Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-001-4
13x19.5 cm, 320 s.
Liste fiyatı: 30,00 TL
İndirimli fiyatı: 24,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Sokak Siyaseti
Siyasalın Gündelik Kuruluşu Bağlamında Bir İnceleme
Yayına Hazırlayan: Tuncay Birkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2015

Gündelik hayatta hangi araçlarla, nasıl politik aktörler oluyoruz?

Bu soruya yanıt arayan Sokak Siyaseti'nin üç temel kabulü var: Siyaset bir inşa sürecidir; bu süreçte kurulan yapılar gündelik yaşam içinde tekrar tekrar yıkılır ve yeniden yapılır; siyasetin gündelik inşası sokakta şekillenir.

Yazar siyasetin şekillenmesinde devlet, ulus, egemen kültür gibi makro yapıların rolüne öncelik veren yaklaşımların aksine, özneler ile toplumsal yapılar arasındaki ilişki biçimlerine odaklanıyor, sokak siyasetinin diğer kolektif eylem ve toplumsal hareket biçimleriyle temas ve farklılık noktalarını inceliyor. Berlin'deki grafiticiler ve işgal evi sakinleriyle yapılan saha çalışmasından örneklerle somutlanan çalışmanın ekseninde, günümüzün siyasi krizi ile bu toplumsal hareketlerin ilişkisi var: "Eşitlik ve özgürlük ideallerinin pazara hâkim güçlerin çıkarları lehine massedilmesi, refah devleti kurumlarının çözülmesi, seçim sonuçlarının halkı temsil ettiğine dair inancın azalması ve tüm bu sorunları kapsayan bir mesele olarak ... kriz tartışmalarının ardından gelişen güncel toplumsal hareket repertuvarları, fiziki bir uzam ve bir metafor olarak sokağın içinden, siyasal katılımı merkezsizleştirmeye, yersizyurtsuzlaştırmaya çalışıyorlar."

Funda Çoban'ın siyaseti yeniden düşünmeye çağrı niteliğindeki bu önemli katkısının, okurların ilgisini hak ettiğine inanıyoruz.

İÇİNDEKİLER
Önsöz ve Teşekkür
Giriş

Birinci Bölüm
Siyasal Kavramına Teorik Bir Giriş
1. Bir Alan Mücadelesi Olarak Siyaset’in Ontolojik
Görüngüsü: Siyasal
2. Siyasalın Kurucu Öğeleri Olarak Zaman ve Uzam
3. Siyasalın Gündelik Kuruluşu

İkinci Bölüm
Siyasalın Gündelik Kuruluşu Bağlamında
Sokak Siyaseti

4. Kolektif  Eylemden Sokak Siyasetine
5. Siyasalın Gündelik Kuruluşu Bağlamında Sokak Siyaseti

Üçüncü Bölüm
Sokak Siyaseti İçin Örnek Alanlar:
Berlin’de Grafitiler ve İşgal Evleri/Proje Evler
6. Sokak Siyasetinin Çalışma Evreni:
Karşıt-Belirsizlik Mıntıkası Olarak Berlin
7. Sokak Siyasetine Yönelik Alan Araştırması:
Grafiti Dünyası
8. Sokak Siyasetine Yönelik Alan Araştırması:
İşgal Evleri
9. Alan Araştırmasına Toplu Bakış

Sonsöz:
Siyasalın Gündelik Kuruluşu Bağlamında
Gezi Direnişi

Ek:
Berlin’deki Proje Evlerin İsim ve Adresleri
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Giriş Bölümünden, s. 15-18

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan... Sosyal bilimcilerin adeta kaderidir cevapları itibariyle bunlara benzeyen soru(n)larla uğraşmak. Tabii kendi dillerince, kendi dertlerince...

Yaşamın özneleri olarak bireylerin mi tarih yapımında esas aktör oldukları yoksa içinde yaşadığımız sistemin mi bizleri belirlediği işte bu sorulardan biri. İçinden çıkılması güç bir ikilem.

