Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-964-1
13x19.5 cm, 240 s.
Liste fiyatı: 24,00 TL
İndirimli fiyatı: 19,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Şeytanın Sözlüğü
Özgün adı: The Devil’s Dictionary
Çeviri: Özde Duygu Gürkan
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen
Kapak İllüstrasyonu: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2014

Şeytan, i. Yaradan'ın talihsiz hatalarından biri. Başmelek olarak işbaşına getirilen Şeytan muhtelif münasebetsizliklerde bulunduktan sonra cennetten kovuldu. İniş yolculuğu sırasında yarıyolda durup bir an için düşünceli bir tavırla başını eğdi ve sonunda tekrar yukarı çıkarak şöyle dedi: "Tek bir ricam var."

"Söyle."

"Anladığım kadarıyla insan yaratılmak üzere. Birtakım kanunlara ihtiyacı olacak."

"Ne? Seni sefil! İnsanın ezeli düşmanı olan, sonsuzluğun şafağından insan ruhuna beslediği nefret yüzünden kovulan sen, onun kanunlarını belirleme hakkını mı istiyorsun?"

"Af buyurun; istediğim, insana kendi kanunlarını koyma izni verilmesi."

Nitekim öyle oldu.

OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 11-12.

Şeytanın Sözlüğü ilk olarak 1881 yılında haftalık bir gazetede yayımlanmaya başladı, dağınık bir şekilde ve uzun fasılalarla 1906’ya kadar devam etti. Aynı yıl, o zamana dek parça parça yayımlanmış olan maddelerin büyük bir bölümü Siniğin Sözlüğü adıyla kitap olarak basıldı. Yazarın ne reddetme hakkına sahip olduğu ne de onaylama mutluluğuna eriştiği bir başlıktı bu. Mevcut eserin yayıncılarını alıntılarsak:

"Daha saygılı bir seçim olan bu başlık, yazara, eserin bir kısmının yayımlandığı gazetenin dini çekincelerinden dolayı dayatılmıştı. Doğal olarak eser kitap halinde çıktığında, memlekette bu tür taklit "sinik" kitapları gırla gidiyordu – Siniğin Şusu, Siniğin Busu, Siniğin Bilmemnesi… Bu kitapların çoğu aptalca olmaktan öteye geçmiyordu; bazılarıysa aptallığa bir de sersemlik eklemişti. Böylece "sinik" kelimesine öyle kalıcı bir leke sürdüler ki, başlığında onu taşıyan herhangi bir kitap daha yayımlanmadan bütün itibarını kaybetmiş sayılıyordu."

Bu arada bazı girişimci mizahçılar da eserin çeşitli kısımlarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda istedikleri gibi kullanmış, dolayısıyla kitaptaki pek çok tanım, anekdot, deyim vesaire gündelik konuşmaların az çok parçası haline gelmişti. Bu açıklamanın nedeni böyle önemsiz bir meselede öncülük yapmış olmaktan dolayı böbürlenmek değil; amaç sadece olası intihal suçlamalarını reddetmek, ki bunun hiç de önemsiz bir mesele olmadığı açık. Yazar sırf kendi hakkına sahip çıktığı için bu eserin okur kitlesinin –yani sek şarabı tatlı şaraba, mantığı yapış yapış bir duygusallığa, nükteyi kaba mizaha ve temiz bir İngilizceyi argoya tercih eden kişilerin– suçlamalarına maruz kalmayacağını umut ediyor.

Bu kitabın belirgin – ve nahoş olmadığı umulan – özelliklerinden biri, meşhur şairlerden bol miktarda alıntı içermesi. Bu şairlerin başındaysa son derece bilgili ve mahir bir din adamı olan Peder Gassalasca Jape (G. J.) geliyor. Metnin düzyazı bölümünün yazarı, Peder Jape’in nazik teşviklerine ve yardımlarına çok şey borçlu.

Ambrose Bierce, 1911

Kitaptan sizin için seçtiğimiz sözlük maddeleri:

• çocukluk, i. İnsan hayatında bebekliğin bönlüğüyle gençliğin budalalığı arasında kalan dönem – yetişkinliğin günahlarından iki birim, yaşlılığın pişmanlıklarındansa üç birim uzaklıktadır.

