Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-934-4
19.5x25 cm, 400 s.
Liste fiyatı: 60,00 TL
İndirimli fiyatı: 48,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Mim Savaşları
Neoklasik İktisadın Yaratıcı İmhası
Özgün adı: Meme Wars, The Creative Destruction of Neoclassical Economy
Çeviri: Merve Erol, Yücel Göktürk, Yiğit Atılgan
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan, Semih Sökmen
Kapak Fotoğrafı: Bülent Özalp
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1 Baskı: Mart 2014

Gerçek dünyanın sorunları bütün ağırlığıyla hissedilirken, hep aynı Gayrisafi Milli Hasıla, arz-talep ve piyasa hurafeleriyle oyalanmaktan usandığınızı biliyoruz. Mim Savaşları, bütün sosyal bilim öğrencileri için gerçek sorulara gerçek cevaplar arayan alternatif bir iktisat ders kitabı. Hatta iktisatla hiç ilgilenmemiş ya da iktisattan soğumuş olanların da heyecanla okuyacağı, sanat, aktivizm ve mizahla dopdolu bir kitap bu.

Kapitalizm derinleşen bir krizde. Kritik bir yol ayrımındayız: Ya ayan beyan ortada olan tüm tutarsızlıkları gözardı ederek statükoyu kabulleneceğiz, ya da “uyumsuzların” yanında yer alarak iktisattaki paradigma değişimini savunacak ve böylece insanlığın ve gezegenin yokoluşa sürüklenmesini engeleyeceğiz.

Bu kitabın hayal gücünüzü tetiklemesini, seçimlerinizi yaparken size esin kaynağı olmasını umut ediyoruz.

OKUMA PARÇASI

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Pınar Öğünç, "İnsanlar başkaldırır, imparatorluklar yıkılır", Radikal Kitap Eki, 13 Mart 2014

Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun Tepetaklak diye bir kitabı vardır. Ruhunu da anlatan ikinci başlığı ise Tersine Dünya Okulu. Galeano, gezegen ahvalini gazete haberlerinden, istatistiklerden, mesellerden ve efsanelerden kardığı özgün bir müfredatla çıkar bu “okulda” karşımıza. Adaletsizliğin temel ilkeleri, Korku eğitimi, Biçki-dikiş kursları: Ismarlama düşman nasıl yaratılır?, Gezegen yokedicilerinin dokunulmazlığı, Çıldırma hakkı... Ders programı böyle mesela.

Tersine Dünya Okulu 1998’de yayımlanmış; Türkçe baskısı ise 2004’te (Çitlembik Yayınları, çeviren: Bülent Kale). İki yıl önce basılan ve bu hafta Metis Yayınları ve Express dergisi işbirliğiyle Türkçesi çıkan Mim Savaşları’nı okurken, aklımın orta yerine Tersine Dünya Okulu’nun düşmesinin birkaç nedeni var. İlki Mim Savaşları’nın görünür ilk hitapta dünyanın bütün iktisat öğrencilerine sesleniyor oluşu... Bir tür uyandırma servisi, yapıcı bir imha ve “yenisini” üretme çağrısı, hatta üniversitelerde var olan iktisat derslerini durdurmaya varan bir isyan teşviği... Ama sadece alternatif bir tür ders kitabı olmanın ötesinde sözü var.

Tersine Dünya Okulu’nu anımsatmasının ikinci nedeni de fikir akrabalığı. Mim Savaşları’nı hazırlayan Kalle Lasn, Galeano’nun kendi kitabı için dünya gazetelerinden kupür kestiği günlerde, aslında 90’ların başından itibaren kapitalizm ve tüketim sorgusu temelli, yeni bir sol arayışıyla yayın yapan Adbusters ekibinden. Küreselleşen Occupy hareketinin de ilham kaynaklarından olan bir damar bu. Neoklasik İktisadın Yaratıcı İmhası altbaşlıklı Mim Savaşları, Lasn’ın başka vesilelerle ifade ettiği Occupy tipi hareketlerin hakiki bir öneriden uzak oluşu gibi zaaflara karşı seçilen yeni bir mücadele/propaganda yönteminin somutlaşmış hali gibi. O yeni yöntem de şuna benziyor: Sokak tamam, sokağın taleplerini tartışmak tamam, ama bu gerçekten işe yarıyor mu? Bir de şu iktisat öğrencilerini, akademiyi örgütlesek. Alternatifin inşasını bir de böyle denesek...

