinde yer alan metinlerin büyük kısmı bir zaman bir yerlerde yayımlanmış, okunmuşsa da kitaba ismini veren ve ilk kez bu kitapta yer alan “Aşkın Cep Defteri” bölümünü ayrı ele almak gerekir.

Emile Cioran, Burukluk kitabında kendi dünya görüşünü kerteriz alıp felsefesini aforizmik metinlerle ifade eder, “Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum,” der mesela.

Sizi bir virgülün içinden fırlayıp kalbinize saplanmak üzere yola çıkan bir kurşunla tek başınıza, öylece bırakır. Konularını çokça çeşitlendirdiği bu fragmanlarda kimi zaman bir ideoloji üzerine devlet kurar, sonra dinamit koyup patlatır aynı ideolojiyi. Şeytanla yaptığı pazarlığın fark edilmesinden neredeyse memnundur Cioran ve “burukluk” kelimesinin tam olarak karşılığını verir okuyana. Nietzsche’nin aforizmaları bir yana, Kafka da kendisinden beklenmeyecek bir performansla derdini kıvamlı cümlelerle anlatmaktan yana tercihini kullanır. Tabii kutsal kitapların tamamı da aslında su katıp seyreltmeye müsait ama kıvamını tutturmanın zor olduğu duygusu yoğun metinlerdir aslında. Velhasıl bu mini yapıtlar, kiminin heykeli dikilesi cümleler kolay anlaşılması ve ezberlenebilmesi bakımından güçlüdür.

İşte ben bu fragman metinleri bu nedenle koyu, kıvamlı sıvılara benzetirim. Üzerine düşünmeyip, yerinden kıpırdatmadığınız zaman olduğu yerde durur, ne kolay kolay kurur yok olur, ne de size bir faydası dokunur. Üstelik üzeri zamanla kabuk bağlar, kıvamı koyulaşır, geç keşfedilenleri bu nedenle pek değerli, pek acıdır.

Aşkın Cep Defteri kitabı da içindeki aynı isimli kısım, hemen ve derhal üzerinde düşünülmeye başlanması gereken bir yapıya sahip. Zira kabuğu tutan da kaldıran da ta kendisidir ve şimdi okumaya başlansa bile seyrelmesi zaman alacaktır. Kitaptaki bu türden aforizmalardan bazı örnekler vereyim:

“Bu anlamda sabır, vakti azalmış insanlara hayatın verdiği cezadır.”

“Aşk bağnazlıktır, her anlamda.”

“Özellikle ‘Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayangillerden’ olan erkekler diğer korkularından konuşmaktan çok korkarlar.”

Alt alta okuduğunuzda baştan sona bütünlüğü olan ve birbirinin devamı niteliğindeki cümleler, kimi bir arada öbekler şeklinde kimi tek başına bırakılmış sayfalara. Ne var ki, zaten biçimsel olarak da işaretlerle birbirinden ayrılmış ve aralarında boşluklar konmuş bu cümleler onları tek başlarına da okuyabilme, sahiplenebilme imkânı sunuyor. Sanırım modern zaman bize bu biçimi öyle ya da böyle dayatıyor, okur öyle büyük blok parçalar görmeyi istemiyor, kabullenmiyor artık. Ancak elli sayfalık bir blok olmadan da bir şeyler anlatır bize edebiyat. Ona biraz da şiir diyoruz, bunu yapanlara da şair, yani Mungan’ın bu hayattaki en öncelikli hali.

Tanışma faslı

Şiir, insanın kendi iman tahtasına başkasının uzanmasına izin vermesi değil midir? Hem iman tahtası, bir Kemal Tahir romanının en erotik söylemi olmanın ötesinde göğüs kafesinin hemen üstünde, mesela dağlar gibi görkemli bir yerlerdir. İşte bu yüzden Mungan okuru şanslıdır, çünkü o çokça mesafeli durduğu okurunu alıp göğsüne yatıracak kadar cömert ve açıktır hep.

