Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-048-9
13x19.5 cm, 216 s.
Liste fiyatı: 22,00 TL
İndirimli fiyatı: 17,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Taha Parla diğer kitapları
Din Devlet Demokrasi, 2017
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Türkiye'de Anayasalar
Tarih, İdeoloji, Rejim 1921-2016
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen
Kapak Deseni: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım (İletişim Yayınları): 2007
Genişletilmiş 5. Basım: Haziran 2016

Parlamenter sistemden uzaklaşarak siyasi gücün tümüyle tek-adamda toplandığı bugünkü gidişatın temeli Taha Parla’ya göre 1982, hatta bazı yönleriyle 1961 Anayasası’nın ve bunlarda yapılmış muhtelif sahte “demokratik” değişikliğin yasama ve yargıyı zayıflatma, “yürütme”nin üstünlüğünü artırma, pekiştirme yönündeki eğiliminde yatmaktadır. Oysa sanılanın aksine “en kötü parlamenter sistem bile en iyi başkanlıktan daha iyidir.”

2010 Referandumu’nu ve Başkanlık sistemini konu alan iki yazı ekleyerek genişlettiğimiz bu klasikleşmiş kitapta, Cumhuriyet anayasaları ideoloji, özgürlükler rejimi, devlet yapısı, yapılma ve değiştirilme prosedürü açısından değerlendiriliyor. Yürürlükteki anayasal sistemi belirlemiş 1982 Anayasası’nın sürmekte olan ezici ağırlığı vurgulanırken, bir yandan bu anayasanın emsal normlarının genel kanının aksine aslen 1961 Anayasası’nda bulunduğu, öte yandan 1987-2001 arasında yapılan çeşitli değişikliklerin demokratikleşme için gerekli, esasa ilişkin değişiklikler olmadığı gösteriliyor. Yine 2002, 2004 ve 2005’te yapılan kimi değişiklikler de var olan durumu etraflıca ve esastan değiştirmeye yönelik değil. İnceleme, Türkiye’de siyasal rejimin gerçekten demokratikleşebilmesi için, bunun temel yasa çerçevesini çizen anayasada hangi esaslı değişikliklerin hâlâ yapılmayı beklediğine de işaret ediyor. Bu yeni basıma eklenen Referandum ve Başkanlık yazıları da, tarihsel süreklilik içerisinde, giderek kemikleşen bu problemi günümüze taşıyor.

Taha Parla’nın temel nitelikleriyle ve kolay anlaşılır bir dille aktardığı bu tarih Türkiye’deki antidemokratik siyasal rejimin sürekli hamaset diline kaçarak neredeyse yüzyılı bulan bir süredir sorunları nasıl ertelediğini gösteriyor ve insanı üzücü bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Türkiye demokratik bir anayasa “yazabilir” mi? Nasıl? Ne zaman?

İÇİNDEKİLER
Beşinci Baskıya Ön Not
Giriş (1991)

Birinci Kısım
1921 ve 1924 Anayasaları

1 1921 Anayasası ve 1923 Değişikliği
2 1924 Anayasası ve 1928, 1937 Değişiklikleri

İkinci Kısım
1961 ve 1982 Anayasaları ve
1971-1973 Değişiklikleri

1 Siyaset ve Toplum Teorisi

Başlangıç: Kurucu İktidar, Siyaset ve Toplum Anlayışı 
Kurucu İktidar ve Meşruiyet Anlayışı
Kemalist İdeoloji ve Korporatist Siyasi Teori
Genel Esaslar: Devlet İdeolojisi ve Güçler İlişkisi

2 Devlet-Yurttaş İlişkisi

Temel Haklar - Genel Hükümler: Özgürlükten Yasaklamaya
Kişi Hakları: Korumadan Sınırlandırmaya
Sosyal ve Ekonomik Haklar: Sosyal Devletçilikten
İdari Devletçiliğe
Siyasal Haklar: Siyasi Katılımdan İdari Vesayete