“İktisat kaderdir! Bir şeyleri yanlış yap bakalım: İnsanlar başkaldırır, ekosistemler çöker, imparatorluklar yıkılır” deniyor ilk sayfalarda. Yazılı ve görsel farklı tarihsel kaynaklardan fragmanlarla misal kurban, tefecilik, mülk, borç gibi kavramlara dair bugünle düğümlenebilecek ipler uzatılmış. Yeni bakış açısı sunan makalelelerin yanı sıra kitap alternatif bir albüm gibi, sloganvari alıntılarla ve malum Adbusters estetiğiyle tasarlanmış.

Kendi “matematiğine” kapalı iktisat neden bu kadar kibirli? (Bağımsız olanları dahi) Ekonomistler nasıl oldu da 2008 krizinin gelişini okuyamadı? Bu saatten sonra iklim değişikliğini hesaba katmayan, toplumsal cinsiyet bakış açısı olmayan ekonomik pradigma mümkün mü? Son yılların fiyakalı kavramlarından olan ve çok yana sündürmeye müsait “sürdürülebilirlik” aslında neyi sürdürmeyi hedefliyor? Reformist alternatiflerle bir yere varmak mümkün mü?

Makalelerarası zıplayarak gideceğim. Eleştirinin öncelikli başlıklarından biri büyümeye dayalı ekonomi. Ekolojik iktisatçıların sunabileceği verilere gelmeden bile şurası net ki, neoklasik iktisatçılar dahi artan gayri safi milli hasılanın yoksulluğu değiştirebileceğini kanıtlayamaz. Zaten gaye de bu değil, aslen eşitsizliğin sürdürülmesinden söz ediyoruz. Fakat sistemin baki kaldığı halde “sıfır büyümenin” de kendi sakıncaları var. O zaman mesele tüketime dayalı modelden vazgeçmek. Bu da yaşama felsefesini, bireysellik idrakini değiştirmekle mümkün ancak. Peki sadece alternatif gelişim modelleri, farklı yerli topluluk ve kabilelerden ilham alan hayat ve ekonomi modelleri büyük çerçevede neyi değiştirir? Devlet ne olacak? Sıkça anılan dayanışma ekonomisinin ayakları nereye basacak? Velhasıl kapitalizm sonrası için solun gerçekçi ekonomi tahayyülü ne?

Dünya bir şirket olsaydı...

Kitabın genelinde ekolojik perspektif sıkça karışımıza çıkıyor. Şu bilgi ilginç. Çevreci iktisatçı Robert Costanza ve ekibi 1997’de “ekosistem hizmetlerine küresel ekonomiye katkıları ölçüsünde bedel ödenseydi ne olurdu”yu hesaplamış. Gezegenin bu anlamda bize bilabedel sunduğu “hizmetin” karşılığı 33 trilyon dolar. Yani o anki dünya servetinin iki katı. Costanza, “Dünya bir şirket olsaydı, CEO’nun işine hemen son verirdik” diyor.