Yeterince küçüktüm ilk Mungan şiirini okuduğumda, “Oda, Poster ve Şeylerin Kederi.” Bir odam vardı, bir posterim ve pek az şeyim. Çocuktum ama bu memleketin hemen her çocuğu gibi kederden bitmiştim. Uğur Mumcu yeni öldürülmüştü, Sivas’ta aydınlar daha yeni katledilmişti, olmaz denilen olmuş Çekoslovakya ikiye ayrılmış, Turgut Özal cumhurbaşkanı seçilmişti, Abidin Dino, Hulusi Kentmen, Nejat Eczacıbaşı ve Berna Moran aynı yıl içinde, kısa bir süre sonra yaşamını kaybedeceğinden henüz habersizdi... Şiir okuyup, bütün bu olan biteni şiirle anlamaktan başka da çare yoktu, biz büyüyünce küçülen dünyayı iç parantezlerde genişletmek zorundaydık, hep birlikte.

Başka bir edebiyat faslı

Biçimsel olarak, bir tür edebi paralaks yaşayacağınızı baştan belirteyim. Cümlelerin kendinize yakınlığı ile birbirine olan mesafesini anlamak belki biraz zaman alacak ama sonu güzel bitiyor emin olun. Bölüm isimleri, “Yazınca Geçmiyor”, “Kedi Kapısı”, “Fal Metinleri”, “Bende Kalanlar” ve “Aşkın Cep Defteri” olarak belirlenmiş. Her başlığın altında birkaç alt başlık var. Bilhassa son bölümdeki hemen her birinde “aşk” kelimesinin geçtiği cümleler yakında sanal sosyal mecralarda dolaşacaktır.

Ve aslında siz bunları okurken Mungan’ın şiirleri dijital dünyanın boşluklarında, oradan oraya zaten akıp gitmektedir.

Çoğu zaman fena halde kana karışmaktadır.

Devamını görmek için bkz.

Ayşe Arman, "Bir aşk, birçok aşktan yapılıyor", Hürriyet, 13 Nisan 2012

Geçenlerde gördüm Murathan Mungan’ı Asmalımescit’te...

Arkasından koştum, omzunu tuttum, sarıldım, ona dokundum, hayranlığımı belirten bir şeyler söyledim, şimdi hatırlamıyorum ne...

Böyle bir derdim, böyle meselem var.

Günden güne hayranlık duyduğum insanların sayısı azalıyor...

Saygım azalıyor...

İnsanlara, yazarlara, adamlara, kadınlara...

Neden bilmiyorum...

Ya ben büyüyorum ya onlar küçülüyor.

Abuklaşıyor her şey, gülünç oluyor, karton oluyor, arkası fos çıkıyor. Çok az şey, gerçekten çok az şey, artık içime değiyor, içime işliyor.

Murathan Mungan hâlâ hayranlık duyduğum nadir insanlardan biri.

Bugün, sizinle Aşkın Cep Defteri’ndeki en sevdiğim öyküyü mü desem şiiri mi paylaşmak istiyorum, adı ‘Terastaki Havlu’.

İlk okuduğumda da çarptı...

Her okuduğumda çarpıyor...

Bir insan, aynı cinsten birine dokunmayı istediğini, bu isteğinden ürküp nasıl kaçıp gittiğini, bu kadar mı güzel anlatır...

Bize uzakmış gibi duran ama aslında hiç de olmayan bir duyguyu bu kadar mı yalın, çarpıcı mı aktarır?

Aslında size de soracaktım sizin hiç mi aklınızdan geçmedi diye...

Geçtiyse benimle paylaşsanıza diye...

Bir kadın böyle bir şeyi aklından geçirmişse lezbiyen midir?

Bir erkek, bir erkeğe dokunmayı şimşek hızıyla düşünmüşse gay midir?

Kategorilerin sınırları gerçekten bu kadar keskin midir?

Sizden de böyle özel hikâyeler bekliyorum...

İçeriden yazılmış hikayeler, itiraflar...

Tabii ki gerçek kimliklerinizle ilgilenmiyorum...

