Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-945-0
13x19.5 cm, 216 s.
Liste fiyatı: 22,00 TL
İndirimli fiyatı: 17,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Murathan Mungan diğer kitapları
Mahmud ile Yezida, 1980
Osmanlıya dair Hikâyat, 1981
Taziye, 1982
Kum Saati, 1984
Son Istanbul, 1985
Sahtiyan, 1985
Cenk Hikâyeleri, 1986
Kırk Oda, 1987
Lal Masallar, 1989
Eski 45'likler, 1989
Yaz Sinemaları, 1989
Mırıldandıklarım, 1990
Yaz Geçer, 1992
Geyikler Lanetler, 1992
Yaz Geçer - Özel Basım, 1992
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi, 1993
Omayra, 1993
Bir Garip Orhan Veli, 1993
Kaf Dağının Önü, 1994
Metal, 1994
Ressamın İkinci Sözleşmesi, 1996
Murathan ' 95, 1996
Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda, 1996
Başkalarının Gecesi, 1997
Paranın Cinleri, 1997
Başkasının Hayatı, 1997
Dört Kişilik Bahçe, 1997
Mürekkep Balığı, 1997
Dağınık Yatak, 1997
Oyunlar İntiharlar Şarkılar, 1997
Metinler Kitabı, 1998
Üç Aynalı Kırk Oda, 1999
Doğduğum Yüzyıla Veda, 1999
Meskalin, 2000
13+1, 2000
Erkekler İçin Divan, 2001
Çocuklar ve Büyükleri, 2001
Soğuk Büfe, 2001
Yüksek Topuklar, 2002
7 Mühür, 2002
Timsah Sokak Şiirleri, 2003
Yazıhane, 2003
Yabancı Hayvanlar, 2003
Erkeklerin Hikâyeleri, 2004
Eteğimdeki Taşlar, 2004
Çador, 2004
Kadınlığın 21 Hikâyesi, 2004
Bir Kutu Daha, 2004
Beşpeşe, 2004
Elli Parça, 2005
Söz Vermiş Şarkılar, 2006
Kâğıt Taş Kumaş, 2007
Büyümenin Türkçe Tarihi, 2007
Kullanılmış Biletler, 2007
Yedi Kapılı Kırk Oda, 2007
Dağ, 2007
Kadından Kentler, 2008
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer, 2009
Hayat Atölyesi, 2009
Eldivenler, hikâyeler, 2009
İkinci Hayvan, 2010
Gelecek, 2010
227 Sayfa, 2010
Stüdyo Kayıtları, 2011
Kibrit Çöpleri, 2011
Şairin Romanı, 2011
Doğu Sarayı, 2012
Aşkın Cep Defteri, 2012
Bir Dersim Hikâyesi, 2012
Tuğla, 2012
Mutfak, 2013
189 Sayfa, 2014
Merhaba Asker, 2014
İskambil Destesi, 2014
Mezopotamya Üçlemesi, 2014
Harita Metod Defteri, 2015
Güne Söylediklerim, 2015
Solak Defterler, 2016
küre, 2016
Aşk İçin Ne Yazdıysam, 2016
Dokuz Anahtarlı Kırk Oda , 2017
Edebiyat Seferleri İçin Vapur Tarifeleri, 2017
Tren Geçti, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Hazırlayan: Murathan Mungan
Kadınlar Arasında
Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle
Yayına Hazırlayan: Eylem Can
Kapak Resmi: İlke Kutlay
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Şubat 2014

"Bu seçkinin teması kısaca ve kabaca, 'kadınlar arasında aşk' diye tanımlanabilir. Öte yandan her aşk hikâyesinin aslında kendinden başka şeylerin de hikâyesi olduğunun unutulmaması gerekir. Kadınlar arasında yaşanan adı konmuş konmamış, bir ad konulmasına gerek duyulan ya da duyulmayan gönül bağlarının, duygusal, tensel çekimlerin; kendini gerçekleştiremeyen arzuların ya da sonuçları göze alınıp yaşanan tutkuların; bir ilişkiye dönüşememiş ya da zamanla derin bir dostluk ve himayeden koyu bir çekişme ve rekabete kadar farklı biçimler altında varlığını sürdüren köklü yakınlıkların hikâyesi de olabilir...

"... sessizliğin ve dilsizliğin her çeşidine itilen, hapsedilen kimlikler üzerindeki toplumsal tehditler, ancak birbirimizin hikâyelerini tanıdıkça, dokundukça, anladıkça ortadan kalkmaya başlar. Edebiyat, ‘öteki’ dediğinin hikâyesinde biraz da kendini bulmak demek değil midir?" — Murathan Mungan

İÇİNDEKİLER
Araya Girip Edilmiş Birkaç Söz
Murathan Mungan

Kâr Etmiyor
Gaye Boralıoğlu

"Bürokratların dolaplarına hayırrrrr"
Birhan Keskin

Dere Boyu Pervin
Hakkı İnanç

Ablamın Cesedi
Mine Söğüt

Geçiştirilen Zamirler
Figen Alkaç

Fazıla
Murat Yalçın

Lanet'le Mübarek
Barış Pirhasan

Başka
Birgül Oğuz

Sinema Tutkusu
Erendiz Atasü

Gem
Hakan Günday

Büyük Lezbiyenlerle Tanışmam
Fatih Özgüven

Kıt Bir Gündüzü Geceye Ulaştırmak
Barış Bıçakçı

Bundan Kimseye Söz Etmemiz Gerekmez, değil mi?
Sine Ergün

Bir Akşam Daveti
Hatice Meryem

Özgür Kedi Kokusu
Fadime Uslu

Aklımıza Geldikçe Söylediğimiz Şarkılar
Ayşegül Çelik

Müsemma
Karin Karakaşlı

Narin, Ben Geldim
Nermin Yıldırım

Eva ile Havva
Attilâ Şenkon

Bağımlı
Mehmet Bilâl
 
Bir, İki, Üç, Tıp...
Neslihan Önderoğlu

Beyaz
Yalçın Tosun

Tozlu Cennet
Pelin Buzluk
OKUMA PARÇASI

Araya Girip Edilmiş Birkaç Söz, Murathan Mungan s. 11-15

Bugüne kadar "Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle" üst başlığı altında yayımlanan Ressamın İkinci Sözleşmesi, Çocuklar ve Büyükleri, Yabancı Hayvanlar, Kadınlığın 21 Hikâyesi, Erkeklerin Hikâyeleri gibi seçkiler, yazarların önceden yayımlanmış kitaplarında yer alan öykülerden derlenmişken, Bir Dersim Hikâyesi, "1938' deki Dersim katliamı" teması etrafında bu kitap için özel olarak yazılmış öykülerden oluşmaktaydı.