Neyse ki, sosyal bilimciler bu soruya çokça cevap vermişler; fakat sadeleştirmek adına buradan türeyen tartışmaları iki cephede özetlememiz mümkün: Bir yanda, toplumu (sosyal sistemi) belli birtakım işlevleri olan altsistemler ile bu altsistemler arasındaki ilişkiler esasında inceleyen, bu vesileyle makro tabir edilen kavramlarla iş gören, Durkheimcı fonksiyonel sosyolojinin mirasçısı Talcott Parsons’un geliştirdiği sistem teorisinin izleyicileri mevcut. Sistemci teorisyenler, özetle dil, kültür, politika, din vb. kategorilerden oluşan alt birimlerin meydana getirdiği toplumsal bütünlüğün inşasında ve dönüşümünde bireylerin rolünün asgari düzeyde olduğunu kabul ediyorlar. Diğer yanda ise sistem yaklaşımının aktörü sosyal yapı içinde etkisizleştirmesini eleştirerek, öznenin toplumsal formasyonun inşasına aktif şekilde katıldığını öne süren, bu nedenle de öznenin yapıp etmelerini “mikro düzey” kavramlarla irdelemeyi öneren araştırmacılar var.[1]

Bu tartışmalardan bir sosyal bilim alanı olarak siyaset bilimi de nasibini almış elbette. Zira siyaset bilimi ile sosyolojinin kesişim noktasında, yapı’ya daklanan incelemeler, toplumsal çatışma dolayımıyla inşa edilen iktidar mücadelelerinin kavramsal çatısını devlet, ulus, sınıf, ideoloji, kültür gibi makro düzey analizlerin konusu olan soyutlamalara; faile [2] odaklanan incelemelerse, bireylerin bu soyutlamaların temel taşını oluşturduğu olgusundan hareketle, söz konusu aktörlerin mevcut soyutlamaları gündelik yaşamın içinde nasıl yeniden şekillendirip inşa ettiklerini araştıran süreçlere ve anlamlandırma mekanizmalarına odaklanmaktalar. Bu bağlamda, mikro ve makro analiz düzeylerinin içini dolduran siyasi yapı ile siyasi eylem karşı karşıya getirilmekte.

“Sokak Siyaseti: Siyasalın Gündelik Kuruluşu Bağlamında Bir İnceleme” isimli bu çalışma ise siyasi yapı ile siyasi failler arasında kurulan bu ikilikte “kurumsal politik mekanizmaların sağladığı olanaklar (siyasi seçimler, yasal olarak tanımlanmış toplantı, yürüyüş hakları gibi) saklı kalmak koşuluyla, gündelik yaşamın akışı içinde “Sıradan insanlar politik süreçlere nasıl ve hangi araçlarla katılırlar?” sorusuna yanıt arıyor. Dolayısıyla konumuz aslında gündelik yaşam sosyolojisi ile bire bir flört halinde.

Bu itibarla, çalışma üç temel varsayımı içinde barındırıyor: Bunlardan ilki siyasetin bir inşa/kuruluş süreci olduğu. İkincisi, bu inşanın gündelik yaşam içinde sürekli olarak yıkım ve yapıma maruz kaldığı. Üçüncüsü ise, siyasetin gündelik inşasının hem mekânsal hem metaforik bir toplumsal örüntünün adı olarak sokağın içinde şekillendiği.

Çalışmamın özünü oluşturan varsayımların bir dizi başka tartışmayı beslediğine ise ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Zira bahsini ettiğimiz siyasi yapı-siyasi fail ikiliğinin yarattığı gerilimde belirleyici tarafın hangisi olduğu yönündeki ucu açık soruyu her iki cepheden de yanıtlayabilmenin yollarını bulmak için hem birtakım kavramlara hem de mevcut kavramları sorunsallaştırmaya ihtiyacımız var.

