Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-907-8
13x19.5 cm, 216 s.
Liste fiyatı: 22,00 TL
İndirimli fiyatı: 17,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
1 Mayıs 1977
İşçi Bayramı Neden ve Nasıl Kana Bulandı?
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen, Eylem Can
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2013

1 Mayıs 1977'de, Taksim'de DİSK'in düzenlediği işçi bayramı kutlamaları saldırıya uğradı. Kalabalığın üzerine ateş açıldı, kurşunlar yağdı, panzerler yürüdü, 34 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı... Hükümet, polis, medya sözbirliği etmişçesine yaşananlardan solcuları sorumlu tutarken; sendikalar, DİSK ve sol örgütlerin çoğunda giderek olayın soğukkanlı bir provokasyon olduğu görüşü hakimiyet kazandı. Bu kanlı olay sol hareket üzerinde derin bir iz bıraktı; sol içi kimi bölünmelerin derinleşmesine yol açtı. Aradan geçen yıllara rağmen alanda tam olarak ne olduğu büyük ölçüde karanlıkta kaldı, gerçek failler hiçbir zaman hesap vermedi.

1 Mayıs 1977'de, diğer deyişle Kanlı 1 Mayıs'ta Taksim'de olan bitene ışık tutmaya çalışan, ayrıca öncesi ve sonrasında Türkiye'de yaşananlara değinen belgesel niteliğindeki bu kitap söyleşilerden oluşuyor.

Korhan Atay, o gün orada, Taksim Meydanı'nda ya da meydana çıkan yollarda olan, olayların tanığı, farklı siyasetlerden on üç kişiyle görüştü: Ahmet Sami Belek, Bingöl Erdumlu, Dinçer Doğu, Doğan Ülgen, Feyyaz Kurşuncu, Gün Zileli, Kâmil Arslantürk, Leman Fırtına, Mahir Sayın, Mehmet Karaca, Murat Belge, Murat Tokmak ve Osman Cavit İyigün. Büyük çoğunluğu o sırada içinde yer aldıkları sendika, grup ve siyasi hareketlerin etkili isimleriydi.

1 Mayıs 1977'nin, öncesi ve sonrasındaki yılların, ilk defa farklı perspektiflere söz hakkı tanıyarak çizilmiş çok boyutlu tablosuyla yüz yüze geleceksiniz bu kitapta. Yalanlarla yazılmış bir yakın tarihi düzeltme çabasına katkıda bulunması için...

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Giriş
1 Mayıs 1977'de Türkiye'nin en görkemli
işçi bayramı kana bulandı

Doğan Ülgen:
Sol hareket yükseliyor, biz de onunla birlikte büyüyoruz

Bingöl Erdumlu:
CIA, MİT, kontrgerilla kurmuş tezgâhı, bırakır mı seni orada?

Mehmet Karaca:
1 Mayıs'ın üstüne gidilebilseydi 12 Eylül darbesi olmazdı

Gün Zileli:
Yaşananlardan hiç ders çıkarılmadı

Feyyaz Kurşuncu:
1 Mayıs 1977 herkesin ortak sorumsuzluğuydu

Murat Tokmak:
1 Mayıs sınıfsal bir katliamdır

Mahir Sayın:
Ortam provokasyon için hazırlanmış durumdaydı

Ahmet Sami Belek:
Hedef gözeterek kesinlikle ateş edilmemiştir

Kâmil Arslantürk:
Ülkenin faşist bir darbeye doğru gittiğini tespit edemedik

Dinçer Doğu:
Toplumların hayatı insanların hayatı kadar kısa değil

Leman Fırtına:
Niye ateş ediyorsunuz çocuklara?

Murat Belge:
Provokasyonun arşa çıktığı örnek 1977 1 Mayısı'dır

Osman Cavit İyigün:
Yanlışlarımızı da söylemezsek gelecek nesle ne bırakacağız?