2007'de yayımlanan Büyümenin Türkçe Tarihi'nin de benzer biçimde çatıldığını söyleyebilirim. Türkçede yazılmış hangi öykünün kendilerine, edebiyata özgü bir aydınlanma ânı yaşatarak, ne tür bir farkındalık yaratıp "büyümelerine" katkısı olduğunu sorduğum yazarların, kendilerine örnek seçtikleri öykülerle, buna ilişkin deneyimlerini anlattıkları denemelerin arka arkaya yer aldığı; dolayısıyla "öykü" ve "deneme" verimlerini birlikte içeren karma bir seçkiydi.

Adının uyandıracağı olası çağrışıma yaslandığım Yazıhane önemli dünya yazarlarının dergi ve kitaplarda yayımlanmış, yazmak, yazarlık, yazı'nın iç sorunları üzerine söz aldıkları denemeleri içeriyordu.

2014'te eşzamanlı olarak yayımlanan Merhaba Asker ile Kadınlar Arasında ise, tıpkı Bir Dersim Hikâyesi'nde olduğu gibi, önceden seçilip belirlenmiş bir temanın izini süren, yazarların bu kitaplar için özel olarak kaleme aldıkları öykülerden oluşuyor. Bu anlamda Büyümenin Türkçe Tarihi'nden başlayarak kendi içinde öbeklenen Bir Dersim Hikâyesi, Merhaba Asker ve Kadınlar Arasında birer seçki kitabı oldukları kadar, bir tür edebi küratörlük çalışması içeren, yazarları temel bir tema etrafında birlikte harekete geçirerek ortak bir iş kotarmayı amaçlayan bir "tasarım kitabı" olarak da değerlendirilebilir.

Bu seçkinin teması kısaca ve kabaca, "kadınlar arasında aşk" diye tanımlanabilir. Öte yandan her aşk hikâyesinin aslında kendinden başka şeylerin de hikâyesi olduğunun unutulmaması gerekir. Kadınlar arasında yaşanan adı konmuş konmamış, bir ad konulmasına gerek duyulan ya da duyulmayan gönül bağlarının, duygusal, tensel çekimlerin; kendini gerçekleştiremeyen arzuların ya da sonuçları göze alınıp yaşanan tutkuların; bir ilişkiye dönüşememiş ya da zamanla derin bir dostluk ve himayeden koyu bir çekişme ve rekabete kadar farklı biçimler altında varlığını sürdüren köklü yakınlıkların hikâyesi de olabilir...

Kadın kadına aşk ve cinsellik olgusu, edebiyat tarihimizin cılız kaldığı, eşcinselliğin yasaklı tarihinden en fazla nasibini almış konularından biridir. Bu olgunun çeşitli adlar ve adlandırmalar altında "örtülendiği" ya da Enderunlu Fâzıl Bey'in Zenanname'sinde olduğu gibi "dillendirildiği" klasik Osmanlı metinlerinden sonra, Ahmet Rasim'in Hamamcı Ülfet (1898) ile II. Meşrutiyet'in farklı varoluşların ve düşüncelerin daha kapsamlı ele alınıp tartışılabildiği görece özgürlük ortamında ortaya çıkan Mehmed Rauf'un ilk açık lezbiyen karaktere yer verdiği Bir Zambak Hikâyesi (1910) Ömer Seyfettin'in, rüyasında erkek olup sevdiği kızla evlenen bir köylü kızını anlattığı "Eleğimsağma" (1917) öyküsü ve gene lezbiyenliği açık biçimde işleyen Şahabettin Süleyman'ın Çıkmaz Sokak (1910) adlı tiyatro oyunu yazılı edebiyatımızın belli başlı ilk örnekleri arasında sayılır. Hatta Şahabettin Süleyman'ın, "ahlaksızlığı yaymakla" suçlandığı bu oyun nedeniyle memuriyetten uzaklaştırılıp, aynı zamanda dönemin yazarlarının hışmına uğraması da bu konudaki ilk tepkilere bir örnek oluşturur.

Ahmet Cevdet Paşa, Maruzat'ında (1856) toplumsal yaşamda "zendostların çoğaldığını", kadınların erkekleri bırakarak kızlara yöneldiğini belirterek, edebiyatta başlayacak olan bu hareketlenmeyi adeta önceden haber verir.

Genel olarak toplumsal algı, içinde "bir erkek" yer almadığı için ikna olmakta zorlandığı lezbiyenlik gerçeğini, kadınlar arasındaki himaye ve şefkat ilişkisindeki bir kafa karışıklığına yormaya, bedenin ve cinselliğin keşfinde bir ergenlik evresi, geçici bir çocukluk hastalığı olarak görmeye eğilimlidir.

Yakın dönem edebiyatımızdan Attilâ İlhan, Kemal Tahir gibi kimi yazarlarsa, bazı romanlarında bu konuyu erkek egemen bir tasavvurla ele almış; ahlaki, suçlayıcı, mahkûm edici yargılarla ötekileştirdikleri lezbiyen karakterleri "sapık" ya da "kurban" gibi "sınır dışı figürler" olarak kategorize etmişlerdir.