Bu bakışla ilişkilendirilebilecek bir öneri de “gerçek maliyetler” üzerinden yeniden ücretlendirme yapmak. Örneğin plastik poşetleri, kahve bardaklarını ekolojik sisteme maliyetleri açısından yeniden fiyatlandırmakla başlanıp ileride gerçek maliyetli beslenme düzenine geçilebileceğinden söz ediliyor. Meksika’dan avokado, Çin’den karides istiyorsan bunun gerçek maliyetini ödemeye hazır olmak gerekecek. Bu da (mümkünse) yerel ürünlerin piştiği mutfakları teşvik edecek. Otomobil mesela 100 bin dolar. İstersen alırsın... Toplu taşımaya mecburiyet, daha fazla bisiklet ve yaya yolu kent planlarını da değiştirebilir. Nihayetinde geleneksel iktisatçılara göre büyümeyi yavaşlatacak, dünya ticaret hacmini küçültecek, ürkütücü ve sapkın bir fikir bu. O yüzden de üzerinde düşünmeye değer.

Mim Savaşları’nın Türkçe baskısının kapağı için Gezi’den bir fotoğraf seçilmiş. Parkta Çapulcu Kütüphanesi açılmadan daha evvel, tek masalık bir kitap standında kendine kitap seçmiş bir genç kadın hatırlıyorum. “Alabilirsin” diyen karşısındaki kadına şöyle diyordu: “Ama bir şeyi alıp da karşılığında hiçbir şey vermemek çok garip geliyor.” Malum sonra Gezi direnişinin arkasından “faiz lobisi” komplosu kurdular.

Mim Savaşları ilham verici bir fikrî kolaj. Hetorojen katılımlı Gezi hareketinin içinde de aynı yerlerden yola çıkan, aynı soruları sorup aynı açmazları yaşayan bir damar var. Zihin açıcı olabilir.

Devamını görmek için bkz.

Fatih Gökhan, "İşgali ateşleyen adamın manifestosu", Agos Kitap/Kirk, 21 Mart 2014

20 yıldan fazla süredir tüketim toplumunu sert bir şekilde eleştiren Kanadalı 'Adbusters' dergisi/grubu, çevre duyarlılığı, kent hakları gibi bugünki kadar hararetli bir şekilde tartışılmayan konularda bir öncü oldu ve çağımızın büyük düşünürlerine sağlam bir platform oluşturduğu da söylenebilir. Adbusters'ın uluslararası kamuoyunda, bu önemli geçmişine rağmen tümüyle bilinir hale gelmesiyse 2011 yılına denk gelir, çünkü tüm dünyayı etkisi altına alan 'Wall Street İşgali' hareketine de çağrılarıyla öncülük etmiş ve yürüttükleri etkinliklerle merkez medyayı da bir nevi harekete duyarlı hale getirmişti, zira bu aşamadan sonra işgal hareketi hem ABD'de hem de dünyanın geri kalanında büyük destek topladı ve yayıldı. 'Mim Savaşları: Neoklasik İktisadın Yaratıcı İmhası', Adbusters'ın kurucusu ve editörü Kalle Lasn'ın yeni 'radikal' manifestosu. 'İşgal hareketine ilham veren adam' olarak tarihe geçen Lasn, metin, görsel ve çeşitli bloklar kullanarak dünyaya bakışımıza yeni bir yön vermek ve esasında onu kökünden değiştirmek istiyor. Adbusters'a has illüstrasyonlar, kolajlar ve geniş bir yelpazeden düşünürlerin katılımıyla, uzun bir süredir iktisat disiplininde eksikliği tartışılan insan ve çevre faktörlerini merkeze alan bir 'alternatif iktisat', başka bir deyişle alternatif bir ‘Ekonomi 101’ kitabı ortaya çıkmış.