Sonsöz

Kısaltmalar Listesi
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 9-11

1 Mayıs 1977'de, diğer deyişle Kanlı 1 Mayıs'ta o gün Taksim'de olanlara; ayrıca öncesi ve sonrasında Türkiye'de yaşananlara değinen bu kitabın kendi kaleme aldığım bölümlerinde, ben olayı "1 Mayıs 1977 katliamı" olarak anacağım. Bu olaya ilişkin sürüp giden yoğun siyasi tartışma içinde "katliam" nitelemesinin en tarafsız yaklaşım olacağı kanısındayım. Çünkü olaya hangi siyasi, sosyal ya da duygusal görüşün penceresinden bakılırsa bakılsın, o gün orada yaşananların insanlığa karşı işlenmiş bir katliam suçu olduğu konusunda güçlü bir fikir birliği var.

En azından ben öyle olduğunu umuyorum.

kKitapla ilgili fiili çalışmanın başlangıcı 2009 yılı sonlarına kadar gidiyor. Düşünsel ve moral hazırlıklarım, belgesel araştırmalarım, tek tek kişilerle konu hakkındaki tartışmalarım ise çok daha eskilere dayanıyor.

Bu kitaba ilişkin kaydettiğim ilk görüşmeyi –sonra yeniden görüşmekle birlikte– 18 Eylül 2009 Cuma günü Bingöl Erdumlu'yla yaptım. Erdumlu olay günü Tarlabaşı'nda "Maocu" diye nitelenen grupların alana girmesini engellemekle görevli DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) güvenlik ekibi içerisindeydi.

Çeşitli kişisel nedenlerle uzayan kitap çalışması, 12 Eylül 2012 Çarşamba günü Doğan Ülgen'le yaptığım son görüşmeyle tamamlandı. Ülgen de o gün Kurtuluş grubunun ardından Dev-Lis (Devrimci Liseliler Birliği) grubuyla birlikte DİSK güvenlik ekibinin onayıyla Tarlabaşı'ndan Taksim'e giriyordu ki, silahlar patlamaya başladı.

Yıllara yayılan bu görüşmeler sürecinde, 1 Mayıs 1977 günü Maden-İş Topkapı Şube Başkanı ve Saraçhane'den gelip Tarlabaşı yoluyla Taksim'e giren DİSK kortejinin güvenlik sorumlusu olan Murat Tokmak'ı yazık ki 12 Ocak 2011'de kaybettik. Kitapta kendi anlatımıyla yer alan metin, olasılıkla 1 Mayıs 1977'yle ilgili son görüşleri ve son sözleri.

Böyle bir belgesel kitabı hazırlamaya karar verip başlamamın temel nedeni, 1 Mayıs 1977 katliamının her grup ve görüşten en geniş anlamıyla sol içinde yeterince tartışılmamış, daha da önemlisi yeterince özeleştirisinin yapılmamış olduğunu düşünmemdir.

Haksızlık yapmamak gerek. 1 Mayıs 1977 katliamıyla ilgili yıllara yayılan süreçte pek çok eleştiri, kitap kaleme alındı. Başarılı gazetecilik girişimleriyle polis telsiz kayıtları dahil önemli bilgilere ulaşıldı. Basılı ya da dijital ortamlarda çeşitli grupların ya da artık var olmayan hareketlerin uzantısı olan siyasi kişiler, karşıt gördükleri siyasetlere ilişkin pek çok eleştiri kaleme aldı.

Kişisel kanım, bunca tartışma ve eleştirinin, olayın resmi, hukuki, polisiye yanlarını bir yana bırakırsak özellikle "sol içi" yanına fazla girmediği yönünde. Katliamın adalet ve insan haklarıyla ilgili yanı doğal ki çok önemli. Ancak "sol içi" yanı da o ölçüde önem taşıyor.

Türkiye ve dünyanın geleceğine ilişkin çözümlemelerde, sola hâlâ misyon yüklüyor ve şans tanıyorsak eğer; solun, öncelikle 1 Mayıs 1977 katliamından çıkarılacak derslere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu ciddi ihtiyacın karşılanabilmesinde katkısı olacağını umduğum için bu belgesel kitap çalışmasına kalkıştım.