Zaten genel olarak bu olgunun yer aldığı kitaplarda, kadınlar arasındaki ilişkilerin ancak yatılı kız okulları, hapishane gibi dünyadan ve erkeklerden yalıtılmış kapalı mekânlarda ortaya çıkan arızi ve geçici bir durum ya da psikolojik travmalar sonucu oluşan bir sapma olduğu konusundaki toplumsal algıyı besleyen temel bir tutum ve yaklaşım egemendir. Dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de eril bir anlatıcının erkek okura seslendiği, çoğu kez de onun kadınlar arası cinselliğe ilişkin beklentilerini karşılamaya, tahayyüllerini süslemeye hatta cinsel iştahını kışkırtmaya yönelik kitaplarda lezbiyenlik, insani bir sorunsal, bir cinsel yönelim olarak değil, eril bir fantezi unsuru olarak yer alır.

Türkiye'de eşcinselliğin geçmişe göre biraz daha rahat konuşulup tartışıldığı dönemlerin gelmesiyle birlikte, bu konunun ima diliyle, örtülü biçimde anıştırılıp geçiştirildiği eserler, yerini Hülya Serap Doğaner, Stella Aciman, Selim İleri gibi kimi yazarların daha doğrudan bir tutumla konuyu açık olarak dillendirdikleri eserlere bırakmıştır.

Maalesef hâlâ toplumun belli bir kesiminin algısında lezbiyenlik hali vakti yerinde, kentli, eğitimli sınıflara özgü, hatta biraz da fazla konforlu bir hayat sürmenin sonucunda, sonradan edinilmiş bir yaşam tarzı olarak değerlendiriliyor. Elinizdeki kitapta, benzeyen ve ayrılan yönleriyle birbirinden farklı çevre ve kesimlerden, farklı yaşlarda kadınlar arasında yaşananların anlatıldığı yirmi dört hikâye içinde, kasabayı, köyü, kenar mahalleyi mekân tutmuş olanlar, bunun hiç de öyle olmadığını hatırlatıyor bize.

Kadın haklarının, kimlik sorunlarının yüksek sesle tartışılmaya başladığı, yeni oluşan feminist hareketlerin güçlendiği 70 sonlarından bu yana epey yol katedilmesine, çeşitli mevziler ve meşruiyetler kazanılmasına karşın, ne yazık ki edebiyatımızda hâlâ "kadın kadına aşk, cinsellik, yakınlık ilişkilerinin" adeta peçesi açılmamış bir halde kafes arkasında oturmayı sürdürdüğü görülüyor. Kuramsal alanda, gündelik siyasette ve edebiyatımızda kadınlığın her çeşit durumu üzerine onca yazılıp çizilirken; topluma egemen olan heteroseksist partriyarkal zihniyet modelleri ve ahlakı üzerine bunca söz üretilirken, LGBT bireylerin hakları ve queer kuramlar tartışılırken, kadın kadına aşk ve cinselliğe ilişkin "tasavvur" ya da "hikâye"nin edebiyat dağarcığı hayli zayıf kalmaktadır. (Bu arada anılması gereken bir girişim olarak, bir sivil toplum örgütü olan Kaos GL'nin, 2006'dan bu yana "kadın kadına" öykü yarışması düzenlediğini, insanları bu konuyu yazmaya çağırdığını belirtmek isterim.)

Lezbiyenlik gibi "doğal, normal, kamusal" diye tanımlanabilecek "açık alan"da yaşanamayan, kapalı mekânlara, gettolara, kuytu adacıklara; sessizliğin ve dilsizliğin her çeşidine itilen, hapsedilen kimlikler üzerindeki toplumsal tehditler, ancak birbirimizin hikâyelerini tanıdıkça, dokundukça, anladıkça ortadan kalkmaya başlar. Bu seçki biraz da bunun için... Edebiyat "öteki" dediğinin hikâyesinde biraz da kendini bulmak demek değil midir? Yoksa, kendindeki öteki'yle nasıl tanışır insan? Bizi özgürleştiren "ötekiler"dir.

"Siyaseten doğruculuk"tan cinsiyet teorilerine, göstergebilimden postyapısalcılığa, çeşitli feminizmlerden yapısökümcülüğe varana kadar pek çok düşünce disiplini, günümüzde hepimize yeni görme, kavrama yolları, yaklaşım yöntemleri; edebiyat verimleri dahil olmak üzere her metnin gerek "inşasına", gerek "okunmasına" ilişkin farklı dikkatler, ölçütler kazandırdı. İnsanın bütün yaşamını kurgulanmış sembolik yapıların yönettiği, insan ilişkilerini bunların yapılandırdığı görüşü yeterince taraftar buldu. Bu nedenle bugün bir edebiyat metni, yazarının biyolojik cinsiyetinden bağımsız olarak, yazısı'nın cinsiyetini sorgulayarak, yazı'sında kendisinin ne kadar dışına çıkabildiğini ya da dışarıyı ne kadar içine alabildiğini değerlendirmeye çalışarak da okunur, tartışılır oldu. Bu seçki, sanırım ben ve katılan yazarlar için biraz da bunun gözden geçirilmesinin atölyesiydi. Öyküleriyle seçkide yer alarak destek olan, bu deneyimi paylaşan tüm yazarlara gönülden teşekkür ederim.

Ocak 2014

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Aslı Tohumcu, "Hep aynı cehenneme atılıyor kadınlar", Radikal Kitap Eki, Şubat 2014

Murathan Mungan denince bizde akan sular durur. Bırakın romanlarını, öykülerini; bir peçetenin kenarını karalasa okumaya takıntılıyızdır. Şaka değil; bize en delişmen çağımızda bile (ve o çağdan başlayarak) uzanabilmiş bir edebiyatçıdır o ve böyle duygular kolay unutulmaz, böyle bağlar kolay kopmaz. Ee, hal böyle olunca, Mungan’ın seçtikleri, önerdikleri ve tasarladıkları da kendi kaleminden çıkanlar kadar kıymetli oluyor gözümüzde. Bizi ona biraz daha yakınlaştıracağı umudundan mı acaba? Zihnimizi havalandırdığından mı yoksa? Şu sebepten ya da bu sebepten; Mungan’ın bizi tanıştıracağı (veya bize hatırlatacağı) yazarların peşine düşmek de başka bir keyif. Bu nedenle, nicedir “Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle” üstbaşlığıyla yayımlanan Kadınlığın 21 Hikâyesi’nden Bir Dersim Hikâyesi’ne, kimi derlenmiş, kimi özel olarak o kitap için yazılmış hikâyelerle buluşmamızı sağlayan bu seriden kitapların da yeri ayrı kitaplığımızda.

