Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-897-2
13x19.5 cm, 208 s.
Liste fiyatı: 21,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Katılım Kâbusu
Özgün adı: The Nightmare of Participation
Çeviri: Bülent O. Doğan
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen, Tuncay Birkan
Kitabın Baskıları:
1. Baskı: Haziran 2013

Kararların alındığı masaya oturamıyoruz, ama otursak bile büyük mutabakatın dayattığı kararları onaylamamız bekleniyor. "Katılım" son yıllarda demokrasinin her kapıyı açan sihirli kelimesi. Kavramın eleştiriden yoksun, naif ve romantik kullanımı, kararlarının sonuçlarının sorumluluğundan kaçmak isteyen siyasetçilerin ekmeğine yağ sürüyor. "Katılım" yoluyla, nereye varacağı baştan belli olan kararlara katılmamız, çevre ve yaşamlarımızla ilgili yanlış politikaları onaylamamız ve meşrulaştırmamız bekleniyor.

Miessen, mutabakat temelli katılımın sınırlılıklarını ve tuzaklarını sergileyerek, mevcut protokollerle kendini bağlamayan, çelişkiden korkmayan, tam tersine çelişkiyi doğurgan gören, alana yaratıcı akıl ve değişim iradesi taşıyan türden bir müdahaleyi savunuyor: Lordlar Kamarası'nda "çapraz sıra"da oturanlar gibi taraflarüstü ve dışarlıklı olan, bir parti ya da grubun iç mutabakatına herhangi bir çıkarla bağlı olmayan bireylerin müdahalesi. Kent yönetiminden şirket ve kurumların yönetimine bütün karar alma süreçlerinde ve bilgi alanlarında ancak bu "dışarıdan düşünen", huzur ve istikrar bozucu çağrılmamış, davetsiz yabancının gerçek değişime yol açabileceğini düşünüyor. Günümüzün sinik "normalliğini" bozmanın biricik yolu bu.

İÇİNDEKİLER
Önsöz
İşbirliği Paradoksu
Eyal Weizman

Giriş
Mesele Nedir? Harmonistan'a Hoşgeldiniz!

Birinci Bölüm
Romantikliğin Ötesinde Mekânsal Pratik

İkinci Bölüm
Katılımın Masumiyetini Ortadan Kaldırmak

Üçüncü Bölüm
Büyük Anlatılar – Bilbao'dan Sonra Yaşam (Ara)

Dördüncü Bölüm
Durgunluk Olarak Mutabakat

Beşinci Bölüm
İşbirliği ve Çatışma

Altıncı Bölüm
Demokrasiyi Yeniden Ele Almak
Chantal Mouffe ile Söyleşi

Yedinci Bölüm
Paralel Bir Gerçekliğe Doğru – Solun Kurumsallaşması

Sekizinci Bölüm
Piyasadan Öğrenmek

Dokuzuncu Bölüm
Risk ve Başarısızlık

Onuncu Bölüm
Davetsiz Yabancı

On Birinci Bölüm
Geleceğin Akademisi – Oluşum Halinde Bir Kurum

On İkinci Bölüm
Eleştiri ile Övgü Arasındaki Gri Bölge: Ortadoğu Kış Okulu

On Üçüncü Bölüm
Emir Altında Olmamak

On Dördüncü Bölüm
Taraflarüstü Pratisyen

Bir Not
Jeremy Beaudry ve Bassam El Baroni

Büyük "M" ile Mimarlık
Hans Ulrich Obrist ile Söyleşi

Sonsöz
Carson Chan

Kaynakça
Katkı Sunanların Biyografileri
Teşekkür
OKUMA PARÇASI

Önsöz: İşbirliği Paradoksu, Eyal Weizman, s. 13-14.