Açık yüreklilikle düşünmeye çalıştığımda, böyle bir kitap hazırlamak istememde kişisel siyasi geçmişimin, yani Taksim Meydanı' na kadar ulaşan o günlerin en kırıcı tartışmasının; birbirlerine "Sosyal Faşist!" ve "Maocu Bozkurt!" diye saldıran "Maocu" ve "Sovyetçi" blokların "Maocu" tarafında yer almamın moral etkisinden de söz edilebilir.

Bu belgesel kitabı ortaya çıkarmak için görüştüğüm on üç kişinin tamamı o gün Taksim Meydanı'nda ya da meydana yaklaşan yollardaydı. Leman Fırtına ve 1 Mayıs 1977'de henüz 19 yaşında olan Doğan Ülgen dışında kalanlar, o sırada içinde yer aldıkları sendika, grup ve siyasi hareketlerin etkili isimleriydi.

Görüştüğüm kişilere üç temel soru yönelttim:

1. 1 Mayıs 1977'ye giden süreçte Türkiye ve sol nasıl bir dönemden geçiyordu? 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, 12 Mart 1971 darbesi, 1974 affı, DİSK başta olmak üzere sendikal hareketteki değişimler, 1 Mayıs 1977 arifesinde nasıl bir Türkiye solu tablosu ortaya çıkarıyordu?

2. O gün Taksim'de kişisel olarak nelere tanık oldunuz ve ne yaptınız?

3. 1 Mayıs 1977 sonrasında Türkiye ve solun görünümü nasıldı? 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçte Türkiye ve sol neler yaşadı?

Bu üç soruyu Ahmet Sami Belek, Bingöl Erdumlu, Dinçer Doğu, Doğan Ülgen, Feyyaz Kurşuncu, Gün Zileli, Kâmil Arslantürk, Leman Fırtına, Mahir Sayın, Mehmet Karaca, Murat Belge, Murat Tokmak ve Osman Cavit İyigün'e yönelttim, onlar yanıtladı.

Yanıtları blok metinler olarak deşifre ederek sadece dil kuralları açısından elden geçirdim. Bugün hayatta olan ya da olmayan üçüncü kişileri rencide edecek veya cevap hakkı doğuracak ifadeleri metin dışında tutmaya çaba harcadım. Başkaca bir düzeltme veya kısaltma uygulamadım.

Görüştüğüm on üç kişi 1 Mayıs 1977 günü birbirlerinden farklı, hatta düşman kamplarda yer alıyordu. Bugün, tanıklıkları ve otuz yılı aşkın bir zamanın süzgecinden geçen fikirleriyle o kanlı güne ışık tutmaya çalışıyorlar. Sol hareketin 1960'ların sonlarından 1980'lerin başlarına uzanan bir zaman diliminde yaşadığı değişimleri, nedenleriyle birlikte açıklamaya çalışan anlatımlar, 1 Mayıs 1977'nin tek bir günden ibaret olmadığını ortaya çıkarıyor.

Anlatımların tümünü okuduğunuzda 1 Mayıs 1977'nin, öncesi ve sonrasındaki yılların, farklı perspektiflerle çizilmiş çok boyutlu tablosuyla yüz yüze geleceksiniz.

Bu çok can acıtıcı ve ezber bozucu tabloyla yüzleşmeye hazırsanız, buyurun bakın...

2 Ekim 2012

Devamını görmek için bkz.

Giriş: 1 Mayıs 1977'de Türkiye'nin en görkemli işçi bayramı kana bulandı, s. 13-15

Uluslararası İşçi Bayramı'nın Türkiye'de o güne değin görülmedik bir görkemle kutlanacağı 1 Mayıs 1977'ye yaklaşan günlerde, kendisini sol çizgide gören tüm sendika, parti, grup ve örgütler hummalı bir hazırlık içindeydi. 1 Mayıs İşçi Bayramı, İstanbul Taksim'e endekslenmiş gibiydi.