Şimdilerde bu seriye katılan Kadınlar Arasında, Mungan’ın deyişiyle “kabaca, kadınlar arasında aşk” temasının izini süren hikâyelerden oluşuyor. Bu kitap için yirmi üç yazar tarafından özel olarak yazılmış yirmi üç hikâyeden... “Bürokratların Dolaplarına Hayırrrrr” başlıklı hikâyesinde, Birhan Keskin’in, “O benim gözlerime niye öyle neden öyle hangi öyle nasıl öyle bakmıştı ki, ben sağ elimle kalbimi yoklamıştım,” diye tabir ettiği duygunun hikâyeleri bu kitaptakiler. Yine Birhan Keskin’den gelsin; onun yanında “dünyanın çatısına çıkmış gibi ürper”melerin hikâyeleri…

İster aşk sevincini ya da acısını ister bir ilişkinin açmazını ya da engellenmesini anlatsın, kadınlar arasında yaşandığı gibi kısık sesli hikâyeler bunlar. Aslında basbayağı, üçüncü kişileri ilgilendirmeyen bir yönelimken, kimi zaman bir ergenlik isyanı ya da kötü arkadaşın etkisi olarak; kimi zaman heteroseksüel erkeklerin fantezisi ya da bir hastalık, bir ayıp, ıslah edilmesi gereken bir tercih olarak görülen kadın kadına aşkın, ilişkinin değişik coğrafya ve atmosferlerde yaşanmış, yaşanan, yaşanacak hikâyeleri.

Zaman zaman insanın burnunun direğini kıracak bir yalnızlık kokusunun yükseldiği öyküler bunlar aynı zamanda. Yalnızlık, çünkü bu öykülerin kahramanları; “İnsan yaşayamadıklarından ibaret olsaydı, ben padişah olurdum bu dünyaya,” diyebiliyor. Gaye Boralıoğlu’nun “Kâr Etmiyor”unda kendilerini, “Ben noktaydım; dünya hali içinde pek de kaydadeğer olmayan minnacık bir mühür. O virgüldü; durmadan arkasına yeni vagonlar eklenen, yoldan çıkmış bir cazibe treni,” olarak tanımlayan kadın gibi.

Bu yalnızlık aşkla, terk edilmekle ilgili olmak zorunda değil her zaman, hatta belki zamanın yarısında insanın kim olduğunu saklamaktan vazgeçtiği, kendini en yakınlarına açtığında düştüğü yalnızlık da var. Karin Karakaşlı’nın “Müsemma” adlı hikâyesindeki Kader’in açılma anından hemen sonra yaşadıkları gibi: “‘Benim var aslında bir sevgilim, ismi de Nazlı,’ deyiverdim. On yedi yaşım masaya kahkahalar atarak baktı…. Savaşın belli taktikleri, stratejileri vardır, bilinir. Üstüme panter gibi atlamalar, ‘Ne demek Nazlı?’ çığlıkları, orospular, kaltaklar, saç baş yolmalar, kollarımı sıktığı yerde morluklar, sonra tabii tansiyonun düşmesi, ‘Kâmil fena oluyorum!’, bayılma, ayılma... Ama bir yandan da komşular duymamalı. Ertesi gün kahvaltı sofrasından itibaren yeni taktikler. ‘Yavrum kim çeldi senin aklını?’, ‘Arkadaş çevren kim?’, ‘Bunlar hep büyük şehir özentisi’... Derken zorlama anlayış. ‘Ben nerde hata yaptım?.. Anlat şimdi neler oluyor?’”

Bırakın kendini dünyaya açmayı, kendini kabul etme noktasında sıkıntılar yaşayan, kendi yalnızlığını inşa etmek zorunda bırakılan kahramanları var bazı hikâyelerin. Pelin Buzluk’un, “Tozlu Cennet”inde kendilerine “şeyler gibi” göründüklerini söyleyen Yıldırım’a, “‘Saçmalama! İğrençsin,’ dedim. ‘Sapık mıyız biz? Hasta mıyız?’ Henüz söylerken bile müthiş bir iç sızısı duyuyordum oysa. Yıldız’ın eli elimdeydi. Kalp gibi atıyordu. Elimde kalbini tutuyordum. Giderek ısındı, eridi ve kayıp gitti elimden,” yanıtını veren genç kız gibi.

Murat Yalçın’ın “Fazıla” adlı muhteşem öyküsünde olduğu gibi (açığa çıkmaya dair) tehdit de var: “Edepsiz ahlaksızlar! Maarif’e şikâyet edeyim sizi de görün bakın! Öküzün boynuzuna girseniz yeridir artık; dünya âleme rezil olacaksınız!”… Karin Karakaşlı’nın “Müsemma”sındaki gibi (oyuncak edilmenin) intikam(ı) da: “Ve derken bildim. Bir anda yerimden fırlayıp o ne olduğunu bile anlamadan Nazlı’nın dudaklarına abandım. Çırpındı deli gibi ama hırsım ağır bastı. Onu gizlenmek zorunda bıraktığı ve aldattığı her an için, bütün gidişleri için öptüm. İsa Peygamberi öperek ele veren havarisi Yahuda gibi öptüm. Kısacık bir an ama sanki herkesin görebileceği kadar uzun. Sonra da sandalyesine geri bıraktım.”