3 Devletin Yapısı

Yasama: Sonun Başlangıcı ve Parlamentonun Sönüşü
Yürütme: Yürütmenin Üstünlüğüne Kesin Geçiş
Cumhurbaşkanı: Temsilden Olağanüstü Yetkili Konuma
Bakanlar Kurulu: Parti-Hükümetinin Zayıflayışı ve Çöküşü
Askeri Bürokrasi: Yine Yürütmenin Üçüncü Başı
Yönetim: Merkezi Yönetimin Güçlendirilişi
Yargı: Bağımsızlıktan Bağımlılığa

4 Anayasa Değişikliği

Değişiklik Hükümleri
Geçici Hükümler
Anayasaların Yapılışı
Sonsöz (1993)

Üçüncü Kısım
1982 Anayasası’nda Yapılan Değişiklikler

1 1987 ve 1993 Değişiklikleri
2 1999 (A) ve 1999 (B) Değişiklikleri
3 1995 Değişikliği
4 2001 Değişikliği
Önümüzdeki Gündem: Demokrasi  İçin
Anayasa Değişikliği Sorunu
5  2002, 2004, 2005 Değişiklikleri
6 Son Notlar: 2007 Mayısı’nda Durum

Dördüncü Kısım
Referandum ve Başkanlık Zorlamaları

1  2010 Referandumu:

Yargının Yapısının ve Öteki Erklerle İlişkilerinin
Anayasada Düzenlenmesi
Yargı Reformu ve Anayasa Revizyonu Gereği
 
2  Başkanlık Sistemi
Siyaset Teorisi ve Felsefesinde Monokratik Yönetimler,
Karizmatik Liderlik ve Başkanlık Sistemleri
1. Başkanlık Sistemi Arayışları
2. Tarihte ve Teoride Monokratik Yönetimler
3. Karizmatik Liderler ve Büyük Adamlar
4. Monokrasinin Etik ve Psikolojik Sorunları
5. Yarı-Başkanlıklar ve Yoz Başkanlık Sistemleri
6. Parlamenter Sistem ve Amerikan Başkanlık Sistemi
7. Türkiye’deki Durum
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Giriş, s. 15-18

Bu kitapta Türkiye’nin cumhuriyet dönemi anayasaları inceleniyor ve karşılaştırılıyor. Meşrutiyet dönemi Osmanlı anayasalarına hiç değinilmemesinin iki nedeni var: Birincisi yer sınırlaması ve konuyu daraltma gereği. İkincisi ve belki de daha önemlisi, Cumhuriyet anayasalarının kendi içinde bir bütünlük taşıması ve anlaşılmak için meşrutiyet anayasalarına geri gidilmesini belirleyici ölçülerde gerektirmemesi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye ulus-devletine geçilirken, ekonomik-sosyal-kültürel yapılarda elbette süreklilik söz konusu ama devlet yapısında ve siyasal teori, pratik, kurumlar planında kökten değişimler olduğu için ancak “tortu”lardan söz etmek mümkün. O da daha kapsamlı, başka bir incelemenin konusu.

Bu çerçeve içinde 1921 ve 1924 Anayasalarına daha kısa, 1961 ve 1982 Anayasalarına daha uzun yer verildi. Bunun da iki nedeni var: Birincisi, 1961 ve 1982’nin günümüzde de, anayasa tartışmalarının Türkiye’de siyasal gündemin hiç eksikliği duyulmayan (ya da müzmin) maddelerinden biri durumuna geldiği son on yılda da, üzerinde asıl durulan anayasalar olmaları. İkincisi, ileride görüleceği üzere, 1921’in zaten çok kısa ve geçici, 1924’ün de görece kısa ve pek gelişkin sayılamayacak anayasalar olmaları.

