Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-852-1
13x19.5 cm, 344 s.
Liste fiyatı: 32,00 TL
İndirimli fiyatı: 25,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Filmozofi
Sinemayı Yepyeni Bir Tarzda Anlamak İçin Manifesto
Özgün adı: Filmosophy
A Manifesto for a Radically New Way of Understanding Cinema
Çeviri: Cem Soydemir
Yayına Hazırlayan: Savaş Kılıç
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2013

Sinemayı başlı başına felsefi bir alan, bir düşünme çabası olarak gören yazar ve sinemacı Daniel Frampton, getirdiği yeni yönteme "filmozofi" adını veriyor ve şimdiden derslere, tartışmalara konu olan bu yöntemi şöyle tanımlıyor: "Filmozofi, filmi bir tür düşünme olarak ele alır, film-varlığa ve film biçimine dair bir teori geliştirir. Filmozofinin film-varlıkla ilgili temel kavramı, deneyimlediğimiz görüntü ve seslerin kuramsal yaratıcısı olan 'film-zihin'dir. Filmozofinin önerdiği film biçimi kuramı da 'film-düşünme'dir ve bir biçimin eyleminin film-zihnin dramatik düşünmesi olarak görülmesini mümkün kılar. Dolayısıyla filmozofi, bir anlamda, hem anlatının berisinde kalanlarla ilgili 'gösterim' kuramlarının hem de sahneleme estetiği kuramlarının bir uzantısı ve tamamlayıcısı olarak da görülebilir. Filmozofi, film biçimini düşünülmüş bir şey olarak, filmin dramatik kararı olarak görmemizin, filmin anlatabilme ve etkileyebilme yollarını anlamamıza yardımcı olacağını ileri sürer."

İÇİNDEKİLER
Teşekkür
Giriş

Birinci Kısım
Bir | Film-zihinler
İki | Film-varlıklar
Üç | Film fenomenolojisi
Dört | Filmin yeni zihinleri

İkinci Kısım
Beş | Film-zihin
Altı | Film-anlatı
Yedi | Film-düşünme
Sekiz | Seyirci
Dokuz | Film yazısı
On | Filmozofi
Sonuç
Kaynakça
Dizin
OKUMA PARÇASI

Giriş bölümünden, s. 20-23.

Filmozofi, filmi bir tür düşünme olarak ele alır, film-varlığa ve film biçimine dair bir kuram geliştirir. Filmozofinin film-varlıkla ilgili temel kavramı, deneyimlediğimiz imaj ve seslerin kuramsal yaratıcısı olan "film-zihin"dir. Filmozofinin önerdiği film biçimi kuramı da "film-düşünme"dir ve bir biçimin eyleminin film-zihnin dramatik düşünmesi olarak görülmesini mümkün kılar. Dolayısıyla filmozofi, bir anlamda, hem anlatının berisinde kalanlarla ilgili "gösterim" kuramlarının hem de sahneleme estetiği kuramlarının bir uzantısı ve tamamlayıcısı olarak da görülebilir. Filmozofi, film biçimini düşünülmüş bir şey olarak, filmin dramatik kararı olarak görmemizin, filmin anlatabilme ve etkileyebilme yollarını anlamamıza yardımcı olacağını ileri sürer. Çağdaş filmin filmozofi fikrini tetikleyen iki boyutu vardır: Birincisi hem güvenilir-olmayan anlatıcının hem de öznel-olmayan "bakış açısına" dayalı çekimin giderek yaygınlaşmasıdır, ikincisi de, her şeyi sanal olarak göstermenin dijital olarak mümkün hale gelmiş olmasıdır. Film incelemeleri, bu yeni biçimleri yaratıcı ve kesin bir şekilde ele alabilmek için, film-dünya yaratımıyla ilgili bir anlayışa ve film üslubuyla ilgili betimleyici bir dile muhtaç, ama ikisinin de uyarlanabilir ve şiirsel olması gerekiyor.