• düşman, i. Mukabele etmenin işinize gelmediği bir iyiliğine mazhar olduğunuz içten pazarlıklı hergele. Askerlik terminolojisinde, en aşağılık saiklerle hareket eden ve en iğrenç hedeflerin peşinde koşan bir grup adam.

• ___, i. Sizin iyi niteliklerinizi reddetmek ya da kendi daha üstün niteliklerini sergilemek gibi çirkin eğilimlere sahip olan kimse.

• karar vermek, f. Bir dizi etkiden daha baskın olan başka bir dizi etkiye boyun eğmek.

Bir yaprak ağaçtan kopuverdi,

“Yere düşmek niyetindeyim,” dedi.

Batı rüzgârı yolundan saptırdı onu;

“Şimdi,” dedi yaprak, “hedefim doğu.”

Derken doğu rüzgârı çıktı, daha kuvvetli.

“Değiştirmek akıllıca olur istikametimi.”

Sonra esmeye başladılar eşit kuvvette.

“Acele etmemek lazım karar vermekte.”

Rüzgârlar dinince yaprak sevinçle doldu:

“İşte şimdi yere düşeceğim dosdoğru!”

“İlk fikir en iyisidir” – bu değil kıssadan hisse;

istediğinizi seçin de tartışmayalım boş yere.

Seçiminiz ne yönde olursa olsun, neticede,

iradenizin söz hakkı yoktur bu meselede. (G. J.)

• klişe, i. Popüler edebiyatın temel öğesi ve medarı iftiharı. Harlı kelimelerle horlayan bir düşünce. Bir milyon budalanın bilgeliğinin bir mankafa tarafından ifade edilmiş biçimi. Yapay kayadaki duygu fosili. Kıssası olmayan hisse. Ruhunu teslim etmiş bir hakikatin ölümlü parçası. Bir fincan sütlü ahlak. Tüysüz bir tavus kuşunun kıçı. Düşünce denizinin kumsalında kurumakta olan bir denizanası. Kurumuş bir epigram.

• On Emir, i. Sayıları içlerinden birkaçını seçmeye yetecek kadar çok ama bu seçimi çok da zor kılmayacak kadar az olan bir dizi emir. Aşağıdaki, On Emir’in gözden geçirilip bu meridyene uyarlanmış versiyonudur:

Tapmayacaksın benden başka tanrıya,

pahalıya gelir başkaları da olursa.

Yapmayacaksın resimler ve putlar,

sonra Robert Ingersoll* hepsini haklar.

Anmayacaksın Tanrı’nın adını boş yere,

gerçekten etkili olacağı zamanı bekle.

Asla çalışmayacaksın sebt gününde,

onun yerine gidip futbol maçı izle.

Hürmet edip sayacaksın ebeveynlerini;

düşürürsün hayat sigortası primlerini.

Öldürmeyecek, öldüreni desteklemeyeceksin,

kasabının faturasını ödemeyeceksin.

Öpmeyeceksin komşunun karısını, meğerki

önce o okşamaya kalksın seninkini.

Çalmayacaksın; iş hayatında asla öyle

rekabet edemezsin – en iyi yol hile.

Yalancı şahitlik yapmayacaksın, bu çok adice;

onun yerine diyeceksin ki: duyduğuma göre...

Tamah etmeyeceksin sende olmayan şeylere;

hile hurdayla ele geçiremediysen, ne çare. (G. J.)

* Robert G. Ingersoll (1833-1899), Amerikalı siyasetçi ve hatip. engin kültürüyle ve agnostisizmi savunmasıyla tanınır. - ç.n.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Gülenay Börekçi, "Gülelim bari!", Habertürk Gazetesi, 18 Ekim 2014