Buna göre, 1921 ve 1924 Anayasaları temel özellikleri açısından özetleniyor; 1961 ve 1982 ise, Anayasaların beylik bölümleri bakımından bir “yakın okuma”ya tabi tutuluyor: 1) temel ideoloji, 2) özgürlükler rejimi, 3) devlet yapısı, 4) değiştirme (ve yapılma) yöntemi. En sonda da bu anayasaların sistemleri, anayasa geleneğindeki süreklilikler ve kırılmalar, anayasaların yapılış yöntemlerine ilişkin meşruiyet sorunları üstüne bazı gözlemler yer alıyor.

Bu kitapta bulunmayan, ama tüketici bir anayasalar incelemesi kitabında kapsanması gereken ek konuların ve inceleme düzlemlerinin sayısı az değildir. Bunlar, bu kitapçığın odağını ya da inceleme malzemesini oluşturan anayasal sonuç belgelerini genişleyerek çevreleyen daireler biçiminde düşünülebilir:

• Anayasa maddelerinde genel olarak düzenlenen kurum ve kuralları açan özel yasalar,

• Seçim ve siyasal partiler yasaları gibi “organik” yasalar,

• Ceza, dernekler, sendikalar, iş, basın yasaları gibi “rejim yasa”ları,

• Anayasaların taslakları, tasarıları, gerekçeleri, modelleri; çağdaş hukuk ve anayasa ilkeleri,

• Anayasaların meclis görüşmeleri, tartışmaları; anayasayı yapanların ya da değiştirenlerin ideolojisi, zihniyeti, siyasal kültürü,

• Anayasaların yapılış ânındaki siyasal güç dengesi, sosyal sınıflar yapısı, ekonomik çıkarlar çatışması,

• Tarihsel anayasal ve siyasal değişim ve gelişim süreci,

• Anayasaların teorisi ile pratiği arasındaki uyum ve uyumsuzluklar; anayasaların öznel amaçları ile beklenmedik sonuçları arasındaki farklılıklar, vb.

Bir anayasal düzeni bütünüyle ayrıntıda ve tarihsel bağlam içinde belirleyen tüm bu etkenler ise, o düzenin genel çerçevesini çizen ve ön cephesini oluşturan da anayasanın metni, anayasanın sonuç belgesidir. Anayasa bir toplumun iç hukukunun ve iç siyasetinin temel normudur; yukarıda saydığımız öteki kurum ve kurallar ondan türerler. Uyumsuzluk ve iç tutarsızlıklar, anayasanın önemini azaltmaz; öbürlerinin düzeltilmesi gerekir. Sözde gerçekçilik ya da kuşkuculuk adına anayasayı bir “kurgu” ya da “kâğıt parçası” olarak görmek doğru değildir. Kötü uygulamayla boşa çıkarılan iyi anayasalar kadar, yurttaşlara nefes aldırmayan kötü anayasalar da çok ciddi siyasal-hukuksal gerçekliklerdir. Uygulama ve işlerlik / işlemezlik de önemlidir ama, daha önemli değildir.

Buna karşılık anayasaları siyasal romantizmle ya da hukuksal pozitivizmle idealize etmek, yüceltmek de gerekmez. Kötüsü vardır, iyileştirilebilir olanı vardır, zamanın gereklerine ya da ahlaki-felsefi değer ve yargıların değişimine göre eleştirilmesi ve değiştirilmesi gerekeni vardır. Anayasa bir üst yasadır ama üst tarafı o da bir yasadır. Yasal (kanuni) olan mutlaka hukuki, hele meşru demek değildir. Belli bir zaman ve yerde çıkarılmış olan belli bir yasa (kanun) o dönemde geçerli genel hukuk ilkelerine aykırı olabilir ya da bir kanunun uygun olduğu genelgeçer hukuk ilkelerinin ta kendisi, daha yüksek felsefi meşruiyet ölçütlerine göre sorgulanabilir nitelikte olabilir.