Film-zihin, filmin ampirik bir betimlenişi değildir, bilakis filmin eylemlerinin ve olaylarının kökenlerinin kavramsal olarak anlaşılmasıdır. Öyleyse, seyirci bir filmi deneyimlerken film-zihni kavramsal aygıtının bir parçası olarak kullanıp kullanmama kararını verebilir — kullanırsa filmi bu kavram aracılığıyla görecektir. Filmozofi filmi organik bir zekâ olarak kavramsallaştırır; yani, filmdeki karakterlere ve mevzulara dair düşünen bir "film-varlık" olarak. Yine de, film-zihin ve film-düşünme kavramları, "anlatıcı" ve "anlatı" kavramlarının ikamesi olarak tasarlanmış değildir. Sadece "anlatıcı" fikrinin sınırları ile "anlatı" kuramlarının kısıtlayıcı ve edebi doğasına dikkat çekmek üzere geliştirilmişlerdir ("anlatıcı", film-dünyanın yaratımını izah edemez, "anlatı" da, geleneksel olarak sadece karakter-anlatıcılara atfedilemeyen şeyi ele aldığı için kısıtlıdır). Film-zihin, "dışsal" bir güç olmadığı gibi, ne mistik bir varlıktır ne de görünmez ötekidir, bizzat filmin "içinde"dir; kendi söylemini, akışını yönlendiren, belirleyen filmin kendisidir. Başka bir deyişle, film-zihin "filmin kendisidir".

Film-zihnin iki boyutu vardır: kavranabilen insanlar ve nesnelerden müteşekkil temel film-dünyanın yaratımı ile bu film-dünyanın tasarlanması ve yeniden şekillendirilmesi. Bu yeniden yaratıma dayalı tasarlama ve yeniden şekillendirme sürecini, burada "film-düşünme" olarak adlandıracağız. Deleuze'ün Cinema kitabında film-düşünmenin daha rahat anlaşılmasını sağlayacak olan önemli bir açıklama var: "Arka Pencere / Rear Window filminde kahramanın bacağının niçin kırık olduğunu açıklayan, diyalog değil, kameradır (odasındaki yarış arabası fotoğrafları ve kırık fotoğraf makinesi)." Film, ayağı alçıda, tekerlekli sandalyesinde uyuklayan Jeffries'e dönmeden önce apartmanın avlusunu baştan sona gezinir, sonra Jeffries'nin dairesine yönelir ve paramparça olmuş bir yarış arabasının fotoğrafı ile kırılmış bir fotoğraf makinesi gösterir. Demek ki film-düşünme, film-zihnin niyetinin dramatize edilişinde barınan film biçiminin eylemidir. Önemli olan da, filmozofinin insan düşüncesi ile film arasında doğrudan bir analoji kurmuyor olmasıdır; fimozofiye göre film bizim düşünme ve algılama biçimlerimizden açıkça farklıdır: Daha önce dikkat çektiğimiz üzere, film kendi biçim eylemleri bakımından hem öznel hem de nesnel görünür. Dolayısıyla, daha ziyade işlevsel bir analoji söz konusudur: Filmin barındırdığı karakterlere ve uzamlara yönelik sabit, değişmeyen ve asla son bulmayan "maksat"ı ve tutumu burada (yeni türde) bir "düşünme" olarak kavramsallaştırılmaktadır: İnsan algısına dair fenomenolojik metaforlar, filmin anlam olanaklarını sınırlayacaktır (kamera "başka bir karakter" haline gelecek ve kameranın insana yabancı her türlü eylemi de bir ihlal veya kendi üstüne düşünebilirlik göstergesi olacaktır). Film-düşünme, insan düşüncesinin tek bir türüne benzemez, daha ziyade insan düşünmesinin işlevsel omurgasını andırır — film-düşünme bir fikir, his ve duygu kombinasyonu gibi görünür.