Ambrose Bierce’ın başyapıtı Şeytanın Sözlüğü, ilk olarak 1881’de haftalık bir gazetede tefrika edilmeye başlandı. O yıllarda adı, Gülen Şeytan'dı. 1875’te Bierce uzun bir Avrupa seyahatine çıktığında bile yeni maddeler eklemeyi sürdürdü. 1887’de başka bir gazeteye geçtiğinde, sözlüğünü de beraberinde götürdü. Sadece küçük bir değişiklik yapmış ve yazılarını "Siniğin Köşesi" adı altında yayınlamaya başlamıştı. Yeni gazetenin yöneticileri, "Şeytan" adının bir kısım din adamının tepkisini çekeceğini düşünüyordu. Siniğin Sözlüğü, 1906’da kitap olarak çıktı. Bugün bildiğimiz adıyla yayınlanması içinse 1911’i beklemek gerekiyordu. Metis Yayınları’nın yeniden orijinal haliyle bastığı Şeytan’ın Sözlüğü aslında bir "tersten okuma", olayları klişe yöntemlerle değil farklı bir bakış açısıyla yorumlama denemesi. Hatta dünyanın ve insanlığın geleceğinden endişe eden karamsar bir filozofun kısa, etkili cümlelerden oluşan manifestosu... Bu hiç eskimeyecek mizah klasiğini okuyup bitirdiğinizde kafanızda tek bir cümle yankılanıyor. Diyorsunuz ki; "Madem yeryüzü tehlikelerle dolu bir yer, insanoğlu ise bencil, hırslı ve güvenilmez bir varlık... O halde gülelim bari" Gerçekten de tüm eleştirel üslubuna, karamsar felsefesine rağmen Şeytanın Sözlüğü, kasvetli bir kitap değil. Rastgele seçtiğiniz maddeleri okusanız bile yazarın yüksek mizah yeteneğine hayran kalıyor, arada da basbayağı eğleniyorsunuz. Hele pembe kapaklı, "hayat güzeldir" konseptli kişisel gelişim kitapları çağında yaşadığımızı düşünürseniz, şeytanın sözlüğü adeta ruha, zihne ilaç gibi geliyor. Acı ilaç tabii... Yazar da zaten önsözünde kitabını, "sek şarabı tatlı şaraba, mantığı yapış yapış duygusallığa, nükteyi kaba mizaha tercih eden kişiler" için yazdığını söylüyor.

Kitaptan birkaç madde:

Aşk: Evlilik yoluyla tedavi edilebilen geçici delilik. Cemaat: Bir hipnotizma deneyinin katılımcıları.

Çocukluk: İnsan hayatında bebekliğin bönlüğüyle gençliğin budalalığı arasında kalan dönem. Yetişkinliğin günahlarından iki birim, yaşlılığın pişmanlıklarındansa üç birim uzaklıkta.

Deha: Genel anlamda, kişiye sürekli sarhoş dolaşıp ayıplanmama imkânı tanıyan zihinsel üstünlük.

Ecnebi: Bizimkinden farklı ve daha değersiz bir ülkeye ait olan.

Gelin: Önünde uzanan mutlu yaşam ihtimalini ardında bırakmış kadın.

Kader: Olayları kontrol ettiği öne sürülen kuvvet. Sürekli hata yapan insanlar tarafından başarısızlıklarını haklı çıkarmak amacıyla sık sık anılır.

Klişe: Popüler edebiyatın temel öğesi ve medarı iftiharı. Bir milyon budalanın bilgeliğinin bir mankafa tarafından ifade edilmiş biçimi. Yapay kayadaki duygu fosili. Kıssası olmayan hisse. Ruhunu teslim etmiş bir hakikatin ölümlü parçası. Bir fincan sütlü ahlak. Düşünce denizinin kumsalında kurumakta olan bir denizanası. Kurumuş bir epigram.

Öğüt: Piyasadaki en küçük bozuk para. Tebrik: Kıskançlığın medeni şekli.

Uzun ömürlülük: Ölüm korkusunun ender görülen derecede uzatılması.

Vicdan: Midede görülen ve beynin gri maddesini etkileyerek zihinde ihtilafa yol açan marazi bir durum.

Devamını görmek için bkz.

Sennur Sezer, "Şeytanın Sözlüğü", Evrensel, 19 Ekim 2014

Bir sözlüğün bir mizah eseri olabileceği aklınıza gelmiş miydi? Üstelik yazılışından bu yana yüz yılı aşkın süre geçse de kimi esprilerin eskimeyeceğini düşünmüş müydünüz?

Ambrose Bierce ilk kez 1881’de haftalık bir gazetede yayımlamaya başlamış Şeytanın Sözlüğü'nü.Yayımlanan bölümler 1906’da Şeytan sözcüğünün "dini neticeleri" düşünülerek Siniğin Sözlüğü adıyla toplanmış. İddiaya göre yazarının bu adı ne kabul ne de reddetme şansı olmamış. (Bu cümlenin anlamı, "Yazara kimse bir şey sormadı" olmalı). Ambrose Bierce hiciv yazarı, ve gazeteci. 1842’de Ohio’da "on üç kardeşin onuncusu" olarak doğdu. Bütün kardeşlerinin adı A harfiyle başlıyordu. (Belki de mizaha eğilimi bu yüzdendir). İç savaşa Kuzey saflarında katıldı. Birkaç yıl karısıyla birlikte İngiltere’de kaldı. Geri dönüşünde gazetelerde köşe yazarlığı dışında şiir ve öykü kitapları da yayımladı.