Kargaşaya davet

Wall Street İşgali'nin de etkisiyle 70 kadar Harvard iktisat bölümü öğrencisi, Neo-klasik iktisadın gerçekten kitabını yazan meşhur Gregory Mankiw'in dersini terk ederek, üniversitenin iktisat derslerindeki muhafazakâr tutumunu eleştirmişti ve bu derslerin mevcut finansal krizi çözümlemekte ne kadar yetersiz kaldığını, dünyayı bu krize sürükleyen teorilere olan inançlarının tamamen zayıfladığını belirtmişlerdi. Bir iktisat mezunu olarak bu tartışmalara hiç de yabancı değilim, her daim sorgulanan bu konunun nispeten kitleselleşmesi 2000'lerin başında Fransa'da ortaya çıkan 'Post Otistik İktisat' hareketiyle başlamıştı, ancak gerçek bir halk hareketinden yoksun olduğu için etkisi kısıtlı kalmıştı. Lasn'ın Mim Savaşları'yla yapmak istediğiyse tam da bu minvalde: “Tüm dünyadaki iktisat öğrencilerini etkileyecek bir ateş yakmak istiyorum. Birkaçının şu soruyu sorduğunu hayal edebiliyorum: Nasıl hâlâ bu eski iktisat derslerini görüyoruz? Neden yüzlerce profesörden tek bir tanesi bile bu çöküşü göremedi? Bu, kitabı gören öğrencilere üniversitelerde kargaşa çıkarmaya bir davettir.”

Devamını görmek için bkz.

Semih Gümüş, "Prozaclı ekonomi ve Mim Savaşları", Radikal Kitap Eki, 18 Nisan 2014

İlkgençlik yıllarımızın düşünce dünyasında da iktisat her zaman çok önemliydi. Değil mi ki kapitalizmi yıkmak için onu anlamak gerekiyordu, Marksizm de konuyu tepeden tırnağa çözümlemeye çalışmıştı, iktisattan kimse uzak duramazdı. Eskimiş iktidarı yıkmak için onun iktisadi temelini çökertmek gerektiği kadar, sosyalizmi kurmanın yolu da oradan geçiyordu.

Anlıyor muyduk peki? Kapital’in birinci cildini birkaç yılda bitirmiş, ikinci cildini yarılamış, sonrasını bırakmıştım. Tek kaynak Kapital değildi ama daha pek çok kaynak da aynı yerden çıkıyor gibiydi. Aynı sözü değişik biçimlerde söyleyen bir politik-iktisat literatürü içinde yaşadık. Daha doğrusu yalnızca düşündük, yoksa yaşamadık. Şimdiki gibi bir hayat yoktu o zamanlar. Ben 1970’lerin sonuna dek günlük hayat içinde para diye bir kavramla ilgilendiğimizi hatırlamıyorum, para yoktu bir kere.

Mim Savaşları-Neoklasik İktisadın Yaratıcı İmhası kitabını okurken –heyecanla okuduğumu da söylemeliyim– 1960’lar ve 1970’ler gözümün önünden geçiyor. Bugün o yıllardan çok farklı. Şimdi parasız da olsa, paranın içinde yaşıyoruz. Gene de iktisatla içli dışlı oluşumuz ve iktisatçıların televizyon yıldızlığına terfisi, 2001 krizinden sonradır. 2001’den bugüne, günlük iktisadi hareketler, borsadaki dalgalanmalar, enflasyon ya da büyüme rakamlarıyla yatıp kalkıyoruz ve hepimiz birdenbire birer küçük iktisatçı kesildik, olanlar bilir.

Luke Sherlock, Marksist bir düşünür olan hocası Erik Swyngedouw’un 1970’lerle bugün arasında yaptığı karşılaşmadan çıkarak, “Para kazanmanın kendisinin kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum,” diyor. Gençlik yıllarımızda para nedir bilmezdik, aradan kırk yıl geçti gene öğrenemedik gibi sözler ederken, ben de para kazanmanın kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum elbette. O kadar arkaik değilim, dinozor olacak kadar erken de doğmadım (önceki kuşaklara yakıştırılan bu dinozorluk bizim kuşak için kullanılmaz). Düpedüz yenilikçi olduğumu da düşünürüm düşünmesine de, parayla ilişki kurmayı beceremedim.