Filmozofi, organik bir film felsefesi olarak tasarlanmıştır. Film-zihin, seyircinin filmi kendi başına meydana gelen bir olaylar dizisi olarak deneyimlemesini mümkün kılar ve seyirciyi bu deneyimin dışında başka bir yere, yazarların, yönetmenlerin veya görünmez anlatıcıların eylemlerine sevk etmez. Film-zihin, aynı zamanda tüm filmin kasıtlı olduğunu, belli bir maksatla tasarlanmış olduğunu gösterir; tüm biçimsel hamleleri önemli kılar, büyük bir olasılıkla da anlamlı hale getirir, film deneyimini zenginleştirir ve seyircinin filmin biçimsel kıvrılmalarını ve sapmalarını birbirleriyle ilişkilendirmesine yardımcı olur. Film-düşünme ayrıca iki bakımdan, biçimi içeriğe bağlaması ve film-betimleme diline kolayca geçiyor olması bakımından organiktir (bu ikincisi, seyircinin deneyimini kesinlikle etkilemektedir). Kavram ile film, film ile dil, dil ile deneyim (deneyim ile felsefe) arasında organik bir ilişki vardır. Film-düşünme, üslubu eylemin parçası haline getirerek içeriği biçime bağlar: Film deneyimi bir anlamda "organik" hale gelir çünkü üslup öyküye, film biçimlerini teknik olmaktan ziyade dramatik hale getiren doğal, düşünülmüş, insanca maksatlarla bağlanmıştır. Filmozofide biçim, içeriğin bir eki veya uzantısı değildir, daha ziyade içeriktir (sadece doğası farklıdır, o kadar).

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Yekta Kopan, "Filmozof Olmak", filucusu.blogspot.com 15 Şubat 2013

Son sözü başta söyleyelim; sinemanın paylaşımı ve sinemayı izleme pratiği açısından yeniden konuşulma, tartışılma zamanı gelmedi mi? Yeni teknolojilerin, giderek akıllı telefonların avuç içi kadar ekran alanına hapsetmeye başladığı sinema üretiminde, izleyicinin dinamiklerini yeniden tanımlamak gerekmiyor mu? Filmin kendisinin yeterli olmadığı, ekstralarla daha 'geveze' bir sanatsal ürüne gereksinim duyulduğu zamanların 'sinemayı anlama' dinamikleri nasıl belirlenecek? Cem Soydemir çevirisiyle raflarda yerini alan Daniel Frampton imzalı Filmozofi, Sinemayı Yepyeni Bir Tarzda Anlamak İçin Manifesto zaman zaman bütün bu soruların çevresinde dolaşırken, omurgasını filmin tüketim biçimiyle değil üretim biçimiyle ilişkilendirerek oluşturuyor.

Gerçekliğin değişimi

Frampton kitabına Maksim Gorki’nin, Lumiere Sinematograf’ının bir gösterimi sonrası yazdığı yazıyla başlıyor. Gerçekliğin gri ve sessiz bir hayalete dönüşmesinin rahatsızlığını duyuyor Gorki. Tarihe bu kayıt düşüldükten tam 100 yıl sonra, bir başka önemli kayıtla devam ediyor kitabın ilk sayfası: Jodie Foster, yönetmen Robert Zemeckis’in Mesaj/Contact filminin bir sahnesinde yüz ifadesini dijital yöntemlerle nasıl değiştirdiğini, bir kaş hareketini yok ederek kendi imgesini ve gerçekliğini nasıl değiştirdiğini, isyan ederek anlatıyor. Bu tanıklıkların hemen ardından, gerçekliğin basit ve dolaysız bir yeniden üretimi olmayan sinemanın, her geçen gün bu ihtimalden biraz daha uzaklaşmasının soru işaretlerini tek tek masaya yayıyor Daniel Frampton.

Gilles Deleuze'den Stanley Cavel'a

Kitabın alt başlığının anlamı, Gorki’den Foster’a uzanan bu eksende giderek anlamlanıyor. Sinemayı yepyeni bir tarzda anlamak, özellikle '90'lardan sonra şekillenen yeni bir sinema üretimi üstüne zihin alıştırması yapmaya dönüşüyor sayfalar boyunca. Frampton “Film-zihin/film-anlatı/film-düşünme” bölümlerinde, sinemanın yeni üretim biçimlerinin, tek bir film-dünya düzleminde düşünülmesi ve yorumlanmasının dinamikleri üstüne düşünüyor, düşündürüyor.