İki oğlunun ölümü ve eşiyle boşanmasından sonra 1913’te İç Savaş’ın yaşandığı alanlarda bir geziye çıktı. Meksika’ya geçti ve 26 Aralık’ta bir arkadaşına yazdığı mektuptan sonra kayboldu. Bu kayboluş yüzünden 1914’te öldüğü varsayılır.

Dilimize bu sözlüğü çeviren Özde Duygu Gürkan kültür ve zaman farkından dolayı esprisini yitirenleri, sözcük esprisi çevrilemeyenleri elemiş . Bu yüzden elimizdeki kitap bir seçme. Alaysı yorumlar, kimi zaman öyküler ve fıkralar okumak, bazen güncel olaylarla paralellik kurmaya uygun bir kitap. Size edilen kaba sözleri ve küfürleri de olumlu yorumlamaya yarayabilir.

Mesela "ahmak" sözünü Metis yayınları arasında yer alan Şeytan’ın Sözlüğü şöyle yorumluyor:

"Ahmak, s. İnsan meselelerindeki etkileri daima baskın ve belirleyici olan büyük ve güçlü kabileye mensup (kimse). Ahmağın faaliyetleri belli bir alan, düşünce ve eylemle sınırlı değildir, "Bütünü kapsar ve düzenler". Her konuda son sözü söyleyen odur; kararı katidir. Fikirlerde ve zevklerde neyin moda olacağını , konuşma özgürlüğünün sınırlarını o belirler ve davranışların hududunu o çizer."

Bu tanımı beğenmediyseniz, aşağıdaki tanıma katılmazlık etmeyeceğinize eminim:

"bayan,i. Kaba ve görgüsüz insanların kadına verdiği isim. California vali muavini ve eyalet hapishanesi müdürü bir keresinde hapishanede "931 erkek ve 27 bayan" olduğunu bildirmişti."

Mizah güldürmese de katlanmayı ve direnci arttırır.

Devamını görmek için bkz.

Celâl Üster, "Şeytana pabucunu ters giydirir", Cumhuriyet Kitap Eki, 30 Ekim 2014

Ne yalan söyleyeyim, ABD’li gazeteci, yergi ve mizah yazarı Ambrose Bierce’i (1842-1914?) 1990’da Carlos Fuentes’in 1990’da Nihal Yeğinobalı çevirisiyle Afa Yayınları’ndan çıkan Koca Gringo adlı romanıyla tanımıştım.

Aura'nın, Artemio Cruz'un Ölümü'nün, Terra Nostra'nın yanında Koca Gringo, Fuentes'in “ikincil” yapıtlarındandı belki; ama beni tanıştırdığı Ambrose Bierce, gezegenimizde yaşamış “birincil” adamlardan biriydi.

Fuentes, ilk kez 1985'te yayımlanan El Gringo Viejo'da, Bierce'in sonu gizemli yaşamına kendince bir öykü biçmişti.

Belki birçokları, Luis Puenzo’nun 1989'daki beyazperde uyarlamasından anımsayacaktır romanı. Koca Gringo'yu, yani Ambrose Bierce’i, "Kilimanjaro'nun Karları"nın, "Roma Tatili"nin, Moby Dick'in unutulmaz oyuncusu Gregory Peck oynamıştı.

Gregory Peck, yılların ustalığından gelen ayırtılı oyunuyla "Meksika'daki yabancı"yı çok iyi canlandırmıştı. "Meksika'daki yabancı" diyorum, çünkü "yabancı" kavramı Ambrose Bierce'i en iyi tanımlayan nitelemelerden biri bence.

Latin Amerikalılar, özellikle de Meksikalılar, ana dili İngilizce olan tüm yabancılara "gringo" derler. Bierce ise, yaşamı boyunca, toplumun egemen değer yargılarına, sıradan yaşam biçimlerine, sanat ve edebiyattaki vasatlığa "gringo" kalmayı seçmişti.