Terastaki havlu

Aynı terasa açılıyordu, yan yanaydı kapılarımız, kaldığımız pansiyonda.

Sabahları ya da akşamüzerleri karşılaşıyorduk, ortak duş, orta mutfak, çekingen bir selamlaşma.

Aynı terasta yan yana kuruyordu çamaşırlarımız, bu ürpertiyordu beni.

Acemi, tutuk birkaç sözcük eşliğinde beyaz şarap içerek aynı terasta seyrediyorduk günbatımını, bu da ürpertiyordu beni.

Işığın azalan şiddetinde yan yanaydı terasa vuran gölgelerimiz ve karışıyordu birbirine.

Elimizde olmadan gülümsemiştik bakışlarımız çarpıştığında, sahildeydik ve aynı kitabı okuyorduk ilk karşılaştığımızda.

Sezon açılmamıştı, seyrekti sahiller, daha erken yaz gülümsüyordu.

*

Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı, çiçeklerin çekingen dirimi, günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda.

İkimiz de yalnızdık ve birbirimize ilişmeye çalışıyorduk, adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında.

Oysa güneşin batışını izlemek gibi, kendiliğinden bir birlikteliğe dönüştü paylaştığımız şeyler.

Birbirinden kamaşmaya başlamıştı tenlerimiz.

Dokunmasan da yanındaki gövdeye, duymanın şiddetine dönmüştü aramızdaki çekim.

Tenin çağrısı hazırdı kendine kurulan bütün tuzaklara...

Devamını görmek için bkz.

Elif Aktuğ, "Aşk kağıda yazılmıyor", Akşam Gazetesi, 24 Mart 2012

Anne ve babasının evlilik yıldönümünü bahçede mumlar yakarak kutlayan ve onları sevgiyle anan bir adamdan daha romantik birini tanıdınız mı? Ben tanımadım. Murathan Mungan kadar naif, nazik, romantik ve aşkın yakıştığı bir adam daha görmedim.

Aşkla alakalı notlar tutmuş, ilk defa da kendi için yazmış. Ne kadar samimi ve ne kadar açık olduğunu göreceksiniz Aşkın Cep Defteri'ni okuduğunuzda. Bir gazeteci olarak onu tanımanın verdiği büyük hazzın dışında bir 'aşık' olarak onu çok daha önce tanımıştım zaten. Tıpkı herkes gibi, hepimiz gibi. 'Olmasa Mektubun'u dinleyip ağladığımı hatırlıyorum, tarihi ya da kimin için ağladığımı değil. Hatta ortada bir mektup bile olmadığına yemin edebilirim!

Bu sahne acaba kaç kez yaşanmıştır, fonda Murathan Mungan müziği; ya ayrılıklar kutsanmıştır (öyle ya Murathan Mungan'la yolu kesişenler aşkı lanetlemezler) ya da yeni başlayan aşkla beraber ezbere bilinen dizelerin üzerinden geçilmiştir.

Tam da aşktan ölürken, gidenin ardından 'kim inanır senle ayrıldığımıza' derken, 'Telli Telli' ile umutlar vermiştir çünkü. 'Çember'in içinde yer alacağımızı söyler, 'Sevgili' varken dünyanın değişeceğini anlatır, 'Aşk Yeniden' gelecektir biliriz, Murathan öyle demiştir. Son bir defa burnumuzu çeker, tanımadığımız bu ozandan başka kimsenin veremeyeceği morali bir güzel yüklenip aşka yeniden hazırlanırdık. Sadece şarkılarında değil yazdığı her satırda, romanlarında, satır aralarında da keşfettik aşkı, büyüdük.

İlk aşkın özgeçmişi yoktur

Aşkın Cep Defteri'ni anlatacaktım ama aşk işte tam da Murathan'ın dediği gibi insanı allak bullak ediyor ve dünyanın önemi kalmıyor. Kitaba başlarken öyle bir şiir var ki daha ilk sayfalarda kalakalıyorsunuz, 'Bir aşk birçok aşktan yapılıyor ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde' diyor çünkü. Acayip değil mi?