Filmlerin ışığında, örneklerle tartışıyor sinema üstüne cümlelerini bu kitap. Matrix’ten Dövüş Kulübü’ne, Oyuncak Hikâyesi’nden Karanlıkta Dans’a, Manolya’dan Sırlar ve Yalanlar’a uzanan bir yolculuğa davet ediyor okurunu. Üstelik filmlerle yolculuğuna, Gilles Deleuze ve Stanley Cavel gibi isimlerin düşüncelerini de ortak ediyor.

Sayfalar çevrildikçe yazarın filmozofi adını verdiği yeni bir sinema algısının temelleri atılıyor. Filmozofi, dijital animasyon, akışkan film-düşünme, sanatsal filmler ve empatiye dayalı gerçeklik biçimlerini, dünyaya dair algımızı değiştirmeye son derece uygun film-düşünmeler olarak gören bir yapı olarak karşımıza dikiliyor. Film-düşünme kavramı da, biçim ve içeriği organik ve anlamlı bir şekilde birbirine bağlıyor. Filmozofi kavramının amacını şöyle açıklıyor Frampton: “Amaç yeni bir eleştirel dikkat tarzı geliştirmektir; filmin düşündüğünü kabul etmek, filme güç ve yaratıcı bir niyet atfetmek demektir. Filmozofi, hareket eden bütün imajlarla ilgili olarak bu dikkati yükseltme amacının güdümündedir.”

Sinemadan televizyona, reklam panolarından video oyunlarına hareketli imajların, zihnimiz üstündeki egemenliğinin her gün biraz daha arttığı zamanlarda yepyeni bir algı biçimi yaratmak için karşı konulmaz anahtarlar veren bir kitap Filmozofi. Sadece sinema tutkunlarının değil, yeni bir algıya kapı açmak isteyen herkesin ilgisini çekecektir.

Devamını görmek için bkz.

Halil Türkden, “Beyaz Tavşan’ın peşinde”, Radikal Kitap Eki, 22 Şubat 2013

Bilgisayarımın ya da harici arşivimin belli gün ve haftalarda tekrar tekrar izlenen filmleri bellidir. Bunlardan biri olan “Matrix Üçlemesi” izlenmiş ve anlaşılmıştır. Ama Baudrillard’ın evcil beyaz tavşanının nereye gideceğini çok çok iyi bilsem de, o üçleme yılda birkaç defa izlenir. Bulmaca çoktan çözülmesine rağmen artık o labirentin çıkış yolu merak edilmemektedir. Kıvrımlara, dönemeçlere, imajlara ve hatta çıkmaz sokaklara bile ilgi duyulur. Filmozofi, işte burada yükselmeye başlar.

Metis Yayınları’nın akademiye katkılarının devamı olarak gördüğüm çevirilerinden biri olan ve Daniel Frampton kaleminden çıkan Filmozofi, film çalışmaları üzerine önemli ve yeni şeyler öne süren bir kitap. Filmozofi, sadece film çalışmalarıyla kalmayan, sinema felsefesi ve sinema sosyolojisi gibi söylemlerle diğer alanlardan akademisyenlerin de dikkatini çekmeyi hakeden bir kaynak.

Filmozofi dünyasında film, tefekkürler başlar. Bu dünyada, film-varlığa dair sahnelenen ürünün esas mimarı olan “film-zihin” ve esas biçim teorisi olarak görülen “film-düşünme” gibi kavramlar ortaya atılır. “Filmozofi, birçok yönüyle sahne öncesi ve sonrasıdır” diyebiliriz. İşte bu filmozofi kavramı tam da bu çağın sinemasıyla kol kola yürüyebilecek eğilime sahiptir. Frampton’ın da altını çizdiği gibi, halihazırda güvenilir olmayan bir anlatıcının kendi penceresinden görüp aktardığı bir öznel sinema söz konusudur. Filmozofinin bugünün sinemasıyla eşleştiği önemli noktalardan biri de, gelişen dijital teknolojiler sayesinde her şeyin sanal olarak gösterilebilir bir hal almasıdır.