Kadınlar Arasında’da aslında iki insanın arasında yaşanabilecek çok şey var. Fatih Özgüven var, Yalçın Tosun, Neslihan Önderoğlu, Mine Söğüt var, Barış Pirhasan, Birgül Oğuz, Hatice Meryem, Hakan Günday ve daha kimler kimler var kalemine sağlık diyeceğimiz.

Karin Karakaşlı’nın “Müsemma”sındaki Rüya ne doğru söylüyor; “Hem ne zamandan beri kimliklerle konuşur olduk? Aşk vardır dünyada ve âşık olan, hepsi bu.” Ne diyelim; ikiyüzlülükleriyle cahilliğimizi, ahlaksızlığımızı, ahlak bekçiliğimizi, kötücüllüğümüzü, zulmümüzü inşa edenlerin de bir gün bu kıvama, bu düşünceye gelmelerini dileyelim anca…

Çünkü aksi durumda hep aynı cehennemin kapısı aralanıyor kadınlara, hep aynı cehenneme atılıyor kadınlar. Galiba en güzel, Mine Söğüt’ün “Ablamın Cesedi” adlı hikâyesinde var bunun insanın tüylerini ürperten bir örneği, “Cesedin kötü kokuyor. Annem ağzını her açtığında, koku daha da kesifleşiyor. Cesedin masada çürüyor. Akşam koltukta çürümeye devam edecek. Sonra yatağında çürüyeceksin. Sabah kahvaltı sofrasında. Arada kapının önüne çıkacak, orada yüzün güneşe dönük çürüyeceksin. Bazen sokaklarda dolaşacaksın. Kokun, o kesif kokun da peşinden gidecek.”

O koku bizim burnumuza dolmayacak, o çürümüşlük bizim hayatımıza bulaşmayacak gibi yaşamasak keşke.

Devamını görmek için bkz.

Pınar Çalışkan, "Kadınlar Arasında Aşk", Bianet, 8 Mart 2014

Erkek bir toplum ve erkek bir devlette yaşayan eşcinsel kadınların kendilerini oldurma süreçleri ve bu halleriyle edebiyatta varolmaları tabii ki erkek eşcinseller kadar kolay değil.

Tam da bu noktada kadınlar aleyhine büyük bir eşitsizlik olduğunu düşünen Mungan, kitaptaki yazarlarla birlikte bu konunun üstüne gitmeyi yeğliyor.

Seçkide yirmi üç yazarın öyküsü var ve ilk bakışta sayı olarak kadın ya da erkek baskınlığını hissetmek pek mümkün değil. İsimlerden rastgele bir seçki sunacak olursak; Mine Söğüt, Erendiz Atasü, Hakan Günday, Barış Bıçakçı, Karin Karakaşlı, Pelin Buzluk... Seçkide ilk kez öykü yazan iki şair de dikkat çekiyor; Birhan Keskin ve Barış Pirhasan.

Söz konusu kadınlar arası aşk ya da cinsellik olduğunda, Murathan Mungan'ın da bahsettiği gibi çoğu kez hor görülmüş hatta yok görülmüş bu aşk ya erkeklerce aşağılanıyor ya da cinsel bir fantezi ürünü olmaktan kurtulamıyor. Bu sebeple, bu tür bir aşk ve onun etrafında şekillenecek bir konu, sanatın ve toplumun tüm alanlarında sönük ve örtülü kaldığı gibi edebiyatta da çok fazla örnek veremiyor.

Kitabın önsözünde Mungan, kadınlar arası aşk konusunun edebiyatta işlenişini tarihselliğiyle anlatırken II. Meşrutiyet'i hazırlayan görece özgürlük koşullarının da etkisiyle 1800'ler sonu ve 1900'ler başı hafifçe filizlenmeye başlayan kadınlar arası aşk temalı eserlere dikkat çekiyor.

İlk örnekler

Mehmet Rauf'un 1910 tarihli Bir Zambak Hikayesi ilk açık lezbiyen karaktere yer verebilmiş romanımız olarak kabul ediliyor. Bir diğer önemli örnek ise Şahabettin Süleyman'ın Çıkmaz Sokak (1910) adlı tiyatro oyunu. Yakın dönem örneklerde ise çoğunlukla eril bir dilin fantezi unsuru yahut geçici, travmatik bir psikolojik sorun olarak resmedilen lezbiyenliğe Hülya Serap Doğaner ve Selim İleri gibi yazarları dışarıda tutarak rastlamak mümkün.

Gerek edebiyat gerekse sinemamızdaki örnekleri düşündüğümüzde, kadın kadına aşk ve cinselliğin çoğu örnekte kentli ve eğitimli sınıflara özgü, görece daha konforlu hayatlar süren “üst” kesime ait bir “yaşam biçimi” olarak temsil edildiğini görebiliriz.

Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle Kadınlar Arasında ise yirmi üç yazar ve hikaye ile hem farklı yaş gruplarından kadınları hem de kenar mahalle, kent-köy ayrımı yapmadan tüm mekanlara ait kadınları ve onların hayatlarını sunmasıyla yenilikçi ve başarılı bir örnek olarak karşımızda.

Mungan'ın hatırlattığı gibi, şimdiye dek çok da yankı bulmamış Kaos GL tarafından 2006’dan bu yana düzenlenen“Kadın Kadına” adlı öykü yarışmasından söz etmemek haksızlık olur. Zira bu tarz öykü yarışmalarının varlığından çok, ne yazık ki eşcinselliğe karşı düşmanlık ve nefretin ön planda olduğu anket sonuçlarını bilebiliyoruz. Neyin, nerede, nasıl yer alacağını da zaten bu eril devlet belirlemiyor mu? O halde seçkideki Birhan Keskin öyküsü “Bürokratların dolaplarına hayırrrr”ın girişindeki cümlelere bırakmakta fayda var kendimizi, aşkın cinsiyeti olmaz diyerek...

“Çocukluğun o uzak, yarı gölgeli bahçesi gibi bir yerdeydim ben. Kimse kimseye, göz göze nasıl bakar bilmezken. O benim gözlerime niye öyle nasıl öyle bakmıştı ki, ben sağ elimle kalbimi yoklamıştım.”