Bu bağlamda “siyaset” ile “siyasal (olan)” arasında bir ayrışmaya giderek, siyasi pratiği taraflar arasında süregiden bir “alan tutma mücadelesi” olarak düşündüğümü, sıradan insanın ürettiği “sokak siyasetini” ise bu alan çatışmasının bir uzantısı olarak gördüğümü söylemeliyim. Alan kavramının içinde yer alan uzam ve zaman yüklemleri felsefe ve sosyal bilimler literatüründe ele alınış biçimleriyle meseleyi mikro ve makro düzeyler açısından bir çatışma dinamiği ekseninde incelemeyi mümkün kılıyor. Bunun siyaset bilim açısından anlamı, politik ontolojinin teorik alet çantamızın vazgeçilmezlerinden biri olması. Nitekim alan çatışması arka planında politik ontoloji ile haşır neşir olmak, siyasetin şekillenmesinde makro ölçek biriminde incelenen devlet, ulus, egemen, kültür gibi yapıların rolüne öncelik veren yaklaşımların tersine siyasal alanın hem makro hem mikro ölçekteki analizlerin konusu olan aktörler tarafından ortaklaşa şekillendirilen bir süreç olduğunu temellendirmenin yollarını açıyor. [3] Böylece insanları ideolojinin, devletin, gelenek ve göreneklerin elinde birer kukla olarak gören anlayışa madalyonun ters tarafından bakmayı mümkün kılarak, sokaktaki insanı etkin birer fail olarak düşünmeyi sağlıyor. Bu çerçevede iktidar ilişkileri genel kümesi içinde egemen siyasi iktidar (günümüzde Devlet) ile diğer egemen iktidar ilişkilerini (patriyarki, egemen kültür gibi) makro ölçek biriminde, bu iktidar ilişkilerinin taşıyıcısı olan aktörleri (bireyler ve yerel düzeyli örgütlenmeler, gruplar) ise mikro ölçek biriminde düşündüğümü kavramsal netlik açısından belirtmekte fayda var. Zira ilerleyen sayfalarda izleyebileceğiniz üzere, alan mücadelesi yalnızca devlet ile bireyler arasında değil, farklı egemen iktidar ilişkilerinin yarattığı değişik kompozisyonlarda da cereyan ediyor. [4] En basitinden, kadının kendi iktidar alanının sınırını belirlemek için erkek egemen değerlere karşı verdiği mücadele durumu örnekliyor. Dolayısıyla makro düzey aktörlerden kastımın üretim biçiminin koşulladığı egemen iktidar biçimlerinin politik, idari ve hukuki görünümleri ile aynı bağlamdan türeyen ideolojik ve kültürel yapılar; mikro düzey aktörlerden kastımın ise bireyler ile yerel bazlı küçük örgütlenmeler olduğu akılda tutulmalı.

Notlar


[1] Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. Derek Layder, Sosyal Teoriye Giriş, çev. Ümit Tatlıcan, 3. basım, İstanbul: Küre, 2010.Metne dön.
[2] Eserde fail, aktör ve özne kavramları, aynı anlamlarda kullanılmaktadır.Metne dön.
[3] Giddensçi terminolojiyle söylersek bu çalışma da sosyal sistem olarak siyaseti bir yapılaşma süreci olarak ele alıyor. Siyasal yapılaşma sürecini araştırmak ise, “yapının eylem aracılığıyla inşa edilerek nasıl oluştuğunu ve buna mukabil eylemin yapısal olarak nasıl inşa edildiğini” irdelemek anlamına geliyor. Bununla birlikte çalışmamız, aktörün eylemliliğine ağırlık verdiği, diğer bir ifadeyle yapıların süreç içindeki etkilerini paranteze aldığı için, yapılaşma teorisinin gerektirdiği karşılıklı düzey analizini kapsamıyor. Bu anlamda Giddensçi yaklaşım, eylem ile yapı arasındaki karşılıklı bağımlılığa bir vizyon açmak için elverişli olmasıyla bir dipnot olarak akılda tutulabilir. Giddens’in yaklaşımı ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için: Ümit Tatlıcan, “Sosyal Teoride Düalizmler: Bazı Temel Sosyal Teori Okullarıyla Eleştirel Karşılaşmalar” (Sunuş), Anthony Giddens, Sosyal Teorinin Temel Problemleri içinde, çev. Ümit Tatlıcan, İstanbul: Paradigma, 2005.Metne dön.
[4] İktidar ilişkileri çok yönlü bir kavramdır. Herhangi bir iktidar biçimi, genel etkileri bazında makro ölçekte incelenebilir; ancak edimselleşmesi mikro ölçekte mümkün olabilmektedir. Örneğin beyaz ırkın üstünlüğünü inşa eden bir söylem, pratiğe ancak eylemin kendisiyle dökülebilir. Bu minvalde, çeşitli iktidar biçimlerini, analiz düzeyinin kapsamına göre hem makro hem mikro ölçekte inceleyebiliriz. Nihai aşamada bu, Giddens’in belirttiği gibi yapı-eylem ikiliğinden sisteme, sistemden yapı-eylem ikiliğine uzanan karşılıklılıkların neticesidir. Ayrıca bkz. Ümit Tatlıcan, “Sosyal Teoride Düalizmler”, a.g.y.Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Ali Koçak, "Akademik çalışmalarda bir dipnot olarak ‘Gezi’", Dünya Bülteni, 1 Haziran 2015

Gündelik hayatta hangi araçlarla, nasıl politik aktörler olunduğunun peşinden giden Funda Çoban’ın Sokak Siyaseti'nin üç temel kabulü var: Siyaset bir inşa sürecidir; bu süreçte kurulan yapılar gündelik yaşam içinde tekrar tekrar yıkılır ve yeniden yapılır; siyasetin gündelik inşası sokakta şekillenir.