Kitabın birinci kısmında, film ile düşüncenin bir arada nasıl bir evrim içine girdiğini ele alan dört bölümlük bir inceleme görülebilir. Film-zihinler başlıklı ilk bölümde filmin nasıl bir araç olduğu ve nasıl bir düşünme biçimine gedik açtığı tartışılıyor. İkinci bölüm, yazarların çözümlediği film-varlıklarının üzerine gidiyor. Bunu yaparken, yazarın filmi, “Ben” in filmi, klasik anlatısal veya post-anlatısal bir film gibi kendinden emin olmayan çizgiler çiziliyor. Üçüncü bölüm, fenomenolog Maurice Merleau-Pınty ve medya teorisyeni Vivian Sobchack’in üzerine inşa edilen bir film-dünya deneyimi tartışmasını gündeme getiriyor. Avangart tiyatro teorisyenlerinden Artaud’nun gerçeküstücü anlatısı, Gilbert-Lecomte ışığındaki yarının sineması ve Eisenstein’ın ezberlenen montajları gibi filmi bir düşünme çabası olarak ele alan teoriler kitabın ilk kısmının dördüncü bölümünde kendine yer buluyor ve yazar, Deleuze’ün imaj çözümlemelerine değinmeden çıkmıyor bu bölümden.

İkinci kısım, filmozofi kavramının odak noktasını, çıkışını ve temel tartışmalarını konu alarak başlıyor. Elbette, bu tartışmaların temelinde film-zihin ve film-düşünme gibi kavramları görmek zorundayız. Frampton, deneyimlenen görüntü ve seslerin temel mimarı olarak gördüğü film-zihin üzerine giriştiği tanımlamalarda her yolu biçime çıkarıyor ve biçimin düşünmekten geçtiğini her şekilde haklı çıkarmaya çalışıyor. Çünkü, ona göre filmi anlamanın ve çözümlemenin metodlarına bir adım daha yaklaşabilmek ve anlayabilmek için filmozofi gereklidir. İlerleyen bölümlerde film-zihin ve film-düşünme gibi kavramların klasik anlatı kuramlarıyla ve ışıktan kurguya kadar tüm biçimsel noktaların örnek filmlerle açıklanmasıyla karşılaştırıldığını görebiliriz.

Aslında Frampton, filmozofinin önemli işlevlerinden birini David Lynch’in “film noir” harikalarından biri olan Mullholand Çıkmazı filminin üzerinden açıklar. “Seyirci, Mullholand Çıkmazı’nın imajlarıyla sersemleyebilir, filmin seslerinden ve kopukluğundan rahatsız olabilir ve yeni bir gerçeklik hissi geliştirebilir – yani, filmi anlamlandıramayabilir.” Bazı seyirciler anlamadığı filmden hoşlanmaz, ama filmozofi onlar için vardır. Her zaman filmi anlamak için izlemeyiz, hatta filmin ortasında anlamaya çalışmaktan vazgeçer ve başka hedefler koyarız önümüze. O an belli imajlar seçip onlara odaklanabiliriz ve o anki deneyimin amacı o imajla ilişki kurmak olabilir.

Filmozofi’nin mimarı Daniel Frampton, film sanatının gerçeklikle olan ilişiğimize karşı açtığı savaşı görerek hatırlatır: “Sinema, algılarımızı keskinleştirip bize yeni bir gerçekliği göstererek, gerçekliğe başka bir gözle bakmamızı olanaklı kılar.”

Devamını görmek için bkz.