1842'de ABD'nin Ohio bölgesinin Meigs kentinde doğan Bierce’in, yıllar sonra, "doğum"u, "Tüm felâketlerin ilki ve en beteri” diye tanımlayacağı şeytanın bile aklına gelmezdi herhalde!

Liseyi bitirmeden bir gazetede matbaacı çırağı olarak çalışmaya başladığına bakılırsa, kendi kendini yetiştirenler takımından. Ama bildik kitap kurtlarından değil: İç Savaş'ta çarpışmış, binbaşılık rütbesi bile almış.

Edebiyat alanındaki yetkinliğiyle, bir bakıma, bizim Ataç'ımızı akla getiriyor: 1860’larda sanatta bir yeniden doğuş dönemi yaşayan San Francisco'da dergilere yazdığı yazılarla, Batı Kıyısında edebiyat alanında son sözü söyleyen kişi durumuna gelmiş, önemli dergileri yönetmiş.

Bu arada, serüvenciliği hiç elden bırakmamış: Bir ara Dakota'da altın aramaya kalkışmış, ama bu serüven başarısızlıkla sonuçlanmış.

Kimi okurlar hemen anımsayacak: “In the Midst of the Life” adlı öykü kitabı “Yaşamın Orta Yerinde”; “Fantastic Fables”da topladığı öyküleri de “Karanlığın Kahkahası” adıyla çevrilmişti. Bierce'i, Fuentes'in “Koca Gringo”sunun ardından, bu kitaplardaki acı bir alay içeren, ölüm ve korku izlekleri çevresinde dolanan öyküleriyle de tanımıştık.

Bierce, sözünü ettiğim öykülerinin yayımlandığı 1890'ların ortalarında Washington kentine taşınmış, buradaki dergi ve gazetelerde yazmayı sürdürmüş. Gerçek bir zekâ ve mizah ürünü olan bu yazılarında, amatör şairlere, ikiyüzlü din adamlarına, soysuz politikacılara, vurgunculara, her türlü sahtekârlığa keskin eleştiriler yöneltmiş.

Bana kalırsa, Bierce, Sinoplu Diogenes ile Sokrates'in öğrencilerinden Atinalı filozof Antisthenes'in soyundan iniyor; onların atalık ettikleri Kiniklerin sonuncularından!

Neden derseniz, İÖ 4. yüzyıldan bu yana tüm Kinikler gibi, içinde yaşadığı uygarlığın temel değerlerine karşı çıkmış, yerleşik kuralları pek tanımamış, dahası hiçe saymış. Şeytanın Sözlüğü de onun bu tutumunun bir ürünü.

Şeytanın Sözlüğü, 19 yüzyılda pek sık rastlandığı gibi, bir gazetede tefrika edildikten sonra ortaya çıkmış bir kitap. 1906'da The Cynic's Word Book (Kiniğin Sözlüğü) adı altında kitaplaştırılmış. Kitap, 1911'de, yazarının yeğlediği Şeytanın Sözlüğü adıyla yeniden yayımlanmış.

Nedir Şeytanın Sözlüğü? En basit tanımıyla, bir sözlük. Ama bu kitabı, ilk yayımlanışından yüz yılı aşan bir süre sonra bile çekici kılan, bir "karşı-sözlük" olması. Özellikle de, İngiltere'de 18. yüzyıl toplumsal yaşamı ve edebiyatının en önde gelen yazarlarından Samuel Johnson'ın İngiliz Dili Sözlüğü düşünüldüğünde. Johnson, sözlük yazarını, "suya sabuna dokunmadan köle gibi çalışan, zararsız biri" diye tanımlamıştı. Bierce ise "zararsız" tanımına hiç uymayan, suya da sabuna da fena halde dokunan, dahası yerleşik bakış açısıyla "zararlı" diye tanımlanabilecek bir sözlük yazarı.

Bierce, Şeytanın Sözlüğü'nü hazırlarken en çok, "bilgin dostu Bay Şeytan'dan yararlandığını” söyler. Buradaki "şeytanlık", Bierce'in Amerikan toplumunun "aşk", "evlilik", "hukuk", "din", "politika", "milliyetçilik" gibi en “aziz” kurumlarına açıktan açığa meydan okumasındadır.