Sokak Siyaseti: Siyasalın Gündelik Kuruluşu Bağlamında Bir İnceleme isimli çalışma, siyasi yapı ile siyasi failler arasında kurulan ikilikte “kurumsal politik mekanizmaların sağladığı imkânlar saklı kalmak koşuluyla, gündelik yaşamın akışı içinde “Sıradan insanlar politik süreçlere nasıl ve hangi araçlarla katılırlar?” sorusuna cevap arıyor.

Yazar siyasetin şekillenmesinde devlet, ulus, egemen kültür gibi makro yapıların rolüne öncelik veren yaklaşımların aksine, özneler ile toplumsal yapılar arasındaki ilişki biçimlerine odaklanıyor, sokak siyasetinin diğer kolektif eylem ve toplumsal hareket biçimleriyle temas ve farklılık noktalarını inceliyor. Berlin'deki grafiticiler ve işgal evi sakinleriyle yapılan saha çalışmasından örneklerle somutlanan çalışmanın ekseninde, günümüzün siyasi krizi ile bu toplumsal hareketlerin ilişkisi var: "Eşitlik ve özgürlük ideallerinin pazara hâkim güçlerin çıkarları lehine massedilmesi, refah devleti kurumlarının çözülmesi, seçim sonuçlarının halkı temsil ettiğine dair inancın azalması ve tüm bu sorunları kapsayan bir mesele olarak ... kriz tartışmalarının ardından gelişen güncel toplumsal hareket repertuvarları, fiziki bir uzam ve bir mecaz olarak sokağın içinden, siyasal katılımı merkezsizleştirmeye çalışıyorlar.

**

Funda Çoban'ın siyaseti yeniden düşünmeye çağrı niteliğindeki çalışması 2013 sonrasında kitaplaşan akademik içerikli pek çok çalışmada görüldüğü üzere Gezi Parkı olaylarını gerek iç bölümlerine gerekse alan araştırmasının sonuna bir ek şeklinde ilave ederek akademik alanla politik konumlanışı birbirine karıştırması bakımından enteresan bir kitap. Aslında bu ekleme durumu, siyaset, toplumsal hareket konulu kitapların ana temalarının dışında bir beklentiden kaynaklanıyor.

Zira sosyal bilimciler, bu konudaki çalışmalarının ya sunuşunda ya da sonuç kısmında neredeyse bir zorunlulukla karşı karşıya olduklarını kimi zaman itiraf da etmek durumunda kalıyorlar. Söz konu çalışma ekseninde düşünüldüğünde, Berlin’deki grafiti dünyası ile proje evleri üzerinden kurulan anlatı, bir anda mesafeleri kat ederek Gezi’ye geliveriyor.Gezi’yi hâlâ neoliberal düzenin dayatmalarına karşı itirazın son halkası olarak okuma yatkınlığı bölümlerden ziyade kitabın son kısmında karşımıza çıkıyor. “Devrim Market”, revirler ve kütüphaneler üzerinden kurulan anlatı, kültür sanat etkinlikleriyle allanıp pullanıyor, yüz yüze ilişkilerin ve dayanışmanın eşliğinde mikro ölçekli bir alternatif dünya deneyimi olarak baş tacı ediliyor.(s.283) Devamında ise şunlar yazılıyor:

“Gezi ruhu, zor anlarda birbirine yardım etmenin, güler yüzün tıpkı ilksel topluluklarda olduğu gibi Maussçu anlamda hediye edilmesine, böylece insanlar arasında üstü kapalı bir devingen yardımlaşma ekonomisinin doğmasına aracılık etti.”(s.286)

Gezi eksenindeki mücadelenin (hakikat söylemlerinin) yalnızca aktüel siyasi alanda değil, farklı akademik çalışmalara nasıl yansıdığının bir örneği olarak da okunabilir Sokak Siyaseti kitabı.

Devamını görmek için bkz.