Gerçek bir başucu kitabı

Mim Savaşları bir başucu kitabı gibi düşünülebilir, harika bir kitap bu. Başından sonuna dek elinizden bırakmadan okuyacağınız gibi, çok parçalı oluşu nedeniyle rastgele bir yerini açıp okumak da olası. Özellikle son 2008 krizinin küresel boyutları dünyanın her yerinde insanlara hem kötümserlik aşıladı hem de gerçek bir maddi çöküntü yarattı. Onyıllar boyunca sinsice borçlandırılan milyonlar (milyarlar mı demeliydim acaba), çaresiz durumlara düşürülürken yalnızca işsiz ve parasız kalmadı, aynı zamanda moral, dolayısıyla topyekûn bir kültür çöküntüsünün de altında ezildi. İkinci Savaş sonrasındaki yıkım modernizmi nasıl bitirdiyse, postmodern tasarımlar da aslında 2008 kriziyle çöktü.

Mim Savaşları’nda bir resim yazısında da belirtiliyor: “Başlangıçta kilise borç verilen paradan kâr elde etmeyi –tefecilik diye bilinen şeyi– günah kabul ediyordu, ama bankerler dinsel öğretide bir boşluk buldular: Borç verilirken maruz kalınan zararın ödemeyle tahsil edilmesine izin veriliyordu. Buna ‘faiz’ adı verildi.”

Hikâye bütün dinlerde fikri takiple izlenir. Yüzde 99’unun Müslüman olduğu söylenen bu ülkede ne haram kaldı ne günah. Borçtan kâr, bankacılık ya da tefecilik hangi İslam anlayışında toprağa gömülü durmuştur ki; açıkça hırsızlık mübah sayılırken faizin lafı mı olur.

Bu ülkede ya da Wall Street’te, sıradan insanlar için durum değişmiyor: Topyekûn bir aldatılmışlık duygusundan sıyrılamıyoruz. Biz aldatılmaya alışkın bir toplumun bireyleriyiz ama öteki dünyada insanlar 2008’den beri daha çok üzülüyor. Orada Amerikan rüyası çöktü, burada popülistler halkı kendi yalanlarının rüyasını görmeye zorluyor. Düzenin paslanmış dişlileri bu yöntemlerle yağlanarak zorlansa da, sistem çirkin sesler çıkararak gıcırdıyor. Dünyanın yüzde 99’u içinden isyan ediyor, oysa çoğunluğun sokaktaki isyanı, finansal iktidarlara pabuçlarını ters giydirir.

Kriz onların krizi

Siyasal çatışmaların sözgelimi ülkeye yabancı sermaye girişini azaltacağı ya da borsayı düşüreceği endişesini duyanlar da var çevremde. Bu endişe yukarıdan ilahi bir duygu gibi üflenmiş kalplere. Hiç merak edilmesin, borsada speküle edilen paralar onların değil, yıl sonunda kapatmaları gereken açık pozisyonları da yok.

Bütün ekonomik kısıtları dert etmek yerine, yönetenlerin durumlarında neler değişmiş, onu merak edelim. Televizyon ekanlarında ahkâm kesen neoklasik iktisatçılar, uzağa değil, İstanbul’un bir gecekondu mahallesinin çamurlu sokaklarından geçip girdikleri evde ocağı yanmayan dört çocuklu kadınla erkeğe, sıcak paranın gidişinin ekonomi için ne kadar kötü olduğunu anlatmayı denese. Nasıl olur? Orada ekonomi hemen saçmaya dönüşür. “İktisatçılar rahat ofislerinde yoksulluğu araştırır ve çözümler sunar, ellerinde tüm istatistikler vardır, modelleri inşa eder ve her şeyi bildiklerini sanırlar. Ama yoksulluğu anlamazlar.”

Sonra bir çimdik daha atalım kendimize ve doların 2,5 TL olmasından daha büyük bir felaketle çaktırmadan altımızı oyarlarken, ülkenin yakın geleceğinin ne hale gelebileceğini düşünelim. Ne mi bu? Türkiye dünyada ağaç katliamının en hızlı olduğu ikinci ülkeymiş. İkinci!