Devamını görmek için bkz.

Beliz Öztürk, "Söz ki dünyayı dolduran: Aşk", Taraf Kitap Eki, Mart 2014

İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik değil midir duygular? Hissetmek ve duyguları ifade edebilmek?

Aşk değil midir peki en yoğun duygu; insanı sarsan, yıkan, yaşadığını hissettiren ve her defasında biraz daha büyüten? Karşındaki insana kendini adadığın, kimi zaman karşılık bulduğun, kimi zaman sadece kendi içine gömdüğün ve hiçbir zaman gün yüzüne çıkarmadığın ve gönlünce haykıramadığın...

Peki aşk sadece karşı cinse hissettiğin zaman mı gerçektir? Daha mı anlamlıdır o zaman?

İşte tüm bu soruların cevabı Murathan Mungan'ın seçtiği 23 farklı öyküden oluşan Kadınlar Arasında kitabında var. Kadınlar Arasında, Gaye Boralıoğlu, Birhan Keskin, Mine Söğüt, Hakan Günday, Fatih Özgüven, Ayşegül Çelik, Karin Karakaşlı, Nermin Yıldırım ve Hakkı İnanç gibi isimlerin, bu kitap için özel olarak kaleme aldığı yazılardan oluşuyor. Mungan, seçkinin temasını "kadınlar arasında aşk" olarak tanımlıyor.

Yaş, coğrafya, eğitimsel ve kültürel altyapı fark etmeksizin aşkın kadınlar arasında da yaşanabileceğini, tüm gerçekliğiyle, tüm çarpıcılığıyla ve hatta tüm sarsıcılığıyla okuyucuya aktarıyor kitap.

Sorgulamada Buluş İzni

Her ne kadar toplumumuzun bazı kesimlerinde eşcinsellik kabul görmese de aynı cinsler arasında yaşanan aşkın ve cinselliğin de tamamen gerçek olduğunu unutmamak gerekir.

Bu kitabı okurken bunu siz de en çarpıcı şekilde fark edecek, kimi zaman kendinizi sorgulayacak, bazen de zorlanacak ve belki de kendinizi bulacaksınız... Kim bilir?

Devamını görmek için bkz.

Fisun Yalçınkaya, "Adı konulmamış gönül bağları", Milliyet Kitap, Mart 2014

İki kadının birbirine duyduğu aşk hakkında, Türkiye’de yazılmış, eli yüzü düzgün kaç roman, kaç öykü sayabilirsiniz? Elle tutulur klasikleşmiş kaç lezbiyen karakter vardır edebiyatımızda? Ya da son 20 yılda sayısı bini aşan şüpheli asker ölümlerinin acısını çekenler, ölen o askerlerin neler yaşadığı kaç öyküye, şiire ya da romana yansıdı? Şöyle bir bakınca çıkan her yayını takip eden bir okurun bile zor yanıtlayacağı sorular bunlar. Oysa, bu iki, kocaman, fil kadar büyük gerçek, bizimle aynı odada oturuyor. Ama onlar hakkında susmaya, kalemi elimize alıp yazmamaya devam ediyoruz. İkisi de politik, ikisi de görünürlüğü az konular. İşte bu iki konu hakkında iki öykü kitabı yayımlandı. Metis Yayınları’ndan çıkan Murathan Mungan’ın seçtiği yazarlara yazdırdığı öykülerden oluşan “Kadınlar Arasında” ve “Merhaba Asker”.

Murathan Mungan’ın bir edebiyat küratörü olarak konuları ve yazarları seçtiği iki kitap hem edebiyat okurlarına birbirinden ilginç yazarlar ve yeni öykülerle tanışma şansı sunuyor hem de iki konuyu da gündemimize taşıyor. İki kitabı aynı tarihte yayımlayarak konuların politik zemin ortaklığına dikkat çekmeyi amaçladığını söyleyen Murathan Mungan, her iki kitaba da kapsamlı birer önsöz yazarak kitapları hazırlama amacını detaylı olarak anlatıyor.

Edebiyatın sınırları

Mungan “Kadınlar Arasında”nın önsözünde, “Bu seçkinin teması kısaca ve kabaca, 'kadınlar arasında aşk' diye tanımlanabilir. Öte yandan her aşk hikayesinin aslında kendinden başka şeylerin de hikayesi olduğunun unutulmaması gerekir. Kadınlar arasında yaşanan adı konmuş konmamış, bir ad konulmasına gerek duyulan ya da duyulmayan gönül bağlarının, duygusal, tensel çekimlerin; kendini gerçekleştiremeyen arzuların ya da sonuçları göze alınıp yaşanan tutkuların; bir ilişkiye dönüşememiş ya da zamanla derin bir dostluk ve himayeden koyu bir çekişme ve rekabete kadar farklı biçimler altında varlığını sürdüren köklü yakınlıkların hikayesi de olabilir,” diyor. “Kadınlar Arasında” Yalçın Tosun, Barış Bıçakçı, Sine Ergün, Hatice Meryem, Hakan Günday, Mine Söğüt ve Birhan Keskin’in aralarında olduğu 23 yazarın 23 öyküsünden oluşuyor. Gaye Boralıoğlu’nun “Kar Etmiyor” öyküsüyle başlayan “Kadınlar Arasında”da ilk öyküler ergenlikte yaşanan ya da ilk aşklar olan ve çoğunluk taşrada geçen öyküler, sonrası ise git gide şehirde yaşanan ve yetişkin kadınlar arasında geçen uzun soluklu ilişkileri anlatan öyküler olarak sıralanmış. Böylece önce adının ne olduğunu bile bilmeden âşık olan kadınları sonra da yaşamında bu kimliğe yer açmış kadınları dinliyorsunuz. Her biri birbirinden ilginç öykülerin yazarlarının, kimi yerde kendi edebiyatlarının sınırlarını zorlamalarının da okurları şaşırtacağını söylemeden geçmeyelim.