Belli ki, Bierce'i şeytan dürtmüş. Ama o, şeytana pabucunu ters giydirenlerden olduğundan, "Şeytan azapta gerek!" demiş ve toplumun alışılmış, kalıplaşmış kavramlarına şeytan gibi tanımlar getirmiş, zekâsıyla, alaycılığıyla, kural tanımazlığıyla. Şeytanın Sözlüğü'ndeki şeytansı tanımların toplamı, ödünsüz bir uzlaşmazın gizli, dolaylı bir otoportresi belki de.

Bana sorarsanız, sözlüğünde yer vermediği "Ölüm" maddesini yaşamının son eylemine saklamış Bierce. 1913'te, yetmiş bir yaşındayken, Amerikan yaşama biçiminden bunaldığı için, almış başını Meksika'ya gitmiş, Pancho Villa önderliğinde bir devrim süreci yaşayan Meksika'ya.

Yeğenine yazdığı mektup, onun ölüme bakışının izdüşümü:

“Elveda! Meksika'da bir taş duvarın önünde kurşuna dizildiğimi duyarsan, bil ki, bunu bu hayata veda etmenin çok hoş bir yolu olarak görüyorum. Böylesi, yaşlılığı da, hastalığı da, kiler merdivenlerinden yuvarlanmayı da alt edecektir. Meksika'da bir Gringo olmak! Ah, ötenazi bu işte!"

1914'te Ojinaga'da, Pancho Villa'nın askerleriyle devlet birlikleri arasındaki bir çarpışmada vurulduğu sanılıyor. Ama Bierce'e ne olduğunu, doksan yıldan fazla bir zamandır hiç kimse tam olarak açıklayamadı.

Ardında, büyülü gerçekçiliğin atası sayılan öykü kitaplarını, bir de Şeytanın Sözlüğü adındaki bu kült kitabı bıraktı, ortadan kayboldu.

“Ambrose Bierce'e ne oldu?” diye soracaklara verilecek tek bir yanıt var belki de: Şeytan aldı götürdü...

Mürekkebi Kurumadan:

Şeytan tuzakları

Bierce’in sözlüğünde, "Çocukluk", "İnsan hayatında bebekliğin bönlüğüyle gençliğin budalalığı arasında kalan dönem"dir.

"Din", "Umut ve Korku’nun, Cehalet'e Meçhul’ün doğasını açıklayan kızı"dır.

"İman", "Hiçbir bilgisi olmadan konuşan birinin eşi benzeri olmayan olaylar hakkında söylediklerine hiçbir kanıt olmaksızın duyulan inanç”tır.

"Kilise", "Rahibin Tanrı’ya, kadınların da rahibe tapındığı bir yer"dir.

"Kira", "Kan emici vampirler tarafından emeğin erdemli evlatlarına dayatılan bir zulüm"dür.

"Tarih", "Çoğu budala olan askerlerin ve çoğu düzenbaz olan liderlerin yol açtığı, çoğu önemsiz olan hadiselerin çoğu yanlış olan anlatımı"dır.

"Yıl" ise, "Üç yüz altmış beş hayal kırıklığından oluşan süre"dir.

Bu alıntıları, Şeytanın Sözlüğü'nün, kısa bir süre önce Metis’ten çıkan Özde Duygu Gürkan çevirisinden aldım. Bundan sekiz yıl kadar önce Cemal Atila çevirisiyle Omega’dan da çıkmıştı kitap.

O günlerde, Radikal Kitap’ta yazdığım Yeryüzü Kitaplığı’nda, burada yinelemeyeceğim kimi eleştiriler yöneltmiştim Atila’nın çevirisine. Özde Duygu Gürkan’ın çevirisinin ise daha özenli, daha incelikli olduğunu söylemeliyim.

Şeytanın Sözlüğü, çevirinin şeytan tuzaklarıyla dolu bir kitap. Çevrilmesi gerçekten zor.

Bierce, sözcüklere, kavramlara kendine özgü açıklamalar, tanımlamalar getirirken, İngiliz dilindeki sözcüklerin, adların, fiillerin taşıdıkları çift anlamlardan, dönemin toplum yaşamına yaptıkları göndermelerden yararlanıyor.

Çevirmenin, Bierce'in “şeytan tuzakları”na düşmesi işten değil. O yüzden, bu denli zorlu bir uğraşı göze aldıkları için iki çevirmeni de kutlamak gerek.

Yine de, dediğim gibi, Gürkan’ın çevirisi bu sıra dışı sözlükteki "şeytanlıklar"ı daha iyi Türkçeleştiriyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.