Kendileri matematik bilmeyen yöneticiler, üçüncü köprüyü, kentsel dönüşümü, çılgın projeleri ekonomik gelişme diye yuttururken ormanları, çevreyi, havayı, suyu yok ediyorlar. İnsan denen canlı, doğayı unutmakla yaptığı yanlışın farkına yeni yeni varıyor ve şimdi daha iyi anlaşılıyor ki, doğayla ilişkisi kesilen insan, hayat alanlarını da kaybeder.

Elbette iktisat da nane ruhu değil ama bir ülkenin iktisatını asıl doğanın yok edilmesinin mahvedeceğini, sandığa gidip oy atanların yüzde 1’i mi düşünüyor? Ya da aşırı sağcı siyasetçiyi hem de Paris Belediye Başkanlığı’na getirenler, Sarkozy gibi tipleri tepesinde birkaç seçim tutabilenler demokrasinin beşiğini sallayanlar değil mi? Öte yanda, dünyanın ikinci en büyük lüks tüketim malları pazarının Çin oluşu insana tuhaf duygular veriyor. Delirmeye yüz tutmuş Çinliler, dünya ekonomisini boynuzları üstünde tutacak, akılları sıra.

Dünya eskiden daha anlaşılırdı, artık anlasak da işe yaramayacak noktaya geliyoruz. Birkaç yüz yıl sonra kriz çıkacak bir dünya kalır mı, bu da sorulmuyor.

Ne idüğü belirsiz ülkelerdeki siyaset şarlatanları popülizmle insanları ayağa kaldırırken ekonomik büyümenin gitgide düşüşünün dramatik sonuçlarını rakamlarla oynayarak gizlemeye çalışır. Oysa büyüme dibe vurursa sistem çözülmeye başlar. Ya da bu sistemi değiştirmek gerekir.

Gene bu kitaptan öğrendim: İki buçuk santim toprağın oluşması için gereken süre bin yılmış. Antikapitalist bir gelecek olanaksız ya da yalnızca bir ütopya, öyle mi? Demek böyle yaşamaya koşullu bir dünyanın mutlu olması beklenecek.

Son soruyu kitabın başından alalım: “Para ne zaman bir araç olmaktan çıkıp put haline geldi?” Çeşitli yanıtları var. Kendi yanıtınızı vermek için Mim Savaşları’nı okuyabilirsiniz.

Dahası, üniversitenin iktisat, bankacılık, finans bölümlerinde hoca olsaydım, sayın profesörlerin, dünya sanki elli yıl önceki yerinde duruyormuş gibi hiç sıkılmadan okutmayı sürdürdükleri teraneler yerine, Mim Savaşları’nı ders kitabı olarak okuturdum. Peki neoklasik iktisatçılara ve üniversite hocalarına kitabın bir sorusunu daha soralım mı: “Neden müfredatımızda İslami iktisada dair hiçbir şey yok?” Başka söze gerek varsa, siz sorabilirsiniz...

Devamını görmek için bkz.

Gülenay Börekçi, "Nihai Big Bang’den hemen önce: Mim Savaşları", Egoist Okur, Mayıs 2014

"Gerçek dünyanın sorunları bütün ağırlığıyla hissedilirken, hep aynı Gayrisafi Milli Hasıla, arz-talep ve piyasa hurafeleriyle oyalanmaktan usandığınızı biliyoruz. Mim Savaşları, bütün sosyal bilim öğrencileri için gerçek sorulara gerçek cevaplar arayan alternatif bir iktisat ders kitabı. Hatta iktisatla hiç ilgilenmemiş ya da iktisattan soğumuş olanların da heyecanla okuyacağı, sanat, aktivizm ve mizahla dopdolu bir kitap bu.