Türkiye’de ise tuhaf bir anayasa fetişizmi sürüyor. Anayasayı demokratik yöntemlerle yapmak ve değiştirmek, üstünlüğüne saygı duymak ve onu kalıcı kılmaya çalışmak anlamında değil tabii (zaten o zaman fetişizmden söz edilmezdi). Türkiye herhalde anayasası en sık bozulup yenilenen ülkelerden biri. Üstelik bu iş olağan yasama yönteminden (1921, 1924) çok, askeri darbelerle ve güdümlü kurullarca (1961, 1971-73, 1982) yapılıyor. Yine de anayasa sözcüğü kimsenin ağzından düşmüyor.

Herkes anayasaya sığınıyor ya da anayasaya uyulmadığını söylüyor; tabii “kendisinin” koruduğunu, “başkasının” bozduğunu kastederek. Anayasa kâğıt parçası haline getiriliyor ama anayasanın bir kâğıt parçası olduğunu doğrudan söyleyen de çıkmıyor. Demek ki sözcük iyi kötü yerleşmiş, önemli sayılıyor. Zaten siyasal değişim süreçlerinde genellikle böyle olur: Önce “sözcük” yerleşir, sonra o sözcüğün temsil ettiği “kavram” ya da kural, en sonunda da kavram ya da kuralın “uygulaması” ve kurumsallaşması. Türkiye anayasa açısından daha ancak birinci aşamada; öteki aşamalar için daha zaman geçmesi gerekiyor. Demokrasi geleneği henüz sözcüklerden ibaret; kavramlar sindirilmiş, kurumlar oturmuş değil.

Bu durumun toplumsal, tarihsel nedenleri yanında, önemli politik ve kültürel nedenleri de var. Son otuz yılın bilinçli bir devlet ve sınıf politikası olarak yurttaşlar ve onların temsilcileri olan siyasal partiler anayasa konularına karıştırılmadığı gibi, yurttaşlar da anayasa işlerine pek karışmıyorlar, uzak duruyorlar. Bir yandan askerler darbe yapıp anayasa hukuku profesörleriyle güdümlü politikacılara anayasa hazırlatıyor ve oldu-bitti biçiminde halka onaylatıyorlar. Öbür yandan kitleler ve aydınlar anayasayı uzman siyasal seçkinlerin işi sayıyor, ciddi biçimde incelemiyor, okumuyor ve hesap sormuyor. Görece ilgili olanları da, genelde sempati duydukları politikacıların ve fıkra yazarlarının klişelerini (çoğu zaman yanlış ya da yetersiz) benimsemekle yetiniyor; üstelik kimileri buna dayanarak görüş de bildiriyor – ama “ev ödevini” yapmadan, anayasayı okumadan.

Oysa anayasa metinleri zor anlaşılmak şöyle dursun, son derece rahat anlaşılan, hatta yer yer sıkıcı bile olabilecek basitlikte metinler. Belki de okuma yazması olan her yurttaşın en kolay anlayabileceği siyasal metinler. Önemleri ise basitlikleriyle ters orantılı: Yurttaşlara hizmet veren (böyle görülmesi ve yönlendirilmesi gereken) devletin yapısını, sınırlarını belirleyen ve bireylerin yaşamının siyasalhukuksal çerçevesini çizen, ufkunu açan ya da kapatan belgeler.

Dolayısıyla anayasa bir avuç hukukçu, politikacı ve askere bırakılamayacak kadar önemli ve günlük yaşamla doğrudan ilgili bir konu. Anayasa, seçilmiş klişeler yardımıyla, okunmuş ve bilinir gibi yapılacak bir kitap ya da gerek görüldükçe herhangi bir maddesine bakılacak bir başvuru kaynağı değil. Bir ülkedeki siyasal ve hukuksal durumun esasını anlamak ve parçaları hakkında bile konuşabilmek için herkesin en az bir kez baştan sona okuması zorunlu bir el kitabı.

Bu kitapçık da böyle bir “ilk okuma” örneği...

Metni okuyup çeşitli hataları düzelten Bülent Tanör’e teşekkür ederim. Uyarısına karşın değiştirmediğim bazı yorumların sorumluluğu bana aittir.

1991

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.