Ülkedeki sol birikim tüm gücünü o gün Taksim'de meydana sürecek; bayram kutlamanın ötesinde, devrim yolunda önemli bir adım atılacaktı sanki. En büyük pankartlar o gün için hazırlandı. Grafiker ve ressamlar tüm maharetlerini pankartlar üzerine döktü. Türkiye' nin dört bir yanından otobüsler 1 Mayıs sabahı İstanbul'da olacak şekilde kiralandı. Yalnızca grup ve örgütler değil; kendisine komünist, sosyalist, devrimci, solcu, sosyal demokrat diyen herkes 1 Mayıs günü Taksim'de olmak için hazırlanıyordu.

Kutlamayı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) organize ediyor; diğer sol parti ve grupların meydana nasıl ve nereden gireceğine, hangi pankartların açılıp, hangi sloganların atılacağına ilişkin pazarlık sürüyordu.

Bu süreçte DİSK, "Maocu" grupların Taksim'e sokulmayacağını açıkladı. Maocu denilen Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği grupları da, "Ne pahasına olursa olsun 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlayacaklarını" açıkladı. Aynı safta yer alan Halkın Sesi/Aydınlık grubu ise "Provokasyona zemin hazırlayacağı" gerekçesiyle kutlamaya grup olarak katılmamaya, her bireyin kendi sendikal ya da meslek örgütü çatısı altında katılmasına karar verdi.

DİSK yönetiminde önemli ağırlığa sahip TKP (Türkiye Komünist Partisi) ve Maocu denilen gruplar arasındaki, birbirlerine "Maocu bozkurtlar!" ve "Sosyal faşistler!" demeye kadar varan, "Sizi almayacağız-Biz gireriz" çekişmesi, var olan kaygıları daha da artırdı.

Onca hazırlık arasında önlenemeyen bir kaygı uç vermiş, gelişiyordu. Çoksatan günlük gazeteler hoş karşılamadıkları 1 Mayıs İşçi Bayramı sırasında Taksim'de kanlı olaylar meydana geleceğinden söz etmeye başlamıştı. Gazeteler meşreplerine göre, kimi zaman "Maocu grupların alanı basıp kan dökeceğini", kimi zaman da "Komünistlerin birbirlerini öldürüp, çevreyi yağmalayacağını" öne sürüyordu. Kısacası, sendikalar, siyasi parti, grup ve örgütler, polis, MİT, hükümet, basın, herkes kötü bir şeylerin yaşanabileceğinin, kötü olayların hatta bir provokasyonun meydana gelebileceğinin farkındaydı.

Başka kaygılananlar da vardı tabii. Türkiye'deki solun, 1 Mayıs' la daha da ivme kazanacağı varsayılan göreceli yükselişi, SSCB ile yürüttüğü Soğuk Savaş'ta müttefik kaybetmek istemeyen ABD'yi de enikonu kaygılandırıyordu.

30 Nisan gecesi sol gruplar ve partiler doldurdukları otobüslerle Türkiye'nin dört bir yanından İstanbul'a doğru akmaya başladı. Devrimci marş ve türkülerin avaz avaz söylendiği, bazılarının ilk kez İstanbul göreceği devrimci ya da sempatizan genç kız ve genç erkeklerin katıldığı neşe ve umut dolu yolculuklardı onlar.

1 Mayıs 1977 sabahı, farklı anlatılardaki rakamlara göre 300 ila 500 bin kişi bir festivale, bayrama, düğüne gider gibi İstanbul'un çeşitli merkezlerinde toplanmıştı. Ailecek, çoluk-çocuk, büyükanne ve dedeleriyle gelenler de vardı.

Saat 13:00'te Taksim alanına doğru Beşiktaş ve Saraçhane'den yola çıkan kortejlerin en önünde DİSK'e bağlı işçiler vardı. Arkalarından diğer parti ve gruplar kendi slogan ve pankartlarıyla geliyordu. Saraçhane'den yola çıkan devasa kortejin en arkasında ise, DİSK'in alana sokmayacağını söylediği "Maocu" gruplar vardı.