Kapitalizm derinleşen bir krizde. Kritik bir yol ayrımındayız: Ya ayan beyan ortada olan tüm tutarsızlıkları gözardı ederek statükoyu kabulleneceğiz, ya da uyumsuzların yanında yer alarak iktisattaki paradigma değişimini savunacak ve böylece insanlığın ve gezegenin yokoluşa sürüklenmesini engeleyeceğiz.

Bu kitabın hayal gücünüzü tetiklemesini, seçimlerinizi yaparken size esin kaynağı olmasını umut ediyoruz."

Epeydir bir köşede bekleyen kitabın arka kapağında bunlar yazıyor ve ben nihayet okumaya başlıyorum. Birinci sayfa: "Başla..."

Çeviriyorum sayfayı, çok güzel bir fotoğraf ve minicik bir yazı çıkıyor karşıma bu kez: “Hiçbir şey olmayabilirdi ama bir şeyler var –niye?”

Bir sayfa daha: “Büyük patlamadan önce ne oldu?”

Yeniden: “Yeryüzündeki hayatın bir anlamı var mı?”

Ve sonra birtakım grafik tablolar: Dünya Nüfusunun Artışı, Gayrısafi Dünya Hasılası, Türlerin Yokoluşu… Bunlara eşlik eden bir karikatür, münasebetsiz denecek kadar mutlu bir çifti gösteriyor. Yan sayfada birtakım deterjan markalarının logoları, “neşe”, “coşku”, “sevinç” gibi manalara geliyorlar.

Gezi’nin gencecik kayıplarına da ithaf edilen kitabın tamamını size bu şekilde anlatamam. Hevesle yapardım ama her sayfayı, o sayfalardaki bütün fotoğrafları, sloganları, yazıları, illüstrasyonları falan anlatmam çok uzun sürerdi. Üstelik bunu Kalle Lasn ve Adbusters ekibi kadar şahane bir şekilde yapamayacağım için sıkılırdınız.

Bizde Metis Yayınları ve Express dergisi işbirliğiyle hazırlanan kitabı Kalle Lasn bilhassa üniversitelerin iktisat yani ekonomi bölümlerini seçen öğrencilere hitabettiği önsözünde şöyle yazıyor:

Kapitalizm krizde ve bu kriz sürekli derinleşiyor. İktisatçıların dışsal etkenleri modellerine dahil etmekteki aczini bir yana bıraksak bile, türlerin soyunun tükenişi, kaynakların yok oluşu ve iklim değişikliği gibi olgulara bir açıklama getirememeleri, ekonomistliği alay ve eğlence konusu yaptı. Bu sadece akademik dünyayla da sınırlı değil, sıradan insanlar bile iktisadın ne işe yaradığını sorguluyor, beceriksizliğine burun kıvırıyor. (...)


(Oysa) coşkulu ve tamamen farklı bir iktisat türü dallanıp budaklanıyor… Dışarıda birçok sosyal iktisatçı, feminist iktisatçı, disiplinlerarası iktisatçı, davranışçı iktisatçı, ekolojist iktisatçı ve neoklastik öğretiyi alenen eleştiren ve alaşağı etmeye çalışan yüzlerce entelektüel ve “uyumsuz” profesör var.

Demek ki bundan sonra önünüze iki yıl çıkacak. Ya ayan beyan ortada olan tüm tutarsızlıkları gözardı edip statükoyu kabullenecek ve eski paradigmanın ömrünün bir-iki kuşak daha sürmesini umut ederek kendinize bu yönde bir kariyer kuracaksınız ya da yenilikçilerle yan yana konumlandıracaksınız kendinizi. Bir ajitatör, bir provokatör, bir mim savaşçısı ya da bir işgalci olabilirsiniz. Kampüsteki panolara muhtelif mesajlar asan, sınıftaki hocalara sorularıyla meydan okuyan bir öğrenci olabilir, geleceğinizi paradigmanın değişimi üzerine kurabilirsiniz.