İlk aşkın özgeçmişi olmadığı için benzersiz olduğunu söylüyor, iyi öpüşen bir sevgilinin dünyanın yarısı olduğunu anlatıyor; kısaca allak bullak ediyor okuyucuyu. Gece boyu okudukça eskiye döndüm, eskimedim ama.

'Sende kalandır aşk', bittim...

'İçimiz bizden önce bilir', içim acıdı.

'Hala büyümemeye yeminli iki çocuğuz', 'Bütün aşıklar aynı yaştadır', 'Aynı manzaraya dalmak ne çok aşka benziyordu', 'Masumiyet de hatırlanabiliyor', 'Daha iyi bir insansam bunu aşka borçluyum', 'Bir daha kimsenin onu sizin gibi sevemeyeceğinin bilgisidir yaşayacak olan', her bir dizeyi bir daha bir daha okudum.

Kitap 'ilginç' de aynı zamanda, Murathan Mungan hikayeler, şiirler ve denemelerin ardından kısa cümlelerle aşkı anlatmış. Ne olduğunu, ne olmadığını, nasıl olup olmayacağını, kendini de açıkça ifşa etmiş. Aşk acılarını, unutamadıklarını, yalnızlığını paylaşmış. İşte tam bu noktaya gelip de şairin size gayet samimi bir şekilde aşksız olduğunu itiraf etmesi garip bir tat bırakıyor.

Kalbini sermiş bu defa

'Göz açıp kapayıncaya kadar 55 yaşıma gelmişim. Bir daha aşık olabilir miyim? Bana da, karşımdakine de hayrı dokunur mu bu aşkın, bilemem', 'Mart 2011. Hayat bana hala bir aşk borcun var'; ne kadar çarpıcı değil mi? Aşkı en güzel anlatan adam aslında aşkı bekleyen, korkan, çekinen, biraz da umudunu kaybetmiş gibi duran bir küçük çocuk aslında. Kendini bu kadar fazla açması ve okuyucuya 'Ben de senim aslında' demesi bir nevi, dahi kaçıklığı mı? Bunun altında bir oyun, bir plan arayacak hin fikirliler çıkacaktır, oysa Murathan Mungan belki de ilk defa bu kadar içten bir şekilde, başkalarının cesaret edemeyeceği kadar büyük bir kahramanlıkla kendini okuyucunun yüreğine bırakıvermiş. Oraya ait olduğunu biliyor, çünkü onu oradan kimsenin söküp atamayacağını da. Dediği gibi kalp durmadan insan ölmüyor...

Büyük bir aşk kitabı geliyor

Murathan Mungan, büyük bir aşk romanına hazırlanıyor; onun da sinyalleri var Aşkın Cep Defteri'nde. Şairin Romanı için 15 yıl çalışmış bir titiz yazarın, en iyi bildiği veya en iyi anlattığı 'aşk' hakkında yazacak olması büyük bir beklenti yaratmaz mı? Yaratır tabii, ancak Mungan kadar tecrübeli bir yazı adamının zaten karalama notları bile bizi uçuruyorsa, kitap nelere sebep olacak tahmin etmek zor değil. Aslında bu bir beklenti de değil, o yazarak biz okuyarak yaşayacağız.

Cep defterinde, 'Bir aşk yazılı hale gelmesini bitmesine borçlu' diyor ve aslında biten, yarım kalan, tamamlanmayan aşkın, içinden çıkılamayan sevdanın tarifini yapıyor.

Edebiyatın aşkın sığınağı olduğunu söyleyen Murathan Mungan, sıradan kelimelerle sıradan bir duyguyu, aşkı öyle bir anlatıyor ki; utanmasam 'İyi ki aşksız kalmışsın, aşk acısı çekmişsin, iyi ki korkuların var' diyeceğim. Çünkü tüm bunlar onu dünyanın en iyi yazarlarından biri yapmıyor mu?

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.