Kirli savaşın açık ve gizli kurbanları

Murathan Mungan “Merhaba Asker”in önsözünde ise, “Bu öykü seçkisiyle, zorunlu askerlik kurumunun, militarizmin, kirli savaşın açık ve gizli kurbanı olmuş TSK'nın 'askeri zayiat' olarak gördüğü bütün o gencecik ölülerin anısına bir saygı nişanesi olarak, edebiyat toprağına alçakgönüllü bir mezar taşı dikmek, mezarlarına bir demet çiçek bırakmak istedik,” diyor. Seçkide, Niyazi Zorlu’nun “Kahraman” öyküsüyle başlayan 16 öykü okuru bekliyor. Sema Kaygusuz, Hakkı İnanç, Murat Özyaşar’ın aralarında bulunduğu 16 yazarın kaleminden çıkma öykülerin kimi ölümüne intihar süsü verilen askerlerin ağzından kimi de arkalarında bıraktığı yakınlarının ağzından yazılmış. Her öykü ülkenin gerçeklerine yeni bir kapı niteliği de taşıyor.

İki seçkiyi art arda okursanız emin oluyorsunuz: Üzerine öyküler yazılacak insanlar onlar. Birbirine âşık kadınlar ya da öldürülen askerler. Üzerine öyküler yazılmanın, görünür olmanın bu iki konunun özneleri için anlamı çok. Hak aramak, hatırlanmak, var olmak demek. Edebiyat bu iki kitapta güne tanıklık etme özelliğini en etkin şekilde kullanıyor. Çünkü, birbirine âşık kadınlar var. Çünkü intihar süsü verilerek öldürülen gencecik askerler var. Murathan Mungan’ın söylediği gibi, “Çünkü bunu konuşmak demek Türkiye’nin hikayesini konuşmak demek".

Devamını görmek için bkz.

Eray AK, "Fısıldananları Bağıranlar", Cumhuriyet Kitap Eki, 20 Mart 2014

Murathan Mungan üretken bir yazar. Edebiyatın hemen her dalında kalem oynatıyor ve onun kaleminden çıkan her şeyin okuyucusu hazır; ürettiği, yarattığı her dünya mutlaka ciddi bir karşılık buluyor. Tanınmış yazar, bu yaratımlarının yanında, "Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle" üst başlığıyla çeşitli öykü derlermeleri de yapıyor. Hatırlatacak olursak; Ressamın İkinci Sözleşmesi, Çocuklar ve Büyükleri, Yabancı Hayvanlar, Kadınlığın 21 Hikâyesi ve Erkekliğin Hikâyeleri bunlardan bazılarıydı. 2007'de yayımlanan Büyümenin Türkçe Tarihi de bir öykü derlemesiydi ancak diğerlerinden bir farkı vardı. Önceki derlemelerde Mungan, yazılmış öykülerden toplamıştı kitapları. Büyümenin Türkçe Tarihi'nde ise yazarlara, "Bu öyküden sonra büyüdüğümü anladım," dedirten öyküleri seçtirmiş ve bu ânı, hatırladıklarıyla, deneyimleriyle kaleme geirmelerini istemişti onlardan.

Mungan, Büyümenin Türkçe Tarihi'nden sonra da devam etti derleme çalışmalarına. Bir Dersim Hikâyesi, bu bağlamda çok önemli bir yerde duruyor. Bir Dersim Hikâyesi'nde birçok önemli yazar bir araya gelerek, kendi Dersim hikâyelerini anlatmıştı. Buna paralel de "tabu" olarak görülen bir konu, önemli yazarların hayal dünyasından sayfalara akmıştı. "Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle" dizisi için de önemli bir dönemeçti Bir Dersim Hikâyesi çünkü ilk defa, sadece bu kitap için yazmışlardı öykülerini yazarlar ve yayımlandığı dönemde bir hayli konuşulmuştu.

Bu doğrultuda ilerleyen iki kitap daha yayımlandı geçen günlerde "Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle" dizisi kapsamında: Merhaba Asker ve Kadınlar Arasında. Her iki kitapta da tıpkı Bir Dersim Hikâyesi'nde olduğu gibi, sadece bu kitap yazılmış öyküler yer alıyor. Ancak daha da önemlisi asıl amaç, yine "tabu" olarak görülen konular dolayında cirit atıyor olmaları.

"Kadın Kadına" Aşk

Kadınlar Arasında ise bir "aşk öyküleri" toplamı. Kitapta, "benzeyen ve ayrılan yönleriyle birbirinden farklı çevre ve kesimlerden, farklı yaşlarda kadınlar arasında yaşananların anlatıldığı yirmi dört hikâye içinde, kasabayı, köyü, kenar mahalleyi mekân tutmuş" kadın kadına yaşanmış aşk hikâyeleri anlatılıyor. Yazarları ise -yine kitaptaki sırasına göre- Gaye Boralıoğlu, Birhan Keskin, Hakkı İnanç, Mine Söğüt, Figen Alkaç, Murat Yalçın, Barış Pirhasan, Birgül Oğuz, Erendiz Atasü, Hakan Günday, Fatih Özgüven, Barış Bıçakçı, Sine Ergün, Hatice Meryem, Fadime Uslu, Ayşegül Çelik, Karin Karakaşlı, Nermin Yıldırım, Attilâ Şenkon, Mehmet Bilâl, Neslihan Önderoğlu, Yalçın Tosun ve Pelin Buzluk.