Nazan Maksudyan, "Ev kira, mahalle hepimizin!", K24, 25 Haziran 2015

12 Eylül darbesi sonrasında doğan kuşaklar için siyasi partiler, meclis, seçimler gibi siyaset mekanizmaları soyut ve uzak birer politika alanı gibi görünür, 60'lar 70'ler siyasetine rengini veren silahlı devrimci hareketler göze alınamayacak kadar tehlikeli ve sonuçsuz bulunurken, 1990'lardan itibaren gündelik hayatımıza ve yaşam alanlarımıza dair eylemlilik ihtimalleri kendilerine apolitik diyen kuşakları dahi siyasetin merkezine çekmeyi başardı. Susurluk Kazası neticesinde açığa çıkan karanlık ilişkileri protesto etmek için yapılan "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" hareketi, merkezsiz, örgütsüz ve spontane olmasına rağmen kitleselleşebilmişti. Eylemcilerinin belli bir kimliğe ait olmaması, sokağı eyleme dahil eden ve göstere göstere yapılan bir protesto olması birçok insanda "yalnız değilim" iyimserliği uyandırabilmişti. Ardından ABD'nin Irak İşgali protestoları, Türkiye'nin Irak'a asker göndermesine tepki olarak yapılan "tezkere karşıtı" eylemler, G8 toplantısı, İstanbul Sosyal Forumu, NATO'nun kuruluş yıldönümü gibi çeşitli olaylar vesile edilerek ve neoliberal düzen karşıtlığı ekseninde her fırsatta muhalif sesler duyulmaya başlandı.

Yeni toplumsal hareketlerin ikinci dalgasının parçası olan ve sert bir kapitalizm eleştirisi içeren bu eylemler çeşitli ekonomik ve politik, daha da önemlisi küresel gelişmelerle bağlantılı olarak yükseldi. Küresel bakış açısı yitirilmese de Gezi Direnişi'ne uzanan süreçte, siyasi eylemlerin ve hedeflerin küresel ekoloji perspektifini yerele taşıdığı söylenebilir. Siyanürle altın üretimine karşı Bergamalı köylülerin verdiği mücadele (1992-2001), Akkuyu nükleer santrali projesi protestoları (2006-2015), Giresun, Artvin, Antalya, Mersin, Trabzon ve daha birçok yerde HES'lere karşı hukuki itirazlar, Yırca'da kurulacak termik santral için ağaç kesimini engelleme direnişi gibi sayısız çevreci muhalif hareket her zaman başarıya ulaşmasa da hayatımızı ve geleceğimizi doğrudan etkileyen siyasi tasarruflar söz konusu olduğunda artık sessiz kalınmayacağının kanıtı oldu.

Sokaklardan şehirlere

Direnişin daha şehirli hallerinde ise mutenalaştırma sürecinde mahalle halklarının neoliberal ekonomi gibi uzak bir kavramla burun buruna gelmesi Türkiye'de siyasetin sokak, mahalle düzeyinde anlamlı olmasını sağladı. 'Kentsel dönüşüm' adı altında Sulukule, Tarlabaşı, Fener, Balat gibi semtleri eski sakinlerinden 'arındırıp', tarihi dokuyu zedeleyip, inşaat perisinin sihirli dokunuşuyla yeni rant alanları yaratma projeleri mahalle halklarının sivil toplumun da desteğiyle protestolarına yol açtı. Ne yazık ki bu itirazlar projelerin hayata geçirilmesini engelleyemedi ve İstanbul günbegün bir şantiyeye dönüştü. Öte yandan yaşamımız, çevremiz, yarınlarımız üzerindeki etkilerini bizzat ve bire bir biçimde gösterecek durumlar söz konusu olduğunda, ister kırda ister kentte olsun, bireylerin söz hakkı talep etmeye başladıklarına şahit olduk. Ülkeyi 2013 Haziran'ına taşıyan da münferit, yerel, tekil gibi görünse de yanyana toplanınca özel mülkiyet haklarını bir kenara bırakıp, müşterek haklarımızı, müştereklerimizi (havayı, suyu, denizi, bostanı...) savunan hareketler oldu.