Adbusters ekibi olarak, bu kitabın hayal gücünüzü tetiklemesini, daha riskli ve heyecanlı yolu seçmeniz için size esin kaynağı olmasını umut ediyoruz.

Devamını Mim Savaşları adlı kitaptan okuyun derin. En iyisi size kitaptan birkaç küçük başlık, not ve alıntı aktarayım, sonrasında nasılsa cazibesine karşı koyamayacaksınız.

“İktisadın Ruhu İçin Mücadele” başlıklı bölümün hemen öncesinde şöyle yazıyor:

“Eylemsiz duyarlılık ruhu mahveder.” Edward Abbey

“Kayıp Paradigma” başlıklı bölümde şu cümle dikkat çekiyor:

“”Ekonominin SANA ihtiyacı var… Tüketimi sürdürmen için...”

“Mantık Manyakları” bölümünde bütün ilerlemelerin bir sonu olduğu hatırlatılıyor okura ve sonra şu soru soruluyor: “Hangi çocuklar daha mutlu büyür, kuzey Amerika’da müstakil bir evde mi, yoksa Dhaka’nın gecekondularında mı?”

Söze gerek yok, cevabı fotoğraflar veriyor.

“Uyumsuzları Tanıyalım”, “Biyonomi”, “Psikonomi”, “Kampüste Mim Savaşı”, “İlk Öncüler, “2017”, “Yeni Bir Estetik” kitaptaki diğer bölümler. Hepsinde sarsıcı fotoğraflar ve grafikler yer alıyor. Sık sık araya giren “Hocana Sor Bakalım” notları müthiş. (“Sıcak parayı bir Robin Hood vergisiyle soğutsak nasıl olur?”, “Neden müfredatımızda İslami iktisada dair bir şey yok?”, “Neden yeryüzünün doğal sermayesini –petrolü, balıkları, ormanları ve madenleri satışa çıkarıyoruz ve buna gelir adını veriyoruz? Yerküre düzeyinde bir hane halkı yöneticisi düşünün. Yapabileceği hataların en aptalcası değil midir bu?”) “Hz. Muhammed’den bir hadis var bir bölümde, “En büyük Cihad zalim yöneticinin yüzüne hakikati haykırmaktır” diyor. “Devlet güvenlik güçleriyle” dalga geçen Tunuslu protestocunun fotoğrafı eşlik ediyor bu hadise.

Çok acayip bilgiler var sonra. Nepal’de elma çiçekleri elle dölleniyormuş artık. Çin ve Nepal sınırındaki Maoxin’de arıların soyu tükendiğinden insanlar elma ağaçlarını kendilerini döllemek durumunda kalıyormuş. Yüz adet ağacı döllemek için 20-25 kişi gerekiyormuş. Oysa iki arı sürüsünün kolayca halledebileceği bir işmiş bu.

Anonim alıntılar da nefis. Şunu okuduktan sonra unutabilir misiniz mesela:

“Bir organa giden atardamarı keserseniz, o organ ölür. İnsanların hayatına doğanın akışını keserseniz, ruhları ölür. Bu kadar basit.”

Bir de mizah tabii. Bu kitaptaki kadar can yakanına az rastlanır. “Canım gırtlağımıza kadar borçlanalım” diyen o çifte gülmemek elde değil sahiden ama gülerken dehşete kapılmamanız da mümkün değil.

Okuyalım ve kitabın başta tuhaf gelen bütün o enteresanlıklarının, empati erozyonlarının, veri toksinlerinin, zihin müstahzarlarının, aslında her an her yerde bizi kıskıvrak kuşatmış olduğunu görelim. Ve elbette ikinci Big bang gelmeden, yani vakit yitirmeden harekete geçelim…

Aksi takdirde en gerçek fotoğrafı, üzerinde “tükendi” ibaresi bulunan Dünya fotoğrafını bile görme şansımız olmayacak.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.