Katılım kavramının ufkunda onun mutlak uç noktası, yani işbirliği kavramı bulunmaktadır. İşbirliği kavramını, kişinin eylemlerinin iktidarın hedefleriyle –bu iktidar ister siyasi, ister askeri ya da ekonomik, isterse hepsinin bileşimi olsun– zorla ya da güzellikle aynı hizaya gelmesi gibi düşünmek mümkündür. Buradaki tarihsel anıştırmalar açık. Bu hizalama genellikle herhangi bir sınırlar sorununun trajik ama sağduyulu bir çözümü olduğu öne sürülerek gerekçelendirilir. Katılım/işbirliği çıkmazı eldeki seçeneklere ve seçeneği sunanlara itiraz edilemeyen kapalı bir sistemin işaretidir. Nitekim, özneyi boyun eğmeye zorlamak için bir dizi seçenek öyle bir biçimde sunulabilir ki, seçimlerini zararı hafifletmeyi hedefleyerek yapan "özgür-özneler" neticede iktidarın amaçlarına hizmet edebilirler. Dolayısıyla, katılım bir dizi siyasi ve etik ikilemi gündeme getirdiği içindir ki katılım çağrısı yapılan arena etrafında güçlerin hizalanışını açık bir zihinle incelemek gerekir.

Katılım paradoksu, günümüzdeki krizin ekolojisini oluşturan pek çok bağımsız sivil toplum örgütünü derinden etkiliyor. Bu paradoks aktivistlerin aslında karşı oldukları devletler, ordular ya da milislerle elbirliği yapmak zorunda kaldıkları ortak zeminler yaratarak iş görüyor. O yüzden, örneğin "bir aydına yaraşır" bir hayat sürmek isteyen bir subay, temel ihtiyaç malzemeleri ve tıbbi yardım sunabilmek için askerlerden izin alması gereken insani yardım temsilciliklerinin işbirliğini isteyebilir. Bu katılımın mantığı da bu iki grup arasındaki temel ahlaki farklılıkları bir şekilde gözden saklayabilir.

Katılım paradokslarının merkezinde taktik bir taviz vardır, ama bu taviz sıklıkla bozulup yapısal bir imkânsızlık haline gelir; böylece devletle muhalefeti karşılıklı bir kucaklaşmayla iç içe geçirir, sivil toplum örgütlerini yayılıp genişlemiş (devletin etik özbilincini sivil bir etik faile devrettiği, bu failin de devlet içinde etkili olarak taleplerini gerçekleştirmeye yöneldiği) bir yönetim sisteminin fiili katılımcıları haline getirir.

İtiraz etme ile taktik amaçlarla kabullenme arasında kalındığında katılımı uygulamak da katılımdan kaçınmak da aynı ölçüde zor olmaktadır. Bu ikilemi ele almamızı sağlayacak genel bir formül yok elbette, ama siyasi bir düşünce-pratik üzerinde kafa yorulurken siyasi örüntülerin uyumlulaştırılmasında ve sorunun zamansal ve mekânsal sınırlarının sürekli genişletilmesinde ısrar edilebilir. Siyasi örüntülerin uyumlulaştırılması için daha geniş ve girift siyasi bağlantıları tespite çalışmak, ikilemin çevresinde ve dışındaki güç alanını incelemek ve tahlil etmek gerekirken, sınırları genişletmek için de daha uzak geleceğe bakılması gerekecektir.

Eski Yunanlılara göre ikilemler trajedi öğesiydi. "Trajedi kahramanının" karşısına çıkan seçeneklerin her biri illaki onu farklı biçimlerde korkunç acılara götürdüğünden, ikilem öfkeli bir boğanın iki boynuzu arasında seçim yapmak olarak sunuluyordu. Ama ikilem düzeyinde düşünmeye devam edersek, ikilemi sadece iki boynuzdan birini seçmek olarak görmemeli, sorunun çerçevesini kabul edip etmeme ve seçim yapıp yapmama seçeneğini de düşünmeliyiz. Robert Pirsig karşıtların ortaklığını altüst etmek için birkaç yol önerir: "Arenaya girmeyi reddet", "Boğanın gözüne kum at" ya da "Ninni söyleyerek boğayı uyut".

Siyasal ve mekânsal aktivistler taviz gerektiren durumların yaşandığı bir mücadele arenasından kaçınamaz, ama bu pratik biçimleri sürdürülürken hakikat iddialarına meydan okuma yollarını aramak şarttır; dolayısıyla bu aktivistler hem elbirliği yaptıkları hem de karşı durdukları iktidarların –tam da boğalarını önümüze koyan, sonra da iki boynuzdan daha zararsız olanını seçmemizi isteyenlerin– otorite temellerini sarsmanın peşine düşmelidirler.

Bunun imkânsız olduğu yerde salt reddetme de siyasi eylemin etkili bir biçimi olarak görülebilir. Fakat bu seçenek reddedecek kabiliyete sahip olanlara bırakılmalıdır.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.