Emine Uçar İlbuğa, "Kendi Dünyasını Yaratan Sanat", Birgün Kitap Eki, 7 Kasım 2014

Sinema izleme deneyim ve pratiklerinin giderek değişime uğramakta olduğu günümüzde, Frampton kitabında “sinema ile gerçeklik arasındaki kavramsal bağı” sorgulamayı dener ve “sinemanın istediği her sahne ve nesneyi bilinçli olarak öne çıkarabilme özgürlüğü ile aslında kendi dünyasını yarattığını” belirtir. Bu haliyle film kuramlarındaki en temel tartışmalardan biri olan “film gerçekliğin bir kopyası mıdır ya da sinema yeni bir gerçeklik midir?” tartışmasına yeniden dönülür. Frampton’a göre, bu sorunun yanıtı açıktır: Film kendi gerçekliğini yaratır ve bu yeni gerçeklik bazen bizim gerçekliğimizle benzerlik taşısa da aslında öznellik ve nesnelliğe dair kendi biçimsel sorunlarını yaratır.

Film ve gerçeklik

Dolayısıyla film bir dünya ile etkileşimi canlandırarak anlatır ve bizlerin dünyayla etkileşimimizi kavramamız bakımından bizim için bir ayna rolü üstlenir, ancak gerçeklikten öte, film-dünya düşünülüp, tasarlanmış bir dünyadır. Öyleyse yazarın sinemayı yepyeni tarzda ve bugüne kadar okuma biçimlerinden farklı olarak anlamak için yazdığı filmozofi, filmi bir düşünme biçimi olarak ele alır. Çünkü yazarın ifadesiyle, sinemada hem güvenilir olmayan anlatıcı hem de öznel olmayan bakış açısına dayalı çekimler giderek yaygınlaşmakta ve her şeyi sanal olarak göstermenin dijital olarak mümkün olduğu bir süreç söz konusudur.

Böylece filmozofi, düşünmenin filmin karakteri, olay örgüsü ya da diyalogu ile ilişkilendirilmekten öte, filmin kendisine has bir düşünce olduğunu söylemektedir.

Felsefenin filmi-filmin felsefesi

Daniel Frampton, felsefecilerin filmin belli bölümlerinden yararlanarak felsefenin klasik sorunlarını aydınlatmak üzere filmden faydalanma yolunu gittiklerini, buna karşın film içinde hangi felsefi problemin yattığını fark edemediklerini söyler. Filmler salt diyalog ve öyküden ibaret değildirler aksine daha fazlasını içinde barındırırlar. Bu nedenle felsefeyi filme uyarlamaktan çok filmi felsefi bir şekilde ele almak gerekmektedir, çünkü filmin kendisi çok daha felsefidir.

Kitabın yapısı

Filmozofi kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım film-zihinler, film-varlıklar, film fenomenolojisi ve filmin yeni zihinleri olmak üzere dört, ikinci kısım ise; film-zihin, film- anlatı, film-düşünme, seyirci, film yazısı ve filmozofi olmak üzere altı başlıktan oluşmaktadır.

Dünyayı filmlerle düşünmek

Birinci kısmın ilk başlığı film-zihinler de yazar daha önceki sinema çalışmalarından örneklerle günümüzde dünyayı gerçekten anlamak için filmin kendine özgü bir düşünme biçimine sahip olduğunun kabul edilmesi gerektiğini söyler. Film-varlıklar başlığı altında ise, film dünyasının nasıl yaratıldığına dair soruyu film varlık felsefesi üzerinden yürütür. Yazar, film kendi dünyasının yaratıcısıdır tesbitinde bulunurken, bunun gerekçesini ise film nasıl anlam ifade eder? sorusu üzerinden kamera, yaratıcı yazar, anlatısal varlık kavramları üzerinden film konusunu örneklerle tartışmaktadır. Üçüncü başlık film fenomenolojisidir. Bugüne kadar fenomenolojiye yalnızca izleyici deneyim ve yorumlarıyla ilgili meseleleri açıklamak için başvurulmuştur. Oysa film-düşünme kavramı fenomenolojiyi daha fazla çatışma noktalarına taşır. Yazar, bu bölümü Maurice Merleau-Ponty ve Vivian Sobchack’in çalışmaları kapsamında film-dünya deneyimi ile tartışır. Sonuç olarak “fenomenoloji karşımızdaki nesneleri düşünürken, bir anlamda onları nasıl kendimizin kıldığımızı, onları nasıl sahiplendiğimizi açığa vurur, dolayısıyla seyircinin film deneyimi gibi, filmin kendi karakterleriyle nesnelerine ilişkin deneyimi” de önemlidir. Bu bölümün son başlığı ise filmin yeni zihinleri’dir. Bu başlık altında yazar, Fransız sinemacı Germaine Dulac’ın avangard ve saf sinemaya ilişkin olarak ilk kez kullandığı “sinemasal düşünce” terimine atıfta bulunarak, Vertov ve sine-göz, Jean Epstein ve saf sinema, lirik felsefe, Eisenstein ve montaj kuramı üzerinden, Fransız felsefeci Deleuze’ün zihinsel imaj ve bağıntı- imaj kavramları üzerinden filmi düşünce olarak inceler. Deleuze’e göre, sinema düşünce ötesidir ve film düşüncenin bilinçdışı mekanizmalarını bilince taşıyarak, aslında insan düşüncesinin güçsüzlüğünü bize gösteren kudrete sahiptir.