DİSK'in her iki kortejini, işçilerle diğer gruplar arasına giren ve yol boyunca istenmeyen katılımları önlemeye kararlı tam yirmi bin DİSK güvenlik görevlisi koruyordu.

Kutlama ve miting beklendiği gibi son derece coşkulu ve görkemliydi. Miting devam ederken kortejler hâlâ alana ulaşmaya ve kutlamaya katılmaya çalışıyordu.

Saat 18:00'e doğru, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in konuşmasını bitirmesinin hemen ardından ilk kurşun sesleri duyuldu. Bu ilk sesleri çok daha fazla sayıda silah patlaması izledi.

Pek çok tanığın iddia ettiğine göre, meydana bakan Sular İdaresi'nin üstünden ve bugün The Marmara Taksim olarak adlandırılan dönemin Intercontinental Oteli'nin pencerelerinden alana kurşun sıkıldı. Ardından polis panzerleri siren çalıp su sıkarak meydana, insanların üstüne sürüldü.

Art arda büyük patlamalar oluyor, panik kontrol edilemez hale geliyordu.

Yüz binlerce kişinin doldurduğu meydan fırtınalı bir deniz gibi dalgalanmaya, insanlar can havliyle devasa gruplar halinde kaçışmaya başladı. Büyük insan kitleleri Taksim'e açılan cadde ve sokaklara daracık kayalık bir boğazdan geçmeye çalışan deli ırmaklar gibi akıyordu.

Meydan boşaldığında geride yalnızca kurşunla vurulanlar, ezilenler ve kaçarken yitirilen on binlerce ayakkabı kaldı.

Olayla ilgili iddianameye göre o gün Taksim'de 34 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. 34 kişinin beşi, biri polis olmak üzere kurşunla vurularak; 29'u izdiham sırasında nefes alamadığı için boğularak ya da ezilerek ölmüştü. Yaralıların 34'ü baş ve göğüslerinden kurşunla vurulmuş ancak hiçbiri yaşamını yitirmemişti.

Kurşunla vurularak ölenlerden üçü DİSK güvenlik ekibi içinde yer alan UZEL fabrikası işçileriydi. Üçü de Taksim Meydanı'nın Tarlabaşı girişinde vurulup öldü...

Tıpkı Gabriel García Márquez'in ünlü Kırmızı Pazartesi romanındaki gibi 1 Mayıs 1977'de de herkesin bildiği, korktuğu hatta neredeyse beklediği felaket; göstere göstere, bağıra bağıra geldi, yapacağını yaptı.

Ancak romanla gerçek yaşam arasında çok önemli bir fark var: 1 Mayıs 1977 katliamının sorumluları asla bulunamadı, bulunmak istenmedi...

Sonraki yıllarda cinayetler çığ gibi büyüdü. Yalnızca sol ve sağ arasında değil sol içinde de silahlı çatışmalar ve cinayetler hızla yayıldı. Pek çok "solcu" bizzat "solcular" tarafından katledildi.

Üç yıl sonra gelen 12 Eylül 1980 darbesinin ardından, sorumluları arayıp bulacak ve adaleti yerine getirmeye kalkışacak kimse zaten kalmadı.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Figen Kumru, ''Sol, 1 Mayıs 1977’yle yüzleşiyor'', Radikal Kitap, 3 Mayıs 2013

Bir kitap okudum ve hayatım değişti diyemeyeceğim ama okuduğum kitap, içinde yer almama rağmen tamamını görmeyi bir türlü başaramadığım o büyük fotoğrafı ilk kez berraklaştırdı ve aydınlattı. Fotoğrafın tümünü bir defada görebileceğim farklı bir açı sundu bana.