Asef Bayat'ın 1998'de yayımlanan kitabıyla aynı ismi taşıyan Sokak Siyaseti, Funda Çoban'ın doktora araştırmasına dayanıyor. Çalışma sokağı, dolayısıyla yaşam alanlarımızı merkeze almasıyla, ayrıca da alan araştırması bağlamında Berlin'de gerçekleşmiş olması ve kısmen de olsa Gezi Direnişi'ni eksenine katmasıyla son derece ilginç bir okuma sunuyor. Teorik altyapısı itibariyle çok güçlü olan kitap, siyasetin gündelik inşası, özneler ile toplumsal yapılar arasındaki ilişki biçimleri, sokak siyasetinin diğer kolektif eylem ve toplumsal hareket biçimleriyle temas ve farklılık noktalarını inceliyor. Sokak siyaseti kavramının kentsel yönünün özellikle altını çizmek gerek. Sokak bir kavram olarak kendiliğinden şehri anımsatsa da araştırmaya konu olan grafitiler, işgal evleri ve çeşitli direniş eylemleri münhasıran kente dair gelişmeler. Bu yönüyle tartışma aslında sokaklardan şehirlere uzanıyor.

Siyasalın gündelik kuruluşu

Bayat'ın neredeyse yirmi yıllık çalışması Üçüncü Dünyalı ve özellikle Ortadoğulu madun grupların (kente göç edenler, gecekonducular, işsizler, işportacılar, gündelik / geçimlik işçiler, sığınmacılar) yaşamlarını idame ettirmek ve daha iyi yaşamak için sessiz ve gündelik tecavüz biçimleri geliştirdiklerinden bahseder. Sabit kurumlar, tutarlı bir ideoloji ya da belirgin bir liderlik olmaksızın, farklı toplumsal grupların muhalefet biçimlerini inceler. Bayat'ın çalışmasını merkeze oturtsa da Çoban kendi 'siyasalın gündelik kuruluşu' kapsamını daha geniş tanımlıyor. Bayat'a göre sokak siyaseti "aktörler amaçlarını, yöntemlerini ve gerekçelerini telaffuz ederek eylemlerinin bilincine varırlarsa toplumsal hareket haline gelen kendinde bir harekettir". Başka bir deyişle sokak siyasetinin aktörleri bilinçten yoksundur (bilinç hareketi dönüştürür). Çoban'a göre bu ölçek genişletilmeye muhtaçtır. (s. 101-105) Berlin'deki grafiticiler ve işgal/proje evi sakinleriyle yapılan saha çalışmasından örneklerle somutlanan çalışma, toplumsal hareket repertuarının, fiziki bir uzam ve bir metafor olarak sokağın içinde cereyan ederken, siyasal katılımı merkezsizleştirdiğini vurguluyor.

Sokak siyasetinin araçlarını ve taktiklerini tüketici bir şekilde sıralamak çok kolay olmasa da Çoban'ın tartıştığı gündelik yaşama içkin direniş pratikleri günceli kavrayabilmek açısından zihin açıcı. Madun, görmezden gelinen, susturulmuş öznelerin siyasal alan mücadelesi olarak karşımıza çıkan taktikler içinde Funda Çoban şunları inceliyor: karnaval, müzik/dans, mizah, aylaklık, oyun, esriklik, sokak sanatları, armağan, internet, sivil itaatsizlik eylemleri, spontane toplanmalar ve işgaller. İlgili taktiğe dair bölümlerde çok sayıda örnek eylem olduğu gibi, kitabın son bölümünde Gezi Direnişi eylemlerinde bu taktiklerin nasıl kullanıldığı da ayrıca tartışılıyor.

Funda Çoban'ın son bölümde altını çizdikleri 2013'ten bugüne geldiğimiz süreci, özellikle de HDP'nin 7 Haziran seçimlerindeki başarısını özetler gibi:

"Evrensel iddialarla ortaya çıkacak bir eylemlilik biçiminin, kendini öncelikle yerel düzeyde ve yerel bir söylemle çabuk ve etkili bir şekilde örgütlemesi gerekir. Bu anlamda, siyasalın gündelik kuruluşu bağlamında sokak siyaseti ile ilişki, yaygın ve derinlemesine taleplerle birleşecek 'demokratik' bir politik vizyonun koşuludur. Başka bir ifadeyle özgürlükçü ve eşitlikçi bir program, karnavalla, mizahla, dans ve müzikle, aylaklıkla, esriklikle, oyunla, sokak sanatlarıyla, internetle, armağanla, sivil itaatsizlikle, işgallerle temas etmediği müddetçe atıl kalacaktır." (s. 276)

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.