Film-zihinden film-dünyaya

Kitabın ikinci kısmının film-zihin, film-düşünme, film-anlatı başlıkları altında film-zihnin film-dünyayı nasıl yarattığı, film-dünyanın yeniden yaratımı ve film-düşünmenin nelerden oluştuğu ve nasıl işlediği, filmlerde nasıl göründüğü konusu incelenmektedir. Yazara göre, film-düşünme insanın düşünmesiyle aynı değildir, dolayısıyla film-zihin insan düşüncesinin bir yansıması değildir. Film düşünmemize ve onu başka fikirlerle ilişkilendirmemize neden olur, ancak film-düşünme filmin kendisindedir. Seyirci ancak filmozofinin kavramlarını benimserse onu görebilir. Bir diğer ifadeyle “filmozofinin bize önerdiği kavramsallaştırmayı kabul edersek, filmin düşündüğünü de görebiliriz.” Bu bölümde yazar, film -zihnin faaliyetleri, klasik anlatı kuramları, filmin düzenlenmesinde imaj, ses, renk, kadraj, hareket ve kurgu geçişleriyle filmin biçiminin nasıl düşünüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu bölümde seyirci başlığı altında film-zihin ve film-düşünme seyirci ile filmin buluşması üzerine yürütülen felsefi bir tartışmaya dönüşmektedir. Çünkü yeni bir film anlayışı ortaya atan filmozofi, aynı zamanda yeni bir film deneyimi de önerir. Bu dili iyi benimseyen izleyici, filmin daha fazlasını deneyimleme ve filmi daha zengin anlam çeşitliliği ile yorumlayabilme olanağını elde edebilecektir. Bilişsel, fenomenoloji ve filmozofik tartışmasında ise yazar, film düşünmesine aktif olarak katılan filmozofik seyirciyi tanımlamaktadır. İkinci kısmın son başlığı kitabın adı olan filmozofi başlığı altında Nietzsche ve Derrida’nın düşünen şiirsel yazılarından, Heidegger’in tefekküre dayalı düşünmesinden Deleuze’ün film düşüncesi ve enerjisiyle sezgiye dayalı imaj-kavramlar yarattığı yönündeki yaklaşımına atıfta bulunan Frampton sonunda, filmin post-metafizik düşünmesine uzanan ve saf kavram yaratımına dayalı, felsefi-olmayan bir tür metafizik sonrası düşünme modeli önerir.

Sonuç olarak yazarın söylediği gibi filmozofi, seyircinin deneyimini genişletmeyi ve derinleştirmeyi amaçlar. Felsefe tam anlamıyla fikir üretir, film ise şiirsel bir düşünüştür ve farklı bir felsefiliğe ulaşır. Biz izleyiciler için de, filmdeki felsefeyi görmek, deneyimlemek, anlamak, sorgulamak, yorumlamak ve üzerine düşünmek önemli olacaktır.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.