Edebiyatımızda bugüne kadar çok işlenmiş bir konu değil eşcinsellik. Hele ki "kadın kadına" aşkın anlatımı, daha da güdük bu konuda. Kadınlar Arasında, bu bağlamda kendi yerini, yine kendiliğinden yaratan bir kitap. Bir "öncü" olarak alabilir miyiz peki bu kitapta yer alan öyküleri? Bir yönüyle, evet. Şöyle: Mungan kitabın önsözünde, "yakın dönem edebiyatımızdan Attilâ İlhan, Kemal Tahir gibi kimi yazarlar bazı romanlarında bu konuyu erkek egemen bir tasavvurla ele almış; ahlaki, suçlayıcı, mahkûm edici yargılarla ötekileştirdikleri lezbiyen karakterleri 'sapık' ya da 'kurban' gibi 'sınır dışı' figürler' olarak kategorize etmişler," diyor. Kitaptaki öykülere bu yönüyle baktığımızda farklı bir tablo çıkıyor ortaya. Öykülerdeki kahramanlar yaşadıkları aşklarla toplumda hâlâ "sapıklık" ve "marjinallik" olarak algılanan bu ilişkilerin, aslında herkesin yaşadığından çok da farklı olmadığını anlatıyor. Geçmişe bakışla bugünlerde daha rahat konuşuluyor belki eşcinsel ilişkiler ama az önce de bahsedildiği gibi hâlâ keskin bir "farklılaştırma" çabası söz konusu. Öyükler bu bağlamda önemli bir "farkındalık" yaratabilecek nitelikte.

Bu iki öykü derlemesinin buluştuğu nokta ise olaylara, konuşulmayan taraftan bakıyor olmaları. Şüpheli asker ölümleri de, eşcinsel ilişkiler de toplumun hâlâ "fısıldadığı" konulardan. Duyulmayan seslerin biraz daha bağırılması adına iki kitap da -edebiyat değerlerini asla bir kenara bırakmadan- önemli bir toplumsal uyanmayı sağlamayı amaçlıyor diyebiliriz.

Bunun yanında her iki kitapta da çoklu bir çerçeve sunuyor yazarlar bize. Üzerine gidilmek isteneni, bambaşka bakış açılarından ele alarak irdeliyorlar. Murathan Mungan'ın seçtiği yazarlara baktığımızda da bunu görüyoruz. Ele alınan konuyu, en sertten en naife kadar açılan yelpazede işleyebilecek bir yazar topluluğu burada söz konusu olan. Mungan, "edebi küratörlüğü" yaparken özellikle dikkat etmiş görünüyor buna.

Devamını görmek için bkz.

Cemile Özyakan, "Konu kadın-kadına olunca...", Notos Kitap, Şubat 2014

Kadınlar Arasında’da Murathan Mungan’ın seçtiği 23 farklı yazardan, 23 farklı aşk hikâyesi yer alıyor. Doyasıya yaşanmış, var olmakla olmamak arasında kalmış, kendi varlığından haberdar olamamış, varlığını inkâr etmiş, varlığıyla son bulmuş aşklar; uçuvermiş, duramamış cümleler, valizlere, yastık aralarına, yatak altlarına, oralara buralara saklanmış cümleler bir de... Hikâyelerin hepsi kadınlara ait ve “kadın kadına aşk” dahil kadına dair pek çok şey anlatıyor, pek çok şey soruyor, pek okkalı tokatlara boğuyor okuru. Kuru kuru okuyamazsın beni, diyor her bir hikâye, biraz da sen sarsıl, biraz da sen düşün bakalım sevgili okur.

Farklı yazarların yapıtlarından oluşan bir seçki olmasına rağmen, ortak bir dokusu var hikâyelerin. “Kadın kadına” bağlamında düşünüldüğünde, benzer bir konu üzerinden giden, ancak kadın kahramanlarını alttan ya da açıktan masum görünüşlü şeytan olarak çizen hikâyeler yok. Yine aynı bağlamda düşünüldüğünde, iki kadının sevişmesi fikrini –iki erkeği tahayyül ya da tasvip edememesine rağmen– çekici bulan insanların beklentilerini karşılayalım ve daha okunası olalım, diyen hikâyeler de yok. Konu “kadın kadına” olduğunda çoğu hikâyenin, romanın –sayıları pek az– kenarlarından, uçlarından sızandan farklı bir üsluba, renge sahip bu hikâyeler. Karakterler, kelimeler, ayrıntılar okurun etine dokunuyor, kimse hiçbir yere saklanmıyor ve sabahın bir vakti, dağınık saçlarla çıkıyor herkes birbirinin karşısına. Makyaj yok, özenle seçilmiş kibarlıklar yok.

Hikâyelerdeki kadın temsili üzerinden gidersek; ataerkinin aşırı doz enjekte ettiği, çoğumuz için normalleşen tipik, evcil, uysal, kırılmaya son derece açık ve elbette korunmaya muhtaç kadın rolleri pekiştirilmemiş. Hırpalanan, olmadı dışlanan kadınların çektiği zorluklardan, acıdan ve isyanın gürültüsünden payını okur da pekâlâ alıyor. Toplum tarafından normalleştirilmiş kurallara ve varılmış uzlaşımlara kafa sallayan, toplumsal cinsiyet rollerini okur karşısında yeniden inşa eden ve onaylayan karakterler bir yana, bu kurallar, uzlaşımlar ve roller çoğunlukla sükûn, zaman zaman gürültülü kalemler tarafından ufalanıyor.

Murathan Mungan yazdığı önsözde, “Kadın kadına aşk ve cinsellik olgusu edebiyat tarihimizin cılız kaldığı ve eşcinselliğin yasaklı tarihinden en fazla nasibini almış konulardan biridir,” diyor ve tarihteki örnekleriyle ilgili oldukça aydınlatıcı bilgiler veriyor. Sessizleştirilen, dilsizleştirilen, ötelenen, ötekileştirilen, saklanmak zorunda bırakılan kimlikleri harflere, yazıya kavuşturan hikâyelerin kurtarıcıları: Gaye Boralıoğlu, Birhan Keskin, Hakkı İnanç, Mine Söğüt, Figen Alkaç, Murat Yalçın, Barış Pirhasan, Birgül Oğuz, Erendiz Atasü, Hakan Günday, Fatih Özgüven, Barış Bıçakçı, Sine Ergün, Hatice Meryem, Fadime Uslu, Ayşegül Çelik, Karin Karakaşlı, Nermin Yıldırım, Atilla Şenkon, Mehmet Bilal, Neslihan Önderoğlu, Yalçın Tosun, Pelin Buzluk.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.