O karanlık günden, 1 Mayıs 1977 felaketinden söz ediyorum. O gün ben de Taksim’e yürümek için sempatizanı olduğum Kurtuluş grubuyla birlikte Saraçhane’de saatlerce beklemiştim. Nihayet meydana girmeyi başardığımızda, kurşun sesleriyle birlikte panzerlerin halkın üzerine sürüldüğü o dehşet anında, panik içinde savrulan devasa kalabalıkla birlikte tamamen inisiyatifim dışında sürüklenmeye başladım. Şansım varmış ki, içinde sürüklendiğim kitle Kazancı yokuşuna değil Sıraselviler’e doğru aktı ve bugün bu yazıyı yazabiliyorum...

34 kişinin öldüğü, hep tartışılmasına karşın ardındaki karanlık hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamayan 1 Mayıs 1977 katliamına ilişkin yazılmış yeni bir kitap bana o günün korku ve paniğini yeniden yaşatırken; anlam veremediğim, bilmediğim, merak ettiğim şeyleri de öğrenme fırsatı verdi.

1 Mayıs 1977: İşçi Bayramı Neden ve Nasıl Kana Bulandı? adlı kitap, gazeteci-yazar Korhan Atay’ın üç soru yönelttiği 13 kişinin anlatımlarından oluşuyor. Bu 13 kişinin tümü tıpkı benim gibi o gün Taksim meydanında ya da meydana ulaşan sokaklardaydı. Onlar 1 Mayıs 1977 katliamının müdahili, mağduru ve tanığıydı...

Yazar bu 13 kişiye şu üç soruyu yöneltmiş:

1) 1 Mayıs 1977’ye giden süreçte Türkiye ve sol nasıl bir dönemden geçiyordu? 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, 12 Mart 1971 darbesi, 1974 affı; DİSK başta olmak üzere sendikal hareketteki değişimler, 1 Mayıs 1977 arifesinde nasıl bir Türkiye solu tablosu ortaya çıkarıyordu?

2) O gün Taksim’de kişisel olarak nelere tanık oldunuz ve ne yaptınız?

3) 1 Mayıs 1977 sonrasında Türkiye ve solun görünümü nasıldı? 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçte Türkiye ve sol neler yaşadı?”

Bingöl Erdumlu, Dinçer Doğu, Feyyaz Kurşuncu, Gün Zileli, Kamil Aslantürk, Ahmet Sami Belek, Leman Fırtına, Mahir Sayın, Mehmet Karaca, Murat Belge, Murat Tokmak, Doğan Ülgen ve Osman Cavit İyigün de yanıtlamış. 1 Mayıs 1977’de 51 yaşında olan ve 70 yaşındaki annesiyle birlikte alana koşan Leman Fırtına ve o tarihte henüz 19 yaşında olan Doğan Ülgen dışındakiler, o dönemde içinde yer aldıkları sendika, grup ve siyasi hareketlerin etkili isimleri arasında yer alıyor.

“Ben geliyorum!” diyen bir provokasyon

1 Mayıs 1977 kitabında, tanıklıkları ve zamanın süzgecinden geçmiş anlatıları okudukça; bir provokasyonun nasıl da bağıra bağıra, göstere göstere geldiğini, soldaki tüm siyasetlerin olmasından korktukları bir provokasyona nasıl kendi ayaklarıyla sürüklenip gittiğini, hatta -konuşmacıların bazılarının deyişleriyle- alet olduklarını ya da ortam hazırladıklarını dehşet içinde fark ediyorsunuz.

Kitap, 1 Mayıs 1977 katliamını temel almakla birlikte, Türkiye solunun 1960’ların sonlarından 12 Eylül 1980 darbesine uzanan serüvenini pek çok farklı bakış açısından anlatıyor. Soldaki bölünmeleri, gruplaşmaları, silahlı çatışmalara varan zıtlaşmaları, rekabetleri ve sağdaki gibi solun da o önlenemez silah tutkusunu bizzat yaşayanların ağzından öğreniyorsunuz.

Hani derler ya; filmin bir sahnesinde bir tabanca görürseniz, o tabanca ilerideki sahnelerde mutlaka patlayacaktır... 1 Mayıs 1977’de de aynen öyle oluyor.

Anlatılar ezber bozuyor

İşin tuhaf olduğu kadar irkiltici yanı, bütün bunları “hakim sınıflar”, “oligarşi”, “işbirlikçi medya” falan değil, bizzat yaşayanlar ve yaşatanlar anlatıyor. O günün gruplaşmaları içinde Türkiye Komünist Partili, Aydınlıkçı, Halkın Yolu ve Halkın Kurtuluşu militanı, Kurtuluşçu, Türkiye İşçi Partili, Birikimci, DİSK’li ve en az yarısı Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi kökenli devrimci ve sosyalistler anlatıyor. Kitap bu yanıyla pek çok ezberi bozacağa benziyor. Kendisi de o günlerde adı geçen siyasi gruplardan birinin taraftarı olan gazeteci yazar Korhan Atay, önsözünde bu belgesel kitabı yazma nedenini, “Türkiye ve dünyanın geleceğine ilişkin çözümlemelerde, ona hâlâ misyon yüklüyor ve şans tanıyorsak eğer; solun, öncelikle 1 Mayıs 1977 katliamından çıkarılacak derslere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum” diye açıklıyor.

Kitap; görmek isteyenin göreceği, anlamak isteyenlerin anlayacağı, tartışmak isteyenin alabildiğine tartışacağı pek çok tanıklık ve anlatı sunuyor. Birbirlerine ve dışa karşı her zaman ketum ve kapalı olduğu bilinen Türkiye solu ilk kez bu kitapta bu denli açık yüreklilikle tartışıyor. Ve okuyunca kolayca algılanabileceği gibi tüm bunları Türkiye’nin geleceğinde sola yeni bir fırsat sunabilmek ve önünü açmak amacıyla yapıyor.

34 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin yaralandığı, Türkiye solunun müthiş yükselişinin 12 Eylül 1980 askeri darbesine doğru hızla yuvarlandığı o meşum 1 Mayıs 1977 katliamıyla ilk kez bu kadar açık bir şekilde yüzleşeceksiniz. Yazarın deyişiyle: “Bu çok can acıtıcı ve ezber bozucu tabloyla yüzleşmeye hazırsanız, buyurun bakın...”

“Göbekli, bıyıklı, sakalı da uzamış...”

O dönemin kendine özgü yüksek bir ruhu vardı. Bütünüyle arkadaşları, beni etkileyen şey -öyle düşünüyorum- devrim durumudur. Devrim olacak... Yani biz kesintisiz bir şekilde iyilikler dünyasına geçeceğiz.

1 Mayıs onun bir adımı. Devrim deyince, işte şu üretim araçları şöyle olacak falan filan tartışmasının dışında bir şey bu. Çünkü, bir şeye adanmışlık var o dönemde. Yani bir tür peygamber askeri insanlar. Bir davanın uğrunda gidiyorlar. Hangi gruba, hangi sekte bağlı olursa olsun o duyguyla gidiyordu. (Doğan Ülgen)

O sırada hiç unutamadığım bir adam gördüm. İşçiyle falan kesinlikle alakası olmayan, şişman bir adam. (...) Gerçekten şişman, tipik polis. Ama 2. Şube polisi tipli. Göbekli, bıyıklı, sakalı da uzamış... Sivil elbise vardı üstünde. “Ateş edin! Ateş edin! Ne duruyorsunuz, ateş etsenize” diye bağırıyor. Alanın içine, herkese bağırıyor. Düşünebiliyor musunuz? Nasıl herifin üstüne atladığımı biliyorum... Resmen herifin boğazına doğru hamle yaptım, kısa bir süre boğuştuk. Daha sonra kargaşadan yararlanarak kaçtı. Orada ne kadar grup varsa, içinde kışkırtıcı denilen tipte adam mutlaka vardır. (Bingöl Erdumlu)

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.